Yeni Ümit

HZ. PEYGAMBERİN KUR'ÂN OKUYUŞU

Prof. Dr. Ali AKPINAR*

Kur'ân'ın ilk muhatabı olan Hz. Peygamber, her konuda olduğu gibi Kur'ân okuma, onu anlama ve onun hükümlerini hayata geçirme konusunda da bizlere en güzel örnekliği sunmuştur. Biz burada maddeler halinde Hz. Peygamberin Kur'ân okuyuşunu ve Kur'ân anlayışını okuyucularımıza sunmayı uygun bulduk. Zira Kur'ân'a muhatap olan o büyük insanın Kur'ân okuyuş ve anlayışı, bu konunun ilk ve en önemli referansıdır.

a.      Hz. Peygamber, Kur'ân'ın ilk muhatabıdır. O, Kur'ân'ın ilk emri "Yaradan Rabbinin adıyla oku" emrinin de ilk muhatabıdır. İlk muhatap olarak o, Kur'ân'ı okumak, ezberlemek ve anlamak için büyük gayret göstermiştir. O, Kur'ân okumaya ve onu ezberlemeye son derece düşkün ve hırslıydı. O, bu konuda uyarılacak kadar çaba göstermiş, kendisine inmekte olan Kur'ân'dan bir şeyler kaçırma endişesi taşımıştır. Bu konuda Kur'ân'da şu ayetler yer almıştır:

"Gerçek hükümdar olan Allâh, yücedir. Sana vahyedilmesi henüz tamamlanmadan Kur'ân'ı acele okumağa kalkma; 'Rabbim, ilimce beni artır!' de."[1]

"Onu (Kur'ân'ı) tekrarlamada aceleden dilini hareket ettirip durma. Çünkü onun toplanması ve okuması bize aittir. Biz okuduğumuzda, sen onun okunuşunu izle. Hem sonra onun beyanı da bize aittir."[2]

" Sana (Kur'ân'ı),  okutacağız, unutmayacaksın."[3]

"İnkâr edenler: "Kur'ân, ona bir defada indirilmeli değil miydi?" dediler. Biz onunla senin kalbini sağlamlaştırmak için onu böyle (parça parça indirdik) ve onu ağır ağır okuduk."[4]

b- O, Kur'ân'ı tane tane. ağır ağır, üzerinde dura dura, düşüne düşüne ve ağlaya ağlaya okurdu. Rahmet ayetine gelince, Allah'ın rahmetini ister; azap ayetine gelince de ondan Allah'a sığınırdı. Bu şekildeki bir okuyuş bizzat Kur'ân'ın emri idi:

"Kur'ân'ı tertil üzere oku"[5] âyeti, tane tane, ağır ağır okumak; düşüne düşüne, açıklayarak, tefsîr ederek oku, şeklinde anlaşılmıştır.[6]

Allah Teâlâ'nın "O Kur'ân'ı, dura dura insanlara oku"[7] emrini yerine getiren Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin okuyuşu "kıraat'i müfessere" denilen ağır ağır, üstünde dura dura, anlaya anlaya olan bir okuyuştu.[8]

Ümmü Seleme, Allah Rasülünün kıraatini nitelerken şöyle demiştir: "Onun okuyuşu açık bir şekilde ve harf harf / tane tane idi."[9]

"Okurken bir korku ayetine geldiklerinde Allah'a sığınır, bir rahmet ayetine geldiklerinde Allah'dan rahmet diler, Allah'ı tenzih eden bir ayete geldiklerinde O’nu tesbih ederdi."[10]

Peygamber Efendimiz, okuduğu ayetlerin mesajını çok iyi anlıyor ve onları yerine getirme konusunda sorumluluğunun bilinci içerisinde bulunuyordu. "Beni Hûd suresi ve kardeşleri (Vakıa, Hâkka, Mürselat, Nebe', Tekvîr, Ğâşiye) ihtiyarlattı"[11] buyururken bunu açıkça ifade ediyordu. Bu surelerde gerçekleri yalanlayan, Allah'a ve elçilerine başkaldıran geçmiş kavimlerin nasıl helak edildiklerini, kıyametin dehşetli anlarını tasvir eden, diriliş ve hesap günü ile cennet ve cehennemi tasvir eden ayetler yer almaktadır. Nitekim İbn Abbas, Peygamberimize "Emr olunduğun üzere dosdoğru ol.."[12] ayetinden daha zorlu bir ayet inmediğini, bu yüzden peygamberimizin "Beni Hûd suresi ihtiyarlattı" dediğini bildirir.[13]

Peygamberimiz, peygamber olmadan önce de doğru ve sağlıklı düşünen, temiz ve selim akıl sahibi bir insandı. O nübüvvetinden evvelde de bir nebi gibi tertemiz bir hayat yaşamıştı. Ama Kur'ân ile o, her bakımdan daha da mükemmelleşti. Kur'ân ayetleri onun düşünce ve davranışlarını şekillendirdi. O, Kur'ân sayesinde Yüce Allah'a, kendisine ve insanlara karşı sorumluluklarını en kestirme yoldan ve en doğru bir biçimde öğrendi.

c-Resul-ü Ekrem Efendimizin gündüzünde olduğu gibi gecesinde de Kur'ân okumaya ayırdığı bir zaman dilimi vardı. O, her gün Kur'ân'dan bir hizib[14]  okumayı kendisine vazife edinmişti.[15] Bu konuda O, Kur'ân'ın şu ayetine muhatap olmuştu:

"Ey örtüsüne bürünen resulüm! Geceleyin kalk da, az bir kısmı hariç geceyi ibadetle geçir. Duruma göre gecenin yarısında veya bundan biraz daha azında veya fazlasında ibadet etmen de yeterlidir. Kur’ân’ı tertîl ile, düşünerek oku.."[16]

d- Hz. Peygamber, her fırsatta, her yerde ve çokça Kur'ân'ı okuyan; Kur'ân ise düşünce, inanç, ahlak ve eylem planında Hz. Peygamberi dokuyan bir mesajdır. O, Kur'ân okumaktan hiç bıkmaz, yorulmaz, ondan hiç ayrılmaz ve uzun uzun ondan okurdu. Evde, panayırda, sohbette, namazda hep Kur'ân okurdu. Gece sabahlara kadar ondan bir ayetle sabahladığı bile olurdu. Kur'ân, onun menbaı, melcei, dilinden düşürmediği dua ve virdi idi.

Onun davetinin temelini Kur'ân ayetleri oluştururdu, O, Kur'ân merkezli konuşurdu. Kur'ân ayetleri, onun tesbih ve virdi olmuştu. O'nun günü Kur'ân ile başlar, Kur'ân ile sona ererdi. Sabah namazından sonra Haşr suresinin son ayetlerini, yatsıdan sonra Bakara suresinin son ayetlerini okur ve okunmasını tavsiye ederdi. Bunun yanında onun günlük hayatında sürekli okuduğu Kur'ân'i virdler vardı. Geceleyin Âlu Imran'ın son ayetleri, Ayet-i el-Kürsî, Muavvizât (İhlas, Felak, Nâs sureleri) gibi sureleri okurdu.

Hz. Aişe'nin bildirdiğine göre Peygamberimiz bir gece Âlu Imran suresinin son on ayetini göz yaşları içerisinde okur ve "Bu ayetleri okuyup derin derin düşünmeyen kimseye yazıklar olsun!" buyurdu. Yine Ebu Hüreyre'den gelen bir rivayette, Peygamberimizin her gece bu sun on ayeti okuduğu haber verilmiştir.[17]

Huzeyfetü'l-Yeman,  bir defasında onun gece namazının bir rekatında Fatiha, Bakara, Âlu Imran ve Nisâ surelerini (yüz sayfadan fazla) okuduğunu anlatır.[18]

Rivayet edildiğine göre Peygamberimiz, bir gece, şu bir ayeti sabaha kadar tekrarlayıp durmuştur:[19] "Eğer onlara azab edersen, şüphesiz onlar senin kullarındır. Onları bağışlarsan, şüphesiz Sen aziz ve hakimsin!"[20]

e-O, kendisine verilmiş engin hikmet, fetaneti ile okuduğu ayetleri, murad-ı ilahi doğrultusunda anlıyor ve yeri geldikçe de insanlara açıklıyordu. Onun açıklamaları gerektiği kadar, son derece kısa ve özlü idi.[21]

 f-Kendisine yöneltilen sorular, onun dilinde Kur'ân ayetleriyle cevap bulurdu.[22] Peygamber Efendimizin rahle-i tedrisinde bulunan seçkin sahabi Abdullah b. Mes'ud bu hususta şöyle buyurmuştur: "Geçmiş ve gelecektekilerin ilmini isteyen Kur'ân'ı harmanlasın, hallac etsin."[23] Rivayette geçen, "deşelesin, harmanlasın, araştırıp tahlil etsin" anlamına gelen "Esîru, felyüsevvir" kelimelerinin seçilmiş olması oldukça dikkat çekicidir. Bu kelimelerin türetildiği "svr" kökü, yeri ziraat için eşmek, deşelemek, sürmek anlamına gelir.[24] Buna göre ilim elde etmek isteyen Kur'ân tarlasını sürecek, başka bir deyişle onun altını üstüne getirerek onu işleyecek ve o tarlanın içerisinden ürünleri devşirecektir.

g-Peygamber Efendimiz, okuyup anladığı Kur'ân'ı yaşıyordu. İlahi Kelam, onda hayat buluyor, adeta onun şahsında insanlaşıyordu. Kur'ân, Hz. Peygamberin şahsında en doğru bir biçimde anlaşıldı ve uygulamaya kondu. O, söz ve davranışlarıyla Kur'ân'ı açıklamış ve bu konuda en güzel örnekliği sunmuştur. Peygamberin hayatı, Kur'ân'ın somutlaşmış, ete kemiğe bürünmüş şekliydi. Peygamberin ahlakı/hayatı bütünüyle Kur'ân ahlakı yani ilahî ahlak idi.[25] Cündüb b. Abdillah'ın şu tesbiti son derece ilginçtir: "Biz gençler, peygamberle beraber olduk. Biz Kur'ân'ı öğrenmezden önce imanı öğrendik, sonra Kur'ân'ı öğrendik. Kur'ân sayesinde de bizim imanımız daha da arttı."[26]

h-Başkasından Kur'ân dinlemek de Efendimizin çok hoşuna giderdi:

Bir gün Abdullah b. Mesud'a şöyle demişti: "Oku bana Kur'ân oku!..Zira ben başkasından Kur'ân dinlemeyi seviyorum."[27]

ı-Rabbinden Cibril vasıtasıyla Kur'ân'ı alırken de, daha sonra onu okurken de o, derin bir hudu ve huşu içerisinde olur, ilahi kelama saygısı her halinden belli olurdu:

İsteği üzere Peygamberimize Nisa suresinden okumaya başladım, diyen İbn Mesud,  "Her ümmete bir şahid, seni de bunlara şahit getirdiğimizde durumları nasıl olacak?"[28] ayetine geldiğimde Hz.Peygamber(s.a.s.)in gözlerinden yaşlar boşaldığını gördüğünü anlatır.[29]

k. Kur'ân'ın tespiti için gerekli ilk önlemleri o almış ve sağlığında Kur'ân tespit edilmişti. Bunun için onun her vesileyle okunmasını istemiş, kâriler yetiştirmiş, vahiy katipleri ihdas etmiş, okuma yazma seferberlikleriyle herkesin Kur'ân okuyup yazmasını istemiştir.

Ramazan ayı içerisinde Peygamberimiz, Cebrail ile birlikte o zamana kadar inmiş Kur'ân ayetlerini karşılıklı olarak okurlardı. (Mukabele) Vefat etmeden önceki son Ramazan'da bu iş iki kere tekrarlanmıştı. (arza-i Ahîre)[30]

Kur'ân'ı okumayan, anlamayan ve gereği ile amel etmeyen kimselerin, aşağıdaki âyette belirtildiği üzere Peygamberin Allah'a şikâyet edeceği kimselerden sayılacağı, haber verilmiştir: "O gün Peygamber: “Ya Rabbî, halkım bu Kur’ân’ı terkedip ondan uzaklaştılar!” der.".[31]

O, pek çok hadisinde, insanları Kur'ân okumaya yönlendirmişti. Onun bu konudaki yönlendirmelerinden bir kaçı şöyledir:

"Öncekilerin ve sonrakilerin ilmini isteyen Kur'ân'ı harmanlasın."[32]

"Kur'ân (okuyup gereklerini yerine getirirsen) lehine yahut (okumaz ve gereklerini yerine getirmezsen) aleyhine delildir."[33]

Peygamberimize en çok sevilen amelin ne olduğu soruldu, O şöyle cevap verdi: "Yolculuğu bitirince tekrar yolculuğa başlayan kimsenin yaptığı iştir." O kimsenin yaptığı iş nedir diye sorulunca, şöyle buyurdu: "O kimse, Kur'ân'ı başından sonuna kadar okur, bitirince tekrar başa döner."[34]

"Kur'ân'ı okuyup gereğini yerine getiren kimseye ahirette şöyle denir: 'Oku ve yüksel. Dünyada nasıl ağır ağır okuduysan öyle oku. Çünkü senin makamın, okuyacağın en son ayetin yanıdır."[35]

"Sizin en hayırlınız Kur'ân'ı öğrenen ve öğretenidir."[36]

"Doğrusu Kur'ân şefaatçi ve şefaati makbul olandır. Yine o, savunucu ve savunması makbul olandır. Onu önder kabul edeni o, cennete götürür. Onu arkasına atanı ise cehenneme sürükler."[37]

"Oruç ve Kur'ân kula şefaat ederler. Oruc der ki: 'Rabbim, ben bunu gün boyu yemeden içmeden alıkoydum, beni ona şefaatçi kıl.' Kur'ân da şöyle der: 'Rabbim, ben onu geceleri uykusuz bıraktım, ne olur beni ona şefaatçi kıl'.  Sonunda ikisi de sahiplerine şefaat ederler."[38]

"Kur'ân'ı, seni yasaklarından alıkoyduğu sürece oku. Aksi takdirde O'nu okumuş olmazsın".[39]

"Kur'ân'ı okuyun ve O'nunla amel edin. O'ndan yüz çevirmeyin. Yanlış yorumlarla taşkınlık yapmayın. O'nu karın doyurmaya / ticarete alet etmeyin. O'nunla zenginleşmeye kalkmayın".[40]

Kur'ân'ı en iyi okuyanı ve bileni yönetici/imam tayin ederdi.[41] Uhud şehidlerini defnederken bile Kur'ân bilgisi fazla olana öncelik tanımıştı.[42]

l. Kur'ân, onun için anlaşılmaz, yaşanmaz ve sıkıntıya uğrayacağı bir kitap değildi.

"Andolsun biz, Kur'ân'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?"[43]

"Tâhâ. Biz bu Kur'ân'ı sana güçlük çekesin diye indirmedik. Ancak (Allah'tan) korkanlara bir öğüt (olarak indirdik)."[44]

Doğru tespit edilsin ve iyice anlaşılsın diye harfleri tane tane  okuyan Hz. Peygamber, üç günden daha az bir zamanda okunan hatimden sahibinin hiçbir şey anlayamayacağını[45] söylerken de Kur'ân okumaktan asıl maksadın onu anlamak olduğunu vurgulamıştır. Bir başka hadislerinde yine O, "Sizden biriniz gece kalktığında, uykudan dolayı ne dediğini bilmeyecek şekilde Kur'ân okumak onun diline ağır gelirse, okumayı bırakıp birazcık uzanıversin"[46], buyurarak Kur'ân'ı, ona yabancı kalmadan okumanın gereğine dikkat çekmiştir.

Şimdi bu maddelerden bizlerin çıkaracağı dersleri sıralayalım:

Bizler de Kur'ân'ın muhataplarıyız, onu okumak, anlamak ve gereklerini yerine getirmekle yükümlüyüz.

Her fırsatta biz de Kur'ân okumalı, Kur'ân ile dolmalıyız ki Kur'ân doğrultusunda düşünüp yaşayabilelim. Gündemini Kur'ân ilkeleri belirlemeyenler, başka gündemlerin esaretinden beyin ve gönüllerini kurtaramazlar. Kur'ân'a göre hayatların tanzim etmeyenler başka düşüncelerin esaretinden kendilerini kurtaramazlar.

Kur'ân'ı ağır ağır, düşüne düşüne ve anlayarak okumalıyız. Her Kur'ân okuyuşumuz bize yeni şeyler kazandırmalı, bizi bezemeli, inşa etmeli ve dokumalıdır.

Kur'ân'ı anlarken, düşüncelerimizi Kur'ân'a söyletme yaklaşımından uzak olmalı; Kur'ân merkezli okumalı ve düşünmeliyiz. Bu konuda Peygamberimiz başta olmak üzere, ilk dönemden günümüze kadarki tefsîr birikiminden de yararlanmalıyız.

Kur'ân'ı okuyup anlarken, onun Allah kelamı olduğunun bilinci içerisinde onu manen ve maddeten temiz yer ve zamanlarda okumalı; onun kitabına ve okunuşuna saygı duymalıyız.

Kur'ân okuma anlama gayretini, onu başkalarından dinleme ve onu bilenlerle birlikte mütalaa ve müzakere ederek zenginleştirmeliyiz. Zira bazen tek başına okurken kaçırdıklarımızı, başkalarından dinlerken yahut birlikte gerçekleştireceğimiz okumalarla elde edebiliriz.

Kur’ân’ı, Kur'ân tilaveti için özel vakit ayırarak zinde olduğumuz zamanlarda okumalıyız ki okuduğumuz Kur’ân ayetleri gönlümüzü, beynimizi, söylem ve eylemlerimizi inşa ve ihya etsin.


 

* C.Ü.İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi. e-mail: Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

[1] 20 Taha 114.

[2] 75 Kıyame 16-19.

[3] 87 A'lâ 6.

[4] 25 Furkan 32.

[5] 73 Müzzemmil 3.

[6] Bkz. Taberi, Câmiu'l-Beyân, XXIX, 126; Kurtubi, el-Câmi', I, 17; Suyuti, ed-Dürrü'l-Mensûr, VIII, 314; Zerkeşi, el-Bürhân, I, 456.

[7] 17 İsra 106.

[8] Bkz. Tirmizi, Sevâbü'l-Kur'ân 23; Kur'ân 1; Ebû Dâvûd, Vitir 20,22; Nesâî, İftidâh 83; Kıyâmü'l-Leyl 13; Ahmed, VI,294, 300, 323; İbn Kayyım, Zâdü'l-Meâd, I, 482.

[9] Tirmizi, Sevabü'l-Kur'ân 23; Ebû Davûd, Salat 335; Nesâi, Salat 83.

[10] Darimi, Salat 69; Ahmed, V, 382, 384, 389, 394, 397.

[11] İbn Kesîr, Tefsîr, II, 435; Tirmizi, Tefsir, 56/6 ; Hâzin, Lübâbü't-Te'vîl, Mecmua İçerisinde, III, 296..

[12] 11 Hûd 112.

[13] Hâzin, Lübâbü't-Te'vîl,  III, 367; Beydavî, Envârü't-Tenzîl, III, 367.

[14] Hizib: Her gün belli miktarda okunan, dilden düşmeyen duaya denir.

[15] Bkz. Tirmizî, Fedâilü'l-Kur'ân 17.

[16] 73 Müzzemmil 1-4.

[17] İbn Kesîr, Tefsîr, I, 440-441. Ayetlerde Yüce Allah’ın yerleri ve gökleri yaratılışındaki eşsiz kudreti ve bu ayetler üzerinde düşünmenin gereği üzerinde durulmuş, en güzel dua örnekleri sunulmuştur. Yine ayetlerde Yüce Allah’ın dua edenlere ve Salih amel işleyenlere vereceği mükâfatlar üzerinde durulmuş, iman edenlere sabır ve takva çağrısı ile sure son bulmuştur.

[18] Ahmed, V, 284.

[19] Ahmed, V, l56.

[20] 5 Maide 118.

[21] Bu konudaki örnekler için bkz. Yıldırım Suat, Peygamberimizin Kur'ân Tefsiri, 138-196.

[22] Bu konudaki örnekler için bkz. Yıldırım Suat, Peygamberimizin Kur'ân Tefsiri, 151-179.

[23]  Taberani, Mucemu'l-Kebir, 9/135; Heysemi, Mecmaü'z-Zevaid, 7/165.

[24] İbn Esir,  en-Nihaye, I, 228-229.

[25] Bkz. Müslim, Müsafirun 139; Ebu Davud, Tetavvu' 26; Tirmizi, Birr 69; Nesâi, Kıyamü'l-Leyl 2; İbn Mace, Ahkam 14; Darimi, Salat 165; Ahmed, VI, 54, 91, 111, 163,188,216.

[26] İbn Mace, Mukaddime 9.

[27] Buhari, Fedailü'l-Kur'ân 32, 33, 35; Müslim, Müsafirun 247; Tirmizi, Tefsir-Nisa; Ebu Davud, İlim 13.

[28] 4 Nisa 41.

[29] Buhari, Fedailü'l-Kur'ân 32, 33, 35; Müslim, Müsafirun 247; Tirmizi, Tefsir-Nisa; Ebu Davud, İlim 13.

[30] Buhârî, Fedâilü'l-Kur'ân 7; Müslim, Fedâil 50.

[31] 25 Furkan 30; Bkz. İbn Kesir, Tefsir, III, 317; Kâsımî, Tefsir, XII, 575.

[32] Ali el-Müttakî, et-Tâc,  I, 548.

[33] Müslim, Tahâra 1; Tirmîzî, Deavât 85; Nesâî, Zekat 1; İbn Mace, Tahara 5; Dârimî, Vudû' 2; Ahmed, V, 342, 343.

[34] Tirmîzî, Kur'ân 11; Dârimî, Fedâilü'l-Kurân 33.

[35] Tirmîzî, Sevâbü'l-Kur'ân 18; Ahmed, II, 192, 471.

[36] Ahmed, I, 58; Buhârî, Fedâilü'l-Kur'ân 21; Ebû Davut, Vitr 14; Tirmizî, Sevâbü'l-Kurân 15; İbn Mace, Mukaddime 16.

[37] Münâvî Feyzü'l-Kadir,IV, 535.

[38] Ahmed b. Hanbel, II, 174.

[39]  Bkz.Münâvî, Feyzü'l-Kadir, I, 152.

[40]  Bkz.Münâvî, Feyzü'l-Kadir, II, 64.

[41] Ahmed, IV, 218.

[42] Buhârî, Cenâiz 73-75.

[43] 54 Kamer17, 22, 32, 40.

[44] 20 Tâhâ 1-3.

[45] Bkz. Tirmizi, Kıraat 12; ebû Davud, Ramazan 8-9; İbn Mâce, İkamet 178; Dârimî, salat 173; Ahmed, II, 164-165.

[46] Nesâî, Fedâilü'l-Kur'ân, 107; Müslim, Müsafirûn 223; Ebû Dâvûd, Tetavvu' 18; İbn Mâce, İkame 184; Ahmed, II, 318; İbn Esir, en-Nihâye, III, 187.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile