Somuncu Baba

Hayat kitabımız Kur’ân, bizi hayata hazırlarken geçmiş toplumların hayatlarından kesitler sunar. Onlardan ibret almamız için, onların düştüğü kötü durumlara düşüp acıklı sonlarla karşılaşmamak için, geçmişe dair pek çok kıssa anlatir.

Kıssa kelimesi bir kimsenin izini sürüp ardınca takip edip gitmek, bir kimseye bir haber veya sözü beyan edip bildirmek, bir şeyi makasla kesmek, kırpmak, göğüs veya göğüs kemiği  anlamlarına gelir.[1] Kur’ân’da, “kıssa” kavramı ile “geçmiş eserlerin izlerini ortaya çıkarmak, bu suretle insanların unutmuş oldukları veya gafil oldukları olayları dikkatleri üzerlerinde yoğunlaştırmak”[2] gibi hususların anlaşıldığını söylemek mümkündür.

Kur’ân’da bu bağlamda anlatılan ve vuku bulmama ihtimali de olan hayalî olaylar için kullanılan  “hikâye” tabirini,  Kur’ân Kıssaları yerine kullanmak doğru ve uygun olmasa gerektir. Çünkü kıssa kelimesi; hem Allah’ın Hz. Peygamber’e bildirdiği, geçmişte hakikaten yaşanmış, vuku bulmuş,  ancak unutulmuş ama izlenmeye/anlatılmaya değer olayları doğru bir biçimde bildirmeyi, hem de peygamberlerden birisi tarafından ümmetine aktarılan, bildirilen hadiseleri kapsayan ve insanların ders almalarını amaçlayan bir anlatım tarzını ifade eden kuşatıcı bir kelimedir.

Kur’ân kıssaları, Kur’ân’a özgü bir uslupla bize anlatılır. Bizi ilgilendiren yönleriyle, bize ders verecek şekilde anlatılır. Kur’ân, bir tarih kitabı değildir. Bu yüzden anlatılan kıssalar, kronolojik bir sıra ile anlatılmaz. Olayların geçtiği yerler, olayın zamanı ve kahramanları hakkında ayrıntılara yer verilmez. Anlatılanlar, hayal mahsülü şeyler değil, yaşanmış gerçek olaylardır.

Kur’ân Kıssalarının Özellikleri ve Hedefleri:

Kur’ân’da anlatılan kıssalar, geçmiş hakkında bizleri bilgilendirir. Geçmişte yaşanan gaybî bilgileri doğru bir şekilde öğrenmemizi sağlar. Kur’ân kıssaları, akıcı ve edebî uslubüyle derin hikmet ve evrensel mesajlar sunarlar. Anlatılan bu kıssalar, genellikle ilk muhataplar tarafından kısmen de olsa bilinen olaylara dairdir. Bu noktada ya bilinenler hatırlatılır, yahut eksik bilgiler tamamlanır, ya da yanlış bilgiler tashih edilir. Anlatılan kıssaların hedefleri Kur’ân’da şöyle açıklanır:

Bu kıssayı anlat, belki düşünür öğüt alırlar.[3] Elbette onların hikâyelerinde akıl sâhipleri için ibret vardır. Bu Kur'ân, uydurulacak bir söz değildir; ancak kendinden önceki Hak Kitabının doğrulanması, her şeyin açıklaması; inananlar için bir kılavuz ve rahmettir.[4] Peygamberlerin haberlerinden, senin kalbini sağlamlaştıracak her şeyi sana anlatıyoruz. Bunda da sana hak ve inananlar için bir öğüt ve ibret gelmiştir.[5]

Kur’ân kıssalarının temel gayesi, onlardan ibret almak, hidayete ermek ve doğru yolda kalmaktır.

Tarihin ve gaybın derinliklerinden seçilen bu canlı anlatımlarla, Ümmî peygamberin peygamberliğinin gerçekliği ispat edilir. Zira, Peygamberimiz, daha önceden bu bilgilerin çoğundan habersizdi.

Tüm peygamberrin insanlığa sundukları dinin temelde tek ve bir olduğunu bildirir. Tevhid tarihinin birliğine dikkat çekilir. Dinin taynağının bir olan Yüce Allah olduğu gerçeği tespit edilir.

Anlatılan kıssalar, davetçiyi hayata hazırlar. Davet yolunda karşılaşabileceği olaylara karşı onun direncini artırır. Çünkü, her dönemde tevhidin karşısında duranlar benzer yöntemlere baş vurmuşlar, benzer tepkileri göstermişlerdir.

Yüce Allah’ın erişilmez kudreti karşısında, insanların acziyetini açıklar. Hak edenlere Allah’ın yardımının her zaman geleceğini, eninde sonunda kazananların inananlar olduğunu müjdeler. Dünya ve Ahirette kaybedenlerin ise, şeytan ve onun adımına uyanlar oduğunu haber verir.

Geçmiş toplumların işledikleri çeşitli günahlara karşın yıldırım, kasırga, taş yağma, suda boğulma, korkunç ses/çığlık, ateş, açlık/kıtlık, tefrika/savaş gibi helak şekilleriyle yok oldukları anlatılarak Yüce Allah’ın erişilmez gücüne dikkat çekilirken, onların işledikleri günahlara uygun cezalarla cezalandırıldıklarına vurgu yapılır. Aslında bugün de, benzer günahlar için cezalandırma çeşitleri, benzer şekillerde devam etmektedir.

Öte yandan geçmişte yaşamış toplumların hayatından seçilen kesitlerle, geçmişin kültürel birikimi günümüze taşınır, insanlar yenilik ve bilimsel buluşlara yönlendirilir. Sözgelimi Hz. Nuh’un gemisi, Hz. İbrahim’in ateşte yanmayışı, Hz. Süleyman’ın cinleri ve rüzgarı emrinde kullanması, kısa zamanda uzun mesafeleri kat etmesi, çok uzaklardan çok kısa zamanda bir takım eşyaları taşıması, su üzerinde billur saraylar yapması, Hz. İsa’nın hastaları iyi edişi, Hz. Peygamberin kısa zamanda uzun mesafeleri kat etmesi ve göklere seyahat etmesi gibi anlatılan pek çok mucize, günümüz insanının ufkunu açar, büyük düşünmesini ve büyük hedflere ulaşmak için çalışmasını sağlar.

Şimdi Kur’ân’ın, geçmişi okumaya, tarihi araştırmaya ve tarihî olayları yerinde incelemeye davet eden şu yönlendirici buyruklarını okuyalım:

Sizden önce de yasalar uygulanmıştır. Yeryüzünde dolaşın da yalanlayıcıların sonunun nasıl olduğunu görün.[6]

De ki: "Yeryüzünde dolaşın da yalanlayanların sonu nasıl olmuş, görün!"[7]

Görmediler mi, onlardan önce nice nesiller yok ettik; hem onlara, yeryüzünde size vermediğimiz imkânları vermiştik ve göğü de üzerlerine bol bol boşaltmıştık ve ırmakları ayaklarının altından akar kılmıştık. Fakat günâhlarından ötürü onları helâk ettik ve onların ardından başka bir nesil yarattık.[8]

Andolsun biz, her millet içinde: "Allah'a kulluk edin, şeytâna tapmakdan kaçının" diye bir elçi gönderdik. Onlardan kimine Allâh hidâyet etti, onlardan kimine de sapıklık gerekli oldu. İşte yeryüzünde gezin de bakın, yalanlayanların sonu nasıl olmuş![9]

Senden önce de kentler halkından, yalnız kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başka, elçi göndermedik. Yeryüzünde hiç gezmediler mi ki kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğunu görsünler? Korunanlar için âhiret yurdu daha iyidir. Aklınızı kullanmıyor musunuz?[10]

De ki: "Yeryüzünde yürüyün de suçluların sonunun nasıl olduğunu görün."[11]

De ki: "Yeryüzünde gezin, bakın yaratmağa nasıl başladı, sonra Allâh, son yaratmayı da yapacaktır. Çünkü Allâh, her şeyi yapabilendir.[12]

Yeryüzünde gezmediler mi ki, kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğuna baksınlar. Onlar, kendilerinden daha güçlü idiler; (sular, madenler çıkarmak, ekin ekmek, ağaç dikmek için) toprağı (kazmış) alt-üst etmişler ve onu, bunların imar ettiklerinden daha çok imar etmişlerdi. Onlara da elçileri, deliller getirmişti. Allâh onlara zulmedecek değildi. Fakat onlar, kendi kendilerine zulmediyorlardı.[13]

De ki: "Yeryüzünde gezin, öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakın." Onların da çoğu ortak koşanlardan idi.[14]

Yeryüzünde büyüklük taslamalarını ve kötü tuzaklar kurmalarını artırdı. Kötü tuzak, ancak sâhibine dolanır. Onlar öncekilerin yasasından başkasını mı bekliyorlar? Allâh'ın yasasında bir değişme bulamazsın; Allâh'ın yasasında bir sapma bulamazsın.

Bunlar, yeryüzünde hiç gezip dolaşmadılar mı ki kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğunu görsünler? Onlar, bunlardan daha güçlü idiler. Ne göklerde ne de yerde Allâh'ı engelleyecek bir  şey var. O,bilendir, güçlüdür.

Eğer Allâh, insanları yaptıkları işler yüzünden hemen cezâlandıracak olsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat Allâh, onları belirtilmiş bir süreye kadar erteliyor. Süreleri geldiği zaman, kuşkusuz Allâh kullarını görmektedir onları yaptıkları işlere göre cezâlandıracaktır.[15]

Onlar, yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı ki, kendilerinden önce gelenlerin sonunun nasıl olduğunu görsünler. Onlar kuvvet ve yeryüzündeki eserleri bakımından kendilerinden daha üstün idiler. Fakat Allâh, onları günâhları yüzünden yakaladı. Onları Allâh'a karşı koruyan olmadı.[16]

Yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı ki kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğunu görsünler? Onlar, bunlardan daha çok, daha kuvvetli ve yeryüzündeki eserleri bakımından daha sağlam idiler. Ama kazandıkları, kendilerine hiçbir yarar sağlamadı.[17]

Onlar, yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı ki kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğunu görsünler? Allâh onların evlerini, barklarını yıkıp başlarına geçirmiştir. Bu kâfirlere de, onun benzeri sonuçlar vardır.[18]

Ayetler, yeryüzünde gezip dolaşmanın önemine vurgu yapmakta, tarih okumanın ve seyahatin amacını belirlemektedir. Buna göre, tarihî yerler ibret nazarıyla gezilip görülmelidir. Bunun için de o yerlerdeki yaşamış toplum ve medeniyetler hakkında bilgi sahibi olmak gerekir.

Ayetlerin göreğini yerine getirmek için ille de yeryüzünde gezi yapmak gerekmez. Tarihte yaşanmış olayları, ibretle okuyup incelemek ve onlardan alınması gereken dersleri almakla da maksat hasıl olabilir. Tabi ki olayların yerini görmek, yerinde inceleme yapmak olanlardan ders almak için daha etkilidir.

Bugün yaşayan insanlar olarak bizler, kainatta var olan yegane toplumlar değiliz. Bizden önce nice toplumlar yaşamış ve kendilerine biçilen rolü tamamlayıp bu dünyadan geçip gitmişlerdir. Onlar, pek çok bakımdan güçlü kuvvetli kimselerdi. Variyetli idiler, sayıca çoktular ve güçlü medeniyetler kurmuşlardı. Hiç ölmeyecekmiş igibi dünyaya sarıldılar, dünyayı imar etmeye çalıştılar, yok olmamaya karşı tedbirler aldılar…

Sahip oldukları tüm bu imkanlara rağmen dünya onlara kalmadı, onlar fena bulup gittiler ve bir daha da geri gelmediler. İyileri de kötüleri de ölüp gittiler. İyiler iyilikleriyle kaldı, kötüler de kötülükleriyle anıldı. Bu gerçek, dünyaın bizlere de yar olmayacağını açıkça göstermektedir. Bizler de bize biçilen ömür/ecel süresince yaşayıp, sonuçta ölüp gideceğiz. Önemli olan iyilik ve güzelliklerle yaşamak, ardımızdan iyilik ve güzellikler bırakıp gitmektir.

Yeryüzünün değişik bölgelerinde gerçekleştireceğimiz gayeli gezilerle ve tarihî okumalarla Yüce Allah’ın pek çok alana yansımış eşsiz ve erişilmez kudreti görülecek, böylece O’na olan imanımız güçlenecek, bağlılığımız artacaktır. Tabi ki bütün bunlar, gayeli, ibretli ve basiretli gezi ve gözlemlerle gerçekleşecektir. Görenedir görene! Köre nedir köre ne?

Yazımızı şairin şu güzel dizeleriyle bitirelim:

Geçmişten Adam hisse kaparmış… Ne masal şey!

Beş bin senelik kıssa, yarım hisse mi verdi?

Tarihi, ‘tekerrür’ diye tarif ediyorlar;

Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?[19]


 


[1] İdris Şengül,  Kur’ân Kıssaları Üzerine, İzmir, 1994, s. 44.

[2] Suat Yıldırım, “Kur’ân-ı Kerim’de Kıssalar”, AÜİFD. sayı: III, s. 38.

[3] 7 Araf 176.

[4] 12 Yusuf 111.

[5] 11 Hûd 120.

[6] 3 Alu Imran 137.

[7] 6 Enâm 11.

[8] 6 Enâm 6.

[9] 16 Nahl 36.

[10] 12 Yuuf 109.

[11] 27 Neml 69.

[12] 29 Ankebut 20.

[13] 30 Rûm 9.

[14] 30 Rûm 42.

[15] 35 Fâtır 43-45.

[16] 40 Mümin 21.

[17] 40 Mümin 82.

[18] 47 Muhammed 10.

[19] Mehmat Akif, Safahat, s, 417.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile