Kur'ân

Yazdır

Kur'ân Ayında Kur'ân'la İlgili Bazı Sorular

. Kuran


Ramazan, Kur’ân ayıdır. Kur’ân Ramazan ayında inmiş/inmeye başlamıştır. Ramazan’ın Kur’ân ayı oluşu, Kur’ân’ın yalnızca bu ayda hatırlanıp okunduğu anlamına gelmez. Nitekim ahlakı/hayatı Kur’ân olan Peygamberimiz@, diğer aylarda da Kur’ân’ı okur ve anlardı. Ama o, Ramazan ayında daha çok Kur’ân okurdu. Onun Ramazan ayına mahsus özel okumaları vardı. Vahiy meleği ile karşılıklı olarak (mukabele) Ramazan’da Kur’ân okurdu.

Günümüzde ise Kur’ân, neredeyse özellikle Ramazan ayında okunan ve gündeme gelen bir kitap haline gelmiştir. Bu son derece önemli noktaya dikkat çektikten sonra biz, bu yazımızda konu ile ilgili bazı sorulara kısa cevaplar aramaya çalışacağız[1]:

Müslümanlar olarak hepimiz Kur’ân’ı anlamakla yükümlü müyüz?

Seviye ve kapasitesi ne olursa olsun, her Müslüman Kur’ân’a muhataptır, onu okumak, anlamak ve gereğini yaşamakla yükümlüdür. ‘Kitabın ne’ şeklindeki Kabir Sınav Sorusu (KSS) herkese yöneltilecektir. Bu soruya doğru ve geçerli cevap verebilmek ise Kur’ân ile tanışmakla mümkündür. İlahî sorgulamada Kur’ân herkesin ya lehinde ya da aleyhinde tanık/delil olacaktır.

 

Kur’ân’ı her Müslüman anlayabilir mi?

“And olsun ki Biz Kur’ân’ı düşünüp öğüt alınsın diye kolaylaştırdık. Düşünüp anlayan var mı?”(54/17) diyen Kur’ân pek çok ayetinde insanları düşünmeye, araştırmaya ve doğru anlamaya çağırır. Her müslümanın Kur’ân’dan anlayabileceği pek çok şey vardır. Yeter ki onu anlama niyet ve gayreti içerisinde olsun, yeter ki onu düşünerek okusun. Özellikle günde kırk kere tekrarlanan Fatiha suresi başta olmak üzere Kur’ân’ın sonunda yer alan kısa sureleri anlama konusunda hiç kimsenin ileri süreceği geçerli bir mazereti olamaz. Kelime kelime Kur’ân’ı anlamak ayrı şeydir, kısa sure ve ayetlerin anlamını genel olarak anlamak ayrı şeydir. Kur’ân’dan bir şeyler anlamak ayrı şeydir, Kur’ân’ı yorumlamak ayrı şeydir.

Kur’ân’ı anlamakla kadınlar da sorumlu mudur?

Elbette. Yüce Allah, Hz. Adem’i eşiyle birlikte yaratmıştır. İnsanlık, erkek ve kadından türemiştir. İnsanlığın sınavı, kadın erkek birlikte başlamıştır. Peygamberimize ilk inanan Hz. Hatice’dir. İlk İslam şehidi ise Hz. Sümeyye’dir. İslam Tarihi, Hz. Aişe başta olmak üzere pek çok ilim otoritesi hanıma tanıktır. Kur’ân’ın pek çok ayeti “Ey insanlar” hitabıyla başlar. Yüze yakın Kur’ân ayetindeki “Ey iman edenler” hitabına kadınlar da dahildir. Dolayısıyla Kur’ân’ı okuma, anlama ve gereğini yerine getirme konusunda kadın erkek arasında herhangi bir fark yoktur.

Meâl okumanın sakıncaları var mıdır?

Bir sözün manasını her yönüyle değil de biraz noksanıyla ifade etme anlamında Kur’ân tercümelerine ‘meâl’ denmiştir. Hiçbir tercüme aslının aynı değildir. Hiçbir meâl de Kur’ân’ın aynı değildir. Her çevirinin, her meâlin eksikleri ve hatta hataları olabilir. Fakat her çeviri, asıl metin hakkında bilgi verir, orijinal metnin mesajını büyük ölçüde aktarır. Her Kur’ân meâli de Kur’ân hakkında bilgi verir, onun mesajlarını hedef dile aktarır. Bunlar göz önünde bulundurulduktan sonra meâl okumanın bir zararı olmaz.

Hangi meâli okuyalım?

Her meâl, bir Kur’ân anlama ve anlatma çabası ürünüdür. Her Kur’ân meali, belli bir hedef kitle için hazırlanmıştır ve büyük ölçüde meâli hazırlayanın birikim ve donanımını yansıtır. Bu yüzden bize hitap eden, anlayabileceğimiz her meâli okuyabiliriz. Her Kur’ân meâli okuyuşumuzda farklı meâlleri okumayı deneyebiliriz.

Kur’ân meâlini nasıl okuyalım?

Bugün çok değişik tarzda hazırlanmış meâller vardır. Kur’ân’ın diğer dillere çevrilmeye başlandığı ilk dönemlerde satıraltı kelime tercümeleri yapılmıştır. Bugün de benzer satıraltı tercümeler vardır. Bir miktar Arapça bilenler, Kur’ân kültürü yanında Kur’ân Arapçasını geliştirmek isteyenler bu çeşit meâllerden okuyabilirler. Bir de Kur’ân ayetlerini karşılarına cümle cümle aktaran tercümeler vardır. Bunları da ayetlerin orijinal metinleriyle karşılaştırarak okumalıyız. Tabiî ki bunun için birazcık Kur’ân dilinden haberdar olmak gerekir. Bunların dışında genel olarak kısa açıklamalarıyla birlikte ayetlerin tercüme edildiği tefsirî meâller vardır.

Meâl ve tefsir mi okuyalım, yoksa ilmihâl mi okuyalım?

Meâl ve tefsirlerin yeri ayrıdır, ilmihâllerin yeri ayrıdır. Meâl ve tefsirler, Yüce Rabbimizin muradını, ilahî kelamın meramını anlayabilmek, ondan haberdar olabilmek için okunur. İlmihâl ise, çeşitli konulara dair dinin hükümlerini öğrenmek için okunur. İlmihâllerde Kur’ân, Sünnet ve diğer delillere dayanan dinî hükümler vardır. Meâl-tefsir okumak, ilmihâl okumaya engel ve aykırı değildir. Hiçbir ilmihâlde de Kur’ân’ın ayetlerine açık bir aykırılık yoktur/olmamalıdır.

Hangi tefsiri okuyalım?

Kur’ân çok yönlü ve kapsamlı bir kitaptır. O’nun lafız ve manası Yüce Yaratıcıya aittir. Tefsirler ise, yaratılanlar tarafından hazırlanmış ilahî mesajı anlama çabalarıdır. Her tefsir, kendinden öncekilerin eksiklerini tamamlamak, bir boşluğu doldurmak ve öncekilerin yanlışlarını düzeltmek için hazırlanmıştır. Her tefsir, yazarının ve yazıldığı dönemin özelliklerini öne çıkarır ve her tefsirin bir hedef kitlesi vardır. Söz gelimi dilci bir müfessirin tefsirinde Kur’ân’ın dilbilimsel özellikleri öne çıkar. Hukukçu bir müfessirin tefsirinde Kur’ân’ın hukuksal yönü öne çıkar. Sosyoloji, psikoloji, fen bilimleri gibi müspet bilimci bir müfessirin tefsirinde Kur’ân’ın bilimsel yönü öne çıkar. Müfessirin yaşadığı dönemin sosyal ve siyasî yönleri de tefsirine etki edebilir. Bu yüzden Kur’ân tefsirleri her çağda yenilenmeli, Kur’ân mesajı her asrın idrakine taşınmalıdır. Bütün tefsirler, birbirlerini tamamladığı için, her tefsirden istifade etmeye çalışılmalıdır.

Tefsirlerden yararlanırken nelere dikkat edilmelidir?

Mevcut bu Tefsîr ve müfessirlerden istifade ederken tefsîrin ağırlıklı yönünü ve müfessirinin mahir olduğu sahayı tesbit etmeli ve hangi Tefsîrde ne aradığımızı bilmeliyiz. Buna riâyet edilmeden yapılan çalışmalar,  birtakım sıkıntıları beraberinde getirmektedir. Özellikle uygulamalı fıkhî konularda birtakım yanlış anlamalara yol açmaktadır. Halbuki fıkhî ağırlıklı olmayan pek çok tefsîrde müfessir, tartışmalı konularda, geniş fıkıh kitaplarına müracaat edilmesini salık vermektedir.

Buna göre elimize aldığımız tefsîrin hangi gayeye yönelik olarak yazıldığını, müfessirin otorite olduğu yahut tefsîrinde öne çıkan yönü iyi tesbit etmeliyiz. Müsbet ilim yönü ağır basan bir müfessirden ahkâm âyetler ve hükümleriyle ilgili bağlayıcı açıklamalar beklememeliyiz. Elbette müfessir, tüm bu sahalardan haberi olan bir kişi olarak  zaman zaman tefsirinde bu sahalardan bir kaçına birden  temas etmiş olabilir. Önemli olan onun eserinin ağırlıklı yanını tesbit etmektir. Müfessirin eserindeki ağırlıklı yanı, tefsiri yazdığı çağının karakteristik özellikleri gözönünde bulundurulmadan gerçekleştirilecek bir okuma hem müfessirin maksadınının anlaşılmasını güçleştirecek, hem de bir takım yanlış anlamalara yol açacaktır.

Allah Kelamı olan Kur'ân'ın iyi ve doğru bir şekilde anlaşılması için bir ön hazırlığın olması kaçınılmazdır. Kur'ân'ın yanlış anlaşılma endişesi de, öteden beri üzerinde durulan bir konudur. Ne var ki, bütün bu gerekçeler halkı Kur'ân'ı anlamaktan uzaklaştırma anlamına gelmez. İlmi seviyesi olmayan bir arap, Kur'ân'ı okurken dilinin arapça olması sebebiyle ondan bir şeyler anlayacaktır. Bunun önüne geçmek mümkün değildir. Bu anlama eksik ve hatta yanlış bir anlama da olabilir. Önemli olan bu kişilerin okuyup anladıklarıyla doğrudan hüküm çıkarmamalarının  ve bu konuda hadlerini bilmelerinin gereğinin onlara anlatılmasıdır.

Anlamadan Kur’ân okumanın faydası/sevabı var mıdır?

Kur'ân'ı anlamadan okumak, eğer Allah içinse sahibine sevap kazandırır. Özellikle namazda, herkesin her zaman, okuduğu Kur'ân'ı aynı seviyede anlaması mümkün olmayabilir. Hatta Kur'ân'ı anlama konusunda ileri seviyede olan bir kişinin, diyelim ki namazda her Fatiha okuyuşunda anladıkları farklı düzeylerdedir. Fatiha suresinden anladıklarını bir saatlik bir zaman diliminde ancak anlatabilen böyle bir kişi, bazen Fatiha suresini âyet âyet ve ileri bir seviyede okur, ama o kişinin bildiği halde anlamadan yahut her âyetin anlamını detaylı bir biçimde anlamadan okuduğu zamanlar da vardır. Yine hiç kimsenin Kur'ân'dan anladıkları en son noktada değildir. Bir âyetten anladıklarının ötesinde, daha başka anlamlar da olabilir. Yani hiç kimse anlama bakımından Allah kelamı Kur'ân'ı kuşatamaz.

Anlaşılmadan okunan ve dinlenen Kur'ân'ın, okuyan ve dinleyenleri etkilediği, onların kalplerini yumuşattığı, onlara farklı bir haz verdiği de bilinen bir gerçektir. Zira Kur'ân'ın her bir âyeti öyle muciz bir lafızdır ki, arapça bilmeyen bir kimse bile O'nu okuduğu zaman tatlı ve güzel bir kelam olduğunu anlar. Ne var ki, anlamadan okumakla yetinilmemeli, hele anlamadan okumak alışkanlık haline getirilmemelidir.

Bir hadisde şöyle buyurulmuştur: "Kur'ân'da mahir olan (güçlük çekmeden O'nu okuyan) sefere denilen kerim ve itaat edilen Peygamberlerle (yahut meleklerle) beraberdir. Kur'ân'ı kekeleyerek, güçlükle okuyana ise, iki ecir vardır". Bu iki ecirden birinin okuma sevabı, diğerinin ise okurken çektiği güçlüğün sevabı olduğu belirtilmiştir.

Lafızları kekeleyerek güçlükle okuyan bir kimsenin Kur'ân'ı anlayamayacağı ortadadır. Ancak hadis, yeni başlayanları Kur'ân okumaya teşvik etmektedir. çünkü güçlükle okumanın ardında maharetle okuma ve Kur'ân'ı anlama gelecektir. Bir başka sahih hadis ise, Kur'ân'dan okunan her harf için en az bir sevap olduğunu haber vermektedir.

Sonuç olarak, anlama ve gereklerini yerine getirmeye zemin hazırladığı sürece, Kur'ân'ı anlamadan okumak, O'nu ezberlemek, O'nu yazmak kişiye sevap kazandırır. Ama bu sevap en alt sınırdır. Bu taban puan Kur'ân'ı anlama ve yaşama ile üste çekilmelidir.

Şifa için hastalara Kur’ân okunur mu?

Bu konuda gelen rivayet ve açıklamalardan, Kur'ân âyetlerinin hem ruhi, hem de bedeni hastalıklar için, hasta tarafından yahut yanında bulunan kimselerce okunmasının, bir kağıda yazılmasının ve hatta suya yazılıp içilmesinin, okunmuş su ile yıkanılmasının caiz olduğu anlaşılmaktadır.

Kaynaklarımızdaki pek çok rivâyete rağmen bunların tamamına karşı çıkmak da, bu konuda önümüze gelen rivâyeti senet-metin tenkidi yapmaksızın kabul edivermek de itidalli bir yol olmasa gerekir. Hele hele bu konudaki rivayetleri baz alarak tıbba ve tıbbî müdahalelere karşı çıkmak akıl karı bir şey değildir. En önemlisi ise, konunun ticarete konu yapılmaması, bu işin bir meslek haline getirilmemesi ve Kur'ân'ın iniş gayesini tahrif edip O'nu hastalara, ölülere okunan bir kitab haline getirmekten şiddetle sakınılmasıdır.

Bu konudaki pek çok rivâyeti sıralayan Zerkeşî,  şu ifadelerle konuyu bağlar: "Bu tavsiye edilenlerin ihlasla ve âyetlerin manalarını tedebbürle okumak ve gereği ile amel etmek şarttır. Bu şartlar yerine getirilmezse, âyetleri okuyan kimse yalancı durumuna düşer".

İbn Kayyım ise, ihlas, felak ve nas sureleri okunarak yapılan rukyelerde; hastalık, tedavi ve bu okunan surelerin manaları arasında ilişki kurar. Manaları bilinerek ve inançla bu dualar okunursa bunun tesirinin olacağını söyler. Psikolojik tedavide gerekli olan, Allah'a iman ve güven, O'ndan yardım dileme, O'na sığınma, şerlere karşı Allah'ı yardıma çağırma gibi erdemlerin aynı zamanda bu surelerin temasını oluşturduğunu uzun uzadıya anlatır.

Bu değerlendirmeler de, şifa için Kur'ân okunsa bile, O'nun anlaşılarak okunmasının ve gereklerinin yerine getirilmesinin kaçınılmaz olduğunu ortaya koymaktadır.

Ölülerin ardından Kur’ân okunur mu?

Hayatı Kur'ân doğrultusunda olan, Kur'ân ile yaşayıp onunla ruhunu teslim edenlerin ardından Kur'ân okunur ve elde edilen sevap onların ruhuna bağışlanır. Buradan Kur'ân'ın ölülerin ardından okunan bir kitap olduğu sonucunu çıkarmak, Kur'ân okumayı sadece ölüler hatırlanınca gündeme getirmek ve Kur'ân okumakla ölünün kesin olarak bağışlanacağına kani olmak son derece yanlış ve hatta Kur'ân'ın iniş gayesini tahrif etmesi bakımından bu oldukça tehlikelidir. Ölülerin ardından Kur'ân okuma geleneği, Peygamberimizin hayatında rastlanmış bir şey olmadığı gibi, sahabe arasında da yaygınlaşmış bir şey değildir.

Kur'ân ölüler kitabı değil diriler kitabıdır. Dirilere gerçek hayatı sunmak için gelmiştir. Diriler O'nu okuyacak, anlayacak ve gereklerini yerine getirecektir. İşte Kur'ân'ın iniş esprisi budur. Şu kadar var ki, Kur'ân'ın bu iniş gayesini göz önünde bulundurmak şartıyla, Kur'ân'ın doğrultusunda yaşayıp ölen müminlerin Kur'ân ile irtibatları asla kesilmez. Zira Kur'ân onların kabirde en sadık dostu, kıyamette de şefaatçisi olacaktır. Onların Kur'ân ile olan bu irtibatları, arkada kalanların Kur'ân'lı dualarıyla sürecektir. Bu anlamda Kur'ân, dua ve ibadet kitabıdır da. Ticarete konu olmamak, amelsizliğe sevketmemek kaydıyla, bilmediğimiz bir başka alemin sakinleri olan ölüler için; dirilerin anlayıp yaşayarak ihlasla okudukları Kur'ân'ın sevabı öncelikle dirilere fayda verir. Onların Kur'ân'ı hatırlayıp onu okumalarını ve acılarını Kur'ân ile dindirmelerini sağlar. İkinci olarak da ölülere fayda verir. Onlara hediye edilen bu okuyuş, o anda rahatlamalarına yarayabileceği gibi, onların bağışlanmasına da sebep olabilir.

 Ne var ki, ölülere Kur'ân okunacağına dair, sarih ve sahih bir nass gelmemiştir. Bu konudaki rivâyetler yoruma açıktır. Bundan dolayı, ölülere Kur'ân okumak sünnettir, denilemez. Ama bidatte sayılmamalıdır. Çünkü bu pek çok alimin kıyas yoluyla meşruluğunda karar kıldığı, pek çok müslümanın yapageldiği ve yapmaya devam ettiği bir ameldir. Zaten buna karşı çıkanlar Kur'ân'ın iniş gayesinden dışarı çıkartılacağından, bir takım İslamsız ve amelsizlerin cennetin karşılığını ısmarlama hatimlere indirip ucuzlatacaklarından, kabirleri ibadethane edinerek tevhidden uzaklaşmalarından endişe duyduklarından karşı çıkmışlardır. Yapılması gereken ise bu endişeleri bertaraf edecek önlemler almaktır. Yoksa, bidat olduğu yahut içerisine bidatler hatta haramlar karıştığı gerekçesiyle  ölü hatırlanarak Kur'ân okumaya temelli karşı çıkmak çare değildir. Bugün halkın büyük bir kesiminin bu uygulamada şu veya bu şekilde yer aldıkları da göz önünde bulundurularak yapılanları, ıslah edici bir yaklaşımla değerlendirmek en uygun metoddur kanaatindeyiz. İşin en doğrusunu Yüce Allah bilir.

 


[1] Konuyla ilgili geniş açıklamalar için bkz. Ali Akpınar, Kur’ân Niçin ve Nasıl Okunmalıdır? Uysal Kitabevi, Konya.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile