Diyanet

Peygamberler başta olmak üzere, Ahmed Yesevî, Hz. Mevlana, Hacı Bayram Veli, Yunus Emre gibi pek çok düşünürü dünya çapında ünlü yapan, onların insan yetiştirme sanatında mahir olmalarıdır. Bugün özellikle feminist söylemlerin etkisinde kalan insanımızın küçümsediği, basit gördüğü ‘analık’ da en önemli insan yetiştirme sanatıdır. Esefle söyleyelim ki bugün bu sanatta mahir olan analar, çalışmayan kadınlar (!) arasında sayılarak küçümsenmektedir. Oysa toplumda en önemli ve en verimli işi anneler yapmaktadır.

Bir düşünürümüzün dediği gibi, tartışmalı bir konu da olsa kadından peygamber gelmemiştir. Çünkü kadınlar peygamber doğurmak ve onları yetiştirmekle görevli kahramanlardır.

Analık kurumuna, layık olduğu değeri İslam vermiştir. Kur’ân ayetleri ve Peygamberimizin sünneti bu kurumun değerini anlatan açıklamalarla doludur. Arapça’da anne kavramı genel olarak ‘ümm’ kelimesiyle karşılanmıştır. Kur’ân’da İlahî Arşiv demek olan Levh-i Mahfûz’dan Ümmü’l-Kitâb diye bahsedilmiştir. Yine Kur’ân’ın İlk Suresi: olan Fatiha suresinin bir adı da Kitabın anası anlamına Ümmü’l-Kitab’tır. Mekke’den bahsedilirken Ümmü’l-Kurâ/Şehirlerin anası ifadesine yer verilmiştir. Ümmet ve imam kelimeleri de bu kökten türetilmiştir. Peygamberimize, anasından doğduğu gibi temiz ve saf kalabilen anlamına ümmî denmiştir. Bereket kaynağı olduğundan, her şeyi ve herkesi bağrına bastığından kültürümüzde, yeryüzüne toprak ana adı verilmiştir.

Kur’ân’da yer alan anne-baba hakkı ile ilgili ayetlerden ir kaçı şöyledir:

 “Rabbin yalnızca kendisine kulluk ve ibadet etmenizi, ana-babanıza da iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretti. Anne babandan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, ‘Of’ bile deme, onları azarlama, ikisine de güzel söz söyle. Onları esirgeyerek merhamet kanatlarını üzerlerine ger ve şöyle dua et: Rabbim! Küçüklüğümde onlar beni nasıl yetiştirmişlerse, şimdi de sen onlara rahmet et.”[1]

“Biz, insana ana-babasına iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. Çünkü anası, onu sıkıntılara katlanarak taşımıştır. Sütten ayrılması da iki yıl içerisinde olur. İşte bunun için, önce bana şükret; sonra da ana-babana teşekkür et, diye öğüt vermişizdir. Dönüş ancak banadır.  Eğer onlar seni, hakkında bilgi sahibi olmayan bir konuda bana ortak koşmaya zorlarlarsa, onlara itaat etme. Dünyada onlarla iyi geçin. Bana yönelenlerin yoluna uy. Sonunda dönüşünüz ancak banadır. O zaman size yaptıklarınızı haber vereceğim.”[2]

Söz konusu ayetlerde, Yüce Allah kendisine ibadet ve kulluk yapılmasını emrettikten hemen sonra, ana-babaya iyilik ve ihsanda bulunmayı emretmektedir. Bu, ana-baba hakkının Allah hakkından hemen sonra geldiğinin ve ne kadar önemli olduğunun açık göstergesidir. Yine ayetlerin bize yüklediği görev, ana-babamıza öf bile dememiz, onları incitecek hiçbir söz ve davranışta bulunmamamız; onlara sevgi, saygı ve ilgiyle yaklaşmamız ve en önemlisi onlara dua etmemizdir. Hatta onlar Allah’a şirk koşan kimseler olsalar ve bizi de müşrik olmaya zorlasalar bile, onlarla dünyada güzel güzel geçinmemizdir. Nitekim Hz. İbrahim’den bize yadigâr olarak Kur’ân’da geçen ve Peygamberimizin yönlendirmesiyle her namazın sonunda okuduğumuz duada şöyle diyoruz: “Rabbimiz! Hesabın görüleceği günde beni, anamı-babamı ve tüm inananları bağışla!”[3]

Peygamberimizin Anne Sevgisi

Doğmadan önce babasını, küçük yaşta annesini kaybedip yetimlik ve öksüzlüğü bütün versiyonlarıyla yaşayan Peygamberimiz, ana-baba hakkı, onlara ilgi gösterip saygı ve sevgi duyma ile alakalı olarak şöyle buyurmuştur: “Ana ve babasının ihtiyarlık zamanlarında, bunlardan birine yahut ikisine yetişip de, bunlara gereken hürmet ve hizmette bulunarak Cennet’i hak edemeyen kimsenin burnu yerlerde sürünsün! (Bu ifadeyi üç kere tekrar etmişti.)”

“Ana ve babasının ihtiyarlık zamanlarında, bunlardan birine yahut ikisine yetişip de, bunlara gereken hürmet ve hizmette bulunarak Cennet’i hak edemeyen kimsenin burnu yerlerde sürünsün! (Bu ifadeyi üç kere tekrar etmişti.)”[4]

Savaşa katılmak için kendisinden izin isteyen Muaviye b. Cahime'ye, annen sağ mı, diye sormuş ve şöyle buyurmuştur: "Sözlerime dikkat et! Annenin ayağı dibinde otur. Çünkü cennet oradadır. Annenin yanından ayrılma, çünkü cennet onun ayakları altındadır."[5]

Peygamberimize, insanlar içerisinde kendisine iyi davranmaya en layık olanın kim olduğu sorulmuş, o cevabında üç kere “Annen” buyurmuş, dördüncü soruluşta ise “Baban” diye cevap vermiştir.[6]

Peygamberimiz, bu uyarıları yaparken kendisi de bu konuda bizlere, en güzel örnekleri sunmuştur: Hudeybiyye umresine giderken Ebvâ köyüne uğramış, annesinin kabrini ziyaret etmiş, kabrini eliyle düzeltip ağlamıştı. Niçin ağladığını soranlara da şöyle cevap vermiştir: "Merhamet duygusu beni duygulandırdı da onun için ağladım."[7] Onun bu ziyaretinde anne hasreti ile dopdolu, vefâlı bir evlat ve duygulu bir insan olduğunu görmekteyiz.

Sığındıkları mağaranın kapısı, yuvarlanan bir taşla kapanan üç adamın yaptıkları güzel şeyleri şefaatçi yaparak mağaradan kurtuldukları anlatılan hadiste[8] adamlardan birinin ana-babasına yaptığı hizmeti vesile yapması ve onun akabinde yaptığı dua ile kurtulmuş olmaları oldukça dikkat çekicidir.

Doğumunda kendisini ilk olarak emziren Ebû Leheb'in cariyesi Süveybe'yi hiç unutmadı, Mekke’de iken onu ziyaret eder ve ona ikramlarda bulunurdu. Hicret edince Medine’den ona giyecek gönderirdi. Mekke fethinde onun oğlunun durumunu sorup araştırdı, onun da annesinden önce vefat ettiğini öğrendi.[9]

Sütannesi Halime Hatunu gördükçe "Ümmü eymen, ehl-i beytimin hatırası!” “Benim annem, annemden sonraki annem" der, kendisine içten sevgi ve saygı gösterir, omuz atkısını serip üzerine oturtur, bir dileği varsa hemen yerine getirirdi. Hz. Hatice ile evlendiğinde, Halime Mekke'ye gelmiş, Peygamberimiz onu ağırlayıp kırk koyun ve bir deve hediye etmişti. Onunla şakalaşır ve ona latife yapardı. Bir gün Ümmü Eymen, beni bir deveye bindirsene, deyince. Peygamberimiz “Seni, bir deve yavrusuna bindireyim” diyerek ona takılmıştı.[10]

Mekke Fethinde Halime Hanımın kız kardeşini görüp sütannesini sordu, vefat ettiğini öğrenince ağladı. Süt teyzesine izzet ikramda bulundu, ayrıca 200 dirhem (nisap miktarı) para verilmesini emretti. Kadıncağız ona şöyle dedi: "Sen küçükken de büyük iken de ne güzel kefil olunan, bakılansın!"[11]

Sonuç olarak şunları söyleyebiliriz:

Annelik, insan yetiştirme sanatıdır. Annelik, babalıktan en az üç adım önde gelir. Annemiz, pek çok şeyi kendisinden öğrendiğimiz ilk öğretmenimiz, zor zamanlarda kendimizi kucağına attığımız, yanımızda olmadığı zamanlarda bile anam deyip manevî kucağına sığındığımız şefkat meleğimizdir. Bugün toplumumuzda ağlayan analar var. O halde anaları ağlatanlardan olmamaya, onları senede birkaç gün değil her zaman, hayatlarında ve ölümlerinden sonra bile hoşnut etmeye gayret etmeliyiz. Zira cennet, anaların ayağı altındadır. Cennete giden yol, ananın rızasından geçmektedir. Her namazda okuduğumuz Rabbena duasında kendilerini andığımız anne babamızla sağlıklarında iyi geçinip onların duasını almaya çalışmalıyız. Anne baba olunca, çocuklarımızdan beklediklerimizin daha fazlasını anne babalarımıza yaparak onlara örnek olmalıyız. Unutmayalım ki anne baba hakkı ve sevgisi, onları huzur evlerine mahkum ettikten sonra orada onları ziyaret emekle ödenmeyecek kadar büyük bir hak, engin bir sevgi ve saygı selidir.

 


 


[1] 17 İsra 23-24.

[2] 31 Lokman 14-15.

[3] 14 İbrahim 41.

[4] Müslim, Birr 8; Ahmed, II, 346.

[5] İbn Mace, Cihad 6; Ahmed, III, 429.

[6] Buharî, Edeb 2; Müslim, Birr 1.

[7] Dimyâtî, es-Sîretü’n-Nebeviyye, Suriye, 1996, s, 37; Köksal, İslam Tarihi, II, 55; Aişe A. Bint Şâtî, Rasulullahın Annesi ve Hanımları, (Çeviren: İsmail Kaya), Konya, 1987, I, 158.

[8] Buharî, Enbiya 50; Müslim, Zikir 100.

[9] Dimyâtî, es-Sîretü’n-Nebeviyye, s, 33; Aişe A. Bint Şâtî, age, I, 161.

[10] Dimyâtî, es-Sîretü’n-Nebeviyye, s, 36; Muhammed Mehdî- Mustafa Ebunnasr, Nisâ Havle’r-Rasûl,Beyrut, 1995, s, 235-236; Köksal, age. II, 46-47, 167.

[11] Köksal, age. II, 46-47.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile