Somuncu Baba

İnsan, eğitim-öğretime konu olma bakımından, canlılar arasında ilk sırada yer alan bir varlıktır. Kur'an-ı Kerim'de insanların yanında, melekler, cinler ve hatta hayvanların bile eğitiminden bahsedilmiştir.

"Melekler dediler ki: Seni tesbih  ederiz. Bizim için senin bize öğrettiğinden başka ilim yoktur. Şüphesiz Sen âlim ve hakîmsin."[1]

Ayet-i kerime, meleklerin Rabbin eğitiminden geçtiğini açık bir biçimde ortaya koymaktadır.

Cin sûresinde ise, "Cinlerin Kur'an dinleyip imana erdikleri, onlardan müslüman olanların rüşdü, hakikati arayanlar oldukları bildirilmektedir."[2]

Mâide suresinde de, "Alıştırarak ve Allah'ın öğrettiklerinden öğretilerek yetiştirilen avcı hayvanlardan bahsedilmektedir."[3] Zaten kainatta bir düzen ve disiplin içerisinde varlıklarını sürdüren canlı-cansız herşey ilahi bir eğitimle programlanmıştır. Buna göre hayvanlar bile eğitilebilirken, en şerefli ve donanımlı bir varlık olan insanın eğitilmesi çok daha önemli ve gereklidir.

"Göklerde ve yerde kim varsa, hem kendileri hem de gölgeleri sabah akşam Allah'a secde ederler."[4]

"Sonra Allah, semaya doğrulup yöneldi de, o bir dumanken ona ve  yere 'ikiniz de ister istemez gelin' dedi. Onlar ise, isteye isteye geldik' dediler."[5]

İşte yerdekilerin ve göktekilerin  düzen ve uyum içerisinde varlıklarını sürdürebilmeleri, isteyerek Allah'ın kendileri hakkında koyduğu ölçülere boyun eğmeleri ile ancak mümkündür. Zaten bu varlıklardan ilahi ölçülere  uygun hareket edenler, düzen ve intizam içerisinde varlıklarını sürdürürken, insan ve cin taifesi gibi o ölçülere uymayanlar fesat ve terör içerisinde kahrolmaktadırlar. Semaya bakalım. Ondaki sayısız gök cisimleri bir nizam içerisinde varlıklarını sürdürmekteler. Yerdeki bitkiler, hayvanlar da öyle. İlahi yasalara uymakta ve eşsiz bir uyum/ahenk ve nizam/düzen içerisinde görevlerini yapmaktadırlar.

Yerde bulunan varlıklardan bir grup olan insan için de durum aynıdır O da, kendisi hakkında konulan ilahi ölçülere istekle uyduğu, bu ilahi direktifler doğrultusunda görevlerini yaptığı sürece huzurlu bir hayatın sahibi olacaktır. Bu ise o ilahi programdan geçmekle, o rabbani eğitime tabi olmakla mümkün olacaktır.

Bu yüzden Kur'an'ı Kerim insanın ilk eğiticisi olarak Allah Teala'yı göstermiştir:

"Allah, insana bilmediklerini öğretti."[6]

"Adem'e tüm isimleri öğretti."[7]

"Allah'tan sakınınız. Allah size öğretiyor. Allah herşiyi bilir."[8]

İnsanın Allah'tan sonra ikinci eğiticisi ise Hz. Peygamberdir. Kur'an-ı Kerim O'ndan "Kitabı ve hikmeti öğreten, insanları tezkiye eden / hertürlü pislikten arındıran kişi"[9] olarak bahsetmekte ve O'nun büyük bir ahlâk üzere olduğunu[10] bildirmektedir.

Hz. Peygamber de, bize kendisini tanıtırken "Ben, ancak muallim / eğitimci olarak gönderildim."[11] buyurmuştur.  O'nun eğitiminden geçmiş, O'nun eğiticiliğini görmüş olan ashabdan biri, O'nun eşsiz bir muallim oluşunu şöyle ifade etmiştir.

"Ben eğitimciliği O'ndan daha güzel olan başka bir muallim görmedim."[12]

Dün olduğu gibi bugün de insanlığın sağlıklı bir eğitimle dünya ve ahiret mutluluğunu yakalayabilmesi, Allah ve Peygamber kaynaklı bir eğitimden geçmesine bağlıdır. Yaradan Rabbin/eğiticinin adıyla, O'nun ilkeleri doğrultusunda eğitim-öğretime başlanmalı  ve bu,  ahlâk  âbidesi Hz. Peygamberin baş öğretmenliğinde devam etmelidir. Aksi takdirde, Allah ve Peygamberinin ilke ve yönetmeliklerinden uzak bir eğitim-öğretim ile insanlığın yararına olacak bir bilgelik ve mutluluk elde edilemeyecektir. Nitekim bugün insanlığı topluca katleden, çevreyi imha eden, ruhları kirleten silahşörler, iletişim organları, terör odakları yıllar süren eğitim-öğretim proğramlarıyla yetişmektedir. Ama Allah-Peygamber / Kitap-Sünnet kaynaklı olmayan bir eğitim ile. En azılı bir teröristin en fazla eğitilmiş, okul görmüş kişi olabildiği gözönünde bulundurulursa Allah-Peygamber kaynaklı olmayan bu eğitim-öğretimin faydadan uzak ve ne denli tehlikeli olduğu anlaşılacaktır.

Allah-Peygamber kaynaklı eğitim demek, kullarına merhameti sonsuz olan Rahman'ın rahmeti, ümmetine düşkünlüğü zirvede olan alemlerin Rahmet sebebi Rahim Rasulün[13] izinde rahmete ermek ve merhamet kanatlarıyla kanatlanıp insanlığı kucaklamaktır. İslâm'a göre gerçek eğitimci de eğittiği insanlara karşı merhamet âbidesi olmayı becerebilendir.

Allah-Peygamber kaynaklı eğitim; öğretimle eğitimi, bilgilenme ile ameli/bilgiler doğrultusunda yaşamayı birlikte götürmektir. Pratik hayatta kendisini göstermeyen bir öğretim / bilgilenme, İslâm'ın hedeflediği bir eğitim değildir.

Allah-Peygamber kaynaklı eğitim, beşikten mezara kadar devam eden süreli ve bu süreç içerisinde gelişme ve değişime açık bir eğitimdir. Öğretimde de, eğitimde de doygunluk, yetinmeclik yoktur. "Ben âlim oldum, her bir şeyi öğrendim" demek asıl cahilliktir. İlk vahiyde "Oku" ifadesinin  iki sefer tekrarlanması, eğitim öğretimdeki bu devamlılığa işaret etmektedir.

 

İslâmî Eğitimin Temel Hedefi Para Kazanmak Değildir

Allah ve Peygamber kaynaklı eğitimin temel hedefi Allah'ın rızasını kazanmak, O rıza ve rahmet gölgesinde mutlu bir hayatı elde etmektir. Allah'tan sonra, insanlığın başöğretmeni olan tüm Peygamberler en olumsuz şartlarda bile hep şu esası tekrarlamışlardır:

"Buna karşı ben sizden bir ücret / karşılık istemiyorum. Benim ecrim ancak alemlerin Rabbine aittir."[14]

Peygamberlerin en kaliteli eğitim uzmanları olduğunda hiç şüphe yoktur. Hal böyle iken bugün, İslâm cemaatlerinin üstlendiği en kaliteli eğitim, "özel eğitim" adı altında pahalı ve paralı eğitime dönüşmüştür. Sonuçta mevcud şartlarda kaliteli eğitim sadece zengin çocukları arasında dolaşan bir devlet olmuş, fakirler bu eğitimden mahrum bırakılmıştır.

 

Yabancı Dil Öğrenimi Ile Yabancılaşmak

Günümüzde yapılan özel-paralı ve pahalı eğitimin bir çıkmazı da, din eğitiminden önce, yabancı dil eğitiminin ağırlıklı olarak yapılmasıdır.  İslâm'a göre hangisi olursa olsun bir dil bilmek bir adam olmakla eşdeğerdedir. "İnsanların konuştukları muhtelif diller Allah'ın ayetlerindendir."[15] Peygamberimiz de, kabiliyetli ashabını müslüman olmayanların dillerini öğrenmeye teşvik etmiştir.[16] Fakat bu yabancı dil öğrenimi, din eğitiminden geçtikten sonra başlamalı ve öğrenim aşamasında kalmalıdır. Temel din eğitimi alınmadan ve eğitime dönüştürülerek yapılan bir yabancı dil öğretimi yabancılaşma ve yozlaşmaya dönüşecektir. Artık bu aşamada da yabancı dil öğrenen kişi, o yabancı dile nüfuz etmiş olan yabancı dini, yabancı örf - adet ve gidişatı da benimsemeye ve taklit etmeye başlayacaktır.

Bu yüzden dil öğretimi din öğretiminden sonra olmalıdır. Dil öğreniminin, bir dil eğitimine dönüşmemesi için öğrenilecek dil İslâmî bir eğitim -öğretim süzgecinden geçirilerek yapılmalıdır. Burada dilden muradımız dilin ait olduğu toplumun din ve kültürel değerleriyle birlikte öğrenilmeye çalışılmasıdır. Eğer İngilizce öğretilirken kasıtlı ve kasıtsız olarak İngiliz örf - adeti, dini kültürü  öğretiliyor ve özendiriliyorsa bu tehlikeli bir dil eğitimidir. Bugün batının kendi dil eğitim - öğretimleri aracılığı ile batı kökenli batılları yaymaya çalıştığı gözardı edilmemesi gereken bir gerçektir. Bu yüzden kendi din ve kültürümüzü ön plana çıkaran yabancı dil kitapları hazırlayarak dil öğretimi yapılmalıdır.

Öte yandan, dil öğretimini bilim alanında ilerlemenin bir an önce bir an şartı olarak görme kompleksinden kurtulunmalıdır. Türkiye gibi geri kalmış ülkelerde bir batı dilini bilmek iyi para kazanma ve yüksek makamlara gelme vasıtası olsa bile dil bilme ayrı şeydir. Bilim adamı olma ayrı şeydir. Bilim adamı olmanın bir şartı da, ille de yabancı dil bilme değildir.[17]

Dil, sadece turist gezdirip, iyi para kazanmak batılı bir ülkede iş bulmak makam-mevki kazanmak gibi basit hedefler gibi öğrenilmemelidir. Dili öğrenmekten asıl amaç o dili konuşan insanlara Allah'ın dinini ulaştırmak, onlardan ümmete gelebilecek sosyal ve siyasal şerlerden emin olmak ve o dildeki hikmet/bilim buluşlardan yararlanmak olmalıdır. Bu ise bugün yaygın olan pratik konuşmaya yönelik yüzeysel bir dil öğreniminin ötesinde, derinlemesini ve köklü bir dil öğrenimiyle mümkündür.

Sonuç olarak şunları söyleyebiliriz: İnsan eğitilebilen, eğitildikçe gelişen ve değişen bir varlıktır. Yüce Yaratıcı, eğitim-öğretim için en donanımlı bir biçimde yarattığı insanın eğitim –öğretimi ile ilgili de belirleyici ilkeler koymuştur. Buna göre insanın ilk eğiticisi önce Yüce Allah, sonra da O'nun Peygamberleridir. İnsan, Allah ve Peygamberinin belirlediği bu eğitim kurallarına riayet ettikçe, dünya ve ahirette mutlu olur. Zira dinin öngördüğü eğitim-öğretim, insanı iki dünyada mutlu etmeye yöneliktir. Bu eğitim de bütün insanlığın da mutlu olması temel hedeftir. İslamî eğitim, Yüce Yaratıcı ile irtibatı kesmeden O'nun hoşnutluğunu kazanmayı ve insanlığa, çevreye yararlı olmayı öngören bir eğitimdir. İlk emri "Yaradan Rabbinin adıyla oku" olan İslam'ın önem verdiği yabancı dil eğitimi, inanç ve kültürümüzden yabancılaşmaya neden olmamalıdır.

 

 

 


 

* C. Ü. İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi. e-mail: Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

[1] 2/ Bakara, 32

[2] Bkz. 72/ Cin, 1,13,14

[3] Bkz. 5/ Mâide,4

[4] 13/ Ra'd, 15; 3/ Âli İmran, 83

[5] 41/ Fussilet,11

[6] 96/Alak, 5

[7] 2/Bakara, 31

[8] 2/ Bakara, 282

[9] 2/ Bakara, 151

[10] 68/ Kalem, 4

[11] İbn-i Mace, Mukaddime, 17; Ahmed b. Hanbel, 3. 327

[12] Müslim, Mesâcid, 33

[13] Bkz. 9/ Tevbe, 128

[14] 26/ Şuara, 109.127.145.164.180

[15] 30/ Rum, 22

[16] Peygamberimiz "Mektuplaşma konusunda ben Yahudilere güvenemiyorum; sen onların dilini iyi bir şekilde öğren" buyruğunu alan Hz. Zeyd b.Sabit kısa bir surede Suryaniceyi öğrenmiştir. Ahmed b. Hanbel, 5, 186 Hz. Zeyd, Farsça, Yunanca, Kıptice ve Habeşçeyi de biliyordu. Bkz. M. Hamidullah, İslâm Peygamberi, 2, 840

[17] Bu konuda Amerika'da profösör olmuş olan Oktay Sinanoğlu ile Altınoluk Dergisi, 122. sayısında "Sömürge şaplonu" adı altında yapılan  roportaj mutlaka  okunmalıdır.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile