Yazdır

Ölmemenin Çaresini Bulanlar

. Memleket

Günümüzde en çok istismar edilen, yanlış yerlerde kullanılan kavramlardan biri şehid kavramı. İslami bir kavram, ama hemen her kesim kendi ideoloji ve çıkarları doğrultusunda bu kavramı kullanıyor ve istediği gibi de içini dolduruyor.

Oysa dinimize göre şehid, hakikatin tanıklarıdır. Hak ve hakikate tanıklık yapıp bu uğurda canlarından geçenlerdir şehidler. Rabbinin katında diri ve tanık olduğu için ona şehid denmiştir. Aynı şekilde şehid, can verirken cennete tanık olduğu için ve melekler onun şehadetine tanıklık ettiği için bu ismi almıştır. Kısaca şehid, şehadet kelimesinin bağrında taşıdığı gerçeklere tanıklık etme uğruna, canından geçen, varlığını feda eden kimsedir.

İslam'a göre şehid, ne şan şöhret için ölen, ne kahramanlık sevdasıyla, ne sadece ırkı uğruna canından geçen ve ne de ganimet uğruna canını verendir. Peygamberimizin deyişiyle şehid, "Sadece Allah'ın kelimesi/dini en yüce olsun diye çarpışırken can verendir." Bir savaşta Peygamberimizin safında müşriklere karşı savaşırken ölen Kuzman isimli kişiye 'şehid' denmesine peygamberimiz karşı çıkmıştır.

Kur'an, şehidlere 'ölüler' demeyi yasaklamıştır: "Allah yolunda öldürülenlere "Ölüler" demeyin, zira onlar diridirler, fakat siz farkında değilsiniz."  (2/15)

İslam literatüründe şehid hakiki ve hükmi şehid olmak üzere iki grupta değerlendirilmiştir. Kur'an'ın şehidi, Allah yolunda can verenlerdir. Kur'an şehidi tanımlarken 'fi sebilillah'/Allah yolunda/O'nun dini ve davası uğruna kaydını özellikle vurgulamıştır. Bu hakiki şehiddir.

Bir de hadislerde açıklanan ve malı, canı ve namusunu müdafaa ederken öldürenler; karın ağrısı, veba, taun gibi çaresiz hastalıklardan dolayı ölenler; boğulma, yıkık altında kalma gibi tabii afetlerde ölenler hükmi şehid olarak isimlendirilerek hem bu kişiler, hem de onların yakınları teselli edilmişlerdir.

Hükmi şehid grubunda olanların cesetleri diğer Müslüman ölüler gibi yıkanıp kefenlenerek üzerlerine cenaze namazı kılınır. Hakiki şehidler ise yıkanmazlar, onların şehid olurken üzerlerinde bulunan elbiseleri kefenleri olur ve onların üzerine de cenaze namazı kılınır. Akmış kan, necaset sayılırken, şehidin kanı temiz kabul edilir ve o, kanıyla defnedilir. Bu iki grubun dışındakilere ise şehid denmez.

Hadislerde verilen müjdeli bilgilere göre, cenneti gördüğü halde tekrar dünyaya geri dönüp tekrar şehid olmak isteyenler yalnızca şehidlerdir.. Şehid, can verirken, karınca ısırmasında duyulan acı kadar acı duyar.. Şehid, kıyamet günü Allah'ın izni ile şefaat edecek olanlardan biridir.

Çoğu yetişmiş ilim adamı olmak üzere, iki yüz elli bin insanımızı şehid verdiğimiz Çanakkale savaşının yıl dönümü bana bunları hatırlattı. Tüm şehidlerimizi rahmetle anıyoruz. Onlara rahmet dilemek, onlara dua okumanın yanında, onların uğruna canlarını verdiği değerlere sahip çıkmakla mümkündür elbet. Onlar kanlarıyla tarihe "Çanakkale geçilmez" yazdılar ve din ve millet düşmanlarına, onların niyet ve eylemlerine karşı durdular. Peki, onların karşı durduklarına biz ne kadar karşı durabiliyor, onların geçilmez dediklerine biz ne kadar geçilmez diyebiliyoruz? Ve bizler ne kadar hakikatin tanıkları olarak hayatımızı sürdürebiliyoruz?

Bir hadislerinde Peygamberimiz şöyle buyururlar: "Allah'dan şehadeti canı gönülden isteyen kimse yatağında ölse bile, Yüce Allah onu şehidler menzilesine eriştirir."

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile