Makaleler

Ansiklopedi Maddeleri

Yazdır

Tanrı Buyruğu - İslam Ansiklopedisi

. Ansiklopedi Maddeleri

TANRI BUYRUĞU

Ömer Rıza Doğrul’un (ö. 1952) Türkçe Kur’an tercüme ve tefsiri. Tam adı Tanrı Buyruğu Kur’ân-ı Kerîm’in Tercüme ve Tefsîr-i Şerîfi olup Latin harfleriyle basılan ilk Türkçe Kur’an tercümelerinden biridir. Ömer Rıza, kendi döneminde mevcut Kur’an tercümelerini asıl metnin ifade gücünü yansıtamaması, ilim, dil ve edebiyattan yoksun olması gibi sebeplerle eleştirir (Kur’ân Nedir, s. 93-96). Kur’an’ı tercüme ve tefsir edebilmek için İslâm ilimlerinde derinleşmenin, bunun için de bir ömür harcamanın gerekli olduğunu belirtir. Eserini hazırlarken Kur’an’la ilgili hemen her kaynağı ve eski mukaddes kitapları incelediğini, çalışmasının kırk yıllık birikim sonunda ortaya çıktığını söyler (SR, III/74 [1950], s. 376). Ömer Rıza her sûrenin başında o sûrenin konusu ve tarihi hakkında kısa bilgiler aktarır, âyetler ve sûreler arasındaki münasebetlere dikkat çeker. Sûreleri bölümlere ayırır ve konularına göre bu bölümlere başlıklar koyar. Âyetlerin meâlleri verilirken kısa ilâveler metinde parantez içinde gösterilir, tefsirî mahiyetteki açıklamalara dipnotlarda yer verilir. Mütercim, bu açıklamalarda temel tefsir kaynaklarına atıfta bulunduğu gibi çağdaş Doğu ve Batı araştırmacılarının eserlerine de başvurur. Muhammed Abduh, Seyyid Ahmed Han, Abdülaziz Çâvîş, Mevlevî Muhammed Ali, Gulâm Yûsuf Ali, Singapur Kadısı Gulâm Server, Mustafa Abdürrezzak Paşa, Rodwell-Burckhardt, George Sale ve William Muir eserlerine atıf yaptığı âlimlerden bazılarıdır. Ömer Rıza, özellikle Ehl-i kitabın ve geçmiş toplumların kıssalarıyla ilgili âyetleri açıklarken Kitâb-ı Mukaddes’le mukayeseler yapar, onun tahrif edilen yerlerine dikkat çeker ve şarkiyatçıların Kur’an’a yönelttiği eleştirilere cevap verir. Eserin dipnotlarında yer alan açıklamalar bazan sayfalarca sürer. Tercümede güzel bir Türkçe ve akıcı bir üslûp kullanılmış, Arapça tabirlere uygun karşılıklar bulmaya çalışılmıştır. Meselâ Kur’an’da çokça geçen amel-i sâlih, “yararlı işler” (el-Bakara 2/62), “doğru dürüst işler” (el-İsrâ 17/9); sübhâneke, “ulusun, yücesin, mukaddes ve münezzehsin” (el-Bakara 2/32); hâşiûn, “içi saygıyla ürperen kimseler” (el-Bakara 2/45); hanîf “dosdoğru yol üzere olan kimse” (el-Bakara 2/135) şeklinde tercüme edilir. Ömer Rıza eserde yer yer bilimsel açıklamalara yer verir. “Onlar ki ayakta iken, otururken, yanları üzerine yatarken Allah’ı anarlar; göklerle yerin yaratılışını düşünürler de Tanrımız, bunu boş yere yaratmadın! Münezzehsin. Bizi ateş azabından koru ...” meâlindeki âyeti açıklarken (Âl-i İmrân 3/191) göklerle yerin yaratılış hikmetleri üzerinde durarak göklerdeki ve yerdeki eşsiz sistemden bilimsel örnekler verir (I, 147-148, 88 nolu dipnot). Yer yer işârî yorumlar yapar. Meselâ Kehf sûresinde anlatılan kıssada herhangi bir olağan üstülüğün bulunmadığını belirttikten sonra kıssayı Hıristiyanlık tarihine uygular. Buna göre Ashâb-ı Kehf’in mağaraya sığınması Hıristiyanlık’taki ruhbanlığa, onların mağarada uykuya dalması Hıristiyanlığın duraklamasına ... işaret etmektedir (II, 477-481, 4-12 nolu dipnotlar). Ömer Rıza’nın dikkat çeken görüşlerinden biri de Kur’an âyetleri arasında neshi kabul etmemesidir. Nitekim âyetler arasında çelişki olmadığı ve herhangi bir âyetin neshedildiğine dair tek bir hadisin bulunmadığı kanaatindedir (Giriş, I, 49-54; I, 44-45, 99 nolu dipnot). Mütercim Türkçe Tanrı kelimesinin Allah kelimesinin karşılığı olamayacağını, Tanrı kelimesinin mâbud ve ilâhın karşılığı sayılabileceğini belirtmesine rağmen (I, 10, 2 nolu dipnot) eserine Tanrı Buyruğu adını verdiği gibi meâlinde özellikle rab, ilâh kelimelerinin, bazan da Allah kelimesinin yerine Tanrı kelimesini kullanır. “Sizin mâbudunuz (ilâhüküm) O yegâne Tanrı’dır (ilâh) ki O’ndan başka Tanrı (ilâh) yoktur; rahmân O, rahîm O” (el-Bakara 2/163); “Bu, Tanrı (Allah) nezdinde daha dürüst, daha makbul ...” (el-Bakara 2/282); “Göklerin tanrısı (rab), arzın tanrısı, bütün âlemlerin tanrısı Allah’a hamdolsun” (el-Câsiye 45/36) şeklindeki çevirileri buna örnek gösterilebilir. Ömer Rıza Doğrul masonlukla, Tanrı Buyruğu’nu masonluğun tesiri altında yazmakla ve Kādiyânî mezhebine mensup olduğu ileri sürülen Mevlânâ Muhammed Ali Lâhûrî’nin etkisinde kalmakla suçlanmıştır. Bu tür iddialar karşısında Ömer Rıza, Muhammed Ali’nin Kādiyânîliği bıraktığını ve tamamen Ehl-i sünnet’i benimsediğini, onun Kādiyânî olmadığının bizzat Kādiyânî ileri gelenleri tarafından söylendiğini ve eserlerinde Kādiyânîlik inancına ya da Ehl-i sünnet akîdesini zedeleyen görüşlere rastlanmadığını açıkladıktan sonra kendisinin Muhammed Ali’nin etkisinde kalmadığını söyler (SR, III/74 [1950], s. 374-378). Ömer Rıza’nın çalışmalarından övgüyle bahseden ve Tanrı Buyruğu’nu “mason kitabı” diye nitelendirmenin doğru olmayacağını belirten M. Râif Ogan (a.g.e., III/72 [1950], s. 339-341), Muhammed Ali’nin Kādiyânîler’le münasebetinin bulunmadığı fikrine katılmadığını söyleyerek Ömer Rıza’nın, tefsirine Muhammed Ali’nin esasa dayanan bazı aykırı fikirlerini aldığını ileri sürer; Hz. Îsâ’nın doğumu (babasının Hz. Meryem’le evlenen Yûsuf Neccâr adlı bir kişi olduğu iddiası) ve beşikte konuşması gibi mûcizelere dair bu türden yorumları örnek olarak gösterir (a.g.e., III/75 [1950], s. 388-391). Kādiyânîlik tesirini dile getirenlerden biri olan Hasan Basri Çantay da Tanrı Buyruğu’nun Lahor’daki Ahmediyye-Kādiyâniyye mezhebi reisi Mevlânâ Muhammed Ali’nin İngilizce tefsirli Kur’an tercümesinin bir kopyası olduğuna dair Ahmet Hamdi Akseki’nin bir mektubunun elinde olduğunu söyler (Kur’ân-ı Hakîm ve Meâl-i Kerîm, I, 7). Çantay’ın bu iddiasının uzak bir ihtimal olup ispat edilmesi gerektiğini söyleyen Salih Akdemir, Ömer Rıza’nın tercümesinin kendinden önceki tercümelere nisbetle büyük bir gelişme kaydettiğini, ancak birçok âyetin tercümesinde hataya düştüğünü ileri sürer ve tercümedeki bazı yanlışlara dikkat çeker (bk. bibl.). Ömer Rıza’nın çeşitli eleştirilere hedef olmasında ve özellikle Tanrı Buyruğu’nun geri plana atılmasında Mevlânâ Muhammed Ali’den bir ölçüde faydalanmasının yanı sıra kendisinin politikaya atılması, basın yayın işleriyle uğraşması, masonluğuna dair tartışmalar, eserlerinde Doğu ve Batı kaynaklarından yararlanmış olması ve yer yer geleneksel söyleme aykırı biçimde akılcı yaklaşımlarda bulunması gibi sebeplerin de etkili olduğu söylenebilir. Tanrı Buyruğu’nun ilk baskısı İstanbul’da Kur’an metnine yer verilmeden yapılmıştır (1934). Mukaddimede Kur’an’ın tanımı, taksim ve tertibi, isimleri, sûreleri, âyetleriyle dinin esasları hakkında kısa bilgiler verilmiş, Hz. Peygamber’in sîretinin kronolojik tablosu kaydedilmiş, sonuna fihrist ve indeks eklenmiştir. Eserin daha sonraki iki baskısında Kur’an metnine de yer verilmiştir (İstanbul 1947, 1955). Kur’an metninin bulunmadığı, Ahmet Muhtar Büyükçınar ve Mustafa Uzun tarafından hazırlanan dördüncü baskıda (İstanbul 1980) bazı yazım hatalarının düzeltilmesi yanında kısmî sadeleştirmelere gidilmiş ve Mevlânâ Muhammed Ali’ye ait olduğu ileri sürülen bazı yerler çıkarılmıştır. Bu son baskı eserin orijinali üzerinde tahrifat yapıldığı gerekçesiyle eleştirilmiştir (Karabulut, III/1 [2000], s. 185-204). Tanrı Buyruğu’nun mukaddimesi Kur’ân ve İslâm Üzerine adıyla kitap halinde de basılmıştır (İstanbul 2006). Rukiye Öner (Kuloğlu) Ömer Rıza Doğrul’un Hayatı, Eserleri ve “Tanrı Buyruğu” Adlı Tefsiri başlıklı bir yüksek lisans tezi hazırlamıştır (2000, AÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü).

BİBLİYOGRAFYA: Ömer Rıza Doğrul, Kur’ân Nedir, İstanbul 1345/1927, s. 93-96; a.mlf., Tanrı Buyruğu: Kur’ân-ı Kerîm’in Tercüme ve Tefsîr-i Şerîfi, İstanbul 1955; a.mlf., “Kadiyanîlikten Teberri Ediyoruz”, SR, III/74 (1950), s. 374-378; Hasan Basri Çantay, Kur’ân-ı Hakîm ve Meâl-i Kerîm, İstanbul 1972, I, 7; Salih Akdemir, Cumhuriyet Dönemi Kur’ân Tercümeleri, Ankara 1989, s. 47-48, 87, 97, 114, 144, 150-152; M. Râif Ogan, “Pire İçin Yorgan Yakılmaz”, SR, III/72 (1950), s. 339-341; a.mlf., “Ömer Rıza Beyle Alâkalı Olmayan Noktalar”, a.e., III/75 (1950), s. 388-391; İlhami Karabulut, “Tanrı Buyruğu ya da Bir Tahrifin Anatomisi”, İslâmiyât, III/1, Ankara 2000, s. 185-204.

Ali Akpınar 

PDF için tıklayınız.

Yazdır

Tefsiru Celaleyn - İslam Ansiklopedisi

. Ansiklopedi Maddeleri

 Celâleyn Tefsîri, tefsîr alanında değişik pek çok baskısı yapılan, çok okunan, hemen her kütüphanede bulunan eserlerden biridir. Eserin bunca tefsîr arasında bu şöhrete ulaşmasının haklı bir kısım sebepleri vardır. Bir kere o, muhtasar bir tefsirdir. Dili ağır değildir. Anadili Arapça olan da, Arapçayı sonradan öğrenen de onu anlamakta zorlanmaz. Yanı sıra eser, Sahabe ve Tabiun'un Kur'ân anlayışlarının karakteristik bir özelliğini yansıtmaktadır. Şöyle ki, Celâleyn Tefsîrinde Kur'ân, âyetlerdeki murad-ı İlahiyi ayrıntı bilgiler içerisinde kaybolmasına meydan vermeyecek şekilde kısa ve net bir uslüple tefsîr edilmiştir.

"Tefsîru'l-Celâleyn" diye bilinen bu meşhur tefsîr, Celalüddin el Mahallî  ((791 / 1388 Kahire - 864 / 1459 Mısır) ve Celaluddin es-Suyûtî  (849 / 1445 Kahire - 911 / 1505 Kahire) adlı iki alim tarafından yazıldığı için "Celâleyn Tefsîri" (iki Celal'in Tefsîri) olarak şöhret bulmuştur. Tefsirin önemini belirtmek için ona ‘Tefsîru zü’l-Celâleyn’ denilmişse de bu, Arap grameri açısından yanlış bir isimlendirmedir. (bk. N. Itır, er-Rivâye, s. 45) "Lübbü't-Tefâsir" (Tefsîrlerin özü-Kaymağı) diye anılan ve en çok okunan tefsîr özelliğini bugün de koruyan Celâleyn Tefsîri, o kadar veciz olarak hazırlanmıştır ki, yapılan sayımlara göre Müddessir sûresine kadar, Kur'ân âyetleri ile tefsîrdeki harflerin sayısının birbirine eşit olduğu tespit edilmiştir. (ez-Zehebî, I, 319; Katib Çelebî, I, 236) Bu tespit, tefsirin ne kadar veciz bir şekilde yazıldığını ortaya koymakla birlikte, eser üzerinde yapılan çalışmaların boyutu hakkında fikir vermesi açısından  da ilginçtir. Tefsîr, iki cilt halinde müstakil olarak basıldığı gibi, Beyzavî, Nesefî tefsiri gibi meşhur tefsirlerin kenarında da basılmıştır. Son dönemlerde ortasında Kur’ân metni olduğu halde tahkikli olarak ve modern usullerde basılmıştır. Eser 1997 de bir heyet tarafından Türkçe’ye çevrilmiş ve üç cilt halinde basılmıştır.

İki cilt ve iki bölümden oluşan bu tefsîrden hangisinin Mahallî 'ye ve hangisinin Suyûtî 'ye ait olduğu kaynaklarımızda farklı şekillerde gösterilmiştir. Katip Çelebi’nin başını çektiği bir görüşe göre, el-Bakara sûresinden el-İsrâ sûresine kadar olan birinci bölüm Mahallî tarafından; el-Kehf sûresinden en-Nâs sûresine kadar olan kısm ise Suyûtî  tarafından yazılmış, el-Fatiha sûresi de Suyûtî  tarafından tefsîr edildiğinden tefsîrin sonuna konulmuştur. (bk. Kâtib Çelebî, Keşfu'z-Zunûn, I, 236) Kâtib Çelebî’nin başını çektiği bu görüş pek çok bilim adamı tarafından tekrar edilmiştir. (bk. Kâsım el-Kaysî, Târîhu’t-Tefsîr, s. 78; Ahmed Atıyyetüllah, Mu’cemu’l İslâmî, I, 483; Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsîr Tarihi, II, 596; Mehmet Sofuoğlu, Tefsir Dersleri, s.37; Ali Turgut, Tefsîr Usûlü, s. 245; Süleyman Mollaibrahimoğlu, Celâlüddîn es-Suyûtî ve Merâsidü'l-Metâli fî-Tenâsübi'l-Mekâti' ve'l-Metâli İsimli Eseri,  s. 33 ve 45, Celâleyn Tefsîri’nin tercümesini tetkik edip takdim yazısı yazan M. Talu da aynı yanlışı tekrar etmiştir. Oysa tercümede Suyûtî’nin bu görüşü tekzip eden cümlelerinin tercümesi yer almıştır. Bk. Celâleyn Tefsîri Tercümesi, II, 1020) Bu görüş sahipleri, meseleyi tahkik etmeden, tefsirin Kur'ân’ın başından başlayıp yarım kalmış olacağı varsayımından hareket ederek yanlış bir sonuca varmışlardır.

Doğru olan görüşe göre ise, Mahallî, el-Kehf sûresinden başlayıp en-Nâs sûresine kadar tefsîr etmiş, daha sonra el-Fatiha sûresinin tefsîrine başlamıştır. Ne var ki ömrü kifâyet etmediğinden tefsîri bitirmeye muvaffak olamamıştır. Daha sonra yarım kalan tefsîri Suyûtî, el-Bakara sûresinden başlayıp el-İsrâ sûresi sonuna kadar tefsîr ederek tamamlamıştır. Suyûtî, Mahallî'nin tefsîr ettiği belli olsun diye Fatiha'yı tefsîrin sonuna koymuştur. Suyûtî, tefsîrin başına koyduğu Mukaddime'de ve el-İsrâ sûresi tefsîri sonunda buna işaret etmiştir.  İşin ayrıntısı ise şöyledir: Ömrünün sonlarına doğru tefsîr yazmaya başlayan Mahallî'nin, Kur'ân-ı Kerim'in baştan sona tefsîrini bitiremem endişesiyle Rahman sûresinden tefsîre başlayıp Kur'ân'ın sonuna kadar tefsîr ettiği; bu bölümü bitirince Yasin sûresinden er-Rahman sûresine kadar, daha sonra Meryem sûresinden Yasin sûresine kadar tefsîr ettiği; bu üçüncü bölümü bitirdikten sonra da baş tarafa geçip el-Fatiha sûresini tefsîr ettiği, el-Bakara sûresinin başlarını tefsîr ederken ise vefat ettiği anlaşılmaktadır. Talebesi olan Suyûtî, hocasının yarım kalan tefsîrini, Bakara sûresinden yeniden başlayarak tamamlamıştır. (bk. Süleyman el- Cemel, I, 7; es-Sâvî, IV, 626)

Celâleyn Tefsîrinin Hâşiyeleri

Kısalığı ve nevine münhasır özellikleriyle elden ele dolaşan bir eser olma hüviyetini kazanmış olan Celâleyn Tefsîri üzerinde bir hayli çalışma yapılmış ve ona haşiyeler yazılmıştır. Bunlardan tespit edebildiklerimiz şunlardır:

Mecmau'l-Bahreyn, Kerhi (v:1006) Koca Rağıp Paşa, Nuruosmaniye ve Tire Kütüphanelerinde yazma nüshaları mevcuttur.

Cemaleyn, Aliyyü'l-Kari (v:1014) Süleymaniye ve Millet Kütüphanelerinde yazma nüshaları mevcuttur.

Kitabu'l-Kevkebeyn, İbn Atiyye (v:1190) Topkapı Sarayı Müze Kütüphanesinde yazma bir nüshası mevcuttur.

Hâşiye Kemâleyn ale’l-Celâleyn, Ömer b. Abdilcelil b. Muhammed el-Bağdâdî, Süleymaniye ve Diyanet İşleri Başmanlığı Kütüphanelerinde yazma nüshaları mevcuttur.

Kabesün Neyyirayn alâ Tefsîri’l-Celâleyn, Şemseddin Muhammed ibnü’l-Kâmi, Koca Rağıp Paşa Kütüphanesinde yazma bir nüshası mevcuttur.

el-Fütuhatü'l-İlahiyye, Süleyman Cemel (v:1204);

Haşiyetü Savi ale'l-Celâleyn, Sâvi. (v:1241).

Son iki hâşiye bunlardan en yaygın olanı olup basılmışlardır.

Celâleyn Tefsîrinde Uslüp Benzerliği

İki ayrı müellif tarafından yazılmış olmasına rağmen eser, dil, uslüp ve ihtisar bakımından bir bütünlük arzeder. Suyûtî yirmilik bir delikanlı iken kaleme aldığı Celâleyn Tefsîri tekmilesinde, yetmiş yaşında bir allâme olan Mahallî'nin uslübünü yakalayabilmiştir. İki bölüm incelendiğinde, bazı kelimelerin açıklamasında kendisini gösteren nüansların on sayısını bulmayacak kadar az olduğu görülür. Örneğin, "Sırat-ı Müstakîm" ibaresi, Mahallî'nin kaleme aldığı bölümde "Cennete götüren yol" (Meryem 19736), "Senden önceki peygamberlerin de yolu olan Tevhîd yolu" (Yâsin 36/4) şeklinde açıklanırken; Suyûtî'nin yazdığı bölümde "İslam Dininin yolu"(el-Bakara 2/142) ve "Hak yol" (el-Bakara 2/213) şeklinde açıklanmıştır. “Ruh” kelimesi, Mahallî'nin tefsîrinde "Ruh, insanın içine işlemesiyle onu hayat sahibi kılan bir latif cisimdir.” (es-Secde 32/9, Sâd 38/72) diye açıklanırken; Suyûtî'nin tefsîrinde “Bedenin kendisiyle canlandığı şey”(el-İsrâ 17/85) diye açıklanmıştır. "Sâbiûn"  kelimesini Mahallî, "yahudilerden bir grup" (el-Hacc 22/17) diye açıklarken; Suyûtî, aynı kelimeyi tefsîrinin bir yerinde aynı şekilde(el-Mâide 5/69), başka bir yerinde ise "yahudi yahut hristiyanlardan bir grup" (el-Bakara 2/62) diye açıklamıştır.

Örneklerden de anlaşılacağı üzere, iki müellif tarafından kaleme alındığı halde her iki bölümdeki benzer ifadeler, görünüşte farklı lafızlarla açıklanmış olsa bile, temelde farklı olmayan nüanslardan öteye geçmemektedir. Her iki bölümde de aynı ifadeler, genelde aynı lafızlarla açıklanmıştır. Bu da, eseri tamamlayan Suyûtî'nin, hocası Mahallî'nin tefsîrine ne kadar hakim olduğunu ve onu izlemedeki hassasiyetini ortaya koymaktadır.

Celâleyn Tefsîrinin Özellikleri

Suyûtî'nin tefsîrin başına koyduğu mukaddimesinde belirttiği üzere, tefsîrin her iki bölümünde de şu şekilde bir metod izlenmiştir: "Allâh'ın Kelâmından anlaşılanı zikretmek, tercih edilen görüşe dayanmak, gerekli görülen yerlerin i'rabını yapmak, meşhur kıraatlerdeki farklılığa dikkat çekmek ve tüm bunları özlü bir biçimde vermek." Tefsîrin kaynakları olarak kendinden önce yazılmış tefsîrler ve hadis kitapları sayılabilir. Zemahşerî, Tabersî, Râzî, Beyzâvî, Ebû Hayyân tefsirleri ile Buhârî, Müslim, Tirmîzî, Ebû Davûd, Hâkim hadis mecmuaları bunların başında gelir. Celâleyn Tefsîri, muhtasar bir dirâyet tefsiri özelliğini taşır. Özellikle müteşâbih ayetler, müfessirlerce te’vil edilmiştir. Hatta bu yorumlardan bir kısmı, selefî yoruma aykırı olmakla eleştirilmiştir. (bk. Muhammed b. Cemîl, Tenbihât, s, 3-82)

Tefsîrin iki bölümünde deKur’ân’ı, yine Kur’ân ayetleri ve sünnet ile açıklama metodundan büyük ölçüde yararlanılmıştır. Bunun için zaman zaman hadisler senetleri zikredilmeden ve bazen de manen rivayetle verilmiş, bazen de “Nitekim hadiste geçtiği üzere” denilerek bilinen hadislere atıfta bulunulmuştur. Celâleyn Tefsîrinde geçen hadislerin tahricleri ile ilgili son dönemlerde çeşitli çalışmalar yapılmıştır.

Tefsirde ayetlerin nüzul sebeplerini bildiren açıklamalarda bulunulmuştur. Müellifler, ayetlerin iniş sebeplerini açıklarken çoğu zaman “Sebebin özel olması, hükmün genel olmasına engel değildir” kaidesini uygularken, zaman zaman nüzul sebebine binaen ayeti özelleştirdikleri de olmuştur. (bk. Ez-Zeydî, s. 133, 397)

Her iki müfessir de ahkam âyetlerin tefsîrinde fıkıhçılıklarını ortaya koymuşlar ve açıklamalarında, kendileri Şafii mezhebine mensup olduklarından bu mezhebi ön plana çıkarmışlardır.

Tefsîrin en önemli özelliği, kelimelerin müterâdifleriyle ve özellikle âyette kastedilen manayı ortaya koyacak şekilde, hemen hemen âyette kullanılan aynı kalıbda açıklanmasıdır. Bu konuda her iki müfessir de maharetlerini ortaya koymuşlar ve kendilerinden sonra yazılan tefsîrlere örnekler sunmuşlardır. Yine tefsîrde pek çok terim, keyfiyet ve müphem lafız açıklamaları yer almıştır.

Müelliflerin aynı zamanda birer dil bilgini olmaları eserlerine yansımış ve tefsîrde cümlelerin doğru anlaşılmalarına katkıda bulunan sarf ve nahivle ilgili açıklamalar bolca yer almıştır.Ayetlerin açıklamaları yapılırken nahiv kaideleri hatırlatılarak kelime ve cümlelerin irapları yapılmış ve bu şekilde âyetin doğru anlaşılmasına ışık tutulmuştur. Bu yapılırken de mana nahiv kaidelerine tabi olarak değil, nahiv kaideleri manaya tabi olarak verilmiş (bk. Ez-Zeydî, s. 370) ve tefsirin yazıldığı dönemde kullanılan kavramlar kullanılmıştır. Meçhûl fiil için “el-Binâ li’l-Mefûl”, malûm fiil için “el-Binâ li’l-fâil” ifadeleri gibi. Nahiv kuralları verilirken genellikle Basra Ekolünün görüşleri öne çıkarılmıştır. (bk. Ez-Zeydî, s. 373) Bu meyanda zamir ve ism-i işaretler ile hazfedilen kelimeler açıklanarakâyetin kolay ve doğru bir şekilde anlaşılması sağlanmıştır. Ayetlerde geçen harf-i cerlerin manaları üzerinde durulmuş ve özellikle birden fazla müteallakı olabilen harf-i cer ve mamullerin müteallakları (ait / bağlı oldukları kelimeler / fiil, şibh-i fiil, manay-ı fiil gibi) belirtilmiştir. Nahiv kaideleriyle ilgili açıklamalarda bazen birden fazla ihtimali olan yerlerde sadece birini vermekle yetinilmiş, bazen de iki ihtimalin ikisi de izah edilmiştir. Tefsîrde sarf bilgileri de yer almıştır. Sözgelimi cemi olan kelimelerin müfretleri verilmiş, i'lal ve ibdallere dikkat çekilmiştir. Yine tefsirde Belagatilmine dair açıklamalar yer almıştır. İşâret, takdîm-te’hîr, istifham, tağlîb, tekrâr, teşbîh, hakikat-mecâz, iltifat, istidrât, fâsıla gibi edebî sanatlara deyinilmiştir. (bk. Ez-Zeydî, s. 375-392) Dolayısıyla tefsîr, her ne kadar bizim kültürümüzde ilim tahsiline yeni başlayanlara okutulagelmekte ise de, aslında eserden tam anlamıyla yararlanabilmek için temel ilimlerde iyi bir alt yapı sahibi olmak da gerekmektedir.

Tefsirde kıraat farklılıklarına dikkat çekilmiştir. Kıraat imamlarını zikretmeden, yeri geldikçe kıraat farklılıklarının manaya yansıması açıklanmış, kıraat farklılıklarından kaynaklanan irap farklılıklarına dikkat çekilmiştir. Zaman zaman şâz kıraatlara yer verildiği de olmuştur. Nitekim tefsîrin tahkikli baskılarında bunlara işaret edilmiştir. Kıraat farklılıklarını açıklarken Celaleyn, öteden beri kullanılagelen klişeleşmiş veciz ifadeleri kullanır. Örneğin, kelimenin 'Ta' harfi ile okunduğunu belirtmek için "fevkaniyye" (noktaları harfin üstünde); 'Ya' harfi için "tahtaniyye" (noktaları harfin altında); 'Sâ' harfi için "müsellese" (üç noktalı) ifadelerini kullanır. Birden fazla kıraat farklılıklarının zikredildiği yerlerde tercih edilen kıraat önce zikredilmiştir.

Tefsirde genel olarak Kur’ân ayetlerinde nesih kabul edilmiş ve nesih çeşitlerinden Kur’ân’ın Kur’ân ile neshi ile Kur’ân’ın sünneti neshine yer verilmiştir. (bk. en-Nisâ 4/33, el-Bakara 2/180)

Tefsirde Huruf-u Mukattaa (Bazı surelerin başlarında yer alan hece harfleri) hakkında herhangi bir açıklama yapılmamıştır. Bu hece harfleri hakkında   "Ondan (bu hece harflerinden) murad olunanı en iyi Allâh bilir” ifadesi ile yetinilerek, bu konuda Selef  alimlerinin yolu izlenmiştir.

Son bir özellik olarak, Kur'ân’dan müstakil bir âyet sayıldığı halde Celâleyn tefsîrinde besmelenin tefsîriyapılmamıştır. Cemel Haşiyesinde, iki müfessirin de besmele hakkında birşey söylememelerine sebep olarak, besmelenin herkes tarafından bilinen bir ifade olması gösterilmiştir.( Cemel, IV, 616)

Tefsirin Olumsuzlukları

Muhtasar bir eser olmasına rağmen tefsirde bazı gereksiz kıssalara yer verilmiştir. Firavn’un Müslüman karısının kıssası (et-Tahrim 66/11) gibi. Yine tefsirde İsrâilî, asılsız bazı haberler, günümüz bilimsel verilerine ve akla ters düşen bazı açıklamalar yer alabilmiştir.Bu kabil rivayetlerin, az da olsa Celâleyn tefsîrinde bulunduğunu üzülerek belirtmeliyiz. Müfessirlerimiz, kendilerinden önce İsrâilî / asılsız rivâyetleri eserlerine almakta bir sakınca görmeyen müfessirleri aynen izleyerek muhtasar tefsîrlerine, bu konuda  uzun açıklamalar almaktan kaçınmamışlardır. Tefsîrin her iki bölümünde de rastlanabilen bu çeşit açıklamalardan bazıları şunlardır:

el-Bakara 2/248'de geçen "tabut" kelimesi hakkında Kur'ân ve sünnette sahih bir açıklama olmadığı halde, huruf-u mukattaalar hakkında hiçbir açıklama yapmayan bu hassas müfessirimiz adı geçen kelime hakkında şu uzun açıklamaları eserinde almakta bir sakınca görmemiştir: "Tâbut, içerisinde Peygamber resimleri olan bir sandıktır. Onu Allah, Adem'e indirdi. O İsrailoğullarında bir süre kaldı. Sonra Amâlikalılar, onları yenip tabutu ele geçirdiler. Onlar tabutu, savaşlarda öne çıkarıp düşmanlarına karşı onunla zafer kazanmayı bekliyorlar ve onunla sükun buluyorlardı."

Yine aynı âyette geçen "hatıra" anlamındaki "Bakıyye" kelimesi hakkında, yine sahih bir habere dayanmadan şu açıklamalar yapılmıştır: "O, Hz. Musa'nın nalinleri, asası; Hz. Hârun'un sarığı, İsrail oğullarına indirilen kudret helvasından bir ölçek ve Hz. Musa'ya verilen elvah (levha) kırıklarıdır.”

el-Hacc 22/52. âyetinin tefsirinde, Peygamberlerin masumiyetini zedeleyen ve İsrâiliyyattan olduğunda şüphe olmayan Garânîk kıssası hakkında şu sözler yer alabilmiştir: "Peygamberimiz, Kureyş'ten bir gurup müşriğin bulunduğu bir sırada (en-Necm sûresi 53/19-20.ayetleri olan) "Siz de gördünüz değil mi Lât ve Uzzayı, üçüncü olarak da Menâtı?" okuduğunda, şeytanın iğvasıyla farkında olmadan şöyle deyiverdi :'İşte bunlar şefaati umulan yüce kuğulardır!'. Onun bu sözü müşrikleri son derece sevindirdi..."

en-Neml 27/23. ayette geçen Sebe’ Kraliçesinin tahtının  ölçüleri, hammaddesi ve diğer özellikleri ile ilgili gereksiz ve uzun açıklamalar yer almıştır. Yine aynı surenin 35. ayetinde geçen Kraliçe’nin Hz. Süleyman’a gönderdiği hediyenin keyfiyeti ve 37. ayetin tefsirinde Kraliçe’nin Hz. Süleyman’ın yanına gelmek için yaptığı hazırlıklarla ile ilgili mesnetsiz bilgiler verilmiştir.

el-Ahzab 33/38'de anlatılan Hz. Zeyd'den boşanıp Hz.Peygamberle nikahı kıyılan Hz.Zeynep kıssası hakkında maalesef şu ağır ifadelere yer verilmiştir: Güya, Hz.Peygamber s.a.v., Hz.Zeynep’e olan sevgisini ve "boşansalar da onunla ben evlensem" şeklindeki niyetini gizlemiştir. Halbuki Peygamberimizin insanlara gizlediği ve fakat açığa vuracağını Allah'ın beyan ettiği şey, Zeynep ile evleneceğine dair O'nun önceden bilgilendirilmiş olmasına rağmen, Peygamberimizin bunu, evlatlığın boşadığı kadınlarla babalığın evlenmesini hoş karşılamayan Arapların yanlış anlaması endişesi ile Allah'ın açıklamasını bekleyerek bir müddet gizlemesidir. Nitekim âyetlerde de bu açıklanmış, ama yukarda yakıştırılan şeylerden hiçbir şey zikredilmemiştir. Halbuki, âyette Allah, Peygamberinin gizlediği şeyi açığa vuracağını beyan etmiş ve neticede açıklamıştır.

Sâd 38/23-24 âyetlerde anlatılan Davud’a muhakeme için gelen iki hasmın davaları hakkında; doksan dokuz koyununa hasmının elindeki  bir koyunu da katmak isteyen kişi ve hasmı hakkında tefsirde şu açıklamalara yer verilmiştir: "O kişinin doksan dokuz hanımı vardı, yanında bir tek hanımdan başka karısı olmayan adamın karısını da alıp evlenmek istedi. 'na'ce' kelimesi ile kadın kastedildi... Biz Davud'u o kadına tutulma belasıyla denedik.." Burada da müfessirimiz, İsrailî rivâyetlerin etkisi altında kalarak, İsrailiyyat dışında hiçbir karine / delil yokken 'na'ce' kelimesini kadından kinaye olarak ele alıp buna göre açıklamıştır. Yine aynı surenin 33. ayetinde geçen Hz. Süleyman’ın atların boyun ve bacaklarını sıvazlayıp okşaması, Kur’ân lafzına aykırı olarak, onları Allah’a yaklaşmak edip kesip kurban ettiği şeklinde açıklanmıştır. (bk. Muhammed b. Cemîl, Tenbihât, s, 28-29)

el-Ğâşiye 88/20. ayeti açıklanırken, müfessirimizin yaşadığı dönemde henüz dünyanın küre şeklinde olduğu kesin olarak  keşfedilemediğinden, dünyanın dış görünüşüne bakılarak onun yuvarlak değil düz olduğunu söylenmiştir. Yine el-Alak  96/4. ayetinde geçen ‘Kalem’ açıklanırken “Kalemle ilk yazıp çizen İdris peygamberdir” denilerek bilimsel olarak tespit edilememiş bilgilere yer verilmekten çekinilmemiştir.

Doğru isnadını ortaya koyarak, olumlu-olumsuz bu karakteristik özellikleriyle tanıtmaya çalıştığımız Celâleyn Tefsîri, tahkikli-tahkiksiz yapılan pek çok baskısı ve hâşiyeleriyle şimdiye kadar olduğu gibi, bundan sonra da Kur'ân'ın anlaşılmasındaki önemli fonksiyonunu sürdürmeye devam edecektir. Yapılması gereken Celâleyn Tefsîri üzerine şimdiye kadar yapılmış yazma ve matbu çalışmalar da dikkate alınarak yapılmış tahkikli baskılardan bu tefsiri okumaktır.

BİBLİYOGRAFYA

Abdullah Aydemir , İslâmi Kaynaklara Göre Peygamberler, DİBY, Ankara, l992.

Abdülvehhâb İbrahim Ebû Süleyman, Kitâbetü’l-bahsi’l-ilmî, Mekke, 1983, s. 184.

Ahmed b.Muhammed es-Sâvî, Hâşiyetün alâ Tefsîri'l-Celâleyn, Mektebetü Dâri'l-Kütübi'l-Arabiyye, ty.

Ali Akpınar, ‘Celâleyn Tefsîri ve Müellifleri’,Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sayı II, s. 181-198, Sivas 1998.

Ali Turgut, Tefsîr Usûlü, İstanbul, l99l, s. 245.

Abdullah Aydemir ,Tefsirde İsrâiliyyât, DİBY, Ankara,  ty.

Celâleyn Tefsîri Tercümesi, Çevirenler: A. Rıza Kaşeli, İbrahim Serdar, Yusuf  Şensoy, İstanbul, 1997. 3 cilt.

Celâleyn’den Tefsîr Notları, Hazırlayanlar: Halil Günenç- N. Akdeniz, İstanbul, 1987, 173 sayfa.  İmam Hatip Liseleri için yardımcı ders kitabı olarak hazırlanan bu çalışmada Celâleyn Tefsirinden Kıtal, Hucurat, İnsan, Kıyame ve Abese surelerinin tercümesi yer almıştır.

Celâlüddin el-Mahallî-Celâlüddin es-Suyûtî, Tefsîru'l-Celâleyn, İstanbul, ty, Salah Bilici Yayınları.

Celâlüddin el-Mahallî-Celâlüddin es-Suyûtî, Tefsîru'l-Celâleyn, Tahkik: Mustafa Dîb el-Buğâ, Dârü'l-Ulûmi'l-İnsâniyye, Dimeşk, l337. Ortasında Kur’ân metni olduğu halde yapılan tahkikli bu baskıda tefsirdeki hadisler tahrîc edilmiş, ayetlerin iniş sebepleri verilmiş ve gerekli görülen yerlerde açıklamalar yapılmıştır.

Celâlüddin el-Mahallî-Celâlüddin es-Suyûtî, Tefsîru'l-Celâleyn, Tahkik: Abdülkadir el-Arnâvût, Dârü İbn Kesîr, Beyrut, l994. Ortasında Kur’ân metni olduğu halde yapılan tahkikli bu baskıda gerekli görülen yerlerde açıklamalar yapılmıştır.

Ebû Süleyman İbrahim Muhammed, Tahrîcü’l-ehâdîsi’l-merfûa fî Tefsîri’l-Celâleyn, Mastır Tezi, Mekke, 1403.

E. Özdemir-M. Sezgen, Celâleyn Tefsîrindeki Hadislerin Tesbit ve Tahrici, D.E.Ü.İlahiyat Fakültesi, Lisans Tezi, İzmir, 1988.

Kâsıd Yasir ez-Zeydî, “Menhecü’l-Celâleyn fî tefsîri’l-Kur’ân”, Mecelle Adâbu’r-Râfıdîn, I. Kısım: V.sayı, s. 15-150, Musul, 1974; II. Kısım: VIII. Sayı, s. 367-405, Musul, 1977.

Kâsım el-Kaysî, Târihu’t-tefsîr, Bağdat, 1966, s. 78.

Kâtib Çelebî , Keşfu'z-zunûn, İstanbu,  l943, I, 236.

Mehmet Sofuoğlu , Tefsire Giriş,İstanbul, l98l, s. 325.

Mehmet Sofuoğlu, Tefsir Dersleri, İstanbul, l974, s. 37.

Muhammed b. Cemîl Zeynû, Tenbihât muhimme alâ Kurrati’l-ayneyn alâ Tefsîri’l-Celâleyn, Kahire, 1410.

Muhammed Huseyn ez-Zehebî, et-Tefsîr ve'l-müfessirûn, Kahire, l989, I, 316-317.

Nureddin Itır, “er-Rivâyetü fî Tefsîri’l-Celâleyn ve nakdü mâ fîhi mine’r-rivâyâtin bâtılatin ve İsrâiliyyât”, Mecelletü Külliyyeti’d-Dirâsâti’l-İslâmiyye ve’l-Arabiyye, V. Sayı, 1992, s:45-64.

Ömer Nasûhi Bilmen , Büyük Tefsîr Tarihi,  İstanbul, l973, II, 596.

Süleyman b.Ömer el-Cemel, el-Futûhâtu'l-İlâhiyye, Beyrut, ty, Dâru İhyâi't-Türâsi'l-Arabiyye.

Süleyman Mollaibrahimoğlu, Celâlüddîn es-Suyûtî ve ‘Merâsidü'l-metâli fî-tenâsübi'l-mekâti' ve'l-metâli’ İsimli Eseri, İstanbul, 1994, s. 33, 45.

Şükrü Arslan, ‘Celâleyn Tefsirinin İsnadı’,  A. Ü. İlahiyat Fakültesi Dergisi, Erzurum, 1991, X, 155-172.

 

 Pdf için tıklayınız.