Hakemli Dergi

İnsana, bu ismin veriliş nedenlerinden biri de onun sürekli hareket eden bir varlık oluşudur.[1] Gerçekten de evrende bulunan her şey hareket halindedir. Gök cisimleri, yerde bulunan her şey, hayvanlar, bitkiler ve hatta cansız /cemadat dediklerimiz bile. Güneş, ay ve yıldızlar hiç yerlerinde durmazlar. Kur'ânın deyişi ile "onların hepsi bir yörüngede yüzerler."[2] Hayvanlar yaratılış gayelerine uygun olarak sürekli hareket halindedirler. Bitkiler de doğarlar, gelişirler, meyve verirler ve kuruyuncaya kadar bir değişim ve gelişim süreci içerisinde hep hareket halindedirler. Akan sular yosun tutmaz, durgun sular ise yosun tutar ve kokarlar. İşleyen demir bile pas tutmaz ve ışıldar. Cansız cisimler dediğimiz cemadat bile, atom çekirdeğinin etrafındaki nötron-proton sürekli hareket halindedir. Varlıkların bu hareketliliği karşısında boş duran insana seslenirken şairimiz şöyle diyerek bu gerçeğe vurgu yapar:

"Leyse li'l-insani illa mâ seâ"[3] derken Hüdâ,

Anlamam hiç, meskenetten sen ne beklersin daha?

Davran artık kârbânın (kervanın) arkasından durma, koş!

Mahvolursun bir dakikan geçse hatta böyle boş."

....

"Yer çalışsın, gök çalışsın, sen sıkılmazsan otur!

Bunların hakkında bilmem bir bahanen var mı? Dur!

Masivâ bir şey midir, boş durmuyor Halik bile:

Bak tecelli eyliyor bin şe'n-i gûnâgûn (çeşit çeşit iş) ile.

Ey, bütün dünya ve mafîhâ (içindekiler) ayaktayken, yatan!

Leş misin, davranmıyorsun? Bari Allah'tan utan!"[4]

Varlıkların en şereflisi, en onurlusu olarak en güzel bir biçimde yaratılan insan da hep hareket halindedir. İnanan inanmayan her insan hareket halindedir. İsteyerek ve istemeyerek /iradeli ve irade dışı mutlaka bir şeyler yapar. Uyanıkken isteğe bağlı olarak bir şeyler yapar, uykuda iken ise irade dışı olarak yine hareketlilik devam eder. Her insanın gün boyunca yaptığı sayısız eylemler, hareketler, davranışlar vardır. İnsan düşünür, planlar, konuşur ve düşünüp konuştuklarını eylem planına döker. "Herkes yaradılışına göre davranır.."[5]

Yüce Yaratıcı, insanı yaratıp başıboş bırakmamıştır. Dünya ve ahirette insanın yararına olacak şekilde onun davranışlarını dizayn etmiştir. Bunun için ona akıl vermiş, peygamber göndermiş ve kitap indirmiştir. "İnsanoğlu kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanır?"[6] Evet yarattığını en iyi bilen Yüce Allah, insanı başıboş bırakmamıştır. Onun davranışlarını düzenleyen, planlayıp proğramlayan ölçüler koymuştur. Bunlara riayet etmek hem insanın kendi yararınadır, hem de insanlığın yararınadır. Dünya düzeninin, ekolojik dengenin korunması da buna bağlıdır. Bu ölçülere uymakla insan dünyasını kurtarıp kazandığı gibi, ahiretini de kurtarır ve kazanır. Ama bu ölçülere uymayan insan hem kendine kötülük etmiş olur, hem de başkalarına. Hem dünyasını karartmış olur, hem de ahiretini. "İyilik ederseniz kendinize iyilik etmiş olursunuz. Kötülük ederseniz o da kendinizedir.."[7]

"Doğrusu sizin çalışmalarınız çeşitlidir."[8]

İnsanın davranışlarını düzenleyip faydalı insan yetiştirmeyi hedefleyen İslam, tüm insanların yapıp ettiklerini 'amel' olarak adlandırırken; İslam insanının yapıp ettiklerini 'salih amel' diye niteler. İnanan inanmayan her insan bir şeyler yapar, amel işler; ama ancak inanan insan salih amel işler. İşte bu noktada müslüman, diğer insanlardan ayrılır. İslama göre, davranışlara değer kazandıran, onları kalıcı kılan da inanç ve o inanç ölçülerine göre yapılan eylemlerdir. İnançsız olarak yapılan işler ve iman ölçülerine uymayan eylemler boş, anlamsız ve zarardır. Bu anlamda çalışmak ibadettir, ama her çalışma değil elbet. Müslümanın, İslamî ölçülere uygun olarak yaptığı bir çalışma ibadettir ki bu çalışmaya Kur'ân 'salih amel' adını vermiştir:

İslam, tüm davranışlarımızı değerlendirmiş ve onlardan kimini meşru / helal görmüş; kimini de yasak /haram görmüştür. Nitekim davranışlarımızın bu değerlendirilmesi, 'Efal-i Mükellefîn' (Sorumlu insanın fiilleri) olarak adlandırılmış ve sekiz grupta incelenmiştir. Bunlar farz, vacip, sünnet, müstehab, mubah, haram, mekruh ve müfsit. Bunlardan ilk beşi helal ve meşru olan şeyler, son üçü ise yapılmaması gerekenlerdir. Ama inanın konuştuğu ve söylediği tüm her şey bu sekiz maddeden birisine dahildir. İnanan insan davranışlarını buna göre ayarlamalı ve onların salih, güzel, iyi olanını yapmalıdır.

Salih amel, Allah'ın haklarıyla, insanların haklarının gözetilerek yapılan bilinçli davranışlardır. Yani içerisinde isyan olmayan, haram karışmayan, kötü ve zarar niteliği taşımayan her hareket salih ameldir ve ibadettir. Öyleki, kişinin ailesinin geçimini temin etmesi için koşuşturması da ibadettir, helalinden kazanıp getirdiklerini çoluk çocuğuna ikram etmesi de ibadettir, Yaradanına karşı yükümlülüklerini yerine getirmesi de ibadettir.

Boşduranları kınayan İslamın Kitabı Kur'ân, koşturanlar adını verdiği bir suresinin ilk ayetinde[9] koşturanlara yemin ederek çalışıp çabalamaya teşvik etmiştir. Çalışıp çabalamaya teşvik eden pek çok ayetten bir kaçı şöyledir:

İnsanın ve yeryüzünün yaratılış gayesi onun salih amel işlemesidir: "İnsanların hangisinin daha iyi iş işlediğini ortaya koyalım diye, yeryüzünde olan şeyleri, yeryüzünün süsü yaptık."[10] "Hanginizin daha iyi iş işlediğini belirtmek için, ölümü ve dirimi yaratan O'dur. O, güçlüdür, bağışlayandır."[11]

İnanan kişi işini sağlam yapmalı, evrende kendisine sunulan nimet ve imkanlardan en iyi bir biçimde yararlanmasını bilmelidir: "Ey dağlar ve kuşlar! Davud tesbih ettikçe siz de onu tekrarlayın, diyerek and olsun ki, ona katımızdan lutufta bulunduk; geniş zırhlar yap, dokumasını sağlam tut, diye ona demiri yumuşak kıldık. Ey insanlar! Yararlı  iş işleyin; doğrusu Ben yaptıklarınızı görenim."[12]

Çalışmalarda öncelikle ahiret hayatını kazanmak gözetilmelidir. Dünyaya dünya kadar, ahirete ise ahiret kadar değer verilmelidir. Dünya sonlu ve yok olucu; ahiret ise kalıcı ve sonsuzdur. Ahireti hedefleyen kimse dünyayı da elde eder, ama gayesi yalnızca dünya olan kimsenin ahirette alacağı hiçbir şey yoktur. "Böbürlenme, Allah şüphesiz ki böbürlenenleri sevmez. Allah'ın sana verdiği şeylerde, ahiret yurdunu gözet, dünyadaki payını da unutma; Allah'ın sana yaptığı iyilik gibi, sen de iyilik yap; yeryüzünde bozgunculuk isteme; doğrusu Allah bozguncuları sevmez."[13] "İşte büyük kurtuluş şüphesiz budur.  Çalışanlar bunun için çalışsın."[14]

Kadın olsun erkek olsun hiç kimsenin yapıp ettikleri boşa gitmez. Herkes yaptığı iyilik ve güzelliğin karşılığını mutlaka görür. Kimi yaptığının karşılığını dünyada peşinen görür, kimi ahirette görür, kimi de hem dünyada ve hem de ahirette görür. "Birbirinizden meydana gelen sizlerden, erkek olsun, kadın olsun, iş yapanını işini boşa çıkarmam.."[15] "İyi hareket edenin ecrini zayi etmeyiz. Doğrusu, inanıp yararlı iş yapanlara, işte onlara, zemininden ırmaklar akan Adn cennetleri vardır. Orada altın bilezikler takınırlar, ince ve kalın ipekliden yeşil elbiseler giyerek tahtları üzerinde otururlar. Ne güzel bir mükafat ve ne güzel yaslanacak yer!"[16]

Çalışmalarımızın bereketlenmesi, anlamlı hale gelmesi, işlerimizin dünya ve ahirette yoluna girmesi, yaptıklarımızın hayrını görmemiz ancak, Allah ve Rasülünün ölçülerine uygun davranmakla mümkündür. "Ey inananlar! Allah'tan sakının, dürüst söz söyleyin de Allah işlerinizi kendinize yararlı kılsın ve günahlarınızı size bağışlasın. Kim Allah'a ve Peygamberine itaat ederse, şüphesiz büyük bir kurtuluşa ermiş olur."[17]

İnanan kişi, tüm yaptıklarını hesab gününün bilinci içerisinde yapar. Yaptıklarının yanına kalmayacağını ve onlardan dolayı sorgulanacağını hiç bir zaman aklından çıkarmaz. "Her kişinin yaptığı iyiliği ve yaptığı kötülüğü, ki kendisiyle o kötülük arasında uzun bir mesafe olmasını diler, hazır bulacağı günü bir düşünün. Kullarına karşı şefkatli olan Allah size kendinden korkmanızı emreder."[18]

Müslüman yaptığı iyiliğin karşılığını Allah'tan bekleyerek ve O'nun hoşnutluğunu umarak yapar. Görsünler, bilsinler ve beğensinler diye değil. "Şüphesiz, inananlar, Yahudi olanlar, hıristiyanlar ve sabiilerden Allah'a ve ahiret gününe inanıp yararlı iş yapanların ecirleri Rablerinin katındadır. Onlar için artık korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir."[19]

Yararlı işler yapanlara mükafatları fazlasıyla, eksiksiz olarak ve mutlaka verilecektir. "Kim yararlı iş işlerse kendi lehinedir; kim de kötülük işlerse kendi aleyhinedir. Rabbin, kullara karşı zalim değildir."[20]  "Kim zerre kadar iyilik yapmışsa onu görür.  Kim de zerre kadar kötülük yapmışsa onu görür."[21] "Onların hareketlerinin karşılığı Rablerinden bağışlanma ve zemininden ırmaklar akan, içinde temelli kalacakları cennetlerdir. İyi davrananların ne güzel ecri vardır!"[22]

Allah katında çalışmalarımıza değer kazandıran, onların inanarak yapılması, iyi ve güzel olmasıdır. İnansız olarak yapılanların dünyada bir takım kazandırdıkları olsa bile, onların ahirette herhangi bir değer ve karşılığı olmayacaktır. Nitekim pek çok ayetinde Kur'ân, inkarcıların tüm yaptıklarının ahirette boşa gideceğini bildirmektedir: "Allah bozguncuların işini elbette düzeltmez.."[23]  "O inkarcıların yaptıkları her işi ele alır, onu toz duman ederiz."[24] "(İnkarcıların, dinden dönenlerin, iki yüzlü münafıkların..mescidde yapsalar) bunların işleri dünya ve ahirette boşa gitmiş olur. İşte cehennemlikler onlardır, onlar orada temellidirler."[25] "Size, amelce en çok kayıpta bulunanları haber verelim mi, de. Onların dünya hayatındaki çalışmaları boşa gitmiştir, oysa onlar güzel iş yaptıklarını sanıyorlardı. Bunlar, Rablerinin ayetlerini ve O'na kavuşmayı inkar edenlerdir. Bu yüzden işleri boşa gitmiştir. Kıyamet günü Biz onlara değer vermeyeceğiz. İşte onların cezası; inkarlarına, peygamberlerimi ve ayetlerimi alaya almalarına karşılık olarak, cehennemdir."[26] "Mal ve oğullar, dünya hayatının süsüdür. Ama baki kalacak yararlı işler, sevab olarak da, emel olarak da, Rabbinin katında daha hayırlıdır."[27]

Özetleyecek olursak, Kur'ân sürekli hareket halinde olan insanın söz ve davranışlarını değerlendirerek, onu iyiye, güzele, doğruya, yararlıya yönlendirmiştir. Kur'ân, iyi, doğru, güzel, doğru ve yararlı işlerin tanım ve mükafatlarıyla doludur. Kur'ânın salih amel dediği tüm bu güzellikler, aslında müslümandan sadır olması gereken davranışlardır. İslam bu güzellikleri ibadet olarak niteleyerek, davranışlara manevi bir boyut kazandırır. Buna göre İslam insanının davranışlarında dünya ve ahiret, madde ve mana hep içiçedir. Salih amel, hem sahibinin, hem de başkalarının yararınadır. Salih amelin karşılığı hem dünyada hem de ahirette sahiblerine ödenecektir. Elbette salih amellerin ahiret kazanımları dünyadaki kazanımlarından çok daha fazladır. Bütün bu açıklamalarımızdan da kolayca anlaşılacağı üzere, biz müslümanları geri bırakan dinimiz değil; onu yanlış anlamamız ve onun ölçülerine bir bütün olarak sarılmamamızdır. Yoksa beşikten mezara kadar çalışmayı öngören ve tüm güzel çalışmaları ibadet olarak değerlendirip karşılığında dünya ve ahiret ödülleri vadeden bir dinin sahiplerinin geri kalması düşünülemez. İslam, müslümanın hayatını 'zikrullah' ile 'fazlullah' arasında bir koşturmaca[28] olarak değerlendirmiş ve ona göre planlamıştır. Bir taraftan 'zikrullah'a (Allah'ı tanıyıp anmaya, O'nu her zaman hatırda tutup O'na göre yaşamaya) çağırmış; ardından da 'Fazlullah' diye adlandırdığı rızık talebine, dünya işine bizleri yönlendirmiştir. İslama göre müslümanın tam dinlenip istirahat edeceği yer cennettir. O, cenneti hakedinceye kadar koşturmak ve çalışmak borcundadır. İslam insanı hayırlı bir işte yorulur, bir başka hayırlı işte dinlenir. Nitekim Yüce Rabbimiz bunu şöyle belirtir:  "Öyleyse, bir işi bitirince diğerine giriş. Ve yalnız Rabbine yönel, Onu iste, O'ndan iste."[29]

 

HADİSLERDE ÇALIŞMA

İnsanlığı doğrularla tanıştırma görevi ile insanlar arasından seçilen, rehber insanlar peygamberler davetlerinin karşılığı olarak insanlardan herhangi bir ücret / karşılık ne istemişler ve ne de beklemişlerdir. Onlar hep şu mesajı tekrarlamışlardır: "Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir."[30] Onlar kendi geçimlerini kendi el emekleri, göz nuru ve alın teriyle kazanmışlardır. Sözgelimi kaynaklarımız Hz. Adem'in ziraatçi, değirmenci ve ekmekçi; Hz. Nuh'un gemici marangoz; Hz. Zekeriya'nın marangoz; Hz. Süleyman'ın zenbil-küfeci; Hz. Davud'un demirci; Hz. İbrahim'in elbiseci olduğunu söylerler.[31] Bu seçkin insanların bu farklı mesleklerde çalışmış olmaları, hem onların kendi hayatlarını kendi el emekleriyle kazandıklarını, hem de insanlığın yararına olan her mesleğin değerli ve onurlu olduğuna işaret eder.

Peygamberliğinden önce de sonra da durup dinlenmeden çalışan bir Peygamberin ümmetiyiz. Bizim peygamberimiz, tüm diğer peygamberler gibi elinin emeği ile geçinen, insanların eline bakmayan, işini iyi yapan ve ölüm döşeğinde dahi işini bırakmayan bir peygamberdir. Peygamber olmadan önce çobanlık yapan Hz. Muhammed @, aynı zamanda iyi bir ticaret adamıydı. Hem de Mekke dışına da gidip gelen uluslararası bir tacir. O, altmış üç yıllık hayatını dolu dolu geçirmiş bir insandır. Bu sınırlı ömründe O, ne insanların haklarını görmezden gelmiş ve ne de Yüce Yaratıcıya karşı görevlerini aksatmıştır. Gecesini gündüzünü insanlığın kurtuluşuna adamış bir güzel insandı Peygamberimiz @. O, ömrünün son anlarında Suriye taraflarına göndermek üzere bir ordu hazırlamış ve ölüm döşeğinde o ordunun yola çıkıp çıkmadığını sorup duruyordu. Ve o, bu plan ve proğramları düşünürken Hakka yürüdü. O, salih amellerin, kutlu eylemlerin içerisinde bereketli bir hayat sürdü ve onların içerisinde iken bu dünyadan ayrıldı.

Çalışma ile ilgili olarak O'ndan bize gelen pek çok hadis vardır. Onlardan bir kaçını burada vermek istiyoruz:

"Rızık talebinde bulunmak, her müslümana bir görevdir."[32]

"Rızkınızı yerin derinliklerinde arayınız."[33]

"En onurlu kazanç, kişinin kendi eliyle kazandığıdır."[34]

"Yüce Allah şöyle buyurur: Ey kullarım! Elini çalıştır ki, sana rızık vereyim."

"Rızık talebinde ve ihtiyaçlarınızı gidermede erken davranın. Çünkü erken kalkıp işe koyulmak bereket ve kazançtır."[35]

"Sanatkarlık, fakirliğe karşı bir güvencedir."

"Elbette Yüce Allah, sanatkar kulunu sever. O, tembel tembel oturup duran kulunu ise sevmez."[36]

"Mümin cennete girene kadar hayra doymaz."[37]

"İki günü birbirine denk olan zarardadır."[38]

"Avarelik / işsizlik, kalbi katılaştırır."

"Ameli kendisini geri bırakan kimseyi, soyu-sopu ilerletmez."[39]

"Kulun ameli eksik ve kusurlu olursa, Allah onu sıkıntıya sokar."[40]

"Doğrusu Yüce Allah, sizden birinizin yaptığı işi iyi yapmasını ister."[41]

"Helal mal, iyi kişi için ne güzel şeydir."[42]

Hadislerdeki mesajları özetleyecek olursak, kendi geçimini kendi el emeği ile sağlayan Peygamberimiz @, müslümanı helal yollardan geçimini temin etmekle yükümlü tutmuştur. İnanan kişi, hem kendi geçimin sağlamak, hem de bakmakla yükümlü olduğu kişilerin geçimini sağlamak için çalışıp çabalamalıdır.

Veren el, alan elden üstün olduğundan, müslüman veren el olabilmek için çalışıp gayret etmelidir.

Allah'ın ölçülerine ters düşmedikten sonra, insanlığın yararına olan her meslek güzeldir, saygındır.

Hadisler, çalışmaya yönlendirirken, boş durmaktan, işsiz kalmaktan şiddetle sakındırmıştır. Çünkü işsizlik, avarelik insanı huzursuz yapar, strese sokar.

Hadisler, iş hayatına insanın en verimli ve üretken olduğu anlarda, sabah erkenden başlamayı öngörmektedir. Zaten İslam, sabah namazıyla günü başlatır ve gün bir başka namaz yatsı namazı ile kapanır. Namaz ibadetiyle müslümanın günü, çalışma hayatı adeta proğramlanmıştır. Çünkü namaz, namaz dışında müslümanca kalmanın provasının yapıldığı bir kutlu ibadettir. Bu yüzden eskiler, 'sabah uykusu, rızka bir pusu', 'Akşamın şerrinden sabahın hayrı yeğdir' demişlerdir.

Hz. Peygamber, üretken, verimli, atılımcı ve girişimci bir müslümanın yetişmesini hedeflemiştir.

Öte yandan müslüman, ele aldığı işin hakkını vermeli, onu en güzel, en iyi ve en kaliteli bir biçimde yapmalıdır.

İnanan kişinin kesintisiz dinleneceği yer Cennettir. Bu yüzden mümin, cenneti kazanana kadar hayırlı bir işi işlemeye doymaz ve kanmaz. Cenneti kazanmak ise, ahireti hesaba katarak dünya işlerini görmekle mümkündür.

Tarih boyunca müslümanlar bu anlayışla durup dinlenmeden çalıştılar ve yeryüzünün en güçlü, en uzun ömürlü medeniyetlerini kurdular. Ne zaman bu anlayıştan uzaklaştılar, bu sefer de yeryüzünün en zelil toplumları oldular. İşte halkanın son örneği Osmanlı. Bir küçük beylikten cihan imparatorluğuna uzanan yolda koskoca bir medeniyyet. Ama onlar devlet adamıyla, halkıyla hep çalışarak bu payeleri kazandılar. Bir kaç örnek verecek olursak, Osmanlı padişahlarından I. Mehmet yay kirişi yapardı, II. Mehmet iyi bir bahçıvandı, Yavuz ve Kanunî kuyumcu, III. Murat okçu idi. III. Ahmet ve II. Mahmut hattat idiler. I. Mahmut abonoz ağacından ve fildişinden kürdan yapardı. III. Osman marangoz, III. Selim tezyinatçı ve desenci idi. II. Abdülhamid de ince işlemecilik yapan bir marangozdu. Yaptığı eşyaları sattırıp ufak tefek ihtiyaçlarını giderdiği için kendisini yadırgayanlara I. Mahmut şöyle cevap veriyordu: "İnsanın alın teri dökerek kazandığının zevki başkadır. İçinde alınteri, göz nuru bulunan kazanç en helal kazançtır. Onun tadı, beti bereketi bir başkadır."[43]

Bir arslanın artıklarıyla beslenen topal tilkiyi görüp Allah tilkinin bile rızkını ayağına getiriyor, o halde çalışmaya ne hacet deyip yatan adama şairimiz şöyle seslenir:

"Dolaş da yırtıcı arslan kesil, behey miskin!

Niçin yatıp kötürüm tilki olmak istersin?

Elin kolun tutuyorken çalış, kazanmaya bak!

Ki artığınla geçinsin senin de bir yatalak.

...

Ömer, tevekkülü elbet bilirdi bizden iyi..

Ne yaptı 'Biz mütevekkilleriz' diyen kümeyi?

Dağıttı kamçıya kuvvet, 'gidip ekin!' diyerek.

Demek, tevekkül eden, önce mutlak ekecek.."[44]

 

Son sözü yine şaire bırakıyoruz:

"Allah'a dayan, sa'ye sarıl, hikmete ram ol!

Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol."

 

 

 


 

[1]  İnsana bu ismin verilişi ilgili olarak şu üç görüş ileri sürülmüştür: Bu görüşlere göre 'Ens' kökünden ünsiyet eden, cana yakın olan sosyal varlık anlamına; yahut 'Nsy' kökünden unutan anlamına; yahut da 'Nvs' kökünden hareket eden, kımıldayan anlamına insan denmiştir. Bkz. İsfehânî, el-Müfredât, s, 776; İbnü'l-Cevzî, Zâdü'l-Mesîr, I, 47. Aslında insan da, adındaki bu üç özelliğin üçü de mevcuttur. O, hem başkalarıyla birlikte yaşayan sosyal bir varlıktır, hem sürekli hareket halinde koşturan bir varlıktır, hem de unutkan bir varlıktır.

[2]  36 Yasin 40. Sözkonusu ayetlerde şöyle buyurulur:  "Güneş de yörüngesinde yürüyüp gitmektedir. Bu, güçlü ve bilgin olan Allah'ın kanunudur. Ay için de sonunda kuru bir hurma dalına döneceği konaklar tayin etmişizdir.  Aya erişmek güneşe düşmez. Gece de gündüzü geçemez. Her biri bir yörüngede yüzerler." 36 Yasîn 38-40.

[3]  "İnsan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur?" 53 Necm 39.

[4]  Mehmet Akif, Safahât, D‹B Yayınları, Ankara 1992, s, 21.

[5]  17 ‹sra 84.

[6]  75 Kıyame 36.

[7] 17 ‹sra 7.

[8] 92 Leyl 4.

[9]  "And olsun Allah yolunda koştukça koşanlara.." 100 Adiyat 1.

[10]  18 Kehf 7.

[11]  67 Mülk 2.

[12]  34 Sebe 10-11.

[13]  28 Kasas 76-77.

[14]  37 Saffat 60-61.

[15]  3 Alu Imran 195, 4 Nisa 124.

[16]  18 Kehf 30.

[17]  33 Ahzab 70-71.

[18]  3 Alu Imran 30.

[19]  2 Bakara 62; 5 Maide 69.

[20]  41 Fussılet 46; 45 Casiye 15.

[21]  99 Zilzal 7-8.

[22]  3 Alu Imran 136.

[23]  10 Yunus 81.

[24]  25 Furkan 23.

[25]  2 Bakara 217; 3 Alu Imran 22; 9 Tevbe 17, 69.

[26]  18 Kehf 103-106.

[27]  18 Kehf 46; 19 Meryem 76.

[28]  Bkz. Bkz. 62 Cuma 9-10.

[29]  94 ‹nşirah 7-8.

[30]  26 fiuara 109, 127, 145, 164, 180.

[31]  Bkz. Abdullah b. Mahmud el-Mevsılî, el-‹htiyar, ‹stanbul, 1980, IV, 170.

[32]  Aclûnî, Keşfü'l-Hafâ, II, 59.

[33]  Aclûnî, Keşfü'l-Hafâ, I, 154.

[34]  Aclûnî, Keşfü'l-Hafâ, I, 156.

[35]  Aclûnî, Keşfü'l-Hafâ, I, 330.

[36]  Aclûnî, Keşfü'l-Hafâ, I, 291.

[37]  Tirmizî, ‹lim 19.

[38]  Aclûnî, Keşfü'l-Hafâ, II, 323.

[39]  Ebu Davud, ‹lim 1; Tirmizî, Kur'ân 10; ‹bn Mace, Mukaddime 17.

[40]  Ahmed b. Hanbel, Kitabü'z-Zühd, I, 25.

[41]  Aclûnî, Keşfü'l-Hafâ, I, 285; Münâvî, Feyzu'l-Kadîr, II, 286.

[42]  Ahmed, IV, 197.

[43]  Bkz. M. Yaşar Kandemir, Örneklerle ‹slam Ahlakı, ‹stanbul, 1980, s, 329-330.

[44]  Mehmet Akif, Safahât, D‹B Yayınları, Ankara 1992, s, 221.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile