Somuncu Baba

Kur’ân insana inmiştir, insan için inmiştir. Kur’ân, insana değer kazandıran, onun davranışlarını değerlendiren bir kitaptır. Kur’ân’ın muhatabı insandır, onun ana konusu da insandır. O, çok yönlü olarak insanı ele alır, her seviyedeki insana hitap eder.

Kur’ân, önce insanı en belirgin özellikleriyle tanımlar. İnsanın güzelliklerine dikkat çeker ve bu güzelliklerin korunmasını ister.

Yine Kur’ân, insanın zaaflarını ele alır ve bu zaafların giderilmesi için çözümler ortaya koyar.

Kur’ân, indiği dönemde çok değişik seviye ve konumda olan insanları etkilemiş, onları düşündürmüş, donatmış, değiştirmiş ve yetiştirmiştir. İkbal’in deyişi ile Kur’ân ile eşkıyalar evliyaya dönüşmüştür. Onun sayesinde cahiliye insanından, saadet çağının altın nesli yetişmiştir

Bugün de Kur’ân iyi okunur ve doğru anlaşılırsa; dünyanın, özlemini çektiği ideal insanlar yetişebilir. Bunun için Kur’ân’ın insanı ele alıp değerlendirişi ile ilgili ayetleri doğru okumak ve anlamak büyük önem taşımaktadır.

A. İNSANA DEĞER VEREN AYETLER

İnsanı yaratan Yüce Allah, erişilmez kudret, sonsuz ve kuşatılamaz bilginin sahibidir. O, Hakîmdir. O’nun söylediği ve yaptığı her şeyde sayısız hikmet vardır. Bize düşen bu hikmetleri anlamaktır. Bu konuda Kur’ân şöyle der: “Yaratan bilmez mi? O latiftir/bilgisi her şeyin içine geçen, her şeyi haber alandır.”[1]Elbette Yüce Allah her şeyi bilir, yarattığını da en iyi O bilir. Yarattığı insanın, zaaflarını ve onun neye ihtiyacının olduğunu da en iyi O bilir.

Pek çok ayette Yüce Allah, çoğul ifadeyle ‘Biz’ diyerek insanın yaratılışına ve onun üstün kılınışına dikkat çeker. Bu, insanın donanımlı bir varlık oluşu ile birlikte, yeryüzünde taşıdığı görev ve sorumluluğun önem ve ciddiyetine de işaret eder. Bir olan ve eşi ortağı olmayan Yüce Yaratıcının ‘Biz’ ifadesini kullanması, O’nun büyüklüğüne işaret ettiği gibi, bu kalıpla anlatılan işin büyüklüğüne de işaret eder. İnsana düşen ise, bu değerinin farkında olması, onu koruması ve kendisinden beklenenleri yerine getirmesidir.

Her şeyden önce insan isminde, insana verilen değeri ve onun en temel zaafını görmemiz mümkündür. İnsana bu ismin verilişi ilgili olarak şu üç görüş ileri sürülmüştür: Bu görüşlere göre insana, 'Ens' kökünden ünsiyet eden, cana yakın olan sosyal varlık anlamına yahut 'Nsy' kökünden unutan anlamına yahut da 'Nvs' kökünden hareket eden, kımıldayan anlamına insan denmiştir.[2] Aslında insanda, adındaki bu üç özelliğin üçü de mevcuttur. O, hem başkalarıyla birlikte yaşayan/yaşamak zorunda olan sosyal bir varlıktır, hem sürekli hareket halinde koşturan bir varlıktır, hem de unutkan bir varlıktır. Kur’ân insanın başkalarıyla ilişkilerini en güzel bir şekilde düzenleyen, onun hareketlerini en iyi ve en güzele yönlendiren ve onun unutkanlık başta olmak üzere çeşitli zaaflarını gideren bir rehberdir.

Bu girişten sonra şimdi Kur’ân’ın insanın mükemmel ve mükerremliğini bildiren ayetlerini okuyalım:

İnsan yeryüzünün halifesi olarak yaratılmıştır.[3]Yüce Yaratıcı insanı en donanımlı[4] bir biçimde kendi elleriyle bizzat yaratmış[5], ona kendi ruhundan üfürmüş[6] ve melekleri ona saygı secdesinde bulundurarak[7] onun üstünlüğünü âleme tescil ettirmiştir. İnsana düşen ise, kendisine bahşedilen bu misyonun hakkını vermek, kendisine uygun görülen bu konumun saygınlığını korumak ve o makamın adamı olmaya çalışmaktır

“Andolsun ki Biz insanı şerefli kıldık.”[8] O halde insan bu şeref ve saygınlığını korumalıdır. Bu ise Yüce Allah’a karşı yükümlülükleri yerine getirdiği ölçüde yani takvaya sarıldıkça mümkün olacaktır. Zira bunun formülü de açık bir şekilde Kur’ân’da belirtilmiştir: “Allâh yanında en üstün olanınız, günâhlardan en çok korunanınızdır.”[9]

“Andolsun ki Biz insanı en güzel bir biçimde yarattık.”[10] İnsan kendisine lütfedilen bu fizikî ve ruhî güzellikleri korumasını bilmelidir. Bunun için de Allah’ın dininin ölçülerine uygun bir hayat yaşamalıdır. Çünkü Yüce Allah’ın insana hayat düsturu olsun diye belirlediği dinin ölçüleri, insanın bu özellik ve güzelliklerini korumaya yöneliktir.

“Andolsun Biz insanı, zorluklar içerisinde ve zorluklara dayanma gücü içerisinde yarattık.”[11] İnsan kendisine verilen bu güzellikleri korumak, bu konum ve saygınlığını artırarak devam ettirebilmek için zorlu bir sınava tâbi tutulmuştur. Bu sınav, göklerin, yerin ve dağların kaldıramayacağı kadar zorlu olsa da altından kalkılamaz değildir. İnsan isterse, azmederse bu zorlukları aşabilir, onlarla baş edebilir ve sınavın zor sorularından başarıyla çıkabilir. Yüce Yaratıcı, insanı tabi tuttuğu bu sınava uygun bir donanımda yaratmıştır. Çünkü Allah, hiç kimseye gücünün yetmeyeceği şeyi yüklemez[12] ve O, kulları için kolaylıklar diler, asla zorluk dilemez.[13]

Doğrusu insan kendi nefsini görür. [14] Evet insan kendi kendinin şahididir, kendini kontrol eder, gözetler, o nefsine hakim olabilir ve kendini istikamet çizgisinde tutabilir. Yüce Yaratıcı ona, kendini istikamette tutabilecek bir irade ve güç bahşetmiştir.

“.. Ki Allah sizden inananları ve kendilerine ilim verilenleri derecelerle yükseltsin.”[15]Biz dilediğimizi derecelerle yükseltiriz. Her bilgi sahibinin üstünde daha bir bilen vardır.”[16] İşte insan, bu yarışta en ileri noktada yerini alabilmek için çalışıp çabalamalı ve zirveye ulaşabilmek için koşturmalıdır. “Rabbinizden bir bağışlanmaya ve genişliği göklerle yer arası kadar olan, korunanlar için hazırlanmış cennete koşun!”[17] “İşte yarışanlar, bunun için (Allah’a yakın olmak için, en yüce makamlara ermek için, cennete girmek için) yarışsınlar.”[18]

Özetle söyleyecek olursak, varlıkların en şereflisi olarak yaratılan insan, ruhen ve fiziken en mükemmel bir donanımda yaratılmıştır. O, bu donanımını Yüce Yaratıcıya bağlı kalarak korumalı ve onu en mükemmele taşımalıdır. Bunun için de O’nun ölçüleri doğrultusunda bir hayatın adamı olmalıdır. Bu insan için zor ve yaşanamaz değildir. O, isterse bu sınavı başararak değerine değer katabilir, hem Yüce Allah katındaki değerini artırabilir, hem de diğer varlıklar yanındaki saygınlığını artırabilir, konumunu güçlendirebilir.

B. İNSANIN ZAAFLARINA DİKKAT ÇEKEN AYETLER

Kur’ân’daki pek çok ayette de insanın zaaflarına işaret edilmiştir. Bu ayetler, hem insanı doğru tanımamızı sağlar, hem de insanın zaaflarını aşabilmesinin gereğine vurgu yapıp onları aşmanın yollarını bize açıklar. İnsan zaaflarından bahseden ayetler, davetçiler için daha bir önem arz etmektedir. Çünkü davetçi, davetine konu olan insanı bu ayetler sayesinde daha kolay ve doğru tanır, ondaki zaafları iyi bilir, ona göre davetini daha sağlıklı bir zeminde yapabilir ve insanları daha kolay eğitip kazanabilir. Şimdi insan zaaflarına dikkat çeken ayetleri okuyalım:

İnsan zayıf yaratılmıştır.[19]İnsan yaratılışça zayıftır, sabırsızdır, nefsin eğilimlerine ve şehvetine düşkündür. Ama o bu acziyet ve zafiyetini vahyin ölçülerini kuşanarak yenebilir. Gönlünü, beynini, dilini vahiyle besleyip donatan insan güçlüdür. Böyle bir kişi, nefis ve şeytan başta olmak üzere tüm iç ve dış düşmanlarıyla baş edebilir, onları yenebilir.

Doğrusu insan çok cahildir.[20] İnsan bu cehaletini, bilgi ile yenmeli, bunun için ilk emre kulak vermeli, Yüce Yaratıcının eğitim halkasına girmelidir. İlk emri ‘oku’ olan bir dinin muhatapları için cahillik ve cehalet söz konusu olamaz.

Doğusu insan çok nankördür.[21] Nimeti örtmek ve onu görmezden gelmek (küfran-ı nimet), gerçeği ötmek ve onu inkâr etmek (küfür-inkar) şeklinde kendisini gösteren bu nankörlükten kurtulmalı. Bunun için hakikatin tanıkları olmalı, nimetlere şükredilmelidir.

İnsan pek acelecidir.[22] İnsan, zamanı iyi kullanmadığı için, yapması gerekenleri vaktinde yapmadığı için acele eder. Bunun için kendisine emanet edilen zaman nimetini yerli yerince ve en güzel bir biçimde kullanmalıdır. Kur’ân adamı, vaktin çocuğu (ibnü’l-vakit) olmalıdır.

Gerçekten insan pek zalimdir.[23] O halde insan zulmün her çeşidinden uzak olmalı, her alanda ölçülü olmalı, adaleti ayakta tutanların yanında yer almalıdır. İnsan isterse âdil olabilir. Bunun yolu ise, Adil-i Mutlak olan Yüce Yaratıcıya bağlanmak ve O’nun adalet ölçülerini uygulamaktır.

Gerçekten insan çok cimridir.[24]İnsan, bu cimriliğini, kendisine emanet edilen nimetleri başkalarıyla paylaşarak yenmelidir. Sahip olduğu nimetlerin asıl sahibinin Yüce Allah olduğunu, o nimetlerin elinden alınıvereceğini asla unutmamalıdır.

İnsan, tartışmaya her şeyden daha çok düşkündür.[25]İnsan, kendi eksiklerini ve kusurlarını örtmek için savunma mekanizmalarına sığınır, yaptığı yanlışları savunabilmek için çırpınır durur Oysa ona düşen, doğruya teslim olmak, hep doğruları konuşmak ve doğruları işlemektir. Yanlışta ısrar etmeyip hatadan dönmek de en büyük erdemlerdendir.

İnsan, şimdi apaçık bir hasım kesildi.[26]Onun düşmanlığı yaratıcısına ve hemcinslerine karşıdır. Oysa insan Yaratıcısına bağlı ve O’na teslim olmakla huzur bulacak, hem cinslerini kardeş bilmekle rahata erecektir. İnsan düşmanlık tutkusunu, şeytan başta olmak üzere tüm kötülük odaklarına saklamalıdır.

Doğrusu insan hırslı ve huysuz yaratılmıştır.[27]İnsan günaha, harama, kötülüğe, cimriliğe düşkündür. Ama bu insanın bir yönüdür. O, isterse bu hırs ve düşkünlüğünü hayra ve güzelliklere yöneltebilir. Bu ise, vahyin aydınlığında yönünü Yüce Yaratıcıya çevirmekle, O’nu sevmekle, O’nun huzuruna çıkacağı günü düşünüp buna hazır olmakla mümkündür. Yüce Allah’ın hoşnutluğunu gaye edinenler, hayır ve güzelliklerin tiryakisi olurlar. Böyleleri için ibadet ve taat  anları en fazla haz ve lezzet aldıkları anları olur.

Kendisine kötülük dokundu mu sızlanır.[28]Oysa insan, önce iyilik ve güzellikleri hak etmek için çalışmalı, sonra da karşılaştığı olayları hayra yormasını bilmelidir. Şer gördüklerinde hayrın, hayır gördüklerinde ise şerrin olabileceğini asla unutmamalıdır. Bir de başına gelenlerin kendi elleriyle işledikleri yüzünden olduğunu, her insanın kader kuşunun kendi boynunda asılı olduğunu göz ardı etmemelidir.

İnsan, kendisini Rabbinden müstağni görür ve bu yüzden azar.[29]Oysa Rabbine varan yolda çabalayıp durmakta olan insan, sonuçta O'na dönüp varacaktır.[30] İnsan her zaman ve her şartta Allah’a muhtaçtır. O’nun maddî gıda ve nimetlerine muhtaç olduğu gibi, O’nun manevî gıda ve nimetlerine de muhtaçtır. İnsan, Rabbinin bu maddî ve manevî gıdalarından beslendiği ölçüde güçlü ve üstün olacaktır. Onlara karşı duyarsız ve kayıtsız kaldığı zaman ise, gücünü kaybedecek, insanî saygınlığını yitirecek, aşağılara yuvarlanacak, cehalet ve günah çukurlarında kalacaktır.

Doğrusu insan hep zarardadır.[31]Ancak bu zarardan kurtulmanın yolu açık ve nettir: İman edip salih amel işler, hep hakkı tavsiye eder ve bu uğurda karşılaştığı güçlüklere katlanıp başkalarına da sabrı tavsiye ederse.. İşte o zaman zarardan kurtulmuş olur. Tıpkı şairin dediği gibi:

Hâlık'ın nâ-mütenâhî (sayısız) adı var, en başı: Hak.

Ne büyük şey kul için hakkı tutup kaldırmak!

Hani Ashab-ı Kirâm, ayrılalım, derlerken,

Mutlaka 'Sure i ve'l-Asr'ı okurlarmış, bu neden?

Çünkü meknûn (gizli) o büyük surede esrâr-ı felâh (kurtuluşun sırları):

Başta iman-ı hakîki geliyor, sonra salâh,

Sonra hak, sonra sebat. İşte kuzum insanlık.

Dördü birleşti mi yoktur sana hüsran artık.[32]

 


[1] 67 Mülk 14.

[2] Bkz. İsfehânî, el-Müfredât, s, 776; İbnü'l-Cevzî, Zâdü'l-Mesîr, I, 47.

[3] 2 Bakara 30, 6 Enâm 165, 7 Araf 69, 74, 10 Yunus 14, 27 Neml 62,  35 Fâtır 39, 38 Sâd 26.

[4] “O Rab ki seni yarattı, seni düzenledi, sana ölçülü bir biçim verdi. Senin organlarını dilediği şekilde birbirine ekledi.” 82 İnfitar 7-8.

[5] “Rabbin ona dedi ki: ‘Ey İblis, iki elimle yarattığıma secde etmekten seni alıkoyan nedir? Büyüklük mü tasladın, yoksa yücelerden mi oldun?’ " 38 Sad 75.

[6] “Onu düzenleyip insan şekline koyduğum ve ona ruhumdan üflediğim zaman hemen ona secdeye kapanın!” 15 Hıcr 29, 38 Sad 72, 32 Secde 9.

[7] 2 Bakara 34,7 Araf 11, 17 İsra 61, 18 Kehf 50, 20 Taha 116.

[8] 17 İsra 70.

[9] 49 Hucurat 13.

[10] 95 Tin 4.

[11] 90 Beled 4.

[12] 2 Bakara 233, 286, 6 Enam 152, 7 Araf 42, 23 Müminun 62.

[13] 2 Bakara 185, 65 Talak 7, 94 İnşirah 5-6.

[14] 75 Kıyame 14.

[15] 58 Mücadele 11.

[16] 12 Yusuf 76.

[17] 3 Alu Imran 133.

[18] 83 Mutaffifin 26.

[19] 4 Nisa 28

[20] 33 Ahzab 72

[21] 14 İbrahim 34, 17 İsra 67, 22 Hac 66, 42 Şura 48, 43 Zuhruf 15, 100 Adiat 6.

[22] 17 İsra 11, 21 Enbiya 37.

[23] 14 İbrahim 34, 33 Ahzab 72.

[24] 17 İsra 100.

[25] 18 Kehf 54.

[26] 36 Yasin 77

[27] 70 Mearic 19.

[28] 70 Mearic 20.

[29] 96 Alak 5-6.

[30] 84 İnşikak 6.

[31] 103 Asr 2.

[32] Mehmet Akif Ersoy, Safahat, Âsım, s, 352.

Yorumlar   

 
0 #1 Damla derici 27-09-2016 15:34
Harika hadisler var teşekürler ederim çok işime yaradı :eek: :lol:
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile