Somuncu Baba

A.                TEBDİL-İ MEKANDA FERAHLIK VARDIR

Prof. Dr. Ali AKPINAR*

İnsan doğuştan hareketli ve gezgin bir varlıktır. Allah Teâlâ gökler ve yeri ile evreni insanın emrine sunmuş, insanı da merak sâiki ile  dopdolu yaratmıştır.  İnsan bu akıl almaz güzellikteki evrende merakını gidermek, aradığına ulaşabilmek için sürekli gezmiş ve  dolaşmıştır. İnsanlığın atası Hz. Adem ile eşi Hz. Havva'nın Cennetten yeryüzüne inmesi/yürümesi ile  başlayan bu gezip dolaşma hiç yavaşlamadan devam etmiştir.

Gecesi ve gündüzü ile insan, sürekli bu gezip-dolaşma eyleminin içerisinde yer almış, yeryüzünü,  altını üstüne getirircesine dolaşmış.. Yeni yerler,yeni ve hızlı ulaşım araçları keşfetmiş.. Yerin üstü yetmemiş yerin derinliklerine inmiş, metrelerce derinliklerde dolaşmış.. Deniz üstleri yetmemiş deniz altlarına  dalmış.. Bununla da  yetinilmemiş geliştirilen yeni araçlarla bu sefer göklere bir yolculuk başlamış.. İnsanoğlu gezip dolaşmaya o kadar düşkün olmuş ki, gezip göreceği yerlerin  çokluğu ve gezip görme hırsı ve gezip göreceği yerlerin  normal ömür  zamanına  sığmayacağı endişesiyle saatte şu kadar hızla giden araçlar geliştirmiş ve  onların sırtında yoluna devam etmiştir.

Yaya yürüyüşü az gelmiş, bir takım binek hayvanları  ehlileştirilmiş onlarla yolculuk devam etmiş.. Ama onların hızı insanın gelişen merak ve seyahat etme hızıyla boy ölçüşemediğinden  yeni arayışların içine girilmiş, bu meyanda  tekerlek keşfedilmiş.. Fakat  ulaşım araçlarındaki gelişim durmamış daha da  hız kazanmış. Tekerleğin dönüş hızı  süratle artmış,  arabalar önce kuşların, böceklerin hızına ulaşabilme arzusu ile  dönüşünü  hızlandırmış.. Daha ileri aşamalarda  sanki sesin, ışığın, Burak ve Refref'in  hızına  ulaşabilme arzusu ile karada, denizde ve havada  giden çeşitli araçlar yapılmış.. Feza füzelerinin  sürati bile insanın seyahat hızının gerisinde kalmış ve bu konuda daha ileri düzeydeki arayışlar bugün  devam etmektedir.

İnsanın bu seyahat aşkı yalnızca uyanıklığı ile  sınırlı kalmamış,  uykuda rüya alemlerindeki yolculuklarla aralıksız sürmüştür. Bugün çocuklar için hazırlanan çizgi filmleri bile, uzayın derinliklerine yolculukları işleyen kurgulardan oluşmaktadır. Yani insan ulaşabildiği yolculukları eylem planında  gerçekleştirirken,  ulaşamadıklarını da  hayal aleminde  geliştirdiği kurgularla  ifade etmeye ve sonrakileri bu konuda tahrik etmeye devam etmiştir. Çünkü bugünün  teknolojik gelişmelerinin  temelinde,  dünün  yönlendirici ve  tahrik edici kurguları bulunmaktadır.

Seyahatin Amacı ve Sınırı

Sosyal bir varlık  olan insan hemcinslerini görmek, onlarla tanışmak, anlaşmak,  anlaşamadığında savaşmak, kendi doğrularını başkalarına aktarmak, birbirleriyle çeşitli sahalarda yarışmak tutkuları ile donatılmış bir varlıktır. O  bu tutkularını gidermek için çok ağır meşakkatlere katlanma  pahasına bile olsa çok uzun yolculuklara çıkmaktan geri  kalmamıştır.

İmam Şâfiî, divanındaki  şu dizeleriyle seyahate çıkmanın önemini veciz bir biçimde anlatmaktadır.

"Akıl sahipleri için  bir yerde oturup kalmakta rahat yoktur. O halde odunu ocağını bırak da gurbete çık.

Yolculuk et, ayrıldığın bazı şeylere  karşılık yeni ve güzel şeyler bulursun.

Yorul,  çünkü hayatın tadı çekilen yorgunluktadır.

Ben durgun suları,n bozulduğunu bilirim. Ama su  akarsa temiz ve güzel olur.

Aslan bile  inini  terk ederse avlanır.

Ok yayından ayrılmadan hedefini bulabilir mi hiç?

Güneş hareketsiz dursaydı yörüngesinde, insanlar  bıkardı ondan!

Yerinde,  yatağında duran altın topraktan farksızdır.

Ûd yerinde kalsaydı bir çeşit odun olarak kalırdı.

Yurdundan yuvandan ayrılırsan, işte o zaman muradına erer altın gibi aziz  olursun.”[1]

Bu konuda Hz. İsa  da şöyle der:

"Dünya ibret alınacak pek çok hadisenin geçtiği ve hiç kimsenin ebedi kalmadığı bir taşınma yeridir. O halde gezginlerden  olun ve öncekilerin kalıntı ve  eserlerinden ibret alın."

Şu söz de  ünlü Arap şairi  Kuss b.Sâide'nindir:

"Öğütlerin en etkilisi  sahralarda gezip yerin bağrında yatan ölülerden ders almaktadır.”[2]

İnsan için ilk yaratıldığı Cennette  başlayan bu yolculuğu, Allah'ın onun hizmetine sunduğu  dünya hayatında devam etmektedir. Ama  onun yolculuğu dünyada, dünya hayatı ile bitmeyecektir. Çünkü insan dünyada sonsuza dek kalıcı değil, gidicidir. Yerin dibine, fezanın derinliklerine de gitse, bu dünya ona ebedi yurt olamayacaktır. İnsana verilen  en uzun bir ömür bile onun evreni gezip dolaşma tutkusunu gidermeye yetmeyecek, ama onun dünya hayatından ayrılışı da yeni bir yolculuğa çıkışı  olacaktır. Bu yolculuk ise  Ahiret yolculuğudur. Bu manada ölüm de, yeni bir yolculuğun biletini almak demektir. Asırlardır dinin insana anlattığı kabir hali, mahşer, sırat, mizan, cennet, cehennem v.b. yerleri  görme merakını gidereceği düşünülürse,  yüzü soğuk  olsa da ölüm, seyahat  tutkunu insan için maceralı, ve biraz da heyecan verici bir yolculuğun ilk adımıdır. Nitekim Kutsal Kitabımız bu gerçeği şöyle anlatır:

"Sizi o topraktan yarattık. Yine ona döndüreceğiz. Sonra tekrar sizi ondan çıkaracağız.”[3]

Çocukluğundan itibaren hayatı seyahatlerle dopdolu olarak geçmiş olan Peygamberimiz de bu gerçeği şöyle ifade eder:

"İşte  benimle dünyanın hali: Bir ağacın gölgesinde birazcık mola verip sonra orayı (dünyayı)  terk ederek yoluna devam eden bir yolcu gibidir!”[4]

İşte  bu yüzden bir adı da yol oğluna (İbn Sebil) çıkmış olan insanoğlu tarih boyunca çeşitli gayeler uğruna, çeşitli yerlere seyahat etmiş; bunun sonucunda ise yolculuk, tarih ve edebiyatın yarıştığı geniş bir alan olmuştur.

Yolculuk, ilk insanın yeryüzüne inişi  demek  olan hayat yolculuğu ile başlamış ve insanla özdeşleşmiş, sonuçta insanın ayrılmaz bir parçası olmuştur. Bu ilk yolculuktan sonra değişik amaçlara yönelik olarak ve her kesimden insanın katılımıyla seyahat kervanı genişleyerek yoluna devam etmiştir.

Peygamberler gezip dolaşmışlar, Allah'ın mesajını insanlara ulaştırmak ve ona yaşanabilir ortamlar bulmak için. İlim yolcuları yeni şeyler öğrenebilmek ve öğrendiklerini başkalarına aktarabilmek için. Kâşifler  ünlerine ün katan yeni buluşlar için. Seyyahlar görüş ufuklarını açan yeni yerler görebilmek için. Şâir ve edebiyatçılar kainat  kitabının değişik sayfalarından güçlü ilhamlar  derebilmek için.. Lügatçiler hacimli eserlerini tamamlayabilmek için.. Gazeteciler / muhabirler, haberleri yerinde ve doğru bir şekilde  alabilmek için.. Sûfîler, mürşitlerinden feyiz alıp nefislerini eğitmek ve derledikleri güzellikleri başkalarıyla paylaşmak için.. Âşıklar muratlarına  ermek için.. Hastalar, şifa, dertliler devâ bulmak için.. Tâcirler  helal ve bereketli kazançlar elde etmek için .. Sosyal, siyasi ve ekonomik yönden önleri tıkanan her seviyedeki  pek çok insan yeni çıkış yolları bulabilmek için.. Hep seyahat etmişlerdir.. Tabiî ki bu arada kötüler de kötülüklerini yaymak için boş durmayıp koşturup durmuşlardır.

Tüm bu çeşitleriyle her yolculuk alışılmış bir dünyanın  arkada bırakılıp yeni dünyalarla tanışılması için gerçekleştirilmiştir. Yani "Ben" ve "Öteki" arasında gidip gelmeye yönelik olarak. Dışımızdaki şeylerle içimizdekilerin bağlantı kurması, "ötekini" tanımak isteyen "Ben"in, bu arada kendini  de tanıma hareketidir yolculuk.

Bütün bu seyahatlerin  sonunda, sayısı milyarlara ulaşan insanların bu gezip dolaşmalarını teşvik eden, yönlendiren, onlara yardım eden, ihtiyaçlarını karşılayan, ekonomik gelir ve giderlerine göre yeni düzenlemeler yapan bir büyük sektör gelişmiştir: Turizm sektörü.

Din ve Turizm İlişkisi

İnsanla ilgili, onun ihtiyacı/ tutkusu olan her alanda ona ışık tutan, yönlendirici temel ipuçları veren İslâm Dini, insandaki bu seyahat  tutkusunu da ihmal etmemiş ve onu başıboş bırakmamıştır. Fıtrat dini İslam, insanın bu tutkusunu, en sağlıklı bir biçimde giderebilmesi için önlemler almış, yönlendirici ve hatta tahrik edici açıklamalarda bulunmuştur. Kur’ân-ı Kerim'de ve Sünnette bu konuda pek çok açıklama yer almış ve bir seyahat adâbı oluşmuştur.

Kur'an-ı Kerimde, yol /yollar, yolcu  gitmek gelmek, yürümek, uğramak, koşmak, gece yürüyüşü yol tepmek, seyir, sefer, seyahat, diyar diyar dolaşmak, vadileri kat’ etmek gibi seyahatle ilgili pek çok kelime ve deyim yer almıştır. Koşturanlara yemin eden[5] Kur’ân’da seyahat/gezip dolaşma ile ilgili pek çok ayet yer almıştır. Birkaç örnek verecek olursak:

“Onlarla, içinde bereketler yarattığımız kentler arasında, açıkça görünen kentler var ettik ve bunlar arasında yürümeyi takdir ettik: "Oralarda geceleri ve gündüzleri güven içinde yürüyün, dedik."[6]

“De ki: "Yeryüzünde gezin, bakın Allah yaratmağa nasıl başladı, sonra Allâh, son yaratmayı da yapacaktır. Çünkü Allah, her şeyi yapabilendir.”[7]

“Sizden önce de yasalar uygulanmıştır. Yeryüzünde dolaşın da yalanlayıcıların/ günahkarların sonunun nasıl olduğunu görün.”[8]

Dikkat edilirse bu ayetlerde yeryüzünde gayeli gezip dolaşma emredilerek insanlar seviyeli bir seyahate yönlendirilmiştir.

"Çok yaşayan değil, çok gezen bilir", "Tebdil-i mekanda hayır vardır", "Harekette bereket vardır" gibi sözlerin yer aldığı ve gezginlerin veli /Allah dostu (Evliya Çelebi) diye anıldığı kültürümüzde de seyahat kavramını ifade eden pek çok kelime bulunmaktadır. Yol almak, yol tepmek, yola çıkmak,  yola düşmek, yola düzülmek, yola gitmek, yola revan olmak, tur atmak, tura çıkmak, yolculuk, seyahat, gezi, gezinti seyr u sefer, misafir, gezgin, seyyah, turist, gezmen ...gibi[9].

Bu kadar çok kelime ile izah edilmesi bile, bu eylemin hayatımızdaki yerini ortaya koymaya  yetmektedir.

 

B. SEYAHATİN KAZANDIRDIKLARI VE SEYAHATİN SIHHATE DÖNÜŞMESİ

Seyahat sosyolojik, psikolojik, ekonomik, tıb v.b  pek çok alanda  kişiye ve topluma sayısız yararlar  sağlayan bir olgudur. O sadece ekonomik bir  etkinlik olmayıp ülkeler ve insanlar arasında uzun süreli ve sağlam bağlar kurabilecek bir köprü görevini de üstlenir.

Yolculuk  öğrenmeyi, ikamet  ise yaşamayı kolaylaştırır. Bir yerde sürekli oturmak kalbi katılaştırırken, sürekli dolaşmak ise kalbi karıştırır.

Nefsin olgunlaşmasında seyahatin  büyük bir etkisi vardır. Çünkü seyahat, sıkıntılara katlanmayı, azıksız kalındığında sabırla Allah'a tevekkül etmeyi öğretir. Seyahat eden kişi, gördükleri kimseler içerisinde   kendinden üst seviyede bulunanlardan ve daha aşağı seviyede olanlardan büyük ölçüde yararlanır, bilgi ve görgü alışverişinde  bulunur. Ticaret, bilgi ve ahlaki donanımını  artırır. Kısaca söylemek gerekirse, her yolculuk, kendi bereketi ile gelir ve kendi bereketini getirir.

İmam-ı Şafi  yolculukta şu beş faydanın olduğunu söyler: "Kişi, ufunetini dağıtır/stres atar. Maişet kazanır. İlmini artırır. Edeb ve görgü seviyesini yükseltir. Ahlaklı iyi kişilerle arkadaşlık yapma ve yeni dostlar kazanma imkanı elde etmiş olur."

Hz. Ömer de yolculuğu, kişileri tanıma fırsatı olarak görür ve birini  tanıyabilmek için onunla yolculuk yapılmasını tavsiye eder.

Seyahatin kazandırdıklarını şu şekilde sıralayabiliriz:

a.  Seyahat,  kişinin  ahlakî ve melekî değerleri ile, şeytâni yönlerinin ortaya çıkmasını sağlayan bir  ruh testidir.  Bu testi oluşturan sorular, insanın ikamet halinde alışkın olmadığı zorluklar ve sıkıntılardan  oluşur. Seyahat ile kişi,çok yönlü ve çok sayıda uyarıcılarla karşılaşır. Kişinin bunlara karşı gösterdiği tepkilerle ahlâki olgunluk seviyesi ortaya çıkar. Başka bir deyişle seyahat, insandaki gizli cevherleri ortaya çıkaran bir potadır. Bunun için ona gizlilikleri ortaya çıkaran anlamına ‘sefer’ denmiştir.

b. Seyahat bir  ruh ve beden antrenmanıdır.  Onunla ruhlar donukluktan, bedenler hantallıktan kurtulur. Bu yüzden "seyahat edin ki sıhhat bulasınız" buyurulmuştur. Dilimizde "işleyen demir ışıldar", "Tebdil-i mekanda hayır vardır", “Harekette bereket vardır"   sözleri de bu gerçeği ifade ederler.

c. Seyahat   bilgi ve kültür alışverişinin  yapıldığı bir pazardır.  Seyahat esnasında görülen  yeni yerler, medeniyet merkezleri ve karşılaşılan, arkadaşlık yapılan değişik seviyedeki insanlar arasında küçümsenemeyecek bir bilgi akışı olur. Bu bağlamda seyahat,  dostlukların artmasını sağlayarak  dünya barışına katkı sağlar. Birbirlerine düşman olan toplumların, birbirlerine ön şartsız bir şekilde yaklaşarak daha samimi bir şekilde yakınlaşıp kaynaşmasını sağlar.

d-Hacc ibadeti başta olmak üzere özellikle kutsal mekanların gezilip görüldüğü din motifli seyahatler, tevhid dininin gönüllerdeki heyecan ve tesirini artırır. İnsanlığın atasının, yaratılış amacının, dünya sonrası gidecekleri yerin birliği  inancını  görsel olarak pekiştirir.

e- Bunların yanında seyahat bir  ekonomik pazardır. Önemli bir kazanç temin etme alanıdır.

f- Seyahatlerde toplanan ahlaki  birikimler kâmil ahlaklı insanları ortaya çıkarırken; not edilen bilgi birikimleri de edebiyatta kıymetli eserlerin  hatırât ve seyahatnâmelerin    oluşmasını sağlamıştır. Bu yolla pek çok seyahatname, kamus, külliyat, ansiklopedi (mevzuatu'l-ulum), biyografik eserler, geniş  tarih mecmuaları  oluşturulmuştur.

Mucemu'l-Buldân (Ülkeler Ansiklopedisi) adlı meşhur eserin sahibi Yakût el- Hamevî,  kıymetli eserine; yeri döşek gibi yayan, dağları yerin denge unsuru kılan, tümsek, çukur, tepe, ova, çöl ve vadilerle yeri bezeyen, bunların arasından nehirler akıtıp denizler yaratan... Kullarına orada yerleşmeyi, evler- binalar yapmayı, dağlardan kaleler oymayı, kuyular kazmayı müyesser kılan... Allah Teâlâ'ya hamd ederek başlar ve bu hacimli eseri yazmak için yeryüzünde uzun yolculuklara çıkmaya kendisini sevk eden en büyük  âmilin Kur'ân’daki "Yeryüzünde gezip dolaşmazlar mı?"  âyetlerinin  olduğunu söyler.

Gezilen yerlerin canlı olarak ve  edebî bir üslupla  kaleme alınmasıyla edebi ve ilmi  derecesi yüksek çok kıymetli eserler ortaya çıkmıştır. Bu eserler tarih, hukuk, iktisat, dil, sosyoloji, sanat vesair alanlarda önemli başvuru kaynakları olmuştur. Edebiyatımızdaki  Evliya Çelebi  Seyahatnamesi,  tarihin  babası denilen "Herodotos" un  Tarihi, Arap gezgini  İbn Batuta'nın, İtalyan tacir'i  Marko Polo'nun seyahat anıları dünyaca ünlüdür. 16. yüzyılda doğu türkçesiyle yazılmış   Bâburname,  Seydi Ali Reis'in  Mirâtül-Memâlik'i, Yirmi Sekiz Mehmet  Çelebi'nin  Fransa Sefâretnâmesi, Resmi Ahmet Efendi'nin  Tezkiresi  en değerli  seyahat eserlerindendir.

Bu  seyahatnameler,  yapılan yolculuğun  amacına,  yapılış şekline, uzun ve kısa süreli oluşuna, seyahat edenin kişilik yapısına göre çeşitlilik arz eder. Örneğin, Hac yolculukları; resmi yolculuklar, eğitim-öğretim yolculukları; arkeolojik, keşif, ziyaret, siyasi, makam yolculukları; fihrist, lügat tarama yolculukları; rehberlik adına yapılan yolculuklar,  medyatik yolculuklar,  hayali ve genel yolculuklar yazılan seyahatnamelere de yansımıştır. Çoğu zaman  bir seyahatnamede, bu sayılanlardan  bir  kaçının bir araya geldiği de  olur.

Sayılan bu  kazanımların gerçekleşmesi ise, seyahatin belirli koşullar altında, dünya insanlarını  bir araya getirip onların birbirlerini daha iyi  anlamaları; birbirlerinin değer, düşünce, alışkanlık,  duygu ve kültürlerine saygı duyarak  tanımaları ile gerçekleşir. Eğer bu koşullar oluşmazsa seyahat köprü olma görevini yapamadığı gibi yanlış tanıma ve tutarsız değerlendirmelere de yol açabilir. Bu durumda dünya  barışına katkı sağlaması gereken seyahat, düşmanlıkların  artmasına ve  tatsız olayların oluşmasına yol açabilir.

 Özetleyecek olursak, seyahat, çok yönlü, ayrıntılı, sentez  kabiliyeti ve alanı geniş bir süreçtir. Yeter ki bilinçli, baskı  ve  yanlış yönlendirmelerden  uzak olarak huzur ve güven ortamı içerisinde yapılsın. Ve yeter ki seyahatin bu çok yönlü kazanımlarının önündeki engeller kaldırılsın. En önemlisi de  her seviyedeki tüm insanların  seyahat nimetinden yararlanabilmelerine imkan tanınsın.[10]


 

* C.Ü. İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi e-mail:Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

[1] Muhammed b. İdrîs eş-Şâfiî, Divân, Beyrut, 1974, s, 26-27

[2] Bkz.Yakut el- Hamevî, Mu'cemu'l-Büldân, Beyrût, ty, I, 8.

[3] 20 Tâhâ 55.

[4] Tirmîzî, Zühd 44; İbn Mâce,  Zühd 3; Ahmed, I, 301.

[5] 100 Adiyât 1.

[6] 34 Sebe 18.

[7] 29 Ankebut 20.

[8] 3 Alu Imran 137, 6 Enam 11, 16 Nahl 36, 27 Neml 69, 30 Rum 42.

[9] Bkz. Türkçe Sözlük, Türk Dil Kurumu Yay, Ank, 1983, II, 1319-1320; 1209. Ünlü Türk Seyyahı Evliyâ Çelebî, rüyasında Hz. Peygamberi görüp elini öptüğünü ve "Şefaat Yâ  Rasülallah!" diyecek yerde heyecanla, "Seyahat Yâ Rasülallah!" deyiverdiğini, bunun üzerine Hz. Peygamberin "Şefaati seyahat, ziyareti sıhhat ve selametle kolay eyle ,Yâ Rab!" diye kendisine dua ettiğini ve böylece seyyâh olup yola çıktığını uzun uzun anlatır. Bkz. Evliya Çelebi, Seyahatnâme, İst, ty, I, l2-16.

[10] Konu ile ilgili geniş bilgi için bkz Akpınar Ali, Kur’ân Aydınlığında Seyahat, Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara, 1998.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile