Kur'ân

Yazdır

İki Kitabı Birlikte Okumak

. Kuran

Her şeyin bir temeli vardır. Sağlam yapılar, sağlam temeller üzerinde kurulur. Düşünen bir varlık olmasıyla diğer canlılardan ayrılan insanın düşünce yapısı da sağlam temeller üzerine kurulmalıdır. Zira temelsiz düşüncelerin hayat hakkı yoktur. Hele hele içerisinde boş-anlamsız sözlerin (lağv), yalan ve dedikodunun olmadığı bir yer olan cennete aday olan müslümanın düşündüğü, söylediği ve yazdığı şeyler sağlam temellere dayanmalıdır. Zira iman adamının kendisine fayda vermeyen lüzumsuz şeylerden uzak kalması, onun Müslümanlığının güzelliğindendir.

Kur'ân'ın ilk suresi, Fatiha'nın bir adı da 'Ümmü'l- Kitap'tır. Yani kitabın anası, esası, temeli demektir. Bu isim Kur'ân'ın isimleri arasında da sayılmıştır. Buna göre Kur'ân, kitapların da anası, esası ve temelidir. Ve Kur'ân, şehirlerin anası (Ümmü'l-Kurâ) Mekke'de inmeye başlamıştır. İslamî hareket de şehirlerin merkezi Mekke’de Kitapların anası Kur’ân ile başlamıştır.

Bu nedenle bütün kitaplar, o bir kitabı anlamak için yazılır ve okunur. Yine Kur'ân'ın diğer bir adı 'sağlam kulp' anlamında el-Urvetü'l-Vüskâ, bir diğer adı da 'Allah'ın kopmaz ipi' anlamında Hablullahi'l-Metîndir. Evet, Kur'ân tutunulacak en sağlam ve kopmaz tutamaktır.

Göğün yerle buluştuğu, yerin vahye yeniden kavuştuğu Kur’ân’ın inmeye başladığı anda gelen ayetlerde 'Oku' emri iki kere tekrarlanmıştır. Elbette her iki emir de tekrarın ötesinde manalar içermektedir Şöyle ki, bizler iki büyük kitapla karşı karşıya bulunmaktayız ve iki kitabı okuyup anlamakla yükümlüyüz. Onlardan ilki Kâinat Kitabı ve ikincisi ise İlâhî Kitap Kur'ân'dır. Her iki kitap da, insanı Yüce Allah'ı tanımaya götüren açık delil ve belgelerle doludur. Biri kevnî yahut fıtrî ayetler, diğeri ise şer'î yahut dinî ayetlerle dolu iki kitap. İkisi de bizden okunmayı, tanınmayı, anlaşılmayı beklemektedir.

Her iki kitabın ayetler birbirini desteklemekte ve birbirini açıklamaktadır. Çünkü her iki kitaptaki ayetlerin sahibi de ezelî ve ebedî ilim ile erişilmez kudretin sahibi Yüce Allah'tır. Kâinat Kitabının en büyük ayeti insanın kendisi ve yaratılışı; İlâhî Kitabın ilk ayeti ise OKU. İki kere tekrarlanan oku emri. Biri Kâinat kitabını okumaya çağırıyor, diğeri İlâhî Kitabı okumaya çağırıyor.

"Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı alakdan/aşılanmış bir yumurtadan yarattı.”

“Oku! Kalemle öğreten, insana bilmediğini bildiren Rabbin, en büyük kerem sahibidir." (96 Alak 1-5)

İlk olarak inen bu ayetlerde ‘insanın yaratılışına’ dikkat çekilerek Kâinat kitabının ilk ve en önemli ayetinin inanın kendisi olduğuna vurgu yapılıyor. Gerçekten de insan kendini okuyup anlarsa, Yaratıcısını tanıyacak ve yaratılış gayesini kavrayacaktır. İnsanın kendisini okuyup anlaması ise, her insan için söz konusu olan ve okunması en kolay ayettir.

Yanı sıra ‘oku’ emrinin iki defa tekrarlanışı, sürekli bir okumayı öngörüyor. Beşikten mezara kadar sürecek bir okuma. Düşünerek, özümseyerek, içselleştirerek okumak. Hem Kur’ân ayetlerini, hem de Kâinat ayetlerini okuma.. Üzerinde dura dura, hikmetlerini kavraya kavraya okumak.

Oku, oku. Anlayıncaya ve kavrayıncaya, öğrendiklerini hayata geçirinceye kadar oku. Hem sen oku, hem de başkalarına oku. Hem sen anla, hem de başkalarına anlat.

Oku, ama yaratan Rabbin adıyla Oku. Ayetlerin indiği dönem, pek çok şeyin rab, terbiye edici, yaratıcı ve yönetici olarak kabul edildiği bir dönemdi. O halde sen, bu tanrı taslaklarını bırak da seni yaratan Rabbinin adıyla oku. Senin Rabbin. Seni yaratıp, seni başıboş bırakmayan, sana doğru yolu gösteren Rab’tir.

Bu ifade okumanın şeklini ve amacını belirliyor, sınırlarını çiziyor. Buna göre insan Yüce Yaratıcının adıyla okuyacak, yani okumaya besmele çekerek başlayacak, yahut da başında besmele çekemeyeceği, Allah'ın adıyla olmayan okumalardan uzak duracaktır. Çünkü Hz. Peygamberin dediği gibi "Başında besmele çekilmeyen her değerli iş, güdük ve sonuçsuz olacaktır."  Öyle olunca insan, okudukça Yaratıcısını tanıyacak ve O'na yaklaşacaktır.

Ayetler öncelikle Hz. Peygambere okumayı emrediyor, sonra onun şahsında tüm Kur’ân okuyucularına emrediyor. Şöyle ki: Oku ey Muhammed, seni ve her şeyi yaratan Rabbinin adıyla oku. O, insanı aşılanmış bir yumurta olan Alaktan yaratmıştır. Oku, senin Rabbin sonsuz ikram sahibidir. O'dur insanı hiç yoktan var eden ve lutfu keremiyle O'na bilmediklerini kalemle öğreten. Sen de oku, seninle beraber olanlar da okusunlar. Okumada devamlı olun. Kâinat kitabını okuyun, Kur'ân'ı okuyun anlayın ve başkalarına anlatın, onların da gerçeklerle tanışmasına vesile olun. Kendinize okuyun, başkalarına okuyun, gerçekleri duyurun. Ama hep Yüce Rabbin adıyla, O'nunla bağlantılı olarak okuyun. Kadın erkek, beşikten mezara kadar okuyun. Yitiğiniz olan hikmeti buluncaya kadar okuyun. Okuduklarınızı özümseyinceye ve hayata geçirinceye kadar okuyun. Tekrar tekrar okuyun, çünkü her okuyuş yeni bir anlam, yeni bir yorum, yeni bir eylem ve yeni bir hayat demektir.

Kur'ân, bizim hayat kitabımızdır. O, bizim rehberimiz, hayat düsturumuzdur. Yani biz, onu merkeze alarak düşünmeli, konuşmalı, yazmalı ve yaşamalıyız. Hz. Peygamberin belirttiği gibi, içerisinde Kur'ân okunmayan ev harabeden, kendisinde Kur'ân'dan bir şey bulunmayan kimse ölüden farksızdır. Buna göre içerisinde Kur'ân'dan bir şeyler olmayan bir yazı ve düşünce de boş ve anlamsızdır.

Ve biz, Kitaba muhatabız, ona karşı sorumluyuz. Öteki âlemde de ondan sorulacağız. Bu yüzden biz, Kitaplı olmak ve Kitaba uygun yaşamak borcundayız. Onun için, Kitapsızlık, bizim kültürümüzde ağır bir yergi ifadesidir. Bu konuda bizim görevimiz, yapıp ettiklerini Kitabına uydurmak değil, Kitaba uymaktır. Çünkü rehberi Kur'ân olanı o, dünyada mutlu bir hayata, ahirette cennete götürür.

Anlatıldığına göre büyük bilgin İmam Şafiî, Kur'ân'a dayandıramadığı bir fikri asla seslendirmez ve savunmazdı. Bunun için o, bir fikri temellendirebilmek için Kur'ân'ı baştan sona defalarca okurdu. İcma'nın Kur'ân'dan delilini bulabilmek için, onun üçyüz küsur kere Kur'ân'ı baştan sona devirdiği söylenir. Peki, 'Kitabımız' dediğimiz Kur'ân ile ne kadar tanışıyoruz? Onunla tanışmak için ne gibi bir çabanın içerisindeyiz? Onun içeriğinden ne kadar haberdarız? Hangi konularda ondan kaç ayet okuyabiliyoruz? Çok şeyi bilen çağın insanı olarak bilgi dağarcığımızda ondan kaç ayet bulunmaktadır? Çokça konuşan kişiler olarak ondan kaç ayet konuşmalarımızda yer almaktadır?

Yoksa 'Kitabımız Kur'ân' sözü lafta kalan kuru bir iddiadan mı ibaret?

İşte tam bu noktada şu Kur'ân tablosu karşımıza çıkmaktadır: Büyük bir mahkeme kurulmuş. Onun sahibi, Hakimler Hakimi Yüce Allah. Davacı konumunda Son Peygamber ve dava konusu Kur'ân. Orada şöyle diyor Hz Peygamber: "Ya Rab! Benim şu kavmim, Kur'ân'ı terk ettiler." (25 Furkan 30)

Ve Kur'ân yorumcularımız, ayeti şöyle açıklıyorlar: Kur'ân'ı okumayanlar, onu anlamayanlar ve onun gereğini yerine getirmeyenler, bu ayette söz konusu edilen davalıların içerisinde yer alacaklardır.

O halde bir kez daha şu soruya kendi içimizde cevap arayalım: Kitabın ne? Cevap, Kitabım Kur'ân ise, Kur'ân ne kadar senin kitabın oldu, o ne kadar senin düşünce ve yaşam biçimini kurdu? Evet bütün kitaplar, o bir Kitabı anlamak için okunurlar, ama diğer kitapları okurken asıl okumamız gereken Kitabı okuyup anlamayı da ihmal etmeyelim. Çünkü anlaşılmak ve gerekleri yerine getirilmek için kendisini okumaya çağıran Kur’ân, kendisini anlamak isteyenler için kolaylaştırıldığını bildiriyor: “Andolsun Biz, Kur’ân’ı düşünülüp öğüt alınsın diye kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan?!” (54 Kamer 17, 22, 32, 40)

 


* C.Ü.İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi. e-mail: Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile