Yazdır

Kur'ân'ın Bedduaları

. Memleket

Dua, kulun Rabbi ile iletişim kuruşu, O'na içini döküşü, O'na halini arzedişi, O'nu yardıma çağırışı demektir. Allah'tan kula doğru bir iletişim demek olan Vahye karşılık; dua, kuldan Allah'a yönelik bir iletişimdir.

Kur'ân, dua üzerinde çok durur. Zaten Kur'ân, Fatiha duasıyla başlar ve Felak-Nas dualarıyla sona erer. Ve Kur'ân'da yüzlerce dua örneği vardır. Bunlar, tarihe mal olmuş ve kabul edilmiş Peygamber ve salih zatların duasıdır. Bunları naklederken kitabımız bize en güzel dua örnekleri sunar. O'ndan nasıl isteneceğinin yollarını gösterir. Bu yüzden Kur'ân duaları, müslümanın dua çizgisini belirleyen en temel kaynaktır.

Beddua, kötü dua, ilenç demektir. Kur'ân genel olarak olumlu dualar üzerinde durur. "İnsan hayra dua eder gibi şerre dua eder" (17/11) ayeti bedduaya dikkat çeker. Buna göre insan, sonunda zararı kendine dönecek dualardan kaçınmalıdır. Sözgelimi kişi aile efradına, akraba ve dostlarına beddua etmemeli, onların hayrını dilemelidir. Zira ilenci sonunda onların başına bir olumsuzluk geldiğinde, bundan kendisi de etkilenecektir. Onun için, yakın çevresi, mümin kardeşi ne kadar hayırsız da olsa, onların hayrına ve iyiliğine dua etmelidir.

İlim adamlarımız, Müslüman ama zalim olan kimselere lanet okunup okunmayacağı konusunda çeşitli görüşler serdetmişlerdir. Kimi hayatta iken onlara lanet okunabilir, ama öldükten sonra onlara lanet etmek doğru olmaz derken; kimileri başka şeyler söylemişler. Biz bu tartışmaları bir kenara bırakarak asıl konumuza dönelim şimdi.

Kur'ân'da zor zamanların, çaresiz kalınan zamanların duaları da yer alır. Ve Kur'ân lanet eder bazı kişilere. Yeri gelince ve hak edilene yapıldığı için bu dualar kötü dua değildir elbet. Gelişen ve ekranlarda kısmen izlediğimiz olaylar yüzünden, insanlık olarak daraldığımız, bunaldığımız ve çaresizlik içerisinde göz yaşı yerine yüreklerimize kan damlattığımız şu günlerde Kur'ân'ın bu dualarını hatırlamakta yarar var diye düşünüyor ve bunlardan bir dikenli buket sunmak istiyoruz:

Önce genel lanet cümleleri yer alır kitabımızda:

"Doğrusu Allah, kafirlere lanet etmiş ve onlar için alevli cehennem ateşini hazırlamıştır." (33/64)

"İndirdiğimiz apaçık delilleri ve hidayeti Kitap’ta açıklamamızdan sonra onları gizleyenler var ya, işte onlara hem Allah lanet eder, hem de bütün lanet etme konumunda olanlar lanet eder." (2/159)

"Fakat âyetlerimizi inkar etmiş ve kafir olarak ölmüşlere gelince, işte Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların lâneti onların üstünedir." (2/161)

"Şüphesiz Allah ve Rasülünü incitenlere, Allah dünya ve ahirette lanet etmiş ve onlara aşağılayıcı bir azap hazırlamıştır." (33/57)

"İman ettikten, Peygamberin hak olduğuna şahitlik ettikten ve kendilerine açık deliller geldikten sonra inkar eden bir toplumu Allah nasıl doğru yola eriştirir? Allah zalim toplumu doğru yola iletmez. İşte onların cezası; Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların lanetinin üzerlerine olmasıdır. Onun (lanetin) içinde ebedi kalacaklardır. Onların azabı hafifletilmez, onlara göz açtırılmaz." (3/86-88)

'Biliniz ki, Allah’ın lâneti zalimler üzerinedir.'  (11/18)

Allah’a verdikleri sözü, pekiştirilmesinden sonra bozanlar, Allah’ın korunmasını emrettiği şeyleri (akrabalık bağlarını) koparanlar ve yeryüzünde fesat çıkaranlar var ya; işte lânet onlara, yurdun kötüsü (cehennem) de onlaradır.' (13/25)

'Artık alevli ateştekiler Allah’ın rahmetinden uzak olsun/ kahrolsunlar!' (67/11)

'İnkâr edenlere gelince, kahrolsun onlar! Allah, onların işlerini boşa çıkarmıştır." (47/18)

Zalimler topluluğu Allah’ın rahmetinden uzak olsun!” (11/44, 23/41)

“Ebu Leheb’in elleri kurusun, zaten kurudu da.” (111/1)

 

Bu genel lanet cümlelerinin ardından Nuh Peygamber'in şu iniltileri gelir:

“Ey Rabbim! Kavmim beni yalanladı. Artık onlarla benim aramda sen hükmet. Beni ve benimle birlikte olan müminleri kurtar.” (26/118-119)

“Ey Rabbim! Ben yenilgiye uğradım, yardım et.” (54/10)

“Ey Rabbim! Kâfirlerden hiç kimseyi yeryüzünde bırakma! Çünkü sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar; sadece ahlâksız ve kafir kimseler yetiştirirler.” (71/26-27)

Bunları Lut Peygamberin şu yakarışları izler. Azgın kavminin yaptıkları yüzünden üzülen, göğsü daralan ve 'Bu çok zorlu bir gün' diyen Hz. Lût şöyle der:

“Keşke size karşı (koyacak) bir gücüm olsaydı, ya da sağlam bir desteğe dayanabilseydim.” (11/79)

Şu sözler de Hz. Musa peygamberin yakarışlarından:

“Ey Rabbimiz! Gerçekten sen Firavun’a ve onun ileri gelenlerine dünya hayatında nice zinet ve mallar verdin. Ey Rabbimiz, yolundan saptırsınlar diye mi? Ey Rabbimiz, sen onların mallarını silip süpür ve kalplerine darlık ver, çünkü onlar elem dolu azabı görünceye kadar iman etmezler.” (10/89)

Son olarak biz de şöyle yakarıyoruz:

Ey erişilmez gücün sahibi olan, mazlum ve güçsüzlerin iniltilerini duyup onlara merhamet eden Allahım!

Ey göklerin ve yerin ordularının yegane sahibi olan Allahım!

Gücünü göstermek ve azgınların kibrini kırmak için, tarih boyunca yıldırımlarla, sel sularıyla, kasırgalarla, kıtlıkla, hastalıklarla, taş-haşerat yağdırarak ve çeşitli belalarla nice azgınları helak eden Allahım!

Ey Ebabil kuşlarından orduları olan Allahım!

Mazlumlara yardım et, onları koru!

Azgın zalimlere de Celâl, Kahhâr, Cebbâr, Azîz Züntikâm isimlerinle tecelli ediver.

Elbette Sensin çaresizlerin sığınağı, güçsüzlerin dayanağı ve Sensin duaları işitip icabet eden. Bizim de dualarımızı kabul et.

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile