Kur'ân

Yazdır

Fetih Suresinden Mesajlar

. Kuran

Nüzul Zamanı ve Nüzul Ortamı

Sure Hicretin 6. yılı Zilka’de ayında Hudeybiyye anlaşmasını yaptıktan sonra Medine dönüşü yolda iniyor. Altı yıldır Mekke yolu Müslümanlar kapalı durmaktadır. Bedir, Uhud ve Hendek savaşlarından sonra, müşriklerle savaş hali devam etmektedir.

Hz. Peygamberin rüyası ve kararı üzere Umre yapılmak üzere 1500 kadar silahsız Müslüman ile Medine’den Mekke’ye yola çıkılmış, müşriklerce Mekke’ye giriş engellenmiş, elçi olarak gönderilen Hz. Osman’ın öldürüldüğü haberi gelmiş, Hudeybiyye’de Rıdvan Beyatı daha sonra da müşriklerle Hudeybiyye Barış Anlaşması yapılmıştır. Anlaşmanın bazı maddeleri Hz. Ömer ve Hz. Ali başta olmak üzere Müslümanların içine sinmemişti.

Peygamberimiz için, üzerine güneş doğan her şeyden daha sevimli gelen bir suredir Fetih Suresi.[1]

Hudeybiye Barış Atlaşması, görünüşte bazı hoş olmayan maddeler içermiş olsa da kısa zamanda çok güzel meyveler verdi. Şer gibi görünende hayırlar oluğu anlaşıldı.

Barış atmosferi, dinin tebliğinde, doğru anlaşılmasında ve yayılmasında son derece etkili bir unsundur. Anlaşmanın meyveleri iki yıl sonra Mekke’nin kansız fethi ile açıkça görüldü. Hudeybiyye’ye 1500 kişiyle gelen Müslümanlar, iki yıl sonra 10 bin kişiyle Mekke’ye girdiler.

Mekke, Hicretin 8. yılında Ramazan ayının onuncu gününde fethedilmiş ve peygamberimiz Cuma günü güneş tepelere yükselmişken devesinin üzerinde Fetih suresini okuyarak Mekke’ye giriyordu.[2]

1.      Doğrusu Biz sana apaçık bir fetih verdik.

Biz verdik, sana verdik, apaçık bir fetih verdik. Verilen büyüklüğünü, verenin azametini ve bir takım aracılarla verildiğini gösteriyor. Biz verdik mi böyle veririz.

Sana verdik, senin için verdik, seni hayrına ve sana yaraşır bir fetih verdik. Senin şahsında, senin yolunda gidenlere de verdik ve vermeye devam edeceğiz

Verdik, vereceğiz; açtık açacağız. Dünyada ve Ahirette vermeler devam edecek, senin ve ümmetin için açılacak yeryüzünün kapıları ve nihayet cennetin kapıları.

Din-i Mübin, Kitab-ı Mübin, Rasül-i Mübin, Feth-i Mübin. Apaçık, aşikar, herkese, her zaman açıkça hitap eden apaçık.

Büyük fetih: İslam devletinin müşriklerce resmen tanınması, Müslümanların siyasî gücünün tescil edilmesi, anlaşma ortamında gönüllerin İslam’a açılması, kitlelerin Müslüman olması ve ardından gelecek olan diğer fetihler..

Büyük fetih müjdesinden sonra müjdeler devam ediyor, hem peygamberimize hem de onula beraber olanlara..

1. ayette Feth-i mübin: Hudeybiyye barışı

18. ayette feth-i garîb: Hayber fethi

27. ayette eth-i garib: Hayber, Mekke fethi.

 

2.      Ki Allah, senin geçmiş ve gelecek günahını bağışlasın/bütün tasalarını gidersin ve sana olan nimetini tamamlasın ve seni doğru bir yola iletsin.

13+6=19 senenin muhasebesi yapılıyor. Davet yolunda yapılanlar, yapılamayanlar ve yapılmayanlar, eksikler fazlalıklar, en mükemmelinin yapılamamış olması gibi kusurlar, senin şahsında ümmetinden bağışlanacak. Senin peygamberlikten önce ve sonraki evlayı terk kabilinden olan eksiklik ve zellelerin de.

Nimetin tamlanması: Peygamberlik yanında siyasî önderliğinin tescil edilmesi. Fitnenin/din özgürlüğü önündeki engellerin kaldırılıp dinin kemale ermesi, Müslümanların azîz olması, dünya ve ahiret nimetlerinin tamamlanması.

Dosdoğru yola iletilmek: Doğru yolda kalmak, ondan sapmamak, hidayetin artarak kemale ermesi.

Sıratan müstakîma: 2. ve 20. ayette: İlki peygamber, ikincisi müminler için.

 

3.      Ve Allah sana yardım edip şanlı bir zafer versin.

Onurlu, emsalsiz, güçlü yardım, şanlı ve sonu hep hayır olan kesin zafer.

4.      O, imanlarına iman katsınlar diye müminlerin kalplerine huzur indirdi. Göklerin ve yerin askerleri Allah’ındır. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Sekine: Sakinlik, gönül huzuru. Hudeybiyye ortamı: Mekke’ye girip girememe endişesi, Hz. Osman’ın şehid edildiğine dair söylenti, savaş tehlikesi, Ebu Cendel’in iadesi, antlaşma yazımındaki müşrik itirazları, aleyhte gibi gözüken antlaşma şartları.

İmana iman katmak: İmanın durgun ve donukluktan kurtulması, harekete geçmesi, davranışlarla dış dünyaya yansıması. İman ağacının her şartta, sürekli ve bereketli meyveler vermesi. Kök ve gövde aynı, dal, yaprak ve meyveler sürekli yenileniyor.

5.      Allah işini böyle hikmetle çevirir, müminlerin gönüllerine huzur verir, onlara görünmez askerleriyle yardım eder.. Ki inanan erkekleri ve inanan kadınları, zemininden ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere soksun, onların kötülüklerini de örtsün. Gerçekten bu, Allah katında büyük bir başarıdır.

6.      Allah hakkında kötü zanda bulunan münafık erkeklere ve münafık kadınlara; (Allah'a) ortak koşan erkeklere ve ortak koşan kadınlara da azap etsin. (Onların, Müslümanlar için istedikleri) Kötü olaylar, kendi başlarına gelsin. Allah, onlara gazabetmiş, onları la'netlemiş ve onlara cehennemi hazırlamıştır. Orası da ne kötü bir yerdir!

Savaşa katılmamış olsalar bile kadınlar özellikle anılmış. Çünkü erkeğinin ardında olması, onu cihada teşvik etmesi, onun yokluğunda namusunu koruması gibi erdemlerle kadında zafer ve fetih sevabına ortaktır.

Münafıklar, müşriklerden önce anılıyor. Çünkü onlar daha tehlikelidir.

Peygamber dört müjde: Mağfiret, nübüvvet, siyasî liderlik, hidayet.

Müminlere dört müjde: Sekine, iman ziyadesi, cennet ve günhların örtülmesi.

Kafirlere dört tehdit: Azab, gazab, rahmetten tard/lanet, cehennem.

7.      Göklerin ve yerin askerleri Allah'ındır. Allah azizdir, hakimdir.

4 ve 7. ayetlerde iki defa tekrarlanıyor. İlki, müminlere huzur ve moral vermek için; ikincisi müşrik ve münafıkları tehdit edip onlara korku vermek için. Bu nedenle birincisi Allah alim ve hakimdir cümlesiyle; ikincisi Alla aziz ve hakimdir ifadesiyle son buluyor.

8.      Doğrusu Biz seni, şâhid, müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.

Şahid, müjdeci ve uyarıcı Nebi! Hakikain tanığı, ümmetinin şahidi, hakkı açıklayan.

9.      Ki Allah'a ve Resulüne inanasınız, O'nu destekleyesiniz. Ona saygı gösteresiniz ve sabah akşam O'nu tesbih edip şânını yücel)esiniz.

Allah ve Peygamberine saygı ve ihtiram gösterin!

 

Peygambere itaat Allah’a itaat, ona beyat Allah’a beyattir!

10.  Sana bi'at edenler, gerçekte Allah'a bi'at etmektedirler. Allah'ın eli, onların ellerinin üzerindedir. Kim ahdini bozarsa, kendi aleyhine bozmuş olur. Ve kim Allah'a verdiği sözü tutarsa Allah ona büyük bir mükâfât verecektir.

Âhede aleyhüllah: Allah’ın büyüklüğünü göstermek için damme, zamirin aslı dammeli, ahde vefa için asıl harekesiyle okundu.

 

Peygamberin çağrısına uymayan gericiler!

Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu/ İrticanın şu sizin lehçede manası bu mu..  (Akif, Safahat, Âsım, s, 334)

İslam imiş devlete pâ-bendi terakkî,

Evvel yoğidi, iş bu rivayet yeni çıktı.” Ziya Paşa.

11.  Göçebe Araplardan geri bırakılanlar, sana diyecekler ki: "Mallarımız ve çocuklarımız bizi, (seninle beraber gelmekten) alıkoydu. Bizim için mağfiret dile." Onlar, dilleriyle kalplerinde olmayan bir şeyi söylüyorlar. De ki: "Allah size bir zarar vermek istemiş yahut size bir yarar vermek istemiş olsa Allah'ın, sizin için dilediğine kim engel olabilir? Hayır, Allah yaptıklarınızı haber almaktadır."

Arabî (Bedevî): Küfür ve nifak bakımından en beter insanlar[3], onların içerisinde imanlı olanlar da vardır.[4]

Onlar, dilleriyle kalplerinde olmayan bir şeyi söylüyorlar. Özürleri yalan, bağışlanma isteklerinde samimi değiller.

12.  Herhalde siz sandınız ki Elçi ve müminler, bir daha ailelerine dönmeyecekler. Bu (düşünce) gönüllerinizde süslendirildi, (size güzel gösterildi,) kötü zanda bulundunuz ve helâki hak etmiş bir topluluk oldunuz.

Helâki hak etmiş bir topluluk oldunuz. Bozguncu, hayırsız, gayesiz, helakı hak eden bir toplum oldunuz.

 

13.  Kim Allah'a ve Elçisine inanmazsa bilsin ki, biz, kâfirler için alevli bir ateş hazırlamışızdır.

14.  Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. O, dilediğini bağışlar, dilediğine azâb eder. Allah bağışlayandır, esirgeyendir.

15.  Geri bırakılanlar, ganimetleri almak için gittiğiniz zaman: "Bizi bırakın, sizinle beraber gelelim,"  diyecekler. Onlar, Allah'ın sözünü değiştirmek istiyorlar. De ki: "Siz, bizimle gelemezsiniz. Allah, önceden böyle buyurdu." Onlar: "Bizi çekemiyorsunuz" diyecekler. Hayır, onlar, pek az anlarlar.

Allah, önceden böyle buyurdu. Söz konusu konuşma üç ay sonra Hayber’e giderken vuku bulmuş, Yüce Allah, bunu önceden haber vererek peygamberini uyarmıştır.

16.  Geride kalan göçebe Araplara de ki: "Siz yakında çok kuvvetli bir kavme karşı savaşmağa davet edileceksiniz, onlarla (ya) dövüşürsünüz yahut (onlar) Müslüman olurlar. Eğer itaat ederseniz, Allah size güzel bir mükâfat verir; (yok) eğer önceden döndüğünüz gibi yine dönerseniz, size acı bir şeklide azap eder.

Güçlü bir toplum: İranlılar, Rumlar, Hevazin (Huneyn), Benî Hanif (Yemame) ve benzerleri.

İslam, kolaylık dinidir. Allah sizin için kolaylıklar diler, güçlük dilemez. Her zorlukla birlikte nice kolaylıklar vardır. Allah, hiç kimseye gücünün üstünde bir şey yüklemez  İslam, yaşayanlara kolay gelir.

17.  Köre güçlük yoktur, topala güçlük yoktur, hastaya güçlük yoktur. (Bunlar savaşa katılmak zorunda değillerdir.) Kim Allah'a ve Elçisine itâ'at ederse (Allah) onu, zemininden ırmaklar akan cennetlere sokar. Kim de yüz çevirirse onu da acı bir azaba uğratır.

Svaşa katılmamayı mubah kılan özürler bedenî özürler ve kölelik, silahsızlık gibi diğer özürlerdir.

 

Rıdvan Beyati: Allah’ın razı olduğu erler!

18.  Allah şu müminlerden râzı olmuştur ki onlar, ağacın altında sana bi'at ediyorlardı, Allah onların gönüllerinden geçeni bildiği için onların üzerine huzûr ve güven indirdi ve onlara yakın bir fetih verdi.

İslam’ın kazanımları hem Ahirette ve hem de dünyadadır. Müslüman iki dünya güzelliğine taliptir.

19.  Yine onlara alacakları birçok ganimetler bahşeyledi. Allah üstündür, hüküm ve hikmet sâhibidir.

20.  Allah size elde edeceğiniz birçok ganimetler vaat etti. Şimdilik size bu(Hûdeybiye Barışı)nı verdi. İnsanların ellerini sizden çekti ki bu, inananlara bir ibret olsun ve (Allah) sizi dosdoğru yola iletsin.

Ve yehdiyeke sıradan müstekîmâ. (2) Ve yehdiyeküm sıratan müstakîmâ (20) Dosdoğru yolda olduğunuzu herkes bilsin, kimsenin hiç şüphesi kalmasın.

 

21.  (Size) Başka (ganimetler) de söz vermiştir ki henüz onları ele geçiremediniz, fakat Allah onları kuşatmış(sizin için ayırmış)tır. Allah her şeye yapabilir.

22.  Eğer kâfirler sizinle savaşsalardı, arkalarına dönüp kaçarlardı, sonra ne bir koruyucu, ne de bir yardımcı bulabilirlerdi.

Değişmeyen ilahî yasa! hak edenlere hak ettikleri dünya ve ahirette verilecektir! Allah yolunda durmadan çalışanlar, size Rabbim akacaktır cennetten nişanlar!

Allah, hayata/gidişata müdahildir.

23.  Bu, Allah'ın öteden beri süregelen yasasıdır: Allah'ın yasasında bir değişme bulamazsın.

24.  Mekke'nin göbeğinde, sizi onlara galip getirdikten sonra onların ellerini sizden, sizin ellerinizi onlardan çeken O'dur. Allah, yaptıklarınızı görmektedir.

Sayıcı çok az ve hazırlıksız olmanıza rağmen müşrikler size saldıramadı, Medine askerden boş olmasına rağmen de saldıran olmadı. Yüce Allah savaş fırsatı vermedi, Mekke’deki Müslümanlara zarar gelmesin ve Mekke kansız fethedilsin diye. İslam barış öncelikli bir dindir. İslam’ın izin verdiği savaşlar genellikle savunma amaçlıdır, saldırıyı ilk başlatanlar Müslümanlar olmaz. Bir yerde Müslümanlar varsa, onların zarar görme ihtimali kuvvetli ise pek çok hukukçuya göre savaş açılmaz.

İslam barışı önceleyen yegane dinidir. Savaş, başvurulacak son çaredir.

25.  Onlar öyle kimselerdir ki inkâr ettiler, sizin Mescid-i Harâm'ı ziyaret etmenize ve bekletilen kurbanların yerlerine varmasına engel oldular. Eğer orada, kendilerini bilmediğiniz için tepeleyeceğiniz ve bilmeyerek tepelemenizden ötürü, kınanacağınız inanmış erkekler ve inanmış kadınlar olmasaydı (Allah sizin savaşmanıza engel olmazdı. Böyle yaptı) ki Allah, dilediğini rahmetine soksun. Şâyet (inananlar ve inanmayanlar) birbirinden ayrılmış olsalardı elbette onlardan inkâr edenleri, acı bir azâba çarptırırdık.

Allah katında müminin canı çok kıymetli, bu yüzden savaşa izin vermiyor.

Asıl yobazlık: Cahiliye tutuculuğu! Cahiliye takıntısı! Cahiliye bağnazlığı! Cehalet kaynaklı tutuculuk. Yersiz ve gereksiz tutuculuk. Irkçılık, soy sop koruyuculuğu. Araplar bize ne der endişesi, soy sopun verdiği enaniyet. Hamiyet çirkin, cahilce olursa daha da çirkin. Karşılığında vakar, sekine, takva. Sekine Allah’ın, hamiye cahiliyyenin.

Takva sözü/tevhid sözüne bağlanmak ve ona layık olmak.

26.  Hani inkâr edenler, kalplerine öfke ve gayreti, o câhiliyye (çağının) öfke ve gayretini koymuşlardı, Allah da Elçisine ve müminlere huzûr ve güvenini indirdi; onları takvâ kelimesine (sebâta ve ahde vefâya) bağladı. Zaten onlar, buna lâyık ve ehil idiler. Allah, her şeyi bilendir.

Kim neye layıksa/müstahaksa Yüce Allah, onu ona müyesser kılar.

Rüyanın insan hayatındaki yeri ve önemi.

Kur’ân’daki rüyalar: Hz. Yusuf’un çocuk yaşta gördüğü rüyası.. Yusuf’un zindan arkadaşlarının rüyaları.. Mısır Aziz’in rüyası.. Hz. İbrahim’in oğlunu kurban etme rüyası.. Hz. Peygamber’in Mekke’yi ziyaret rüyası..

Rüyalar bizi, hayata hazırlar.

Dinin açık emirleriyle çelişmeyen rüyalarla amel edilebilir.

27.  Andolsun, Allah, Elçisinin rüyasını doğru çıkardı. Allah dilerse, başlarınızı (kökten) tıraş ederek ve(ya) saçlarınızı kısaltarak, korkmadan, güven içinde Mescid-i Harâm'a gireceksiniz. Allah sizin bilmediğinizi bildi, bundan önce size yakın bir fetih verdi.

Allah dilerse olmazlar olur, asıl karar mercii O. Müşrikler istemese de Allah nurunu tamamlayacak, müminler Mekke’ye girecek ve Mekke fethedilecektir. Allah ise, ne dilerse hak edenlere diler.

Hak dinin hedefi, müminin asıl ve asil görevi: Tüm insanlığı hakikatle tanıştırmak, hak dinin tüm insanlığa ulaştırılması.

28.  O, Elçisini hidâyet ve hak dinle gönderdi ki, o hak dini, bütün dinlere üstün kılsın. Şâhid olarak Allah yeter.

Dinin temel gayesi sadece tebliğ değil, dinin üstünlüğünü tüm din saliklerine göstermek, onu cihana ilan etmek, onun önündeki tüm engelleri kaldırmaktır. Din bütünüyle Allah’ın olsun.

Allah yeter: Hasbünallah. Müşrikler tevhide itiraz etseler de tanık olarak Allah yeter: Muhammedürrasilullah.

Ümmetin en temel özellikleri: Müminlere Ebubekir Şefkat ve rahmeti, İnkârcılara Ömer şiddet ve hiddeti. Dört kitabın özeti:

29.  Muhammed Allah'ın elçisidir. Onun yanında bulunanlar, kâfirlere karşı katı, birbirlerine karşı merhametlidirler. Onların, rükû' ve secde ederek Allah'ın lütuf ve rızasını aradıklarını görürsün. Yüzlerinde secde izinden nişanları vardır. Onların Tevrat’taki vasıfları ve İncil’deki vasıfları da şöyle bir ekin gibidir ki, filizini çıkardı, onu güçlendirdi, kalınlaştı, derken gövdesinin üstüne dikildi, ekincilerin hoşuna gider, onlara karşı kâfirleri de öfkelendirir bir duruma geldi. Allah onlardan inanıp iyi işler yapanlara mağfiret ve büyük mükâfat vaat etmiştir.

İnkarcılara karşı tavır: Kararlı, onurlu ve tavizsiz. Onlar sizde bir tutarlılık, tavizsizlik, sertlik bulsunlar. Müslümanların kolay yutulan bir okma olmadığını bilsinler. Bu da birlik beraberlik içerisinde ve her bakımdan güçlü olmakla mümkündür. Yumuşak başlı isem kim demiş uysal koyunum/ Kesilir fakat eğmeye gelmez boynum.

İnananlara karşı tavır: Mütevazı ve merhametli. Nerede ne zaman ve kime karşı onurlu ve mütavazı olacağını iyi bilmeli.

İbadet kişinin öz benliğine ve yüzüne yansır. Onun fiziki olarak yüz güzelliğine yansı, huy güzellğine yansır.

İslam toplumu kendi ayakları üzerinde durmasını bilmelidir.

Fetih ve zafer müjdeleriyle başlayan sure, ahiretteki  mağfiret ve büyük mükafat müjdeleriyle sona erdi.

«Ben sizin sözünü ettiğiniz Mesîh (Tesellici) değilim. Zira ben Onun ayakkabısının ipini, çora­bının bağını çözmeye bile ehil sayılmam. O benden önce (nuru) yaratılmış­tır ve O, Hakk'ın sözünü getirecek, dininin sonu olmayacak, ebediyen baki kalacaktır.»[5]

Ayrıca Markos İncil'inde «Allah'ın Melekût»undan söz edilirken, Hz. Muhammed'in (A.S.) yeryüzüne attığı küçücük gibi sanılan «Tevhîd Tohu-mu»nun nasıl gelişip büyüyeceği temsili olarak anlatılmakta ve «Melekût»-tan maksadın, Allah'ın yeryüzünde kendi adına konuşup hükmedecek, me­leklerle desteklenecek peygamber olduğu dolaylı şekilde belirtilmektedir:

«Ve dedi: Allah'ın melekûtunu nasıl benzetelim? yahut onu ne me­selle önünüze koyalım? Hardal tanesi gibidir ki, toprağa ekilirken her ne kadar yer üzerinde olan bütün tohumlardan en küçüğü ise de, ekildikten sonra büyür ve bütün sebzelerden daha büyük olur, küçük dallar salar; şöyle ki, göğün kuşları onun gölgesi altına yerleşebilirler.»[6]

FETİH SURESİNDEN FÂTİHLERE MESAJLAR

1.      Barış anlamına gelen İslam, barış öncelikli bir dindir. O, önce bireyin kendi içinde ve toplumu içerisinde barışı tesis eder; daha sonra da dünya barışını tesis etmeyi hedefler.

2.      Savaşın kaçınılmaz olduğu zamanlarda din savaşa izin verir. Hz. Peygamber rahmet ve savaş peygamberidir.

3.      İslam’ın kazanımları hem bu dünyada hem de öteki dünyadadır. Yeter ki bu kazanımlara layık olunsun.

4.      Kur’ân, müstahak olanlar için müjde ve tehdit ayetleriyle doludur. O, her dönem muhataplarına müjdeler sunmaya ve tehditlerde bulunmaya devam etmektedir. Onun müjdeleri, müminlere moral takviyesi yapmakta ve onların geleceğe ümitle bakmalarını sağlamaktadır.

5.      Erişilmez gücün sahibi olan, göklerin ve yerin yönetimini elinde tutan, hayata müdâhil olan Yüce Allah, kendisine inanıp bağlanan kullarını dünya ve ahirette asla yalnız ve yardımsız bırakmayacaktır. Önemli olan O’nun yardımını hak etmektir.

6.      Müslüman hayra karşı doyumsuz olan kişidir. O, sürekli imanına iman katmak, amellerini bereketlendirmek için çalışan, her an bir hayırlı işte olan, iki günü birbirine denk olmayan, bugünü dününden daha ileride olan kimsedir.

7.      Allah katında insan olama ve İslam’ın emirlerine muhatap olma bakımından kadın erkek eşittir. Cinslerin fizikî donanımlarına göre ve imtihanın gereği olarak farklı yükümlülükleri olabilir. Ancak, cinsler hayırlı işlerde birlerine destek olmakla mükâfat ve sevapta ortak olurlar.

8.      Nifak, şirkten daha tehlikeli bir hastalıktır. Bu yüzden münafıklar, cehennemin en alt katmanlarında azap göreceklerdir.

9.      Kur’ân’da tekrar gibi gözüken ifadeler, bulundukları yerlerde yeni anlamlar için vardırlar. Önemli olan bağlam içerisinde bu anlamları keşfetmektir. Kısaca tekrar takrîr, te’kîd ve yeni anlamları anlatmak içindir.

10.  Peygambere iman Allah’a iman, ona itaat Allah’a itaat, ona biat Allah’a biat demektir. Zira peygamber Allah ile iletişim kuran ve kendi hevasından bir şey söyleyip konuşmayan seçkin kimsedir.

11.  Müslüman Allah’a bağlı olarak yaşamaya söz vermiş, bu konuda O’nunla anlaşma yapmış kimsedir. Hayatın değişik alanlarında bu anlaşma tekrarlanır durur. Önemli olan ise Yüce Allah’a karşı söz verdiğinin bilincinde o ahde vefa göstermektir.

12.  Kur’ân’a göre gericilik, Allah’ın emirlerini yerine getirmede geride kalmaktır.

13.  Dinin dünya kazanımlarından olan zafer, fetih ve ganimeti hak edebilmek, Allah yolunda tüm her şeyi ile seferber olmayı göze almakla mümkündür.

14.  İslam, kolaylık dinidir. O, yaşayanlara yaşandıkça kolay gelir. Allah, asla kullarına zorluk dilemez, hep kolaylık diler.

15.  Allah’ın değişmeyen yasasının gereği olarak Müslümanlar O’na yaraşır kul oldukları sürece izzet, devlet ve şerefe nail olacaklardır. Bu makamları elde etmek kul olarak bize düşeni yerine getirmekle kendi çabalarımızın ve İlahî yardımların sonucunda gerçekleşecektir.

16.  Allah katında, müminin canı, malı ve tüm her şeyi değerlidir.

17.  Yüce Allah, dünya ve ahiret rütbelerini hak edenlere takar. O hak edenlere dünyada zillet ve ahirette azap etmesini de bilir.

18.  Yüce Allah, dininin bütün diğer dinlerden üstün olmasını dilemektedir. Müslüman da Allah’ın dininin en doğru, en azîz ve en üstün din olması için bütün var gücüyle çalışmalıdır.

19.  İnsan hayatında önemli bir yeri olan rüya, mahiyeti tam olarak kavranılmasa da doğru yorumlandığında bize yol gösterebilen ve bizi hayata hazırlayan bir olgudur.

20.  Bir takım insanlar kabul etmeseler de Hz. Muhammed Allah’ın son elçisidir. İnkârcıların inkarı, bu ilahî gerçeği asla değiştiremez.

21.  Müslüman Allah’ın son elçisinin yolunda ve izinde olan kimsedir, sürekli ona yaraşır olmaya çalışmalıdır.

22.  Peygamberle beraber olanlar kendi aralarında merhametli, başkalarına karşı ise onurludurlar. Müslüman kavgacılığını, öfke ve kinini inkârcılara saklar.

23.  İbadetler, kişinin dış görünüşünün ve davranışlarının oluşumunu sağlar.

24.  Kur’ân’dan önceki kutsal kitaplar, son peygamber ve son çağ insanının özellik ve güzelliklerini anlatarak insanları o döneme hazırlamışlardır. Fakat Kur’ân dışındaki kitaplar tahrif edilmiş, kendinden önceki ilahî kitapların içeriğini de kapsayan Kur’ân ise indiği gün gibi tüm orijinalliği ile elimizdedir.

25.  İnsanın yetişmesi ve onun eğitimi bir ağacın tohumdan yetişip serpilmesi gibi planlı, devamlı ve doğru bir metodu gerektiren bir süreç sonucunda gerçekleşir.

26.  İman edip imanın gereği salih amellerin adamı olanlara, Rabbin yolunda durmadan çalışanlara dünya ve ahirette mükâfatlarını fazlasıyla verecek olan Yüce Allah’tır.


[1] Buharî, Tefsir 355.

[2] Asım Köksal, İslam Tarihi, XV, 155, 250-255.

[3] Bkz. 9 Tevbe 97, 98.

[4] 9 Tevbe 99.

[5] Bernaba İncil'i: 42/14; ayrıca bkz. 39/14, 42/13, 44/19, 54/1-11, 55/20-24, 82/16, 96/3-7, 96/11-15, 97/4-14, 136/18-21, 137/3-8, 191/8, 220/17-20, 208/17.

[6] Markos, 4/30-32, Ayrıca bkz K. Mukaddes, Tesniye 33/2-3; İncil, Markos, 4/26-32; Matta 3/31-32

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile