Somuncu Baba

Hep tartışırız, kadının konumunu. Kadın erkek eşit midir, değil midir, diye. Kimi, feminist söylemlerin etkisinde kalır, kimi de geleneksel yorumların etkisiyle savunma mekanizmaları geliştirir. Bu konuda çok fazla bir mesafe katedildiği de söylenemez. Zira bugün kadın, ezilmekte, sömürülmekte ve istismar edilmektedir. Burada önemli olan ise, bir Müslüman olarak konuya İslam'ın bakışı ve bu bakışın hayata geçirilmesidir.

İslam'a göre kadın erkek, bir bütünün birbirlerini tamamlayan parçalarıdır.  Biri olmadan, diğeri eksik ve yarımdır. Her bakımdan iki cins de birbirine muhtaçtır. Bu yüzden kadın erkek iki cins (Âdem-Havva) birlikte dünyaya gelmişler, hayatı birlikte paylaşmışlar, ilk yasağı birlikte çiğnemişler, birlikte tevbe etmişlerdir. Bu birliktelik bu dünyada devam ettiği gibi ahirette de sürecektir. Nitekim kadın ve erkeği, bir bütünün iki parçası olarak tanımlayan Peygamberimiz, "Kadınların, yaratılış ve tabiatta erkekler gibi olduğunu" söyler.[1]

Kutsal kitabımız Kur'ân, insanı muhatap alır ve tüm insanları eşit olarak görür. İslam'ın isteklerine muhatap olma bakımından kadın da bir insandır ve erkekle eşittir. Kur'ân, Allah katında üstünlüğün ancak takva ile olacağına dikkat çeker.[2] Takva ise, Yüce Allah'ı hesaba katarak yaşamaktır. Nerede ve hangi şartta olursa olsun, insanın Allah bilinci içerisinde olması onu takvalı olmaya götürür. Bu üstünlük yarışında, kadın erkekle aynı konumdadır.

Kur'ân'ın yönlendirdiği bu yarışta başarılı olmak ise öncelikle Kur'ân'ı doğru anlama ve onun gereklerini yerine getirmeye bağlıdır. İlk dönemden itibaren kadınlar kendilerini Kur'ân'ın muhatabı olarak kabul etmişler, onu anlamak ve gereklerini yerine getirmek için gayret etmişlerdir.

Kur'ân, Arap dilinin kuralları gereği, genel olarak söylemini eril (müzekker) zamirler üzerine kurmuştur. Şöyle ki onun tüm insanlara yönelik genel çağrılarında eril kalıplar kullanılmıştır. Örneğin yüze yakın ayette geçen "Ey iman edenler" kalıbı, erildir ve "Ey iman eden erkekler" anlamınadır. Ama bu kullanım, kadın cinsini de içerisine alır. Hz. Meryem'den övgüyle bahseden ayet "O, gönülden itaat eden (erkek)lerdendi"[3] ifadesiyle sona erer. Bu anlatım, Arap dilinin özellikleri ile ilgili bir durumdur. Bu kullanım ilk dönem Müslüman hanımlarının da dikkatini çekmiş olacak ki peygamberimizden bu konuda açıklama istemişlerdir.

Peygamberimizin eşlerinden Ümmü Seleme, evinde bir gün saçlarını taratırken Hz. Peygamber'in mescidden "Ey İnsanlar" diye seslendiğini duymuş ve saçını taramakta olan kadına "Bırak sonra tararsın" demişti. Kadın, "O erkekleri çağırıyor, kadınları değil" deyince de ona "Ben de insanım, biz insan değil miyiz?" diyerek Peygamberi dinlemeye çıkmıştır.[4] Nitekim Hz. Peygamberin mescidine kadınlar da devam ederdi. Bir defasında o, namazda ağlayan bir çocuk sesi duyduğu için namazı her zamankinden daha kısa tutmuş ve gerekçesini çocuğundan dolayı annenin namazı bozmamasını sağlamak olarak açıklamıştır.

Yine Ümmü Seleme annemiz, konuyu şöyle dile getirmiştir: "Ey Allah'ın peygamberi! Yüce Allah'ın hicret konusunda kadınları andığını duymayacak mıyım?"

Onun bu sorusu üzerine Yüce Allah şu ayeti indirmiştir:[5] "Sizden erkek olsun kadın olsun, hiç birinizin çalışmasını boşa çıkarmayacağım. Zaten siz birbirinizdensiniz.."[6]

Ensar hanımlarından Ümmü Umare, yahut Esma bint Umeys Peygamberimize gelip şöyle demiştir: "Bakıyorum da her şey erkeklere, kadınların hiçbir konuda esameleri okunmuyor?"

Onun bu sorusu üzerine şu ayet inmiştir:[7]

"Müslüman erkekler ve Müslüman hanımlar.. İmanlı erkekler ve imanlı hanımlar..İtaatkar erkekler ve itaatkar hanımlar.. Doğru dürüst erkekler ve doğru dürüst hanımlar.. Allah, onlar için mağfiret ve büyük bir mükafat hazırlamıştır."[8]

Ümmü Amir (Fükeyhe veya Esma) bint Yezid, Hz. Peygambere gelerek şunları söylemiştir: "Anam babam sana feda olsun ey Allah'ın peygamberi! Allah, seni kadın erkek herkese peygamber olarak gönderdi. Biz kadınlar da sana ve Rabbine iman ettik. Bizler, evlerimizin temeli olup erkeklerin şehvetlerini tatmin ederiz, çocuklarını taşırız. Bizler evlerde kapalı kaldık. Siz erkekler ise cemaate çıkar, Cuma kılar, hasta ziyaret eder, cenazeye katılır, tekrar tekrar hac yapar, cihad edersiniz. Bu yüzden siz bizden faziletlisiniz. Biz ise, siz bu işleri yaparken mallarınızı korur, elbiselerinizi diker, çocuklarınızı terbiye ederiz. Ecir ve hayırda biz de size ortak mıyız?" Kadının bu sözleri üzerine Peygamberimiz arkadaşlarına şöyle dedi: "Dini konusunda bundan daha güzel problemini ortaya koyan bir kadın gördünüz mü?"[9]

HZ. ŞUAYB’IN İFFET ABİDESİ KIZLARI

Müslüman, imanı ile iç dünyasını kuran; İslam’ı ile dış dünyasını aydınlatan kimsedir. Onun iç dünya güzelliği dış dünyaya yansıyan davranışları ve duruşları ile kendini gösterir. Kur’ân Peygamberle beraber olan, onun yolunda olan müminleri tanımlarken, secde izleri yüzlerine yansıyanlar[10] ifadesini kullanır. Ayet, Allah’a secde sonucu insanda oluşan fıtrî ruh yüceliğine, iç dünya güzelliğine, ahlakî olgunluğuna, vakar ve takva gibi erdemlere işaret ettiği gibi; insanın dış dünyasına ve yüzüne yansıyan güzelliklere de işaret etmektedir.

Bir başka ayette de onların yürüyüşlerinde vakarı/onurlu olduğu[11] belirtilir. Demek ki Müslüman, düşünceleri, söylem ve eylemlerinde olduğu gibi, fizikî görüntüsü ile de farklıdır. Onun her şeyinde belli bir düzen, estetik ve disiplin vardır. Onun hiçbir şeyi rasgele ve başıboş değildir. Kendine özgüdür, son derece güzel ve mükemmeldir.

İffet, namus, haya gibi ahlakî güzellikler, kadın erkek her Müslümanın sahip olması gereken değerlerdir.

Hz. Şuayb peygamberin iffet abidesi kızlarının onurlu duruşu, kadın erkek herkese ışık tutmaktadır. Kur’ân’da onların bu duruşları şöyle anlatılır:

Musa, Medyen suyuna varınca o suyunun başında birçok insanların, hayvanlarını suladıklarını gördü. Onların gerisinde de, hayvanlarını sudan meneden iki kız buldu. Mûsâ, onlara: "İşiniz nedir/niçin hayvanları suya bırakmıyorsunuz?" dedi. Dediler ki: "Çobanlar sulayıp çekilmeden biz onların içine sokulup hayvanlarımızı sulamayız. Babamız da büyük bir ihtiyardır gelemez."

Hemen Musa, onların hayvanlarını suladı, sonra gölgeye çekildi: "Rabbim, dedi, doğrusu bana indireceğin bir hayra muhtacım."

Derken o iki kızdan biri utana utana yürüyerek ona geldi: "Babam seni çağırıyor, bizim için hayvanları sulamanın ücretini verecek," dedi. Musa, o kızların babalarına gelip başından geçen hikâyeyi anlatınca o: "Korkma, o zâlim kavimden kurtuldun" dedi.[12]

Ayetler, ihtiyaç halinde kadının iş için dışarıya çıkabileceğini ve işlerini takip edebileceğini göstermektedir. Ancak bütün bunlar meşrû sınırlar içerisinde olmalıdır. Kadın iffetini muhafaza etmeli, giyim kuşamı, duruşu ve konuşması ile kişiliğini ortaya koymalıdır.

Ayetlerden anladığımıza göre Hz. Şuayb peygamberin kızları, babaları ihtiyar olduğu için evin dışındaki işleri yapmaktadırlar.

Burada Şuayb peygamberin kızlarının, çeşme başında hayvanlarını sulayan erkeklerin arasına karışmamaları, onların çekip gitmelerini beklemeleri ve kızlardan birinin daha sonra Hz. Musa’nın yanına utana utana gelmesi dikkat çekmektedir. Kur’ân, bize örnek olsun diye onların özellikle bu duruşlarını anlatmaktadır. Demek ki Kur’ân kadını yürüyüşü ve duruşu ile de iffet abidesidir.

Yine meşru sınırlar içerisinde bir erkeğin yabancı bir kadınla konuşmasında bir sakınca yoktur. Nitekim Hz. Musa peygamber, hiç tanımadığı Şuayb’ın kızları ile konuşmuş ve onlara yardım etmiştir.

Onlar peygamber kızlarıydılar. Peygambere yaraşır şekilde bir hayat yaşayarak herkese örnek olmalıydılar. Nitekim öyle de oldular.

Onlar peygamber eşi olmaya namzettiler. Nitekim onlardan biri, daha sonra Hz. Musa peygambere eş olacaktı.

Onların ihtiyar babaları vardı, bu yüzden ona bakmak ve evin dışında bir takım işleri görmek zorundaydılar.

Onların utanma duyguları, erkeklerin arasına karışmaktan onları alıkoyuyordu.

Onların iffetleri yürüyüşlerine yansımıştı. Kırıtarak, cilveli yürümekten kaçınıyorlardı. Nitekim Kur’ân, kadınlara ayaklarını yere vurarak yürümeyi, ayaklarındaki takıların seslerini bile yabancı erkeklere duyurmayı yasaklamıştı. “O mümin hanımlar, gizlemekte oldukları ziynetleri anlaşılsın diye ayaklarını yere vurmasınlar/ dikkatleri üzerlerine çekecek şekilde yürümesinler!”[13]

Yine Kutsal kitabımız, Müslümanlara örnek olarak sunduğu peygamber hanımları ile ilgili olarak şu uyarılarda bulunmuştu: “Ey peygamber hanımları!.. Eğer Allah’tan korkuyorsanız, yabancı erkeklere karşı çekici/işveli bir şekilde konuşmayın… Evlerinizde oturun, eski cahiliye âdetinde olduğu gibi açılıp saçılmayın…”[14] Demek ki İslam kadını giyim kuşamına dikkat ettiği gibi, yürüyüşüne, konuşmasına da dikkat etmelidir. O, asla fitneye kapı aralayan konumda olmamalıdır.

İslam kadını, dişiliği ile değil kişiliği ile sosyal hayatın içerisindedir. Yuvayı dişi kuş yapar ifadesi, bugün dilimizde ekonomik alanla sınırlanıp yalnızca kadının tutumlu oluşunu anlatmak için kullanılsa da aslında toplumun temeli olan aile yuvasını her bakımdan kadın inşa eder. İman ve İslam güzellikleriyle kadın yapar yuvayı. Kadın, aile içerisinde eşini çeker çevirir ve yönetir. Ailede çocuğun en etkili ve ilk hocası da kadındır.

Öte yandan iffet ve namus kavramları, hem Müslüman kadınları hem de Müslüman erkekleri ilgilendiren değerlerdir. Maalesef dinden kaynaklanmayan anlayışlarla bugün, erkekler için mubah görülen bazı şeyler kadınlar için günah/haram olarak algılanmaktadır. Sözgelimi bir kadının yaptığı ahlaksızlık yadırganırken, aynı ahlaksızlık erkekler için hoş görülür olmuştur. Oysa fuhuş, ahlaksızlık ölçüleri cinsler için aynıdır. Her çeşidi ile fuhuş ve zina, kadınlar için de erkekler için de haramdır. Bu suçları işleyenlerin dünya ve ahiretteki cezaları da birdir. Kur’ân, Hz. Peygamber döneminde yaşanan ifk/iftira olayına karışan bazı erkeklerin bu hareketlerini Fâhışe olarak niteler: “İnanalar arasında çirken şeylerin/fuhşun yayılmasını arzu edenler için dünya ve ahirette çetin bir azap vardır. Allah bilir, siz bilmezsiniz”[15] Aynı şekilde Kur’ân’ın “Zinaya yaklaşmayın/ onu düşünmeyin, ona düşürecek söylem ve eylemlerin içerisinde yer almayın”[16] buyruğu kadın erkek herkesi içine alır.

Sonuç olarak şunları söyleyebiliriz:

İslam'a muhatap olma, onu anlama ve gereklerini yerine getirme konusunda kadın erkek eşittir. Kulluk yarışında cinsler arasında bir fark yoktur. Hikmetin gereği olarak kadın olsun erkek olsun kişilere, farklı sınav soruları sorulabilir. Ama sonuçta, her iki cinsin asıl hedefi de Allah'ın hoşnutluğunu kazanıp cennetine girebilmek olmalıdır. Bu yarışta kadın erkek herkes yarışmalı, çalışıp gayret etmelidir.

İslam'ın ilk döneminden itibaren bu kutlu yarışta erkekler kadar kadınlar da yerlerini almışlardır. Tarihin görünen sayfalarına kadın kahramanların isimleri çok fazla yazılmamış olsa bile, elde edilen başarı ve başarısızlıklarda erkekler kadar kadınların da katkısı ve sorumluluğu vardır. Bu yarışta her iki cins de üzerine düşeni yerine getirmeli ve birbirine yardımcı olmalıdır.

 


[1]  Ebu Davud, Tahare 99/236.

[2] 49 Hucurat 13.

[3] 66 Tahrim 12.

[4] Ahmed, VI, 297; Müslim, Fedail 9/29.

[5] Taberî, Câmiu'l-Beyân, IV, 143; İbn Kesir, Tefsîr, I, 441.

[6]  3 Alu Imran 195.

[7] Taberî, Câmiu'l-Beyân, XXII, 8; İbn Kesir, Tefsîr, III, 487.

[8] 33 Ahzab 35.

[9] İbn Sad, Tabakat, VIII, 319-320.

[10] 48 Fetih 29.

[11] 25 Furkan 63.

[12] 28 Kasas 23-25.

[13] 24 Nur 31.

[14] 33 Ahzab 32-33.

[15] 24 Nur 19.

[16] 17 İsra 32.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile