Ribat

Yüce Rabbimiz, bir önceki ayetinde iman edenlerin kıyamet günü, diğerlerinden ayrılacağını, safların net bir şekilde belirginleşeceğini açıkladı. Bu ayetinde de iman edenlerin en temel özelliği olan secdeye sözü getirdi.

Evet, secde bütün parçalarıyla kâinatın içerisinde bulunduğu kutlu eylemin adıdır. Bu eyleme katılan kimse, kâinattaki bu düzenin içerisine katılmış olur, secde etmemekte direnen ise kâinatın var olan düzenini bozmakta, yeryüzünde fesatçılık çıkarmaktadır. Bu nedenle secde kervanına katılmak fıtrat üzere kalmak, secdeden kopmak ise fıtrattan yabancılaşmaktır.

Nitekim sonraki ayetlerde cennetliklerden ve cehennemliklerden bahsedilmektedir. Buna göre iki tarafın birbirinden ayrıldığı en temel ölçüt secdedir. Secdeli olanlar cennetlikleri, secdesizler ise cehennemlikleri oluşturmaktadırlar.

Şu iki grup, Rableri hakkında çekişen iki hasımdır: İmdi, inkâr edenler için ateşten bir elbise biçilmiştir. Onların başlarının üstünden kaynar su dökülecektir! Bununla, karınlarının içindeki (organlar) ve derileri eritilecektir! Bir de onlar için demir kamçılar vardır! Istıraptan dolayı oradan her çıkmak istediklerinde, oraya geri döndürülürler ve: «Tadın bu yakıcı azabı!» (denilir).

Muhakkak ki Allah, iman edip iyi davranışlarda bulunanları, zemininden ırmaklar akan cennetlere kabul eder. Bunlar orada altın bileziklerle ve incilerle bezenirler. Orada giyecekleri ise ipektir. Ve onlar, sözün en güzeline yöneltilmişler, övgüye lâyık olan Allah’ın yoluna iletilmişlerdir. (Hacc 22/19-24)

Yüce Rabbimiz, bu cennet ve cehennem tasvirleriyle bizleri cennetlik olmaya teşvik etmekte; cehennemliklerden olmama konusunda da bizleri uyarmaktadır. O’nun en cezbedici yönleriyle Cennet’i anlatmasındaki hikmet de budur; en korkunç taraflarıyla Cehennem’i tasvir etmesindeki espri de budur. O’nun Cennet tasviri de rahmetinin bir yansımasıdır, Cehennem tasvirleri de. Korkunç gibi gözükse de O’nun Cehennem tasvirleri, kötülüklerden caydırıcı mahiyettedir. O, Cehennem’i ayrıntılarıyla anlatmayabilirdi, bu durumda Cehennem’in korkunçluğunu akledemeyenler kötülükleri işleyebilir ve Cehennem’e düşebilirlerdi. Ama Yüce Allah, kullarına merhamet etti, onların Cehennemlik olmasını istemedi ve bütün korkunçluğu ile canlı bir biçimde Cehennem’i anlatarak onları Cehennem çukuruna düşmekten kurtardı. Tabi ki bu O’nun uyarılarına kulak verenler içindir.

Allah’ın size olan nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman kişiler idiniz de O, gönüllerinizi birleştirmişti ve O’nun nimeti sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size ayetlerini böyle açıklar ki doğru yolu bulasınız. (Âli Imran, 3/103)

Bu açıklamalardan sonra şimdi de secde ayetimizi anlamaya çalışalım:

Görmez misin? Kalp gözünü aç da bak, ibretle incele ve sen de ibret al. İbret al da, secde kervanına sen de katıl. Katıl ve kurtul.

Varlıkların secde ettiğini Yüce Allah haber vermiştir, insan da bunu bilip görmüştür. Öte yandan varlıkların yaratılış gayelerine uygun olarak hareket ettiklerini insan fark etmeli, onların Yüce Yaratıcıya secde ettiklerini araştırıp görmelidir.

Göklerde ve yerde olanlar; güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar… Gökte ve yerde olanlar yalnızca Allah’a secde ederler, O’na boyun eğerler, her konuda O’na teslim olurlar. Secde ederler ifadesi geniş zaman kalıbı ile geliyor, bu onların secdede devam ettiklerini gösteriyor. Her zaman ve her şartta, yaratılış gayelerine uygun hareket ederek secde ediyorlar, yaratılış gayelerine uygun bu hareketlerini yaparken de fiziken secde ediyorlar. Gök cisimlerinin yörüngeler etrafında dönmeleri; yerin sürekli hareket halinde olması; güneş, ay ve yıldızların doğup batmaları; dağların kayıp gitmeleri; ağaçların yeşerip büyümeleri, dal, yaprak ve meyveye durmaları; hayvanların yaratılış gayeleri doğrultusunda sürekli koşturmaları… Bunların hepsi onların Yüce Yaratıcı ile bağlantılı olduklarını, O’nun buyruklarına boyun eğdiklerini ve secdelerini yalnızca O’na yaptıklarını gösterir. Nitekim ayetteki yescüdü lehü kalıbı yalnızca ve O’na özgü olarak secde eder demektir.

Aslında göklerde ve yerde olanlar ifadesi, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanların hepsini içine alır, ama onlar ayrıca zikredilerek insanın secde cemaatinde yerini alması teşvik ve tahrik edilmiş oluyor. Hiçbir parça dışarıda kalmadan secde ediyorsa, ey insan sen ne duruyorsun, demektir. Onlar iradesiz ve şuursuzca secde ederken, sen neden akıllı, iradeli olarak ve şuurlu bir biçimde secde etmezsin?! Bütün varlıkların Yüce Allah’a secde etmeleri, onların O’na muhtaç olmaları ve O’nun karşısında aciz kalışlarının göstergesidir.

Ayetteki sıralamada oldukça manidardır. Güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar… En fazla ihtiyaç duyulmaya ve birbirlerine ihtiyaç duymalarına göre bir sıralamadır bu. Şöyle ki güneş olmazsa ay olmaz, çünkü ay ışığını güneşten alır. Güneş, ay ve yıldızlar olmazsa bitkiler olmaz. Nebâtât olmazsa, hayvanlar olmaz… Bunların hepsi olmazsa insan, varlığını sürdüremez.

Ve insanların birçoğu Allah’a secde ediyor… Elbette insan, göktekilerden de değerlidir, yerdekilerden de. Hayvanlar, bitkiler bile Allah’a secde ederken, insanın secdeden uzak kalması ona yakışmaz. Üstündeki güneş, ay ve yıldızlar bile secdeye kapanırken insanın secde etmemesi onun değerini sıfırlar. Nasıl ki şeytan, Allah’ın emrine rağmen secdeden kaçtı, makamından oldu, rahmetten kovulanlardan oldu. Zira secdeli olmak, şeytan ve avenesi dışında, var olan her şeyin en temel özelliğidir. Buna göre insan, ya secdelilerin safında yer alıp rahmete erecektir yahut secdeden içtinap eden şeytanın safında yer alıp rahmetten tard edilecek ve azaba müstahak olacaktır. Aklını kullanan insan, gök ve yerdekilerin oluşturduğu secde cemaatinin bir ferdi hatta o cemaatin imamı olur. Secde etmenin anlamını ve kendisine dünya ve ahirette kazandıracağını düşünerek secdede, Allah’a teslimiyette öncülerden olmaya gayret eder.

Aslında insan da yerdekiler ifadesinin içindedir. Ancak Rabbimiz, onun secdesinin diğer varlıkların secdesinden daha farklı ve özel olmasına vurgu için onu ayrı zikretmiştir. Yoksa inanan-inanmayan bütün insanlar, diğer varlıklar gibi Yüce Allah’a muhtaçtırlar, hayatın gereksinimleri ve ölüm konusunda O’nun koyduğu hükümlere mecburen boyun eğerler. Ama insan için asıl önemli olan bu icbarî secdesini, ihtiyarî secdesiyle desteklemesi ve tamamlamasıdır. Çünkü o taştan, ağaçtan, hayvandan, cisimlerden farklıdır. O bu farkını, seçkinliğini iradeli secdeleriyle ispat etmelidir.

Birçoğunun üzerine de azap hak olmuştur… İnsanların birçoğu da secde etmezler demedi de secdeden kaçmanın sonucuna vurgu yapıldı. Çünkü secdeli olmak rahmete erme sebebi, secdesizlik ise azap sebebidir. İnsan secdeli olmakla, azaptan kurtulmanın yanında rahmete de ermiş olacaktır. İnsanlar içerisinde secde edenler de var, secdeden kaçanlar da. Demek ki insan iradesiyle serbest bırakılmıştır. Artık dileyen secdelilerin safında yer alır ve rahmete nail olur; dileyen de secdesizlerden olur, azabın içerisinde kendini bulur.

Allah kimi hor ve hakir kılarsa, artık onu değerli kılacak bir kimse yoktur… Gerçek değer ölçüsü Allah’ın değer ölçüsüdür. O’nun aziz ettiğini zelil edecek yoktur, O’nun yardım edip desteklediğini yenecek yoktur, O’nun hidayet ettiğini saptıracak yoktur.

Allah kimi de saptırırsa artık ona yol gösteren bulunmaz. (Araf, 7/186, Zümer, 39/23, Gafir, 40/33)

Allah kimi saptırırsa, artık onun bundan sonra bir dostu olmaz. (Şûra, 42/44)

Allah sana bir sıkıntı verirse, onu O’ndan başkası gideremez. Sana bir iyilik dilerse O’nun nimetini engelleyecek yoktur. O’nu kullarından dilediğine verir. O, bağışlayandır, merhametlidir. (Yunus, 10/107)

Allah’ın insanlara verdiği rahmeti önleyebilecek yoktur. O’nun önlediğini de ardından salıverecek yoktur. O; Azizdir, Hâkim’dir. (Fâtır, 35/2)

Göklerde ve yerde Allah’ı aciz bırakabilecek yoktur. Şüphesiz O bilendir, Kadir olandır. (Fâtır, 35/44)

Şüphesiz Allah dilediğini yapar… O, en uygununu yapar. Yaptığından dolayı sorgulanamaz. Ancak O’nun her yaptığında sayısız hikmet vardır. Gökteki ve yerdeki varlıkları çeşit çeşit ve yerli yerince yaratır. Onları insanın emrine sunar. Onları secdeli kılar, insandan da secdeli olmasını ister. Secdeli olanları dünya ve ahirette aziz eder, secdeden kaçanları da rahmetinden uzak eder. O’nun secdeyi safları ayıran bir ayraç kılması da hikmetinin gereğidir. Dolayısıyla kullara düşen, niçin böyle yaptın, niçin bu emirleri verdin, niçin bunları helal kıldın, şunları haram kıldın gibi sorularla O’nu sorgulamak değil O’nun hikmetlerini kavramaya çalışmak ve tüm her şeyi ile O’na teslim olup secdeye baş koymaktır.

O halde karar vermeliyiz, secde kervanına katılıp rahmete ermek mi secdesiz olup azaba müstahak olmak mı istiyoruz? Hedefimiz rahmete ermekse, bedenimizin ilahî yasalara zorunlu olarak teslim olup secde ettiği gibi, ruhumuz, gönlümüz de bilinçli olarak bu secde cemaatine iştirak etmelidir. Etmeli ki insan olarak diğer varlıklardan farklı olduğumuz, mükerrem olduğumuz ortaya çıksın.

Sesli Dinlemek İçin Tıklayınız.

Temmuz - 2011

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile