Ansiklopedi

Yazdır

Tefsiru Celaleyn - İslam Ansiklopedisi

. Ansiklopedi Maddeleri

 Celâleyn Tefsîri, tefsîr alanında değişik pek çok baskısı yapılan, çok okunan, hemen her kütüphanede bulunan eserlerden biridir. Eserin bunca tefsîr arasında bu şöhrete ulaşmasının haklı bir kısım sebepleri vardır. Bir kere o, muhtasar bir tefsirdir. Dili ağır değildir. Anadili Arapça olan da, Arapçayı sonradan öğrenen de onu anlamakta zorlanmaz. Yanı sıra eser, Sahabe ve Tabiun'un Kur'ân anlayışlarının karakteristik bir özelliğini yansıtmaktadır. Şöyle ki, Celâleyn Tefsîrinde Kur'ân, âyetlerdeki murad-ı İlahiyi ayrıntı bilgiler içerisinde kaybolmasına meydan vermeyecek şekilde kısa ve net bir uslüple tefsîr edilmiştir.

"Tefsîru'l-Celâleyn" diye bilinen bu meşhur tefsîr, Celalüddin el Mahallî  ((791 / 1388 Kahire - 864 / 1459 Mısır) ve Celaluddin es-Suyûtî  (849 / 1445 Kahire - 911 / 1505 Kahire) adlı iki alim tarafından yazıldığı için "Celâleyn Tefsîri" (iki Celal'in Tefsîri) olarak şöhret bulmuştur. Tefsirin önemini belirtmek için ona ‘Tefsîru zü’l-Celâleyn’ denilmişse de bu, Arap grameri açısından yanlış bir isimlendirmedir. (bk. N. Itır, er-Rivâye, s. 45) "Lübbü't-Tefâsir" (Tefsîrlerin özü-Kaymağı) diye anılan ve en çok okunan tefsîr özelliğini bugün de koruyan Celâleyn Tefsîri, o kadar veciz olarak hazırlanmıştır ki, yapılan sayımlara göre Müddessir sûresine kadar, Kur'ân âyetleri ile tefsîrdeki harflerin sayısının birbirine eşit olduğu tespit edilmiştir. (ez-Zehebî, I, 319; Katib Çelebî, I, 236) Bu tespit, tefsirin ne kadar veciz bir şekilde yazıldığını ortaya koymakla birlikte, eser üzerinde yapılan çalışmaların boyutu hakkında fikir vermesi açısından  da ilginçtir. Tefsîr, iki cilt halinde müstakil olarak basıldığı gibi, Beyzavî, Nesefî tefsiri gibi meşhur tefsirlerin kenarında da basılmıştır. Son dönemlerde ortasında Kur’ân metni olduğu halde tahkikli olarak ve modern usullerde basılmıştır. Eser 1997 de bir heyet tarafından Türkçe’ye çevrilmiş ve üç cilt halinde basılmıştır.

İki cilt ve iki bölümden oluşan bu tefsîrden hangisinin Mahallî 'ye ve hangisinin Suyûtî 'ye ait olduğu kaynaklarımızda farklı şekillerde gösterilmiştir. Katip Çelebi’nin başını çektiği bir görüşe göre, el-Bakara sûresinden el-İsrâ sûresine kadar olan birinci bölüm Mahallî tarafından; el-Kehf sûresinden en-Nâs sûresine kadar olan kısm ise Suyûtî  tarafından yazılmış, el-Fatiha sûresi de Suyûtî  tarafından tefsîr edildiğinden tefsîrin sonuna konulmuştur. (bk. Kâtib Çelebî, Keşfu'z-Zunûn, I, 236) Kâtib Çelebî’nin başını çektiği bu görüş pek çok bilim adamı tarafından tekrar edilmiştir. (bk. Kâsım el-Kaysî, Târîhu’t-Tefsîr, s. 78; Ahmed Atıyyetüllah, Mu’cemu’l İslâmî, I, 483; Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsîr Tarihi, II, 596; Mehmet Sofuoğlu, Tefsir Dersleri, s.37; Ali Turgut, Tefsîr Usûlü, s. 245; Süleyman Mollaibrahimoğlu, Celâlüddîn es-Suyûtî ve Merâsidü'l-Metâli fî-Tenâsübi'l-Mekâti' ve'l-Metâli İsimli Eseri,  s. 33 ve 45, Celâleyn Tefsîri’nin tercümesini tetkik edip takdim yazısı yazan M. Talu da aynı yanlışı tekrar etmiştir. Oysa tercümede Suyûtî’nin bu görüşü tekzip eden cümlelerinin tercümesi yer almıştır. Bk. Celâleyn Tefsîri Tercümesi, II, 1020) Bu görüş sahipleri, meseleyi tahkik etmeden, tefsirin Kur'ân’ın başından başlayıp yarım kalmış olacağı varsayımından hareket ederek yanlış bir sonuca varmışlardır.

Doğru olan görüşe göre ise, Mahallî, el-Kehf sûresinden başlayıp en-Nâs sûresine kadar tefsîr etmiş, daha sonra el-Fatiha sûresinin tefsîrine başlamıştır. Ne var ki ömrü kifâyet etmediğinden tefsîri bitirmeye muvaffak olamamıştır. Daha sonra yarım kalan tefsîri Suyûtî, el-Bakara sûresinden başlayıp el-İsrâ sûresi sonuna kadar tefsîr ederek tamamlamıştır. Suyûtî, Mahallî'nin tefsîr ettiği belli olsun diye Fatiha'yı tefsîrin sonuna koymuştur. Suyûtî, tefsîrin başına koyduğu Mukaddime'de ve el-İsrâ sûresi tefsîri sonunda buna işaret etmiştir.  İşin ayrıntısı ise şöyledir: Ömrünün sonlarına doğru tefsîr yazmaya başlayan Mahallî'nin, Kur'ân-ı Kerim'in baştan sona tefsîrini bitiremem endişesiyle Rahman sûresinden tefsîre başlayıp Kur'ân'ın sonuna kadar tefsîr ettiği; bu bölümü bitirince Yasin sûresinden er-Rahman sûresine kadar, daha sonra Meryem sûresinden Yasin sûresine kadar tefsîr ettiği; bu üçüncü bölümü bitirdikten sonra da baş tarafa geçip el-Fatiha sûresini tefsîr ettiği, el-Bakara sûresinin başlarını tefsîr ederken ise vefat ettiği anlaşılmaktadır. Talebesi olan Suyûtî, hocasının yarım kalan tefsîrini, Bakara sûresinden yeniden başlayarak tamamlamıştır. (bk. Süleyman el- Cemel, I, 7; es-Sâvî, IV, 626)

Celâleyn Tefsîrinin Hâşiyeleri

Kısalığı ve nevine münhasır özellikleriyle elden ele dolaşan bir eser olma hüviyetini kazanmış olan Celâleyn Tefsîri üzerinde bir hayli çalışma yapılmış ve ona haşiyeler yazılmıştır. Bunlardan tespit edebildiklerimiz şunlardır:

Mecmau'l-Bahreyn, Kerhi (v:1006) Koca Rağıp Paşa, Nuruosmaniye ve Tire Kütüphanelerinde yazma nüshaları mevcuttur.

Cemaleyn, Aliyyü'l-Kari (v:1014) Süleymaniye ve Millet Kütüphanelerinde yazma nüshaları mevcuttur.

Kitabu'l-Kevkebeyn, İbn Atiyye (v:1190) Topkapı Sarayı Müze Kütüphanesinde yazma bir nüshası mevcuttur.

Hâşiye Kemâleyn ale’l-Celâleyn, Ömer b. Abdilcelil b. Muhammed el-Bağdâdî, Süleymaniye ve Diyanet İşleri Başmanlığı Kütüphanelerinde yazma nüshaları mevcuttur.

Kabesün Neyyirayn alâ Tefsîri’l-Celâleyn, Şemseddin Muhammed ibnü’l-Kâmi, Koca Rağıp Paşa Kütüphanesinde yazma bir nüshası mevcuttur.

el-Fütuhatü'l-İlahiyye, Süleyman Cemel (v:1204);

Haşiyetü Savi ale'l-Celâleyn, Sâvi. (v:1241).

Son iki hâşiye bunlardan en yaygın olanı olup basılmışlardır.

Celâleyn Tefsîrinde Uslüp Benzerliği

İki ayrı müellif tarafından yazılmış olmasına rağmen eser, dil, uslüp ve ihtisar bakımından bir bütünlük arzeder. Suyûtî yirmilik bir delikanlı iken kaleme aldığı Celâleyn Tefsîri tekmilesinde, yetmiş yaşında bir allâme olan Mahallî'nin uslübünü yakalayabilmiştir. İki bölüm incelendiğinde, bazı kelimelerin açıklamasında kendisini gösteren nüansların on sayısını bulmayacak kadar az olduğu görülür. Örneğin, "Sırat-ı Müstakîm" ibaresi, Mahallî'nin kaleme aldığı bölümde "Cennete götüren yol" (Meryem 19736), "Senden önceki peygamberlerin de yolu olan Tevhîd yolu" (Yâsin 36/4) şeklinde açıklanırken; Suyûtî'nin yazdığı bölümde "İslam Dininin yolu"(el-Bakara 2/142) ve "Hak yol" (el-Bakara 2/213) şeklinde açıklanmıştır. “Ruh” kelimesi, Mahallî'nin tefsîrinde "Ruh, insanın içine işlemesiyle onu hayat sahibi kılan bir latif cisimdir.” (es-Secde 32/9, Sâd 38/72) diye açıklanırken; Suyûtî'nin tefsîrinde “Bedenin kendisiyle canlandığı şey”(el-İsrâ 17/85) diye açıklanmıştır. "Sâbiûn"  kelimesini Mahallî, "yahudilerden bir grup" (el-Hacc 22/17) diye açıklarken; Suyûtî, aynı kelimeyi tefsîrinin bir yerinde aynı şekilde(el-Mâide 5/69), başka bir yerinde ise "yahudi yahut hristiyanlardan bir grup" (el-Bakara 2/62) diye açıklamıştır.

Örneklerden de anlaşılacağı üzere, iki müellif tarafından kaleme alındığı halde her iki bölümdeki benzer ifadeler, görünüşte farklı lafızlarla açıklanmış olsa bile, temelde farklı olmayan nüanslardan öteye geçmemektedir. Her iki bölümde de aynı ifadeler, genelde aynı lafızlarla açıklanmıştır. Bu da, eseri tamamlayan Suyûtî'nin, hocası Mahallî'nin tefsîrine ne kadar hakim olduğunu ve onu izlemedeki hassasiyetini ortaya koymaktadır.

Celâleyn Tefsîrinin Özellikleri

Suyûtî'nin tefsîrin başına koyduğu mukaddimesinde belirttiği üzere, tefsîrin her iki bölümünde de şu şekilde bir metod izlenmiştir: "Allâh'ın Kelâmından anlaşılanı zikretmek, tercih edilen görüşe dayanmak, gerekli görülen yerlerin i'rabını yapmak, meşhur kıraatlerdeki farklılığa dikkat çekmek ve tüm bunları özlü bir biçimde vermek." Tefsîrin kaynakları olarak kendinden önce yazılmış tefsîrler ve hadis kitapları sayılabilir. Zemahşerî, Tabersî, Râzî, Beyzâvî, Ebû Hayyân tefsirleri ile Buhârî, Müslim, Tirmîzî, Ebû Davûd, Hâkim hadis mecmuaları bunların başında gelir. Celâleyn Tefsîri, muhtasar bir dirâyet tefsiri özelliğini taşır. Özellikle müteşâbih ayetler, müfessirlerce te’vil edilmiştir. Hatta bu yorumlardan bir kısmı, selefî yoruma aykırı olmakla eleştirilmiştir. (bk. Muhammed b. Cemîl, Tenbihât, s, 3-82)

Tefsîrin iki bölümünde deKur’ân’ı, yine Kur’ân ayetleri ve sünnet ile açıklama metodundan büyük ölçüde yararlanılmıştır. Bunun için zaman zaman hadisler senetleri zikredilmeden ve bazen de manen rivayetle verilmiş, bazen de “Nitekim hadiste geçtiği üzere” denilerek bilinen hadislere atıfta bulunulmuştur. Celâleyn Tefsîrinde geçen hadislerin tahricleri ile ilgili son dönemlerde çeşitli çalışmalar yapılmıştır.

Tefsirde ayetlerin nüzul sebeplerini bildiren açıklamalarda bulunulmuştur. Müellifler, ayetlerin iniş sebeplerini açıklarken çoğu zaman “Sebebin özel olması, hükmün genel olmasına engel değildir” kaidesini uygularken, zaman zaman nüzul sebebine binaen ayeti özelleştirdikleri de olmuştur. (bk. Ez-Zeydî, s. 133, 397)

Her iki müfessir de ahkam âyetlerin tefsîrinde fıkıhçılıklarını ortaya koymuşlar ve açıklamalarında, kendileri Şafii mezhebine mensup olduklarından bu mezhebi ön plana çıkarmışlardır.

Tefsîrin en önemli özelliği, kelimelerin müterâdifleriyle ve özellikle âyette kastedilen manayı ortaya koyacak şekilde, hemen hemen âyette kullanılan aynı kalıbda açıklanmasıdır. Bu konuda her iki müfessir de maharetlerini ortaya koymuşlar ve kendilerinden sonra yazılan tefsîrlere örnekler sunmuşlardır. Yine tefsîrde pek çok terim, keyfiyet ve müphem lafız açıklamaları yer almıştır.

Müelliflerin aynı zamanda birer dil bilgini olmaları eserlerine yansımış ve tefsîrde cümlelerin doğru anlaşılmalarına katkıda bulunan sarf ve nahivle ilgili açıklamalar bolca yer almıştır.Ayetlerin açıklamaları yapılırken nahiv kaideleri hatırlatılarak kelime ve cümlelerin irapları yapılmış ve bu şekilde âyetin doğru anlaşılmasına ışık tutulmuştur. Bu yapılırken de mana nahiv kaidelerine tabi olarak değil, nahiv kaideleri manaya tabi olarak verilmiş (bk. Ez-Zeydî, s. 370) ve tefsirin yazıldığı dönemde kullanılan kavramlar kullanılmıştır. Meçhûl fiil için “el-Binâ li’l-Mefûl”, malûm fiil için “el-Binâ li’l-fâil” ifadeleri gibi. Nahiv kuralları verilirken genellikle Basra Ekolünün görüşleri öne çıkarılmıştır. (bk. Ez-Zeydî, s. 373) Bu meyanda zamir ve ism-i işaretler ile hazfedilen kelimeler açıklanarakâyetin kolay ve doğru bir şekilde anlaşılması sağlanmıştır. Ayetlerde geçen harf-i cerlerin manaları üzerinde durulmuş ve özellikle birden fazla müteallakı olabilen harf-i cer ve mamullerin müteallakları (ait / bağlı oldukları kelimeler / fiil, şibh-i fiil, manay-ı fiil gibi) belirtilmiştir. Nahiv kaideleriyle ilgili açıklamalarda bazen birden fazla ihtimali olan yerlerde sadece birini vermekle yetinilmiş, bazen de iki ihtimalin ikisi de izah edilmiştir. Tefsîrde sarf bilgileri de yer almıştır. Sözgelimi cemi olan kelimelerin müfretleri verilmiş, i'lal ve ibdallere dikkat çekilmiştir. Yine tefsirde Belagatilmine dair açıklamalar yer almıştır. İşâret, takdîm-te’hîr, istifham, tağlîb, tekrâr, teşbîh, hakikat-mecâz, iltifat, istidrât, fâsıla gibi edebî sanatlara deyinilmiştir. (bk. Ez-Zeydî, s. 375-392) Dolayısıyla tefsîr, her ne kadar bizim kültürümüzde ilim tahsiline yeni başlayanlara okutulagelmekte ise de, aslında eserden tam anlamıyla yararlanabilmek için temel ilimlerde iyi bir alt yapı sahibi olmak da gerekmektedir.

Tefsirde kıraat farklılıklarına dikkat çekilmiştir. Kıraat imamlarını zikretmeden, yeri geldikçe kıraat farklılıklarının manaya yansıması açıklanmış, kıraat farklılıklarından kaynaklanan irap farklılıklarına dikkat çekilmiştir. Zaman zaman şâz kıraatlara yer verildiği de olmuştur. Nitekim tefsîrin tahkikli baskılarında bunlara işaret edilmiştir. Kıraat farklılıklarını açıklarken Celaleyn, öteden beri kullanılagelen klişeleşmiş veciz ifadeleri kullanır. Örneğin, kelimenin 'Ta' harfi ile okunduğunu belirtmek için "fevkaniyye" (noktaları harfin üstünde); 'Ya' harfi için "tahtaniyye" (noktaları harfin altında); 'Sâ' harfi için "müsellese" (üç noktalı) ifadelerini kullanır. Birden fazla kıraat farklılıklarının zikredildiği yerlerde tercih edilen kıraat önce zikredilmiştir.

Tefsirde genel olarak Kur’ân ayetlerinde nesih kabul edilmiş ve nesih çeşitlerinden Kur’ân’ın Kur’ân ile neshi ile Kur’ân’ın sünneti neshine yer verilmiştir. (bk. en-Nisâ 4/33, el-Bakara 2/180)

Tefsirde Huruf-u Mukattaa (Bazı surelerin başlarında yer alan hece harfleri) hakkında herhangi bir açıklama yapılmamıştır. Bu hece harfleri hakkında   "Ondan (bu hece harflerinden) murad olunanı en iyi Allâh bilir” ifadesi ile yetinilerek, bu konuda Selef  alimlerinin yolu izlenmiştir.

Son bir özellik olarak, Kur'ân’dan müstakil bir âyet sayıldığı halde Celâleyn tefsîrinde besmelenin tefsîriyapılmamıştır. Cemel Haşiyesinde, iki müfessirin de besmele hakkında birşey söylememelerine sebep olarak, besmelenin herkes tarafından bilinen bir ifade olması gösterilmiştir.( Cemel, IV, 616)

Tefsirin Olumsuzlukları

Muhtasar bir eser olmasına rağmen tefsirde bazı gereksiz kıssalara yer verilmiştir. Firavn’un Müslüman karısının kıssası (et-Tahrim 66/11) gibi. Yine tefsirde İsrâilî, asılsız bazı haberler, günümüz bilimsel verilerine ve akla ters düşen bazı açıklamalar yer alabilmiştir.Bu kabil rivayetlerin, az da olsa Celâleyn tefsîrinde bulunduğunu üzülerek belirtmeliyiz. Müfessirlerimiz, kendilerinden önce İsrâilî / asılsız rivâyetleri eserlerine almakta bir sakınca görmeyen müfessirleri aynen izleyerek muhtasar tefsîrlerine, bu konuda  uzun açıklamalar almaktan kaçınmamışlardır. Tefsîrin her iki bölümünde de rastlanabilen bu çeşit açıklamalardan bazıları şunlardır:

el-Bakara 2/248'de geçen "tabut" kelimesi hakkında Kur'ân ve sünnette sahih bir açıklama olmadığı halde, huruf-u mukattaalar hakkında hiçbir açıklama yapmayan bu hassas müfessirimiz adı geçen kelime hakkında şu uzun açıklamaları eserinde almakta bir sakınca görmemiştir: "Tâbut, içerisinde Peygamber resimleri olan bir sandıktır. Onu Allah, Adem'e indirdi. O İsrailoğullarında bir süre kaldı. Sonra Amâlikalılar, onları yenip tabutu ele geçirdiler. Onlar tabutu, savaşlarda öne çıkarıp düşmanlarına karşı onunla zafer kazanmayı bekliyorlar ve onunla sükun buluyorlardı."

Yine aynı âyette geçen "hatıra" anlamındaki "Bakıyye" kelimesi hakkında, yine sahih bir habere dayanmadan şu açıklamalar yapılmıştır: "O, Hz. Musa'nın nalinleri, asası; Hz. Hârun'un sarığı, İsrail oğullarına indirilen kudret helvasından bir ölçek ve Hz. Musa'ya verilen elvah (levha) kırıklarıdır.”

el-Hacc 22/52. âyetinin tefsirinde, Peygamberlerin masumiyetini zedeleyen ve İsrâiliyyattan olduğunda şüphe olmayan Garânîk kıssası hakkında şu sözler yer alabilmiştir: "Peygamberimiz, Kureyş'ten bir gurup müşriğin bulunduğu bir sırada (en-Necm sûresi 53/19-20.ayetleri olan) "Siz de gördünüz değil mi Lât ve Uzzayı, üçüncü olarak da Menâtı?" okuduğunda, şeytanın iğvasıyla farkında olmadan şöyle deyiverdi :'İşte bunlar şefaati umulan yüce kuğulardır!'. Onun bu sözü müşrikleri son derece sevindirdi..."

en-Neml 27/23. ayette geçen Sebe’ Kraliçesinin tahtının  ölçüleri, hammaddesi ve diğer özellikleri ile ilgili gereksiz ve uzun açıklamalar yer almıştır. Yine aynı surenin 35. ayetinde geçen Kraliçe’nin Hz. Süleyman’a gönderdiği hediyenin keyfiyeti ve 37. ayetin tefsirinde Kraliçe’nin Hz. Süleyman’ın yanına gelmek için yaptığı hazırlıklarla ile ilgili mesnetsiz bilgiler verilmiştir.

el-Ahzab 33/38'de anlatılan Hz. Zeyd'den boşanıp Hz.Peygamberle nikahı kıyılan Hz.Zeynep kıssası hakkında maalesef şu ağır ifadelere yer verilmiştir: Güya, Hz.Peygamber s.a.v., Hz.Zeynep’e olan sevgisini ve "boşansalar da onunla ben evlensem" şeklindeki niyetini gizlemiştir. Halbuki Peygamberimizin insanlara gizlediği ve fakat açığa vuracağını Allah'ın beyan ettiği şey, Zeynep ile evleneceğine dair O'nun önceden bilgilendirilmiş olmasına rağmen, Peygamberimizin bunu, evlatlığın boşadığı kadınlarla babalığın evlenmesini hoş karşılamayan Arapların yanlış anlaması endişesi ile Allah'ın açıklamasını bekleyerek bir müddet gizlemesidir. Nitekim âyetlerde de bu açıklanmış, ama yukarda yakıştırılan şeylerden hiçbir şey zikredilmemiştir. Halbuki, âyette Allah, Peygamberinin gizlediği şeyi açığa vuracağını beyan etmiş ve neticede açıklamıştır.

Sâd 38/23-24 âyetlerde anlatılan Davud’a muhakeme için gelen iki hasmın davaları hakkında; doksan dokuz koyununa hasmının elindeki  bir koyunu da katmak isteyen kişi ve hasmı hakkında tefsirde şu açıklamalara yer verilmiştir: "O kişinin doksan dokuz hanımı vardı, yanında bir tek hanımdan başka karısı olmayan adamın karısını da alıp evlenmek istedi. 'na'ce' kelimesi ile kadın kastedildi... Biz Davud'u o kadına tutulma belasıyla denedik.." Burada da müfessirimiz, İsrailî rivâyetlerin etkisi altında kalarak, İsrailiyyat dışında hiçbir karine / delil yokken 'na'ce' kelimesini kadından kinaye olarak ele alıp buna göre açıklamıştır. Yine aynı surenin 33. ayetinde geçen Hz. Süleyman’ın atların boyun ve bacaklarını sıvazlayıp okşaması, Kur’ân lafzına aykırı olarak, onları Allah’a yaklaşmak edip kesip kurban ettiği şeklinde açıklanmıştır. (bk. Muhammed b. Cemîl, Tenbihât, s, 28-29)

el-Ğâşiye 88/20. ayeti açıklanırken, müfessirimizin yaşadığı dönemde henüz dünyanın küre şeklinde olduğu kesin olarak  keşfedilemediğinden, dünyanın dış görünüşüne bakılarak onun yuvarlak değil düz olduğunu söylenmiştir. Yine el-Alak  96/4. ayetinde geçen ‘Kalem’ açıklanırken “Kalemle ilk yazıp çizen İdris peygamberdir” denilerek bilimsel olarak tespit edilememiş bilgilere yer verilmekten çekinilmemiştir.

Doğru isnadını ortaya koyarak, olumlu-olumsuz bu karakteristik özellikleriyle tanıtmaya çalıştığımız Celâleyn Tefsîri, tahkikli-tahkiksiz yapılan pek çok baskısı ve hâşiyeleriyle şimdiye kadar olduğu gibi, bundan sonra da Kur'ân'ın anlaşılmasındaki önemli fonksiyonunu sürdürmeye devam edecektir. Yapılması gereken Celâleyn Tefsîri üzerine şimdiye kadar yapılmış yazma ve matbu çalışmalar da dikkate alınarak yapılmış tahkikli baskılardan bu tefsiri okumaktır.

BİBLİYOGRAFYA

Abdullah Aydemir , İslâmi Kaynaklara Göre Peygamberler, DİBY, Ankara, l992.

Abdülvehhâb İbrahim Ebû Süleyman, Kitâbetü’l-bahsi’l-ilmî, Mekke, 1983, s. 184.

Ahmed b.Muhammed es-Sâvî, Hâşiyetün alâ Tefsîri'l-Celâleyn, Mektebetü Dâri'l-Kütübi'l-Arabiyye, ty.

Ali Akpınar, ‘Celâleyn Tefsîri ve Müellifleri’,Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sayı II, s. 181-198, Sivas 1998.

Ali Turgut, Tefsîr Usûlü, İstanbul, l99l, s. 245.

Abdullah Aydemir ,Tefsirde İsrâiliyyât, DİBY, Ankara,  ty.

Celâleyn Tefsîri Tercümesi, Çevirenler: A. Rıza Kaşeli, İbrahim Serdar, Yusuf  Şensoy, İstanbul, 1997. 3 cilt.

Celâleyn’den Tefsîr Notları, Hazırlayanlar: Halil Günenç- N. Akdeniz, İstanbul, 1987, 173 sayfa.  İmam Hatip Liseleri için yardımcı ders kitabı olarak hazırlanan bu çalışmada Celâleyn Tefsirinden Kıtal, Hucurat, İnsan, Kıyame ve Abese surelerinin tercümesi yer almıştır.

Celâlüddin el-Mahallî-Celâlüddin es-Suyûtî, Tefsîru'l-Celâleyn, İstanbul, ty, Salah Bilici Yayınları.

Celâlüddin el-Mahallî-Celâlüddin es-Suyûtî, Tefsîru'l-Celâleyn, Tahkik: Mustafa Dîb el-Buğâ, Dârü'l-Ulûmi'l-İnsâniyye, Dimeşk, l337. Ortasında Kur’ân metni olduğu halde yapılan tahkikli bu baskıda tefsirdeki hadisler tahrîc edilmiş, ayetlerin iniş sebepleri verilmiş ve gerekli görülen yerlerde açıklamalar yapılmıştır.

Celâlüddin el-Mahallî-Celâlüddin es-Suyûtî, Tefsîru'l-Celâleyn, Tahkik: Abdülkadir el-Arnâvût, Dârü İbn Kesîr, Beyrut, l994. Ortasında Kur’ân metni olduğu halde yapılan tahkikli bu baskıda gerekli görülen yerlerde açıklamalar yapılmıştır.

Ebû Süleyman İbrahim Muhammed, Tahrîcü’l-ehâdîsi’l-merfûa fî Tefsîri’l-Celâleyn, Mastır Tezi, Mekke, 1403.

E. Özdemir-M. Sezgen, Celâleyn Tefsîrindeki Hadislerin Tesbit ve Tahrici, D.E.Ü.İlahiyat Fakültesi, Lisans Tezi, İzmir, 1988.

Kâsıd Yasir ez-Zeydî, “Menhecü’l-Celâleyn fî tefsîri’l-Kur’ân”, Mecelle Adâbu’r-Râfıdîn, I. Kısım: V.sayı, s. 15-150, Musul, 1974; II. Kısım: VIII. Sayı, s. 367-405, Musul, 1977.

Kâsım el-Kaysî, Târihu’t-tefsîr, Bağdat, 1966, s. 78.

Kâtib Çelebî , Keşfu'z-zunûn, İstanbu,  l943, I, 236.

Mehmet Sofuoğlu , Tefsire Giriş,İstanbul, l98l, s. 325.

Mehmet Sofuoğlu, Tefsir Dersleri, İstanbul, l974, s. 37.

Muhammed b. Cemîl Zeynû, Tenbihât muhimme alâ Kurrati’l-ayneyn alâ Tefsîri’l-Celâleyn, Kahire, 1410.

Muhammed Huseyn ez-Zehebî, et-Tefsîr ve'l-müfessirûn, Kahire, l989, I, 316-317.

Nureddin Itır, “er-Rivâyetü fî Tefsîri’l-Celâleyn ve nakdü mâ fîhi mine’r-rivâyâtin bâtılatin ve İsrâiliyyât”, Mecelletü Külliyyeti’d-Dirâsâti’l-İslâmiyye ve’l-Arabiyye, V. Sayı, 1992, s:45-64.

Ömer Nasûhi Bilmen , Büyük Tefsîr Tarihi,  İstanbul, l973, II, 596.

Süleyman b.Ömer el-Cemel, el-Futûhâtu'l-İlâhiyye, Beyrut, ty, Dâru İhyâi't-Türâsi'l-Arabiyye.

Süleyman Mollaibrahimoğlu, Celâlüddîn es-Suyûtî ve ‘Merâsidü'l-metâli fî-tenâsübi'l-mekâti' ve'l-metâli’ İsimli Eseri, İstanbul, 1994, s. 33, 45.

Şükrü Arslan, ‘Celâleyn Tefsirinin İsnadı’,  A. Ü. İlahiyat Fakültesi Dergisi, Erzurum, 1991, X, 155-172.

 

 Pdf için tıklayınız.

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile