Kutlu Doğum

Yazdır

Adı Güzel Kendi Güzel Muhammed (SAV)

. Kutlu Doğum

ONUN HAKKINDA ONLAR NE DEDİ?

Peygamberimiz Hz. Muhammed, peygamber olmadan önce kırk yıl Mekke’de yaşadı. O, sergilediği hayat ile içerisinde yaşadığı toplumda saygınlık ve itibar kazandı. Doğruluğu dürüstlüğü, iyilik ve yardım severliliği, akraba ve yakınlarla ilişkileri, zayıf ve güçsüzlerin yanında yer alışı gibi pek çok erdemde o önde gelenlerden oldu. Mekkeliler ona önce Emin Muhammed, dediler. Mekke Müşrikleri, onun dürüstlüğü ve güvenilirliği sebebiyle kırk yıl ona Emîn Muhammed diye seslendiler. Herkes onu, Ebu Talib’den sonra Mekke’nin lideri olarak görüyordu. Hatta Ebu Leheb, bu yüzden iki oğlunu onun kızlarıyla nişanlamıştı.

Onun sahip olduğu bu güzellikler, düşmanları tarafından bile teslim edilmişti. Rum Kayseri elçi olarak huzurunda bulunan, o zaman müşriklerin önde gelenlerinden olan Ebu Süfyan’a Peygamberimizin özellikleri ile ilgili sorular sormuş ve aralarında şöyle bir diyalog geçmişti:

-Bundan önce, onun hiç yalan söylediğine tanık oldunuz mu?

-Hayır, asla böyle bir şeye tanık olmadık.

-İnsanlara yalan söylemeyen, vallahi Allah’a yalan söylemez!

Habeşistan’a hicret eden Cafer b. Ebî Talib de Necaşî’nin huzurunda şunları söylemişti: “Ey Kral! Allah içimizden, aramızda yaşadığı kırk yıl doğruluğu, dürüstlüğü, asaleti, emanete riayetkarlığı ile tanıdığımız bir kimseyi peygamber gönderdi..”[1]

Peygamber olduktan sonra davasından vazgeçmesine karşılık ona Mekke reisliğini teklif ettiler. Buna karşılık onun cevabı şöyle oldu: “Allah’a yemin olsun ki, güneşi sağ elime, ayı sol elime verseler ben gene de bu davadan vazgeçmem! Rabbim Allah, bana yeter!”[2]

Sonra şâir dediler, kâhin dediler, mecnun dediler, sihirbaz dediler, ama kendileri bile inanmadılar. “Cinlenmiş bir şâir için biz tanrılarımızı mı terk edeceğiz? derlerdi. Hayır, o ne şâirdi, ne mecnun. O gerçeği getirmiş ve elçileri de doğrulamıştı.”[3]

 “O Kur'ân, elbette hak ile bâtılı ayırt edici bir sözdür. O, şaka değildir.”[4]

“O inkarcı düşündü, ölçtü, biçti. Kahrolası nasıl da ölçtü, biçti! Yine kahrolası nasıl ölçtü, biçti! Sonra baktı, Sonra surat astı, kaşlarını çattı, Sonra arkasını döndü, böbürlendi: Bu dedi, rivayet edilip öğretilen bir büyüden başka bir şey değildir. Bu, sadece, bir insan sözüdür.”[5] Bu ayetler Velid b. Muğire hakkında inmiştir. O, kültürlü bir kişiydi. Kur’ân ayetleri hakkında şunları söylüyordu: “İçinizde şiiri, recezi, cinlerin şiirlerini en iyi ben bilirim. Ama yemin ederim ki Muhammed’in okudukları bunların hiç birine benzemiyor. Onun sözlerinde ayrı bir tat ve güzellik var. Onlar etrafa ışıklar saçmakta.. Onun sözü ulaşılamaz yücelikte sözlerdir.. ama siz ille de bir şey diyecekseniz onun için ‘sihir’ deyin..”[6]

Evet, tüm bu ve benzeri pek çok şey söylediler o güzel insan hakkında. Eskilerin masalları, düzmece söz dediler, ama bir benzerini getiremediler.. Söyleyecek bir şeyleri kalmayınca ona karşı akla hayale gelmedik işkence ve eziyete başvurdular. Baskı, boykot ve işkenceler fayda vermeyince onu öldürmeye karar verdiler: “İnkâr edenler seni tutup bağlamaları, öldürmeleri, ya da sürmeleri için sana tuzak kuruyorlardı. Onlar tuzak kurarlarken Allah da plan yapıyordu. Allah plan yapanların en iyisidir.”[7]

Onlar bunları söylerken ve işlerken Yüce Allah da elbette boş durmuyor ve gereğini yapıyordu. Elbette O, peygamberini yalnız ve sahipsiz bırakmayacaktı ve bırakmadı da. Onun savunmasını bizzat O yaptı, korumasını üzerine aldı, tüm engellemelere rağmen onun yolunu açtı, zaferlere eriştirdi.

 

ONUN HAKKINDA YÜCE ALLAH NE BUYURDU?

Peygamberimizi Yüce Allah seçip görevlendirdi. Önceki peygamberlerine ondan bahsettirdi, onun müjdesini verdirdi. “Ayrıca sana özgü olarak gecenin bir kısmında da Kur'ân okuyup namaz kılmak üzere uyan! Rabbinin seni güzel bir makama ulaştırması umulur.”[8]

Önceki kitaplarda onun ve ashabının güzelliklerini anlattı. “Muhammed Allah’ın elçisidir. Onun yanında bulunanlar, kâfirlere karşı katı, birbirlerine karşı merhametlidirler. Onların, rükû' ve secde ederek Allah’ın lütuf ve rızasını aradıklarını görürsün. Yüzlerinde secde izinden nişanları vardır. Onların Tevrat’taki vasıfları ve İncil’deki vasıfları da şöyle bir ekin gibidir ki, filizini çıkardı, onu güçlendirdi, kalınlaştı, derken gövdesinin üstüne dikildi, ekincilerin hoşuna gider, onlara karşı kâfirleri de öfkelendirir bir duruma geldi. Allah onlardan inanıp iyi işler yapanlara mağfiret ve büyük mükâfat va'detmiştir.”[9]

İlk inen ayetlerinde “Sen büyük bir ahlak üzeresin”[10] diyerek onun gidişatını ve ondaki güzellikleri methetti..

Ahmed, Muhammed dedi, onu hep övülenlerden eyledi; Mustafa, Mücteba deyip onu seçkinlerden kıldı.

Melekleri ile birlikte Yüce Allah ona salât etti, onu yüceltti. "Allah ve melekleri Peygambere salât ederler. Ey müminler siz de ona salât edin ve tam bir teslimiyetle ona selam edin."[11]

Onun geçmiş ve gelecek günahlarını bağışladı, onu her çeşit günahtan korudu. “Ki Allah, senin geçmiş ve gelecek günahını bağışlasın bütün tasalarını gidersin ve sana olan nimetini tamamlasın ve seni doğru bir yola iletsin.”[12]

İnsanların şerrinden onu bizzat Allah korudu. “Ey Elçi, Rabbinden sana indirileni duyur; eğer bunu yapmazsan, O'nun mesajını duyurmamış olursun. Allah seni insanlardan korur. Doğrusu Allah, kâfirler toplumunu yola iletmez.”[13] Bu ayet inince kendisini korumak üzere evinin etrafında nöbet utanlara şöyle seslendi: “Ey insanlar, artık evlerinize dönünüz, artık Yüce Allah, beni korumasına almıştır!”[14]

İnanmayanlara, kendisine insanlık dışı muamele yapanlara karşı onu bizzat Yüce Allah teselli etti: “Herhalde sen, onlar bu söze inanmıyorlar diye, peşlerinde üzüntüden kendini helâk edeceksin!”[15] “Sen, yoldan çıkmış o toplum için üzülme."[16] “Onların sözlerine üzülme, tuzak kurmalarından da sıkılma.”[17]

 

“Senin şanını Biz yücelttik”[18], buyurdu. O cihana gelmeden peygamberleri aracılığı ile onun ününü cihana yaydı. O, dünyaya geldikten sonra kısa zamanda onun ünü cihana yayıldı. Onun vefatından sonra da ondan bahsedilmeye, o saygıyla anılmaya devam edecektir. Muhammedî ezanlar dünyanın dört bir yanında onun ve mesajının sesini çınlatmaktadır. Müşrikler, kafirler istemese de Allah nurunu tamamlayacaktır.

“Sana kevseri Biz verdik”[19] diye onu müjdeledi. Bu müjde ile ona dünyada bahşedilen ümmet çokluğu ve bereketine işaret edilmekte; aynı zamanda ahirette ona verilecek olan güzelliklere de vurgu yapılmaktadır.

Dünyada olduğu gibi ahirette de büyük makamları onun için ayırdı ve Makam-ı Mahmud’un sahibi kıldı. “Ayrıca sana özgü olarak gecenin bir kısmında da Kur'ân okuyup namaz kılmak üzere uyan! Rabbinin seni güzel bir makama ulaştırması umulur.”[20]

Ondan önceki peygamberler sadece kendi kavimlerine ve kendi zamanlarına gönderilirken; Onun dini evrensel, onun peygamberliği insan ve cinlere, kıyamete kadar sürecek bir nübüvvet oldu. “Biz seni, ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.”[21]

 

ONA KARŞI BİZ NE YAPTIK?

Onun ümmeti olduğumuzu iddia ettik, ama onu layıkıyla tanıyamadık ve dünyaya doğru bir şekilde tanıtamadık. Bizim yaptığımız yanlışlar ve yanlış imajlar ona maledilir oldu.

Onu yaşayamadık ve yaşatamadık, onun hayatını bir bütün olarak yaşayıp insanlığa bir örnek sunamadık.

Salavatları dilimizden düşürmedik belki, ama salat selam okumayı ona bağlılık andı olduğunu fark edemedik.

Başkaları karikatürleri ile ona hakaret etti, biz ise onun siret ve sünnetini terk ederek.. Başkaları inkar ederek ona hakaret ettiler, bizse inandık diyerek..

İşte onun hayatından ve bizim hayatımızdan birkaç örnek:

O doğru ve dürüsttü. Bizim güvenilirliğimiz kalmadı. Ne birbirimize, ne işimize, ne malımızın kalitesine, ne başka bir şeyimize.

O vefalıydı. Vefasızlık bizim mesleğimiz oldu.

O insanları severdi. Sevgisizlik sanatımız oldu.

O, Allah için sever, Allah için öfkelenirdi. Biz ise dünyalık için sever ve öfkelenir olduk.

O, insanlık sevdalısıydı. Bizse insandan kaçar ve yalnızca kendimizi düşünür olduk.

O, hesabını dünya ve ahirete göre yapardı. Bizse hesabımızı yalnızca dünya üzerine kurar olduk.

O, kâinatı, çevreyi ve hayvanları severdi. Biz ise çevre katilleri olduk.

O, azimli, kararlı ve sabırlıydı. Bizse kararsız, aceleci ve sızlanır olduk.

O, çalışkandı, üretkendi. Tembellik, vakit öldürme bizim şiarımız oldu.

O, fedakardı, diğerkâmdı. Bizse bencilleştik.

O, düzenli ve disiplinli idi. Biz ise keşmekeş, rasgele bir hayatın adamı olduk.

O, cömertti. Bizse cimrileştik.

Ondaki bitmek tükenmez güzellikler ve bizim hayatımızdaki ona yakışmayan densizlikler!

Ve O, bize bıraktığı iki kutsal emaneti Kur’ân ve Sünnetiyle bugün de bizi doğru, iyiye, güzele, hakka çağırıyor. Onun dipdiri ve ölümsüz mesajı yeniden ve bir bütün olarak yaşanmayı bekliyor. “Ey iman edenler! Allah ve peygamberi sizi hayat veren şeye çağırdığında ona icabet edin”[22] “Ey inananlar! Hepiniz topyekûn/bütünüyle İslam’a/barışa girin.”[23]

Ve yine o bizi Kevserin başında bekliyor. İzinde gidenleri bağrına basmak için, yolunu terk edenleri oradan kovmak için! Her şeyiyle Onun olanlara, O’nun uğruna baş koyanlara selam olsun!


 

[1] İbn Kesîr, Tefsîr, II, 411; III, 251.

[2] M. Hamidullah, İslam Peygamberi, I, 101.

[3] 37 Saffat 36-37.

[4] 86 Tarık 13-14.

[5] 74 Müddessir 18-25.

[6] Vahidî, Esbabu’n-Nüzûl; A. Köksal, İslam Tarihi, IV, 53.

[7] 8 Enfâl 30.

[8] 61 Saf 6.

[9] 48 Fetih 29.

[10] 68 Kalem 4.

[11] 33 Ahzab 56.

[12] 48 Fetih 2.

[13] 5 Maide 67.

[14] İbn Kesir, Tefsîr, II, 78

[15] 18 Kehf 6, 26 Şuara 3.

[16]  Maide 26, 68.

[17] 16 Nahl 128, 27 Neml 7.

[18] 94 İnşirah 4.

[19] 108 Kevser 1.

[20] 17 İsra 79.

[21] 21 Enbiya 107.

[22] 8 Enfal 24.

[23] 2 Bakara 208.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile