Somuncu Baba

Kur'ân, "İşte onlar gerçek müminlerdir"[1] diyerek gerçek müminlerden bahseder, demek ki gerçek mümin olmayan kimseler de olabiliyor. Yüce Rabbimiz, şu gerçeği insanlara ilan etmesini Peygamberimize emrediyor: "Ben olduğundan başka türlü görünenlerden/yapmacık davrananlardan değilim."[2]

"Gerçek anlamda hicret, kişinin haramlardan uzaklaşmasıdır"[3] diyerek hicreti genelleyen Peygamberimiz, bir hadislerinde "Gerçek anlamda muhacir olun, muhacirlik taslamayın"[4] buyurur. Buna göre erdem ve güzellikleri gerçek anlamda doğru bir şekilde anlamak ve onların gereğini layıkıyla yerine getirmek oldukça önemlidir. Bu yüzden, hangi iş olursa olsun içtenlikle yapılmıyorsa o işler için riya söz konusudur, riya ise bir çeşit şirktir. Burada Hz. Mevlanâ’nın “Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol” sözü tam da yerini bulmaktadır.

Biz Müslümanlar kadar kendi değerlerine yabancı olan yahut değerlerinin kıymetini bilmeyen ve yerli yerince onları kullanarak layıkıyla değerlendiremeyen toplum yoktur desek, yeridir. Bu gerçeğin tabii bir sonucu olarak pek çok değer gibi Hz. Mevlana da kimi çevrelerce istismar konusu yapılabilmektedir. Şöyle ki onu doğru bir şekilde tanımama, onu ve mesajını anlayamama, onunla ilgili olmayan söylem ve davranışları ona mal etme sonucuna götürmüştür. Bu, ya ona ve söylemlerine bütüncül bir yaklaşımla yaklaşmamaktan kaynaklanmaktadır yahut da herkes kendi bakış açısına göre ona bakıp kendi Mevlana’sını onda bulmaktadır. Sonuçta Mevlana’yı istismar eden, kendi emelleri doğrultusunda onu kullanan, Mevlana’daki ilahî aşkı aşk-ı hımarîye dönüştüren, onu ve mesajını buharlaştıran güruhlar zuhur etmiştir.

İşte biz bu yanlış anlamalara dikkat çekebilmek için Hz. Mevlana ile ilgili birkaç tespitle konuya ışık tutmaya çalışacağız. Bunu yaparken de öncelikle onun kendi hikmetli sözlerinden yararlanacağız.

Hz. Mevlana, her şeyden önce bir kuldur. O da bizim gibi bir insandır, hatası ve sevabıyla bu dünyada yaşamış, sosyal ve siyasal bakımdan en sıkıntılı ve zorlu bir dönemde yaşayıp bu dünyadan ayrılıp gitmiştir. O bunu şöyle seslendirir:

"Ben kul oldum, ben kul oldum.. Ben zayıf bir kul olduğumu ve kulluğumun gereğini  ifade edemediğim için utanıp başımı önüme eğdim. Her köle azat edilince sevinir. İlahi, bense Sana kul/köle olduğum için seviniyorum."[5]

Hz. Mevlana, düşünce ve hayat anlayışını oluştururken Kur’ân ve Sünneti kendisine rehber edinmiş ve gücü nispetinde bu ölçülerde yaşamış bir insandır. Mevlana’yı Mevlana yapan İslam'dır, Kur'ân ve Sünnettir. Bu yüzden onun ünlü eseri Mesnevi için 'Mağz-ı Kur'ân" (Kur'ân'ın özü) denmiştir. Mevlana, bunu şöyle ifade eder:

"Allah ve Peygamberinin sözüne sarıl. Niçin Kur'ân'ın ilk harfi bâ, son harfi sîn'dir. Çünkü iki harften 'Bes' kelimesi oluşur. Bunun anlamı ise 'yeter' demektir. O halde Kur'ân sana yeter."[6]

"Ben sağ olduğum müddetçe Kur'ân'ın kölesiyim. Ben Muhammed Muhtarın yolunun tozuyum. Benden bu sözden başkasını nakleden kimse benden uzak, ben de ondan uzağım."[7]

"Vahye dayanmayan söz, heva ve hevestendir. O, toza toprağa benzer, havada uçup yok olur gider."[8]

Mevlana sadece bir düşünce sistemi değildir, o aynı zamanda bir hayat felsefesidir. Nitekim O, Kur'ân ve Sünnetin gereğini yerine getirmek, iyi bir Müslüman olmak, erdemli ve edepli olmakla ilgili olarak da şunları söyler:

“Âdemoğlunun eğer edebten nasibi yoksa âdem değildir. Âdemoğluyla, hayvan arasındaki fark edebtir. Gözünü aç da iyi bak, bütün Allah’ın kelamına. Kur’ân’ın bütün ayetlerinin manası edebtir.”[9]

"Sende yürek olmadıktan sonra hançerin.. Ali gibi bilek olmadıktan sonra Zülfikarın.. Nuh gibi kaptan olmadıktan sonra geminin.. İbrahim gibi putları kırıp içindeki putları ateşe atamadıktan sonra putperest olmadığının ne anlamı vardır.. İnsanlığın ve yiğitliğin varsa koy ortaya. İşte tahtadan kılıcı Zülfikar yapan budur."

"Edep sahibi olmayan kimse, Allah'ın lütfundan mahrumdur. Edebi olmayan kimse, yalnız kendisine kötülük etmez, o tüm âlemi bozar."

"Göklerin nura gark olmaları, meleklerin nura gark olmaları, günahsız ve tertemiz olmaları nedeniyledir. Güneşin tutulması, bir zamanlar meleklerin arasında olan şeytanın kovulması ise, küstahlık yüzündendir."

"Şehvet, neslin çoğalması için olmasaydı; Âdem, utancından kendini hadım ederdi."

"Şehvete düşkünlük, gönlü sağır, gözü kör eder. Sonunda eşek sana Yusuf, ateş sana nur gibi gözükür."[10]

"Eşeklik sıfatlarını takındıktan sonra, isterse yüz kanadın olsun. Uçsan bile, ancak ahırda uçarsın."[11]

"Akıllılar önceden ağlayıp inlerler. Sonradan başlarına vuranlar ise cahillerdir."[12]

"Zarardan kurtulmak istiyorsan, işin önüne değil sonuna bak."[13]

"İki gözünle önü ve sonu gör de, lanetli İblis gibi şaşı olma."[14]

"Canımız Hakka uymadıktan sonra, uyanıklık bile bize ayak bağıdır."[15]

"Eğer insan sadece şekille insan olsaydı, Ahmed ile Ebu Cehil bir olurdu."

"Uyku ve uyanıklığımız, ölüm ve diriliş için iki tanıktır."[16]

"Gizli ve aşikâr Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Az yiyin, az uyuyun, az söyleyin. Günahlardan kaçının. Allah'ın emirlerine boyun eğin. Namazı kılın, şehveti kesin. İnsanların hayırlısı insanlara faydalı olanıdır. Tüm övgüler, tek olan Yüce Allah'a özgüdür."

Olaylara ibretle bakıp ders çıkarma ile ilgili olarak Kur'ân kıssalarını anlatırken şunları söyler: "Eyvahlar olsun, bu anlatılanlar hep senin hallerindi. Hayalin Firavna gitti, ona ait sandın. Sana senden bahsedilince sıkılır, başkasının hikayesinden ise hoşlanırsın.. Oysa Musa da Firavun da sende; bu ikisini de sen nefsinde ara."[17]”Ey inatçı, sende yukarı çıkmak arzusu olmayınca Allah’ın habl-i metîni (kopmaz ipi) olan Kur’ân’ın ne suçu var!”[18]

Son olarak Mevlânâ denilince hemen akla gelen semâ ile ilgili olarak da şunları söylememiz gerekir: Semâ, ruhsuz bir folklorik gösteri değildir. Semâ, cezbe halindeki dervişin ayakta ve kendinden geçerek Yüce Allah’ı zikretmesidir. Semâ, Hz. Mevlanâ’yı bir bütün olarak anlamak, onu yaşamak ve başkalarına onu anlatabilmektir. Semâda sağ el Allah’a açık, sol el ise insanlara dönüktür. Bunun anlamı Allah’tan alıp kullara vermektir. Tıpkı bunun gibi, Yüce Allah’tan alınacak mesajı, feyzi; insanlara ulaştırma ve onlarla paylaştırma sembolüdür. Semâzenin külahı mezar taşını sembolize eder; semâya başlarken siyah kaftanı çıkarıp beyazlara bürünmek, dünyalıklardan soyunup kefen bezine bürünmek anlamına gelir. Semada dönmek, dört bir yana ilahî mesajı ulaştırma azim ve gayretidir. Nitekim sûfiler, gerçek ve helal olan semâın sınırlarını şöyle çizmişlerdir: “Semâ edenin muradı nefsânî arzuların harekete geçirilmesi, dünyalık temini ve fizikî zevk elde etmek ise bu semâ oyun ve eğlence olur, bunun hükmü ise haramdır.”[19]

Tam da Mevlana türbesinin kapısına yazılmayı hak eden şu Mevlânâ sözü ile yazımızı bağlayalım:

"Vefatımızdan sonra bizim türbemizi yerde arama! Bizim mezarımız ariflerin gönlüdür."[20]

Öyleyse din önderlerimizi iyi ve doğru tanıyıp, onların izinde gidelim. Zira onlar, edebiyat yapılarak, folklorik yaklaşımlarla, yüzeysel kutlamalarla geçiştirilmeyecek kadar çok değerli ve önemli şahsiyetlerdir. Bu bağlamda Hz. Mevlana’yı doğru anlamak da onun eserlerini bir bütün olarak okuyup değerlendirmek ve onun hayatına bütüncül bir yaklaşımla bakıp günümüze taşıyabilmekle mümkündür.

 


 

[1] 8 Enfal 4, 74.

[2] 38 Sad 86.

[3] Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, II, 292.

[4] İbnü’l-Esîr, en-Nihâye, V, 245.

[5] Kamil Yaylalı, Mevlana’da İnanç Sistemi, s, 158.

[6] Yaylalı, age, s, 283.

[7] Tahirü’l-Mevlevî, Mesnevî Şerhi, VI, 46-47.

[8] T. Mevlevî, age, VI, 46-47.

[9] Tahir B. Körükçü, Mevlanâ ve Mesnevî Gözüyle Peygamber Efendimiz,s, 8.

[10] Mesnevî, Beyit no: 1365.

[11] Mesnevî, Beyit no: 2999.

[12] Mesnevî, Beyit no: 1622.

[13] Mesnevî, Beyit no: 1360.

[14] Mesnevî, Beyit no: 1709.

[15] Mesnevî, Beyit no: 410.

[16] Mesnevî, Beyit no:1787.

[17] Mevlanâ, Mesnevî, III, 971, 1250.

[18] Mesnevî, III, 4210

[19] Pakalın, Osmanlı Tarih Deyimleri, III, 163.

[20] Tahir B. Körükçü, age, s, 110.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile