Makaleler

Yazdır

Peygamberin Kim

. Hutbe


“Andolsun Allâh'ın Peygamberinde sizin için Allah'a ve âhiret gününe kavuşmaya inanan ve Allâh'ı çok anan kimseler için, uyulacak en güzel bir örnek vardır.”[1]

“Ey Muhammed! Doğrusu sen, büyük bir ahlâk üzeresin.”[2] 

 

Değerli Kardeşlerim!

Peygamberimizin doğum gününü idrak ettiğimiz şu günlerde her birimiz kendi nefsimize “Peygamberin Kim?” sorusunu sormalıyız. Bu soruyu soralım ve bu soruya kendimizi hazırlayalım. Zira bu soru bize kabir sınavında sorulacak sorulardan biridir.

Önce bu sınavın ciddiyetini kavramaya çalışalım. Rabbin kim, dinin ne, kitabın ne, peygamberin kim, soruları öyle basite alınacak yahut cevabı Rabbim Allah, Dinim İslam, Kitabım Kur'an, Peygamberim Hz. Muhammed gibi cümlelerle geçiştirilecek sorular olmasa gerekir.

Kısa kısa söylemek gerekirse, Rab terbiye edici, eğitici, yönetici demektir. Rabbin eğitimine girerek Yaratıcı olarak kabul ettiği Yüce Allah'ı, hayatında yönetici olarak da kabul edenler, bu soruya geçerli cevap verebileceklerdir.

Din, hayat tarzı, yaşam biçimi demektir. Hayatı, bütünüyle İslam'a göre şekillenenler, Dinim İslam cevabını verebileceklerdir.

Kur'ân, dünya hayatının rehberi, kılavuzu olarak gelmiş bir hayat kitabıdır. Dünyada Kur'ân'a göre yaşamış olanlar, yaşam biçimleri Kur'ân'a uyanlar, Kabir sınavında Kitabım Kur'ân demeyi hak etmiş olanlardır.

Peygamber, rehber, yol gösterici, itaat edilip izlenmeye değer örnek ve önder kimsedir. Son Peygamber Hz. Muhammed'i doğru bir biçimde tanımış, onu en güzel örnek kabul etmiş ve onu izlemiş, ona benzemeye/ onun gibi olmaya çalışmış olanlar da Peygamberin kim sorusuna geçerli bir cevap verebileceklerdir. Ama daha onu doğru dürüst tanıyamamış olanlar, hayatına ondan güzellikler taşıyamamış olanlar, onun sözleriyle konuşmayan, onun hayat tarzını kendine şiar edinmemiş olanların, Peygamberin kim sorusunu doğru bir şekilde cevaplamaları o kadar kolay olmasa gerekir.

 

Sevgili Müminler!

Peygamberi tanımak yalnızca onun anne babasının isimlerini, onun doğduğu ve vefat ettiği yer ve tarihleri, onun yakın akrabasının isimlerini bilmekten ibaret olmasa gerek.

O Muhammed Mustafa'dır. Annesi Amine, babası Abdullah, süt annesi Halime'dir.

Abdülmuttalib onun baba dedesi, Vehb ise anne dedesidir.

Fatma onun babaannesi, Bere de anne annesidir.

Ebu Talib, Hz. Hazma ve Hz. Abbas onun amcalarıdır.

Çocukları Kasım, Abdullah, İbrahim, Zeynep, Rukıye, Ümmü Gülsüm Fatıma’dır. Hasan ve Hüseyin de torunlarının isimleridir.

O, 571 de Mekke'de doğmuş, 632 de Medine'de vefat etmiştir, onun kabri de Medine'dedir.

Peki onu tanımak için bunlar yeterli mi? Bu birkaç cümlecik bilgi, bizim çocukluk bilgilerimiz değil mi? Beş yaşındaki bir çocuğun çok rahat söyleyebileceği şeyler değil mi bunlar? Peki, biz bu bilgilerin üzerine ne koyabildik, bunca yaşın adamı olarak onu ne kadar tanıyabildik?

O'nun peygamber olmadan önceki ahlakını Kur'ân, Büyük ahlak (Huluk u azîm) diye niteliyor. Mekkeliler onu Emin Muhammed diye çağırıyordu. O, her bakımdan toplumunda parmakla gösterilebilecek bir kişiliğe sahipti. Onun bu eşsiz ahlakından biz ne kadar nasiplenmişiz? Peygamber olduktan sonra on üç yıllık Mekke dönemi, on yıllık Medine dönemi hakkında ne biliyoruz? Onun tevhit mücadelesi, daveti, hicreti ve gazvelerini ne kadar tanıyoruz? Yirmi üç yıllık Peygamberlik döneminde söylediği cümlelerin ne kadarını okuduk yahut dinledik? Onun Veda Hutbesi kaçımızın ezberinde? Onun iki büyük emaneti Kur'ân ve Sünnet karşısındaki duruşumuz ne? Kaçımızın evinde onun hadisleri okunuyor, İmam Tirmizi'nin dediği gibi hangimizin evinde konuşan bir peygamber var? Sabah kalkışımız, tuvalete girip çıkışımız, namaz kılışımız, sofraya oturup kalkışımız ona ne kadar benziyor? Akraba ve aile fertlerine karşı tavrımız ne kadar onu andırıyor? İş hayatımız ve insanlar arası ilişkilerimizde onu ne kadar örnek alıyoruz?

Evet, bizzat peygamber tarafından açıklandığı üzere Peygamberin kim sorusuna gerçek anlamda Müslüman olanlar “Peygamberim Muhammed’dir, ben onun peygamberliğine tanıklık ederim, o bize Allah katından açık belgeler getirdi, ben onlara inandım ve gereklerini yerine getirdim” diye cevap verecektir. İnanmayanlar yahut münafıklar ise “Ben Muhammed’i fazla tanımıyorum, insanların onunla ilgili söyledikleri bazı şeyleri ben de söyledim” diyecekler ve bu cevap onları kurtaramayacaktır.[3]

 

Müslümanlar!

Bu açıklamalar ışığında şimdi kendimize, bizim Peygamberimizle ilgili bildiklerimiz, kulaktan dolma bilgiler mi, yoksa gerçek bilgiler mi, sorusunu soralım! O büyük sınavda başarılı olabilmemiz için hesaba çekilmeden önce kendimizi hesaba çekmemiz, kendimizi deneme sınavlarına tabi tutmamız gerekir. Buna göre şu soruları bir kez daha şimdiden kendimize soralım:

Biz Peygamberimizi ne kadar tanıyoruz? Onun sözlerinden kaçını doğru dürüst bir şekilde çevremize aktarabiliyoruz? Onun ailesini ve arkadaşlarını ne kadar tanıyoruz? Biz inanç, ibadet, ahlak, aile hayatı, iş hayatı, insanlarla ilişkiler konusunda ne kadar ona benziyoruz? Hayatımızın her safhasında onu ne kadar kendimize örnek alıyoruz? İmrendiğimiz, özendiğimiz ve izlediğimiz kimseler arasında Hz. Peygamber kaçıncı sırada yer alıyor? Onu ne kadar seviyoruz ve bu sevgimizi ispat edebilecek durumda mıyız? Peygamberin sağlığında yaşamış olsaydık, onun arkadaşları arasında bizim yerimiz neresi olurdu? Seni malımdan mülkümden, çoluk çocuğumdan ve hatta canımdan daha çok seviyorum, Anam babam sana feda olsun ey Allah'ın Rasülü, diyebilecek durumda ve konumda mıyız? O, bugün bizim evimize misafir olsa, gönül rahatlığı ile onu ağırlayabilecek miyiz?

Evet gerçekten Peygamberimiz kim, bizim? Ve biz ümmet olarak ona ne kadar yakışıyoruz?

Unutmayalım ki Peygamberimizi gerçekten sevenler, onu doğru bir şekilde tanıyan ve onun izinde gidenlerdir. Öyleleri için peygamberimiz, kişi sevdiği ile beraberdir, müjdesini vermiştir. Bu dünyada onu tanıyıp onun yolunda olanlara, ahirette onun şefaati ile onunla birlikte olanlara ne mutlu!

 


[1]  33 Ahzab 21.

[2]  68 Kalem 4.

[3] İbn Kesîr, Tefsîr, II, 534-535.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile