Diyanet

İMAN AĞACININ MEYVE VERMESİ

Kutsal Kitabımız Kur’ân, imanı sürekli meyve veren bir ağaca benzetir. “Görmedin mi Allah güzel bir sözü nasıl misal getirdi? (Güzel bir söz), kökü sağlam, dalları göğe yükselen bir ağaç gibidir. Bu ağaç Rabbinin izniyle her zaman meyvesini verir. Öğüt alsınlar diye Allah insanlara misaller getirir.” (İbrahim 24-25)

Kökü yerin derinliklerinde olan; gövdesi, dal ve yapraklarıyla göğün derinliklerine uzanan bir ağaç. Her şartta, sürekli meyve veren bir ağaç. İman da gönüllerde kökleşip, güzel söz ve eylemlerle kendisini gösteren ruhtur. Söz ve davranışlara yansımayan iman, sönmeye ve yok olmaya mahkûmdur. Bu nedenle iman ağacının, güzel görüntüsü ve meyveleriyle dış dünyaya yansıması gerekir.

Kur’ân, imanı değerlendiren ve onu Yüce Allah’ın katına çıkaran aracın Salih amel olduğunu bize haber verir: “Güzel sözler ancak ona yükselir. Salih ameli de güzel sözler yükseltir.” (Fâtır 10)

İnanan kişi, ‘inandım’ demekle işin bitmediğinin bilincinde, imanın gereğini yerine getirmek için gayret eden kimsedir. Onun kalbinde kökleşen iman, güzel ahlak ve salih amellerle varlığını ispat etmelidir. Kur’ân’ın pek çok ayetinde söz konusu ettiği ‘sâlih amel’, Allah’ın hakları ile kulların haklarını gözeterek yapılan her yararlı iş demektir. Yani kişinin Yaratıcısı başta olmak üzere, kendine ve tüm varlıklara karşı sorumluluklarını yerine getirmesidir. Kur’ân ahlakı ve onun en güzel örneğini bize sunan Peygamberimizin ahlakı işte budur. Müslüman’dan istenen de her zaman ve her yerde hep hayır ve güzelliklerin adamı olması, bu güzellikleri dış dünyaya yansıtmasıdır. 

RUHUN GIDASI, SAĞLAM BİR İNANÇ VE SAĞLIKLI İBADETTİR

İnsan, ruh ve bedenden oluşan bir varlıktır. İnsan bedeninin sağlıklı kalabilmesi için, dengeli, düzenli ve devamlı beslenmeye ihtiyacı vardır. Tıpkı bunun gibi, insan ruhunun da dengeli, düzenli ve devamlı beslenmeye ihtiyacı vardır. Bedenin ve ruhun sağlıklı bir şekilde varlığını sürdürebilmesi buna bağlıdır.

Ruhun gıdası inanmak ve ibadet etmektir. Onun sağlam bir kaynaktan sağlıklı bir şekilde beslenmesi, iman ve ibadetle mümkün olacaktır. Büyük İslam bilgini Gazâlî’nin bir eserinin adı, İnançta ölçülü olmak anlamında (el-İktisâd fi’l-İ’tikad)tır. Gerçekten de her alanda olduğu gibi, inançta ölçülü olmak da son derece önemlidir. Ancak sağlam bir imandan hemen sonra, düzenli, devamlı ve dengeli bir ibadet hayatı şarttır. Bu nedenle dinimiz her alanda olduğu gibi ibadette de aşırılığı yasaklamıştır. Zaten bidat ve hurafelerden uzak olan ibadet hayatı, insanı düzenli bir hayata yönlendirir. Peygamberimiz, “Allah’a sevimli gelen ibadet, az da olsa devamlı olanıdır”  (Buharî, Libâs 42) buyurarak ibadette devamlılığa vurgu yapmıştır.

İnsanın sağlıklı bir ruh yapısına sahip olabilmesi için, güçlü bir iman ve düzenli bir ibadet hayatının gereğine Kur’ân şöyle dikkat çeker: “Ey insanlar! Siz Allah’a muhtaçsınız.”  (Fatır 15) İnsan, ne kadar çaba sarf ederse etsin, ne kadar teknik donanıma ve variyete sahip olursa olsun, mutlu olabilmek için kendi kendine yeterli değildir. Evet, her insan Allah’a inanmaya, O’na bağlanmaya, O’nu sevmeye, O’na güvenmeye, O’na ibadet etmeye, O’nun yardımına her zaman muhtaçtır.

 

GÜNAHLAR, ALLAH İLE İLETİŞİMİN KOPMASIDIR

İlk emri “Oku” olan dinimiz, bilgi ve bilinç temeli üzerine oturur. Cehalete savaş açan Kur’ân, inananları bilgi ve bilinçli olmaya çağırır. Zira Kur’ân’a göre “Kulları içinden Allah’a karşı ancak âlimler derin saygı duyarlar.” (Fatır 28) Yine ayetler, cehalet nedeniyle insanların günaha sapacağını haber verir: (Nisa 17, Enâm 54, Nahl 119)

Demek ki Allah ile insan arasında iletişim sağlıklı bir şekilde devam ettiği sürece, insan doğru yoldadır, hak ve hayır üzeredir. Ne zaman ki bu iletişim kopmuştur, işte o zaman doğru yoldan sapmalar baş gösterecektir. Değişik görüntülerde ortaya çıkan bu sapmaların genel adı günahtır. Unutması ile meşhur olan insan, şeytan ve tutkularının fitlemesiyle kimi zaman Yüce Yaratanı unutur, O’nun kendisini görüp gözettiğini unutur; kimi zaman işlediği günah yüzünden dünya ve Ahirette kaybedeceği güzellikleri unutur; kimi zaman onlar sebebiyle dünya ve Ahirette duçar olacağı azapları unutur ve sonuçta günaha düşüverir. Zira işlenen her günah, insanî değerlerden bir şeyleri alır götürür.

Günaha düşen insan için, her şey bitmiş değildir. O, yaşadığı sürece yeniden Yaratıcısını hatırlayıp O’na dönebilir, O’nunla iletişim kurabilir. Bu dönüşün ve iletişimi yenilemenin adı tevbedir. Peygamberimiz “Allah, can boğaza gelmeden, kulun yaptığı tevbeyi kabul eder”  (Tirmizî, Deavât 98) buyurarak günahkârlar için tevbe kapısının açık olduğunu müjdeler. Önemli olan bu dönüşün içtenlikle ve kararlılıkla yapılmasıdır.

 DİNİ YAŞAMAYANIN İÇİNDE KUR’ÂN GURBETTEDİR

Büyük düşünür Hasan Basrî böyle söyler. Gurbet hayatı yaşamaktan Kur’ân’ı kurtarmak ise, onu doğru bir şekilde anlamak ve gereklerini yerine getirmekle mümkün olacaktır.

Kur'ân'ın ilk suresi, Fatiha'nın bir adı da 'Ümmü'l- Kitap'tır. Yani kitabın anası, esası, temeli demektir. Bu isim Kur'ân'ın isimleri arasında da sayılmıştır. Buna göre Kur'ân, kitapların da anası, esası ve temelidir. Ve Kur'ân, şehirlerin anası (Ümmü'l-Kurâ) Mekke'de inmeye başlamış ve mesajıyla tüm dünyayı aydınlatmıştır.

Bu nedenle bütün kitaplar, o bir kitabı anlamak için yazılır ve okunur. Kur'ân'ın diğer bir adı 'sağlam kulp' anlamında el-Urvetü'l-Vüskâ, bir diğer adı da 'Allah'ın kopmaz ipi' anlamında Hablullahi'l-Metîndir. Evet Kur'ân tutunulacak en sağlam ve kopmaz tutamaktır.

Kur'ân, bizim kitabımızdır. O, bizim rehberimiz, hayat düsturumuzdur. İnananlar olarak biz, onu merkeze alarak düşünmeli, konuşmalı, yazmalı ve yaşamalıyız. Hz. Peygamberin belirttiği gibi, içerisinde Kur'ân okunmayan ev harabeden, kendisinde Kur'ân'dan bir şey bulunmayan kimse ölüden farksızdır. Buna göre içerisinde Kur'ân'dan bir şeyler olmayan bir yazı ve düşünce de boş ve anlamsızdır.

İnsanlık olarak bizler, Kitaba muhatabız, ona karşı sorumluyuz. Öteki âlemde de ondan sorulacağız. Bu yüzden biz, Kitaplı olmak ve Kitaba uygun yaşamak borcundayız. Onun için, Kitapsızlık, bizim kültürümüzde ağır bir yergi ifadesidir. Bu konuda bizim görevimiz, yapıp ettiklerini Kitabına uydurmak değil, Kitaba uymaktır. Çünkü rehberi Kur'ân olanı o, dünyada mutlu bir hayata, ahirette cennete götürür. Tıpkı peygamberimizin dediği gibi: “Kur’ân’la konuşan doğru söylemiş olur. Onunla amel eden ödüllendirilir. Onunla hükmeden, adaletli davranmış olur. Ona çağıran, doğru yola çağırmış olur.” (Tirmizi, Fadâilü'l-Kur'ân 14; Dârimî, Fadâilü'l-Kur'ân 1)

 HER CANLI ÖLÜMÜ TADACAKTIR

Ölüm, her canlı için kaçınılmaz bir sondur. Ölüm, çaresi olmayan çaredir. Ölüm bitiş değil, yeni bir başlangıçtır. Ölümü öldürüp, ölüm korkusunu yenebilmektir önemli olan. Ölüm, yeni şeyler ve yenidünyalarla tanışma fırsatıdır. Ölüm, dünyanın rövanşıdır.

Ölüm, asıl vatana dönüştür. Her canlı ölümü tadacaktır. Kötüler gibi, iyiler de ölümlüdür. Bir farkla ki, iyiler iyilikleriyle yaşarlar, kötüler ise kötülükleriyle anılır, İyiler için, “Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber” denirken, kötüler için şöyle denmiştir: “Ne kendi etti rahat, ne kimseye verdi huzur/ Yıkıldı gitti, dayansın ehl-i kubur.”

Ölüm, sevgiliye kavuşmaktır ve bu yüzden ölüm gecesi şeb-i arûs/düğün gecesidir. Şairin dediği gibi, “Ölüm ne uzak, ne yakın bize ölüm/ Ölümsüzlüğü tattık ne yapsın bize ölüm.” (E. Beyazıt)

Önemli olan, bir gün nasıl olsa öleceğinin bilincinde, ölmede önce ölebilmek, ölüme ve ölüm sonrası hayata hazırlanabilmektir. Tıpkı şairin dediği gibi: “Sual: Ey veli, mümin nasıl olmalı söyle/Cevap, son anında nasıl olacaksa hep öyle.” (N.Fazıl)

Ölüm, kaçışı olmayan bir gerçekse, çare ona hazırlanmaktır. Onun için Hz. Ebubekir, “Kendine kabir değil, kendini kabre hazırla” demiştir. Şairimiz de şöyle der: “Hasis sarraf, kendine sağlam bir kese diktir/ Mezarda geçer akçe neyse sen onu biriktir.” (N.Fazıl)

“Ölmek değildir, ömrümün en feci işi/ Müşkil odur ki ölmeden evvel ölür kişi.” (Y. Kemal)

Hz. Ali de konuyu şöyle bağlar: "Ey insan! Senin için dün geçmiştir, bir daha geri gelmez. Yarın ise kesin değildir. O halde dem bu demdir, içerisinde bulunduğun ândır, onu iyi değerlendir!"

Ölüm gerçeğini bilenlere, ölmeden önce ölenlere, ölümü öldürenlere, ölüme gülenlere ve ölüm sonrası hayata hazır olanlara müjdeler olsun.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile