Somuncu Baba

Kur’ân, bizleri hayırda ilklerden, öncülerden olmaya yönlendirir. İmanda ve iyiliklerde ilklerden olmak emredilirken, inkâr ve kötülüklerde ilklerden olmak yasaklanır. Ayetler, iman ve İslam olmakta ilklerden olmayı hem emreder, hem de bu güzel örnekliği başkalarına taşımayı ister.

"Bana, İslâm olanların ilki olmam emredildi" de.[1]

De ki: "Benim namazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm hep âlemlerin Rabbi Allah içindir. O'nun ortağı yoktur. Bana böyle emrolundu ve ben müslümanların ilkiyim.”[2]

Musa kendine gelince: "Sen yücesin, sana tevbe ettim, ben inananların ilkiyim!" dedi.[3]

Sihirbazlar, “Biz ilk inananlar olduğumuz için Rabbimizin, hatalarımızı bağışlayacağını umarız” dediler.[4]

Sizin yanınızda bulunanı doğrulayıcı olarak indirmiş bulunduğum (Kur'ân)a inanın ve onu ilk inkâr eden, siz olmayın; benim ayetlerimi birkaç paraya satmayın ve benden sakının.[5]

İlklerden olmak, kolay değildir. Herkesin yanlış yolda olduğu bir ortamda, doğru yolu bulanların ilki olmak her kişinin kârı değildir. Aynı şekilde, kötülük ve inkârda ilklerden olmak da beraberinde büyük sorumluluğu getiren bir durumdur. Çünkü bu durumda hem bir kötülük işlenmekte hem de insanların aklına kötülük düşürülmektedir. İşte bu yüzden iyilikte çığır açmak övülürken, kötülük de çığır açmak da bir o kadar yerilmiştir.

Kim İslam’da bir çığır açarsa, ona hem bu hayrın ecri verilir, hem de kendisine uyarak bu hayrı işleyenlerin ecri verilir. Bu onların ecrinden hiçbir şey eksiltmez. Kim de İslam’da kötü bir çığır açarsa, ona bunun günahı ile kendinden sonra onu işleyenlerin günahı da verilir, bu da onların günahından bir şey eksiltmez.[6]

Yeryüzünde haksız yere öldürülen her insan için, Kâbil’e de bir günah yazılır. Çünkü o, haksız yere öldürmenin yolunu açandır.[7]

 

İnsanların en Hayırlısı Hayır Öncüleri!

Peygamberimiz, insanların en hayırlısı benim çağdaşlarım, sonra onları izleyenler, sonra da onları izleyenlerdir[8], buyurarak ilk iman edenleri medhetmiştir. Çünkü onlar ilk iman eden, iman ve İslam’ı ilk kaynağından alan ve İslam’ı yaşamada sonrakilere örnek olanlardır. Onlar, zoru başaran, olmazları olduran erlerdir. Onlardan bahseden ayetlerden birinde şöyle buyurulur:

Muhâcirlerden ve Ensârdan (İslâm'a girmekte) ilk öne geçenler ile bunlara güzelce tabi olanlar... Allâh onlardan râzı olmuştur, onlar da O'ndan râzı olmuşlardır. (Allâh) onlara, altlarından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetler hazırlamıştır. İşte büyük kurtuluş budur.[9]

Ayette iman ve İslam öncüleri övülürken, onları izleyenlerin de onların içerisine katılması dikkatimizi çekmektedir.

Şu ayetlerde de Allah’a iman eden, marifetullah bilinci ile hareket eden, hep hayır işleyen, hayırda yarışan ve etraflarına eşsiz hayır örnekleri sunan hayır öncüleri övülmüş ve onlardan olmaya yönlendirilmiştir:

Onlar ki Rablerine saygıdan titrerler.

Ve onlar ki Rablerinin ayetlerine inanırlar.

Ve onlar ki Rablerine ortak koşmazlar.

Verdiklerini, Rablerinin huzuruna dönecekleri düşüncesiyle kalpleri korkudan ürpererek verirler.

İşte onlar, hayır işlerine koşarlar ve onlar hayır için önde giderler.[10]

Onlar, tüm yaptıklarını Allah için yapan iyilik melekleridir. Hep iyilik güzellik içerisindedirler, buna rağmen Rablerinden korkarlar. Yaptıkları tüm iyiliklere rağmen, asla onlara güvenip gurura kapılmazlar, korku ile ümit arasında yaşarlar. Yaptıkları iyiliklerin, Yüce Allah’ın rızasına tam olarak uygun olup olmadığından emin değildirler, bu yüzden amellerinin kabulü için dualar ederler. Yüce Allah’ın rahmetinden de asla ümitlerini kesmezler. Hz. Aişe, bu ayetlerle ilgili olarak,  ey Allah’ın Rasülü, onlar günah işledikleri için mi kalpleri titreyenlerdir, diye sorunca Peygamberimiz şu cevabı vermiştir: Hayır, onlar ürpererek namaz kılanlar, ürpererek oruç tutanlar, ürpererek hayır hasenatta bulunanlardır. Zira onlar yaptıkları güzelliklerin kabul edilmeme endişesini taşırlar.[11]

Nitekim Peygamberimiz, namazdan sonra üç kere Estağfirullah (Affet Allahım beni) demeyi bizlere tavsiye buyurmuştur. Bunun anlamı şudur: Ya Râb, namaz kıldım ama Sana yaraşır namaz kıldığımı söyleyemem, kendimi bütünüyle namaza vererek daha mükemmelini kılmak varken kılamadım, hatalarım kusurlarım olmuştur, ne olur kabul eyle ve beni affet!

Eskiler, namazdan sonra sürekli yaptıkları duada şöyle diyerek bu endişelerini dile getirirlerdi: Allahım, bu ibadeti bizden kabul eyle ve aman kıyamet günü ‘Böyle ibadet mi olur’ diyerek bunu suratımıza çarpma!

Bu duyarlılık, yalnızca namazla sınırlı değildir. Bütün ibadetler için geçerlidir ve gereklidir. Bunun için bütün ibadetlerden sonra, onların kabulü için dua edilegelmiştir.

Kendilerini hayra adamış olan ve hayırlarda birbirleriyle yarışan ve bu yarışta öne geçenler dünya ve ahirette gerçek anlamda kazanan kimselerdir. Onlar yaptıklarının karşılığını dünyada görmeye başlamışlardır. Kalbî huzur içerisinde yaşayarak, takdir edilerek ve unutulmayarak. Onların asıl ve kesintisiz mükafatları ise ahirettedir. Şairin dediği gibi, Rabbin yolunda durmadan çalışanlar! Size Rabbim takacaktır cennette nişanlar!

Önden giden öncülerin ahiret mükafatlarını anlatan ayetlerde şöyle buyurulur:

Ve o yarışıp öne geçenler, öncüler!

İşte, onlardır (Allâh'a) yaklaştırılanlar,

Nimet cennetlerinde.

Çoğu öncekilerden,

Birazı da sonrakilerden (olan bu insanlar),

Altın ve cevahirle işlenmiş tahtlar üzerindedirler.

Onların üzerinde karşılıklı yaslanırlar.

Çevrelerinde, ebedi yaşamağa erdirilmiş gençler dolaşır…[12]

Ayette söz konusu edilen öncülerin çocukluklarından itibaren hiç günaha bulaşmamış ve bu hal üzere yaşayıp ölenler[13], peygamberler, her toplumun iman öncüleri, Kur’ân ehli, Allah’a ibadette ve Allah yolunda olmakta öne geçenler olduğu bildirilmiştir. Ayette iki kere es-sâbikûn ifadesi tekrar edilmiştir. Bu tekid için olmakla beraber, Allah’a taatte öncü olanların, Allah’ın rahmetine ermede de öncü olduklarına dikkat çekmek içindir. [14]

 

Mümin Hayra Doyumsuz Olandır

Bir hadislerinde Peygamberimiz, mümin cennete girene kadar hayr dinlemeye ve hayır işlemeye doymaz[15]  buyurur. Evet, mümin hayra doyumsuzdur. Hayırlar onun gıdasıdır, o hayırlarla beslenir ve varlığını hayırlarla sürdürür. Onun hayırsız geçen anları, gerçek hayat ve ömürden sayılmaz. Onun için o, hayra doyumsuzdur. Ne kadar çok hayır yaparsa yapsın, asla onlarla yetinmez, daha iyisini ve daha fazlasını yapabilmek için gayret eder. Zira o, hayır adamlarının öncüsü olmaya adaydır:

Ve: "Rabbimiz, bize göz aydınlığı eşler ve çocuklar lutfeyle ve bizi müttakîlere önder yap!" derler.[16]

Bizlere en güzel dua öneklerinden birini sunan ayet, büyük düşünmeye ve büyük hedefler için çokça çalışıp gayret ettikten sonra dua etmeye bizi yönlendiriyor. Bizi müttakîlere önder yap! Marifetullah bilinci ile yaşayan müttakîlerden olalım, hatta onların öncüleri olalım. Bu konuda bizler, insanlar için yol gösterici, uyulup izinde gidilen örnekler olalım. Bizden önceki müttakîler bize önder osun, biz de bizden sonraki müttakîlere önder olalım. Yüce Rabbimizin muradı da ehil müminlerin önderler olması değil midir? Biz de istiyorduk ki o yerde ezilenlere lutfedelim, onları önderler yapalım, onları (ötekilerin mülküne) mirasçı kılalım.[17] Sabrettikleri ve ayetlerimize kesinlikle inandıkları zaman, onların içinden, buyruğumuzla doğru yola ileten önderler yetiştirmiştik.[18]

Onları, (İbrahim alini) emrimizle doğru yolu gösteren önderler yaptık ve onlara hayırlı işler yapmayı, namaz kılmayı ve zekât vermeyi vahyettik. Onlar bize kulluk eden insanlardı.[19]

Yüce Allah’ın lutfu ile hemen her dönemde hayır öncüleri yeryüzünde hiç eksik olmamıştır. Ümitlerin tükendiği, şartların olumsuzlaştığı en kritik dönemlerde bile onlara rastlamak mümkündür. Onlar, inkârın revaçta olduğu zamanların iman erleri, kötülüklerin yaygınlaştığı dönemlerin iyilik erleri olarak ortaya çıkarlar. Herkes kötülük yaparken, her türlü fedakârlığa göğüs gererek, mallarını ve canlarını ortaya koyarak iyilik yapmayı kendilerine şiar edinirler ve bu konuda hem kendi zamanlarına, hem de sonraki zamanlara örnek olurlar. Çünkü onlar Kur’ân ve Sünnet ile gıdalanıp beslenen hakikat önderleridir. Onların isimleri, yaşadıkları zamanlar ve coğrafyalar farklı olabilir. Bunlara takılmamak gerekir. Önemli olan, onlardan ve onların kutlu yolunda olabilmektir.

Kur’ânımız, Hayırlarda yarışın[20] buyurarak yarışmamızı ama hayırlarda yarışmamızı istiyor ve emrediyor. Bu yarışa herkes katılabilir ve herkes öncüler listesine adını yazdırabilir. Ölmemenin çaresi de geride güzel eserler bırakmak değil midir? Önden giden öncülere, o kutlu kervana katılmak için gayret edenlere selam olsun!


[1] 6 Enam 14; 39 Zümer 12.

[2] 6 Enam 162-163.

[3] 7 Araf 143.

[4] 26 Şuara 51.

[5] 2 Bakara 41.

[6] Müslim, Zekat 69; Nesâî, Zekat 64.

[7] Buharî, diyât 2; Müslim, Kasâme 27.

[8] Buharî, Şehadât 9; Müslim, Fedâilü’sSahâbe, 214.

[9] 9 Tevbe 100.

[10] 23 Müminûn 57-61.

[11] İbnü’l-Cevzî, Zâdü’l-Mesîr, V, 480 (Ahmed, Tirmizî, İbn Mâce).

[12] 56 Vakıa 10-17.

[13] Zemahşirî, el-Keşşâf, s, 1075.

[14] İbnü’l-Cevzî, Zâdü’l-Mesîr, VIII, 133-134.

[15] Münâvî, Feyzu’l-Kadîr, V, 302.

[16] 25 Furkan 74.

[17] 28 Kasas 5.

[18] 32 Secde 24.

[19] 21 Enbiya 73.

[20] 2 Bakara 148, 5 Maide 48.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile