Somuncu Baba

Fetih Suresinin Nüzul Zamanı ve Nüzul Ortamı

Fetih Suresi Hicretin 6. yılı Zilka’de ayında Hudeybiyye anlaşmasını yaptıktan sonra Medine dönüşü yolda inmiştir. Hicretten sonra altı yıldır Mekke yolu Müslümanlara kapalı durmaktadır. Bedir, Uhud ve Hendek savaşlarından sonra, müşriklerle savaş hali devam etmektedir.

Peygamberimiz rüyasında, ashabı ile birlikte kendisinin umre yaptığını görmüş, onun bu rüyası ve kararı üzere Umre yapmak üzere 1500 kadar silahsız Müslüman Medine’den Mekke’ye yola çıkılmış ancak ibadetten başka amaçları olmayan müslümanların Mekke’ye girişi, müşriklerce engellenmiştir.

Arabuluculuk için elçi olarak Mekke’ye gönderilen Hz. Osman’ın öldürüldüğü haberi gelmiş, bunun üzerine Hudeybiyye’de, Hz. Peygambere, müşriklerle sonuna kadar savaşmak üzere biat edilmiştir.

Müşriklerle yapılan zorlu görüşmeler sonucu Hudeybiyye Barış Anlaşması yapılmıştır. Anlaşmanın bazı maddeleri Hz. Ömer ve Hz. Ali başta olmak üzere Müslümanların içine sinmemişti. Anlaşmanın akabinde Müslümanların gönlünü yatıştırmak, onlara moral vermek ve onları geleceğe hazırlamak üzere Fetih suresi inmiştir.

Peygamberimiz için, üzerine güneş doğan her şeyden daha sevimli gelen bir suredir Fetih Suresi.[1]

Hudeybiye Barış Atlaşması, görünüşte bazı hoş olmayan maddeler içermiş olsa da kısa zamanda çok güzel meyveler vermiş, şer gibi görünende hayırlar olduğu anlaşılmıştır.

Barış atmosferi, dinin tebliğinde, doğru anlaşılmasında ve yayılmasında son derece etkili bir unsundur. Anlaşmanın meyveleri iki yıl sonra Mekke’nin kansız fethi ile açıkça görülmüştür. Hudeybiyye’ye 1500 kişiyle gelen Müslümanlar, iki yıl sonra 10 bin kişilik fetih ordusu ile Mekke’ye girmişlerdir.

Mekke, Hicretin 8. yılında Ramazan ayının onuncu gününde fethedilmiş ve peygamberimiz Cuma günü güneş tepelere yükselmişken devesinin üzerinde Fetih suresini okuyarak Mekke’ye girmiştir.[2]

Fetihlerle süslenmiş şu ayda Fetih suresini bir kez daha okumalı, ayetleri üzerinde derin düşünerek fetih ruhunu kuşanmalıyız. Fetih suresi şu ayetle başlar:

Doğrusu Biz sana apaçık bir fetih verdik.

Bu cümlede şu hususlar dikkatimizi çekmektedir:

Biz verdik, sana verdik, apaçık bir fetih verdik. Verilen fethin büyüklüğünü, verenin azametini ve bu fethin müminler ve melekler gibi bir takım aracılarla verildiğini gösteriyor. Biz verdik mi böyle veririz, deniyor.

Sana verdik, senin için verdik, seni hayrına ve sana yaraşır bir fetih verdik. Senin şahsında, senin yolunda gidenlere de verdik ve vermeye devam edeceğiz

Verdik, vereceğiz; açtık açacağız. Dünyada ve Ahirette vermeler devam edecek, senin ve ümmetin için yeryüzünün kapıları ve nihayet cennetin kapıları açılacaktır. Ayet tüm zamanları kuşatan evrensel bir mesaj içermektedir.

Apaçık bir fetih. İslam, Din-i Mübin’dir. Yani apaçık bir dindir. Onun kitabı Kur’ân da Kitab-ı Mübin’dir, ayetleri apaçıktır. Onun peygamberi Rasül-i Mübin’dir. Söz ve mesajı apaçık bir elçidir. Onun sözlerinde şifre, rumuz, kuş dili ve anlaşılmazlıklar yoktur. İşte burada da ümmete bahşedilen Feth-i Mübin’den haber verilmektedir. Apaçık, aşikar, herkese, her zaman açıkça hitap eden bir fetihtir bu.

Büyük fetih: İslam devletinin müşriklerce resmen tanınması, Müslümanların siyasî gücünün tescil edilmesi, anlaşma ortamında gönüllerin İslam’a açılması, kitlelerin Müslüman olması ve ardından gelecek olan diğer fetihler…

Büyük fetih müjdesinden sonra müjdeler devam ediyor, hem peygamberimize hem de onula beraber olanlara…

Surenin bu ilk ayetinde kastedilen feth-i mübin, müşriklerle yapılan barış anlaşmasıdır. Zira bu barış anlaşması, Mekke, Hayber başta olmak üzere pek çok merkezin fethine sebep olmuştur. Bu da İslam’ın barışa ne kadar önem verdiğini açıkça ortaya koymaktadır. Zira barış ortamı, gönüllerin fethi için son derece önemli ve gereklidir.

Surenin üç ayetinde fetih kelimesi geçmekte olup bunlardan 1. ayette Feth-i mübin ile Hudeybiyye barış anlaşması, 18. ayette geçen feth-i garîb/ yakın fetih ile Hayber fethi; 27. ayetteki feth-i garib/yakın fetih ile Hayber yahut Mekke fethi kastedilmiştir. Bu fetihlerden sonra da fetihler kesintisiz devam etmiş, Kur’ân mesajı dünyanın dört bir yanına ulaşmıştır.

 

FETİH SURESİNDEN FÂTİHLERE MESAJLAR

1.                Barış anlamına gelen İslam, barış öncelikli bir dindir. O, önce bireyin kendi içinde ve toplumu içerisinde barışı tesis eder; daha sonra da dünya barışını tesis etmeyi hedefler. (1. ayet)

2.                Savaşın kaçınılmaz olduğu zamanlarda din savaşa izin verir. Hz. Peygamber rahmet ve savaş peygamberidir. İslam’ın izin verdiği savaşlar, daha çok savunma amaçlıdır.

3.                İslam’ın kazanımları hem bu dünyada hem de öteki dünyadadır. Yeter ki bu kazanımlara layık olunsun. (5. ayet)

4.                Kur’ân, müstahak olanlar için müjde ve tehdit ayetleriyle doludur. O, her dönem muhataplarına müjdeler sunmaya ve tehditlerde bulunmaya devam etmektedir. Onun müjdeleri, müminlere moral takviyesi yapmakta ve onların geleceğe ümitle bakmalarını sağlamaktadır. (6. ayet)

5.                Erişilmez gücün sahibi olan, göklerin ve yerin yönetimini elinde tutan, hayata müdâhil olan Yüce Allah, kendisine inanıp bağlanan kullarını dünya ve ahirette asla yalnız ve yardımsız bırakmayacaktır. Önemli olan, O’nun yardımını hak etmektir. (7. ayet)

6.                Müslüman hayra karşı doyumsuz olan kişidir. O, sürekli imanına iman katmak, amellerini bereketlendirmek için çalışan, her an bir hayırlı işte olan, iki günü birbirine denk olmayan, bugünü dününden daha ileride olan kimsedir. (4. ayet)

7.                Allah katında insan olma ve İslam’ın emirlerine muhatap olma bakımından kadın erkek eşittir. Cinslerin fizikî donanımlarına göre ve imtihanın gereği olarak farklı yükümlülükleri olabilir. Ancak, cinsler hayırlı işlerde birbirlerine destek olmakla mükâfat ve sevapta ortak olurlar. (5-6. ayet)

8.                Nifak, şirkten daha tehlikeli bir hastalıktır. Bu yüzden münafıklar, cehennemin en alt katmanlarında azap göreceklerdir. (6. ayet)

9.                Kur’ân’da tekrar gibi gözüken ifadeler, bulundukları yerlerde yeni anlamlar için vardırlar. Önemli olan bağlam içerisinde bu anlamları keşfetmektir. Kısaca tekrar takrîr, te’kîd ve yeni anlamları anlatmak içindir.

10.            Peygambere iman Allah’a iman, ona itaat Allah’a itaat, ona biat Allah’a biat demektir. Zira peygamber Allah ile iletişim kuran ve kendi hevasından bir şey söyleyip konuşmayan seçkin kimsedir. (10. ayet)

11.            Müslüman Allah’a bağlı olarak yaşamaya söz vermiş, bu konuda O’nunla anlaşma yapmış kimsedir. Hayatın değişik alanlarında bu anlaşma tekrarlanır durur. Önemli olan ise Yüce Allah’a karşı söz verdiğinin bilincinde o ahde vefa göstermektir. (10. ayet)

12.            Kur’ân’a göre gericilik, Allah’ın emirlerini yerine getirmede, hayırlı işlerde geride kalmaktır. (11. ayet)

13.            Dinin dünya kazanımlarından olan zafer, fetih ve ganimeti hak edebilmek, Allah yolunda tüm her şeyi ile seferber olmayı göze almakla mümkündür. (16. ayet)

14.            İslam, kolaylık dinidir. O, yaşayanlara yaşandıkça kolay gelir. Allah, asla kullarına zorluk dilemez, hep kolaylık diler. (17. ayet)

15.            Allah’ın değişmeyen yasasının gereği olarak Müslümanlar O’na yaraşır kul oldukları sürece izzet, devlet ve şerefe nail olacaklardır. Bu makamları elde etmek kul olarak bize düşeni yerine getirmekle kendi çabalarımızın ve İlahî yardımların sonucunda gerçekleşecektir. (18. ayet)

16.            Allah katında, müminin canı, malı ve tüm her şeyi değerlidir.

17.            Yüce Allah, dünya ve ahiret rütbelerini hak edenlere takar. O hak edenlere dünyada zillet ve ahirette azap etmesini de bilir. (23. ayet)

18.            İnsan hayatında önemli bir yeri olan rüya, mahiyeti tam olarak kavranılmasa da doğru yorumlandığında bize yol gösterebilen ve bizi hayata hazırlayan bir olgudur. (27. ayet)

19.            Yüce Allah, dininin bütün diğer dinlerden üstün olmasını, onun hak ve gerçek olduğunu tüm herkese göstermek istemektedir. Müslüman da Allah’ın dininin en doğru, en azîz ve en üstün din olması için, bunu herkese göstermek için bütün var gücüyle çalışmalıdır. (28. ayet)

20.            Bir takım insanlar kabul etmeseler de Hz. Muhammed Allah’ın son elçisidir. O’nun Allah’ın elçisi olduğuna bizzat Yüce Allah tanıklık etmektedir. İnkârcıların inkarı, bu ilahî gerçeği asla değiştiremez. (29-30. ayet)

21.            Müslüman Allah’ın son elçisinin yolunda ve izinde olan kimsedir, sürekli ona yaraşır olmaya çalışmalıdır. (30. ayet)

22.            Peygamberle beraber olanlar kendi aralarında merhametli, başkalarına karşı ise onurludurlar. Müslüman kavgacılığını, öfke ve kinini inkârcılara saklar. (30. ayet)

23.            İbadetler, kişinin dış görünüşünün ve davranışlarının oluşumunu sağlar. Zira kalplerde kökleşen iman, dil ile cihana ilan edilir, davranışlarda kendisini gösterir. Sonuçta iman, söylem ve eylemlere yansır, onlarla hayat bulur. (30. ayet)

24.            Kur’ân’dan önceki kutsal kitaplar, son peygamber ve son çağ insanının özellik ve güzelliklerini anlatarak insanları o döneme hazırlamışlardır. Fakat Kur’ân dışındaki kitaplar tahrif edilmiştir. Kendinden önceki ilahî kitapların içeriğini de kapsayan Kur’ân ise indiği gün gibi tüm orijinalliği ile elimizdedir. İnsanların kendisini okumasını, anlamasını ve gereklerini hayata geçirmesini beklemektedir.(30. ayet)

25.            İnsanın yetişmesi ve onun eğitimi bir ağacın tohumdan yetişip serpilmesi gibi planlı, devamlı ve doğru bir metodu gerektiren bir süreç sonucunda gerçekleşir. (30. ayet)

26.            İman edip imanın gereği salih amellerin adamı olanlara, Rabbin yolunda durmadan çalışanlara dünya ve ahirette mükâfatlarını fazlasıyla verecek olan Yüce Allah’tır. (30. ayet)

27.            Barış adamı demek olan ve Fâtiha suresi ile donanan Müslüman, gönüllerin fethine talip olan kimsedir. O bu şuurda olduğu sürece Fettâh olan Yüce Allah, nice fetihler müyesser kılacaktır. Yeter ki hak edilebilsin.


 

[1] Buharî, Tefsir 355.

[2] Asım Köksal, İslam Tarihi, XV, 155, 250-255.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile