Ramazan

Yazdır

Haram Ay Uygulaması İnsanları Barışa Hazırlamaya Yöneliktir

. Ramazan

Tevhidî gelenekte var olan ve Kur’ân’ın da sürdürdüğü Haram aylar uygulaması, insanlığı barışa alıştırmak ve alıştırmak içindir. Şeâirden sayılan[1] dört haram ay, Zilka’de, Zilhıcce, Muharrem, Receb’dir. Bunların ilk üçü hac ayı, dördüncüsü umre ayıdır. Bu aylar, ‘haram ay’ ilan edilerek insanlar, barış içerisinde yaşamaya alıştırılmışlar; Şam, Mezopotamya ve Irak’tan hac ve umre için Mekke’ye gelen insanların güvenle gelip memleketlerine dönmeleri sağlanmıştır.

Dolayısıyla haram aylar ile hac ayları arasında sıkı bir ilişki vardır. Bu aylarda savaşın yasak sayılmasının temelinde insanların güven içerisinde hac-umre ve ticaret yapabilmelerini sağlamak ve bu aylar vesilesiyle onları barışa hazırlamak yatmaktadır. Şöyle de düşünülebilir: Haram aylardan biri olan Muharrem, Hicrî senenin ilk ayı, Recep senenin yedinci ayı, Zilka'de ve Zilhıcce ise senenin son aylarıdır. Buna göre haram aylar senenin başı, ortası ve sonuna serpiştirilerek barışın tüm seneye yaygınlaştırılması hedeflenmiştir. Zira savaştan barışa geçiş gibi, barıştan savaşa geçiş de bir anda olmamaktadır. Haram aylarda savaş yasağının mensûh olup olmadığı tartışılmış olsa da[2], kanaatimize göre hac ve umre ibadetlerinin bu aylarda barış içerisinde yapılabilmesi için ve barış dini İslâm'ın barışa öncelik tanıma ilkesinin her zaman devam etmesi nedeniyle, Müslümanlara herhangi bir saldırı olmadığı sürece, söz konusu aylarda savaş yasağı sürmelidir.[3]

Gökleri ve yeri yarattığı gündeki yazısına göre Allâh'ın katında ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü harâm(ay)lardır. İşte doğru din budur. O aylar içinde (konulmuş yasağı çiğneyerek) kendinize zulmetmeyin ve (Allah'a) ortak koşanlar nasıl sizinle topyekûn savaşıyorlarsa, siz de onlarla topyekûn savaşın ve bilin ki Allâh korunanlarla beraberdir.

(Harâm ayını) Ertelemek, küfürde daha ileri gitmektir. İnkâr edenler, onunla saptırılır. O(harâm ayı)nı bir yıl helâl sayarlar, bir yıl harâm sayarlar ki, Allâh'ın harâm kıldığının sayısını denk getirip, Allâh'ın harâm kıldığını helâl yapsınlar. Yaptıkları işin kötülüğü, kendilerine süslü gösterildi. Allâh, kâfirler toplumuna yol göstermez. (9/36-37)

Kur’ân’da bazı yer ve zamanlara dikkat çekilmesiyle ilgili olarak Reşid Rıza özetle şunları söyler: “Yüce Allah, bazı yer ve zamanlar için özel bazı emir ve yasaklar koymuştur. Bunun nedeni, onları insanların daha bir özenle yerine getirmelerini sağlamaktır. Çünkü insan psikolojisi tekdüzelikten sıkılır. Bu yüzden İslam’da devamlı yapılması istenen ibadetler oldukça kısa ve hafif tutulmuştur. Sözgelimi sürekli kılınması gereken vakit namazlarının farzları çok kısa zamanda yerine getirilebilir. Örnek olarak Cenab-ı Hak, insanların haftalık genel toplantı gününde Cuma namazını özel olarak farz kılmıştır. Senede bir ay (sayılı günlerde) orucu farz kılmıştır. Aynı şekilde Zilhıcce’nin sayılı günlerinde haccı meşru kılmıştır. Yine hac için gidiş geliş ayları olan haram aylarda savaşı yasaklamıştır. Savaşı olabildiğince azaltıp barışı yaygınlaştırmak ve güvenli bir ortamda umre yapılmasını sağlamak için, senenin ortasında olan Receb’i de haram aylardan saymıştır. Hacıların güvenliği için Mekke ve çevresini güvenli belde (harem) kılmıştır. Ka’be’yi kendisine izafe edip (Beytullah=Allah’ın evi) ona hürmet edilmesini istemiştir. Böyle özel belirlemeler olmasaydı, insanların belli bir yer ve zamanda anlaşmaları imkansız olurdu.”[4]

Kur’ân, yerlerin ve göklerin yaratıldığı günden beri Allah katında ayların sayısının on iki olduğunun altını çizer ve bunlardan dördünün haram ay olduğunu belirtir.[5] Yine Kur’ân, ayların yerlerinin değiştirilmemesini isteyerek böyle bir şeye yeltenmenin gerçeği örtmede ileri gitme/küfür olduğunu söyler.[6] Ay takvimine göre, tüm aylar senenin bütün mevsimlerini dolaşır. Dinî düzenlemeler genelde bu ay hesabına göre belirlenmiştir. Böylece sözgelimi Ramazan orucu, hac ve kurban günleri senenin bütün mevsimlerine rast gelebilmekte, böylece her mevsimde bu ibadetlerin zevki tadılmakta, yahut meşakkatlere katlanarak nefislerin değişik zaman ve şartlarda eğitimi sağlanmaktadır.. Cahiliyye Arapları ise, siyasî ve ekonomik bir takım gerekçelere binaen bu ayların yerlerini değiştiriyorlardı. Örneğin onlar, hac mevsiminin kendileri için en uygun olan zamana denk gelmesini sağlamak için değiştiriyorlardı. Bu ise, ibadetlerin ya hep zor, ya da hep zor mevsimlere rast getirilmesi demekti. Kur’ân bu şekilde ayların yerleri üzerinde oynamayı yasaklamıştır.

Şeâirden sayılan[7] dört haram ay, Zilka’de, Zilhıcce, Muharrem, Receb’dir. Bunların ilk üçü hac ayı, dördüncüsü umre ayıdır. Bu aylar, ‘haram ay’ ilan edilerek insanlar, barış içerisinde yaşamaya alıştırılmışlar; Şam, Mezopotamya ve Irak’tan hac ve umre için Mekke’ye gelen insanların güvenle gelip memleketlerine dönmeleri sağlanmıştır. Dolayısıyla haram aylar ile hac ayları arasında sıkı bir ilişki vardır. Bu aylarda savaşın yasak sayılmasının temelinde insanların güven içerisinde hac ve umre yapabilmelerini sağlamak yatmaktadır. Kur’ân, ayların sayısına genel olarak işaret ettikten sonra, hac ay ve günlerine de dikkat çekmiştir. Burada şunu söyleyelim ki Kur’ân’da on iki ayın isimlerinden yalnızca Ramazan ayının adı açıkça geçer,[8] diğerleri geçmez. İşaret edilen diğer gün ve ayların açıkça isminin geçmemesi, onların Kur’ân’ın ilk muhataplarınca bilinmesinden kaynaklanmaktadır.

 

 

Receb ayı, kulların barışa hazırlamak için savaşın Allah tarafından yasaklandığı dört haram aydan biri. Ne hazin ki haram aylarda bile, barış insanı olan Müslümanların kanı akmaya devam ediyor. Haramzâde müstekbirler, bu konuda da Allahın yasasını çiğnemeye devam ediyorlar.

Receb, Şaban ve Ramazan.. Üç aylar diye bilinen  bu aylar, Müslümanlar için bir kulluk muhasebesi, iman ve amel testi için önemli fırsatlardır. Bu mübarek aylar günahlardan arınma ve temizlenme fırsatlarıdır. İman, İslam ve amel kampıdır. Kulluk antramanıdır. Sevap pazarı, hayır panayırlarıdır.

Bunların ilk ikisi Kuran ayı Ramazan’a ve belki de yarın kadar yakın olan ölüm sonrası hayata hazırlanma fırsatıdır. Bu ise Kur’an’la olacak, oruçla olacak, dua ile olacak, infakla olacak, kardeşlik ve diğer erdemleri yaşamak ve yaşatmakla olacak. İşte o zaman bu aylar bereketlenecek, hayatımıza güzellikler getirecektir.

Müslümanlığımızı gözden geçirmek için iyi bir fırsat..

Kulluktaki eksikliklerimizi tamamlamak için iyi bir fırsat..

Müslüman kardeşlerimize karşı yükümlülüklerimizi gözden geçirmek için iyi bir fırsat..

Allah’ın evleri mescidlerle tanışıp onların daimi misafirleri olmak için iyi bir fırsat..

Kur’ân ayı Ramazan gelmeden önce, Kur’ân’a karşı sorumluluklarımızı gözden geçirmek için iyi bir fırsat. Kur’ân’ı yüzünden okumasını bilmiyorsak öğrenmek için, onu daha düzgün okuyabilmek için, onu anlayarak okuyabilmek için, onun ölçülerini hayatımıza taşıyabilmek için, Kur’ân ile olabilmek ve Kur’ân ile dolabilmek için iyi bir fırsat..

Günahlardan vazgeçip yeniden ve kararlı bir biçimde Rabbimize dönmek için iyi bir fırsat..

Bu mübarek ay ve geceler bizde herhangi bir değişiklik meydana getirmiyorsa, iman ve İslam rekoltemizi artırmıyorsa, bizim için diğer ay ve gecelerden ne farkı olur ki!? Onları sıradan gün ve geceler olarak tüketirsek, onların bereketi bizim hayatımıza bereketler getirmezse, onların mübarek olması ne ifade eder ki!? Önemli olan onların bereketinden istifade edebilmek, onların bereketini hayatımıza taşıyabilmektir.

ZAMANI KUŞANMAK VE ÂNI DEĞERLENDİRMEK

Prof. Dr. Ali AKPINAR*

A.    KUR'ÂN VE ZAMAN

Zaman, üzerimizdeki Allah'ın büyük nimetlerinden biridir. Zaman bizde emanettir. Tüm emanetler gibi zaman emanetini de yerli yerince kullanmakla yükümlüyüz biz. Zamanın asıl sahibi Allah Teâlâdır. Bu yüzden biz, zamanı zaman sahibinin istekleri doğrultusunda geçirirsek değerlendirmiş ve değerlendirdiğimiz zamanla kendimize değer kazandırmış oluruz. Öncekiler, zamanın sahibi Allah'ın istekleri doğrultusunda geçirilmeyen ânları ömürlerinden saymamışlardır. Tüketilen zamanların ömürden sayılabilmesi için, onların O'nun ölçüleri doğrultusunda geçirilmesi gerekir. O'nun ölçüleri doğrultusunda geçirilmeyen her ân israf edilmiş demektir. İsraf edilen bir zaman parçası ise ömürden sayılamayacağından bize bir değer kazandırmaz. Üstelik o zamanlar birer yük getirirler.

Ölçüsüzlükler içerisinde geçirilen zamanlarda, suçlu olan zamanın kendisi değil o zamanı hoyratça tüketenlerdir. Ama bu gerçeği göz ardı eden pek çok insan, kötülükleri kendileri işlerler sonra da "ne yapalım zaman kötü / zaman bozuk, zaman bunu gerektiriyor.." diyerek zamanı suçlarlar. Tıpkı İmam Şafi'nin dediği gibi:

"Bütün ayıplar bizde olduğu halde hep zamanı kınarız. Gerçekte ise zamanın hiç suçu yok, tüm suçlar bizdedir. Haksız yere zamanın sahibine hicivler düzeriz sürekli. Zaman dile gelse, kim bilir bizim için neler söylerdi! bir kurt bile kendi cinsini yemezken, canavarlaşan bizler rahatlıkla birbirimizi yiyebiliyoruz!."[9]

Kutsal Kitabımız Kur'an, gece ve gündüzün sürelerini düzenleyenin Allah olduğunu bildirerek zamanın asıl sahibine dikkat çeker.[10] Zamanın sahibi olarak Allah Tealayı kabullenmek ise, zamanı, O'nun ölçüleri doğrultusunda kullanmakla mümkün olur. Zamanlar, Allah'ın ölçüleri doğrultusunda geçirilmezse, onun asıl sahibine karşı nankörlük ve ihanet edilmiş olur.

Kur'an-ı Kerim, pek çok ayetinde değişik kavramlar kullanarak zamana ve zamanın dilimlerine dikkat çekmiştir. Tıpkı mekana ve bazı mekanlara; insana ve bazı insanlara; peygamberlere ve bazı peygamberlere özellikle dikkat çektiği gibi. Ama Kur'ân'da, Türkçe de daha çok kullanılan ve Arapça bir kelime olan "zaman" kelimesi geçmez. Bu kelime hadislerde çokça kullanılmıştır. Kur'ân'da zaman ve zaman dilimlerinin karşılığı olarak kullanılan kelimelerin başlıcaları ise şunlardır:

Zaman anlamına dehr'den bahseder genel olarak Kur'an.[11]

Asırlar anlamına kurûn'dan bahseder.[12]

Ardından çağa/asra yemin eder.[13]

Belirlenmiş vakit diyerek kıyamete dikkat çeker.[14]

Yine kıyamet için, bir an anlamına saat kelimesi geçer Kur'an'da.[15]

Yıl anlamına sene[16] ve  yine aynı anlamda âm[17] kelimeleri geçer.

Ay anlamına şehr kelimesine yer verilir: Bu meyanda ayların sayısının on iki olduğu ve bunlardan dördünün haram aylar (el-eşhürü'l-hurum) olduğu bildirilir.[18] Yine bilinen hac aylarına (eşhürü'm-ma'lûmât) dikkat çekilir.[19]

Yüzlerce ayette gün karşılığı olarak yevm kelimesi kullanılır.[20]

Pek çok ayette günün dilimleri olan, gündüz(nehar) fecr, sabah, kuşluk(duha) öğle(zuhr), ikindi(asr), akşam(mağrib), yatsı(ışâ) ve gece(leyl)ye dikkat çekilmiştir.

Ve ân'dan bahseder Kur'an.[21]

Kur'an zaman ve zamanın dilimleri için seçtiği bu değişik kavramlara dikkat çekerken hem genel olarak zamanın, hem de özel olarak zamanın dilimlerinin önemini vurgulamak ister. Ama o, bir tarih ve coğrafya kitabı olmadığından zaman konusunda ayrıntılı tarihlere girmez. Çünkü onun adeti hemen her konuda genel prensipler koymaktır.

Öte yandan bazı zaman dilimleri, onlarda meydana gelmiş çok önemli olaylar sebebiyle yahut onlarda işlenen güzellikler nedeniyle Kur'ân'da özellikle anılmıştır. Nitekim Kur'ân'da şöyle buyurulmuştur: "..Onlara Allah'ın günleri ile öğüt ver."[22] Ayette insanlık tarihinin çok önemli olaylarla geçen günlerini hatırlatarak öğüt verilmesi özellikle istenmiştir.[23]

Sözgelimi, yer ve göklerin yaratıldığı gün[24], Hz. Musa ile Firavun'un sihirbazlarının buluşma günü olan zinet (bayram) günü[25], Firavun'un sonrakilere ders olması için bedeninin kurtarıldığı gün[26], Hz. Yahya'nın doğduğu-öldüğü ve dirileceği gün[27], yine Hz. İsa'nın doğduğu-öldüğü ve dirileceği gün[28], Takva mescidinin yapıldığı ilk gün[29], iki ordunun karşılaştığı (Bedir) günü[30], dinin tamamlandığı gün[31], güzel ve temiz şeylerin helal kılındığı gün[32], büyük hac günü[33], Huneyn günü[34], Cuma günü[35], ahiret günü, hesap günü, diriliş günü[36] gibi. Aynı şekilde gecelerden  Hz. Musa'ya va'd edilen kırk gece, "Kadir Gecesi"[37], "İsra gecesi"[38] "Mubarek bir gece"[39] özellikle anılmıştır.

Gerçekten de her  insanın hayatında unutamadığı çok önemli günler vardır. Bu günler acı tatlı hatıralarıyla hep yadedilir, diğer günlerin önüne çıkartılır. Örneğin bir doğum günü, bir düğün günü, bir ölüm günü, bir kuruluş yahut tarihten siliniş günü. Hatta bu çok önemli günler adına tarih bile düşülmüş ve sonuçta bu özel günler tarihe ve insanlığa mal olmuştur. Sözgelimi bir Nuh Tufanı, Hz.İsa'nın doğum günü, Fil vakası, Hicret günü, İstanbul'un fetih günü gibi. İnsanı muhatap alan Kur'an da insanın bu eğilim ve özelliklerini gözeterek inmiş olup bazı günleri diğer bazılarının önüne çıkararak anmıştır. Elbette bir kısım günlerin öne çıkarılması diğer anların önemsiz görüldüğü anlamına gelmez.

Bu cümleden olarak Kur'an cahiliyye insanının erkek çocuğun doğum gününde sevindiği, kız  çocuğun doğum günü ise üzüntüye gark olduğunu kınayarak erkek olsun kız olsun doğum günlerinde sevinmenin[40] insan psikolojisinin tabi bir gereği olduğunu vurgular. Bunun yanında aileleri ve toplumları için çok önemli  günler olan Hz. Yahya ve Hz. Îsa'nın doğum günlerini özellikle anmıştır. Yine Kur'ân'da Hz. İsmail[41] Hz. İshak[42], ve Hz. Yahya'nın[43] doğum müjdeleri üzerinde durulur, Hz.Yakub[44] ve Hz. Süleyman peygamberlerin ölüm anları[45] anlatılır.

Kendisine neden özellikle Pazartesi nafile  oruç tutulduğu sorulunca Peygamberimiz (s) "Çünkü ben o gün doğdum ve bana Kur'an o günde inmeye başladı."[46] buyurarak doğum gününün ve kendisine vahyin ilk geldiği günün hayatındaki önemini vurgular.

Sünnette çocuğun ilk doğum günlerinde (doğumun 7. veya 14. veya 21. günlerinde) kesilmesi tavsiye edilen akîka kurbanı da bir çeşit doğum gününün İslamî kutlamasıdır.[47]

Kısaca söylemek gerekirse, Kur'ân genel olarak zamana ve daha geniş anlamda zamanın tüm dilimlerine dikkat çekmiş ve onların önemini vurgulamıştır. Öte yandan insanlık tarihinin dönüm noktaları olan kimi zamanlara ve her insanın hayatında ayrı bir yeri olan zamanlara yer verilmiştir. Yine önemli ibadet zamanları belirlenirken, Kur'ân'da zaman mefhumu işlenmiştir.

B. HZ. PEYGAMBER VE ZAMAN

Hz. Peygamberin hayatında zamanın ayrı bir yeri vardır. O, hem sözleriyle zamanın önemine dikkat çekmiş, hem de yaşayışıyla zamanı en güzel şekilde değerlendirerek bu konuda bizlere örnek olmuştur.

"İki nimet vardır ki insanların çoğu bunlarda aldanmıştır: Sağlık ve zaman"[48] derken kendisi en güzel bir biçimde zamanı değerlendiren insan olarak karşımızda durmaktadır. Onun hayatında zaman öldürmek, vakti boş ve anlamsız şeylerle geçirmek asla yoktur. O, en güzel davranışlarla zamanı doldurmuş, değerlendirmiş ve bereketlendirmiştir. Onun altmış üç yıllık ömrü bereketli seneler olarak dolu dolu geçmiştir.

Nitekim o, bir hadisinde şöyle buyurmuştur:

"Her yeni gün ve gece şöyle seslenir: Ey insanoğlu! Ben yeni bir anım. Yaptığın işler konusunda senin şahidinim. Öyleyse beni hayır işleyerek iyi değerlendir ki lehine şahitlik edeyim. Çünkü ben bir daha geri gelmeyeceğim."[49]

Bir disiplin örneği olan Hz. Peygamber, gündelik hayatında her şeyi yerli yerince ve zamanında yapmıştır. Onun gece hayatı kadar gündüz hayatı da bizler için örnektir. Onun günü dua ve namazla başlayıp, dua ve namazla sona ermiştir. O, günün değişik dilimlerini de dua ve namazla devam ettirmiş, ama hayattan kopmadan ve gündelik işlerini ihmal etmeden bunu yapmıştır.

"Doğrusu gece neşvesi daha dokunaklı ve söz söyleme bakımından daha etkilidir"[50] diyen Kur'ân, onun gece hayatını da düzenlemiştir. O akşam ve yatsı namazları dışında, gece kalkışı, gece namaz ve dualarıyla da örneklik etmiştir. Aslında namaz vakitleri onun hayatını programlamıştır. Onun hayat çizelgesini beş vakit namaz, nafile namazlar ile namazdan önce ve sonralar belirlemiştir.

Onun hayatında her zaman önemlidir, zamanın bütün dilimleri değerlidir. Ama tıpkı Kur'ân'ın, Ramazan ayı, haram aylar, Cuma günü, kadir gecesi gibi bazı mübarek gün ve geceleri öne çıkardığı gibi; insanların ibadet ve duada yoğunlaşmalarını sağlamak, onlara tevbe ve ibadet fırsatı tanımak için bazı zaman dilimlerine Peygamberimiz de özellikle dikkat çekmiştir. Sözgelimi, Kurban ve Ramazan Bayram günleri[51] ile Arife günü, Cuma günü[52] gibi günlerin faziletini belirtmiştir.

Hz. Peygamberin yaşadığı devir Asr-ı Saadet (Saadet/mutluluk çağı) diye isimlendirilmiştir. Onun devrini saadetli kılan, vahyin aydınlığında yaşanan hayattır. Bizler de hayatımızı vahyin ölçüleri doğrultusunda sürdürerek yaşadığımız dönemli saadetli kılabiliriz.

Peygamber yolcularına düşen, zamanın bütün dilimlerini Yüce Allah'ın en büyük nimetlerinden biri olarak görmek, onu emanet olarak değerlendirmek ve onun her ânını dolu dolu, hayır ve güzelliklerle yaşamaktır. Allah ve Peygamberinin ölçüleri doğrultusunda geçen/geçirilen her ân/her devir/her çağ önemli ve değerlidir. Aynı şekilde Müslüman günlük hayatında programlı ve düzenli olan kimsedir. Onun hayatında rastgelelik ve başıboşluk yoktur. O, ömrünü nerede tükettiğinin hesabını vereceğinin[53] bilincindedir. Evet İman adamı, zaman bendedir ve mekan bana emanettir bilinci içerisinde zamanı kuşanan kimsedir.


[1] Bkz. 5 Maide 2, 97. Şeâir, ibadet ve kurbe için belirlenmiş özel alametler demektir.  İbnü’l-Cevzî, Zâdü'l-Mesîr fî Ilmi't-Tefsîr, Beyrut, 1984, I, 164; II, 272. Tevhid dinin burçları, en temel göstergeleri için kullanılan bu kelime hem ibadetin kendisi için, hem de ibadetin yer ve zamanı için kullanılmıştır.

[2] Bakara suresi 217. ayeti haram aylarda savaşı yasaklamıştır. Pek çok ilim adamı bu hükmün Tevbe suresi 29 yahut 36. ayetlerle nesh edildiğini söylemişse de tâbiûn ilim adamlarından  Atâ b. Ebî Rabah kesinlikle bu ayetin mensûh olmadığını söylemiştir. Bkz. Sâis, Tefsîru Ahkâmi'l-Kur'ân. I, 228; Sâbûnî, Ravâi'u'l-Beyân, I, 263-264. Nitekim son inen surelerden olan Mâide suresi 2 ve 97. ayetlerde Yüce Allah, haram ayların dokunulmazlığının korunmasını özellikle istemektedir. Peygamberimiz de vedâ hutbesinde dört haram ayın saygınlığının korunmasına özellikle dikkat çekmiştir. Bkz. Buhârî, Tefsîr 9, Bdu'l-Halk 2, Megâzî 77; Müslim, Kasâme 29; Ebû Dâvûd, Menâsik 67; Ahmed, V, 37.

[3] Haram aylarla ilgili olarak bkz. Algül Hüseyin, 'Haram Aylar', DİA, XVI, 105-106; Ateş Süleyman, 'Haram Aylar', Kur'ân Ansiklopedisi, VII, 317-325.

[4] Reşid Rıza, Tefsîru'l-Menâr, Daru'l-Fikr, Kahire, 1923, X, 413-414.

[5] Bkz. 9 Tevbe 36. Ayrıca bkz. 2 Bakara 194, 217; 5 Maide 2, 97.

[6] Bkz. 9 Tevbe 37.

[7] Bkz. 5 Maide 2, 97. Şeâir, ibadet ve kurbe için belirlenmiş özel alametler demektir.  İbnü’l-Cevzî, Zâdü'l-Mesîr fî Ilmi't-Tefsîr, Beyrut, 1984, I, 164; II, 272. Tevhid dinin burçları, en temel göstergeleri için kullanılan bu kelime hem ibadetin kendisi için, hem de ibadetin yer ve zamanı için kullanılmıştır.

[8] Kur’ân, oruc ayı olan Ramazan ayını, Kur’ân’ın indirildiği ay olarak zikreder. Bkz. 2 Bakara 185. Söz konusu ayetten, bu ayın Kur’ân’ın inmeye başladığı ay olması hasebiyle adının zikredildiği çıkarılabilir.

* C.Ü. İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi, e-mail:Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

[9] İmam Şafiî, Divân, 82.

[10] 73 Müzzemmil 20.

[11] Bkz. 45 Casiye 24; 76 İnsan 1.

[12] Bkz. 20 Tahâ 51, 28 Kasas 43. Kur'ân'a göre Hz. Adem'den Firav'un helakına kadar olan dönem Kurûnü'l-Ûlâ (İlk Asırlar), Firavn'un helakından yahut Tevrat'ın nüzülünden Hz. Muhammed'in peygamber olarak gelişine yahut Hicret edişine kadar ki dönem Kurûnü'l-Vüstâ (Orta Asırlar), bundan kıyamete kadarki dönem de 'Kurûnü'l-Uhrâ' (Son Asırlar) diye nitelendirilmiştir. Bkz. Elmalılı, Hak Dini, , V, 3739.

[13] 103 Asr 1.

[14] 7 Araf 187; 15 Hıcr 38; 38 Sad 81.

[15] Bu anlamda onlarca ayet vardır. Bkz. M. Fuad Abdülbakî, el-Mu'cem.

[16] Yedi ayette 'sene' kelimesi, on iki ayette ise bu kelimenin çoğulu olan 'sinîn' kelimesi geçer. Bkz. M. Fuad Abdülbakî, el-Mu'cem.

[17] Bu kelime Kur'ânda dokuz ayette geçer.  Bkz. M. Fuad Abdülbakî, el-Mu'cem.

[18] 9 Tevbe 36. Pek çok ayette haram aylara dikkat çekilerek barış dini İslam, insanları bu aylarda savaş yapmamaya yani barışa hazırlar. Bkz. 2 Bakara 194, 217; 5 Maide 297; 9 Tevbe 2, 5.

[19] "Hac bilinen (Şevval, Zilkade, Zilhicce) aylardadır." 2 Bakara 197.

[20] Bkz. M. Fuad Abdülbakî, el-Mu'cem.

[21] Bu kelime, sekiz ayette geçer. Bkz. M. Fuad Abdülbakî, el-Mu'cem.

[22] 14 İbrahim 5.

[23] Bkz.Mevdûdî, Tefhîm, II, 537; Elmalılı, Hak Dini, , V, 3015.

[24] 9 Tevbe 36.

[25] 20 TaHa 59.

[26] 10 Yunus 92.

[27] 19 Meryem 15.

[28] 19 Meryem 33.

[29] 9 Tevbe 108.

[30] 3 Alu Imran 155, 166; 8 Enfal 41, 48.

[31] 5 Maide 3.

[32] 5 Maide 5.

[33] 9 Tevbe 3.

[34] 9 Tevbe 25.

[35] 62 Cuma 9.

[36] Bu konudaki yüzlerce ayet için bkz. M. Fuad Abdülbakî, el-Mu'cem.

[37] 97 Kadir 1-3.

[38] 17 İsra 1.

[39] 44 Duhan 3

[40] 16 Nahl 58; 43 Zuhruf 17.

[41] 37 Saffat 101.

[42] 11 Hûd 71; 15 Hıcr 55; 37 Saffat 112; 51 Zariyat 28..

[43] 3 Alu Imran 39; 19 Meryem 7.

[44] 2 Bakara 133.

[45] 34 Sebe 14.

[46] Müslim, Sıyam 197; Ahmed, V, 299.

[47] Bkz. Canan İbrahim, Hz. Peygamberin Sünnetinde Terbiye, s, 85-88.

[48] Buharî, Rikak 1, Tirmizî, Zühd 1, İbn Mace, Zühd 15, Ahmed, I, 344.

[49] Hindî, Kenzü'l-Ummâl, N0: 43159; Gümüşhanevî, Ramüzü'l-Ehâdis, II,366/1 (Ebû Nuaym).

[50] 73 Müzzemmil 6.

[51] Bkz. Buhârî, Ideyn 11, Ebû Davûd, Salat 245, Savm 61; Tirimzî, Savm 52; Nesâî, Ideyn 1.

[52] Muvatta', Hacc 346; Ebû Davûd, Salat 207; Nesâî, Cuma 5.

[53] Tirmizî, Kıyamet 1.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile