Diyanet

Çocuklarımız, geleceğimizi kendilerine emanet edeceğim güvence kaynaklarımız; bizi hayattan koparmayan gönül meyvelerimiz. Gerçekleştiremediğimiz emellerimizi, hayata geçirmeyi planladığımız parçalarımız, canlarımız , ciğerparelerimiz. Onların mutluluğu bizim mutluluğumuz, onların başarısı bizim başarımız, onların acısı bizim en büyük acılarımızdır.

Avrupa’daki Türk çocuklarının zeka seviyelerinin bir kez daha tartışıldığı şu günlerde, Avrupa'da yaşayan çocuklarımız ve gençlerimizin sorunlarına kısa bir deyinide bulunmayı yararlı gördük. Bu yazı bir öz eleştiriye dönük tespit ve gözlemlere dayanmaktadır.

Doksanlı yıllarda yurt dışında iken şunları gözlemlemiştik: Avrupa'ya gelen insanımızın büyük bir çoğunluğu, kendi ülkesinde kendisine uygun ve yeterli iş aş bulamamış, yahut daha iyi bir hayat standartı yakalamak için diyar-ı gurbete gelmiş kardeşlerimiz. Onlar ilk geldikleri yıllarda dil, yol yordam bilmez bir halde adeta buralara kendilerini atmışlar. Genellikle Avrupalının sağlığına aykırı gördüğü için çalışmadığı ağır işlere girmişler ve ağır şartlarda hırsla çalışmışlar. Çoluk çocuklarını Türkiye'de bırakarak buralara gelmişler.

Sonraki senelerde artık çocuklarını da buralara getirmeye başlamışlar. Fakat ilk geldikleri senelerdeki gibi yine gerekli alt yapı çalışmaları ve hazırlıklar yapılmadan gelmiş çoluk çocuk Avrupa'ya. Avrupa'da bizim insanımızın sosyal ihtiyaçlarını karşılayacak cami, dernek gibi kuruluşlar hep sonradan kurulmuştur. Hala işçilerimizin önemli bir kısmı çocuklarını Türkiye'deki okullarda okutmaktadır. Dolayısıyla orada yaşamak zorunda kalan Türk çocukları iki dil, iki kültür ve iki din arasında bocalayıp durmuştur. Özellikle eğitimsiz Anne babalar, yoğun bir iş temposu içerisinde çocuklarına gereken ilgi ve sevgiyi gösterememektedir. Oturulan daracık evler çocukları bunaltmakta, çocuğun rahatlıkla anlaşıp oynayabileceği oyun çevresi yok. Dinî ve Millî duygular içerisinde, çocuğunun yabancılaşmasından korkan anne babalar, çocukları üzerinde baskılar kurmakta ve bu da olumsuz sonuçlara götürmekte. Avrupa insanı sınırlı sayıda çocuğa sahip, bu çocuklar ise geniş imkanlara içerisinde yaşamakta. Yabancılar ise çok sayıda çocuklarıyla, sınırlı imkanlar içerisinde yaşama mücadelesi vermekte. Bütün bunlar çocukların fiziki ve aklî seviyelerini etkilemektedir.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile