Ribat

Hayat nizamı İslam dininin sahibi Cenab-ı Hak’tır. Hakk’ın dininde her hak sahibine hakkı verilir, Hakk’ın dininde asla haksızlık olmaz. Yeter ki din, bütün olarak doğru bir şekilde anlaşılsın ve yaşansın. İslam, Yüce Yaratıcı’nın hakları başta olmak üzere, insanların birbirlerine karşı hak ve sorumlulukları yanında, insanların diğer varlıklara karşı sorumluluk ve haklarını da en güzel şekilde, yerli yerince belirlemiştir.

Bugün İslam’ın bir bütün olarak yaşanmaması neticesinde haklar çiğnenmekte, haklar gasp edilmekte ve haksızlıklar kol gezmektedir. Gasp edilen hakların sahiplerine verilmesi için de hak mücadelesi sürdürülmektedir. Ancak hak talebinde adalet ölçülerine çoğu zaman riayet edilmemektedir. Şöyle ki insanlar ezilen kadınların haklarını sahiplerine verebilmek için, bu sefer erkeklerin haklarına tecavüz edebilmektedir. Haksızlığa uğrayan hayvan haklarını talep edenler, bu uğurda insanların haklarını çiğneyebilmektedir. Çevre hakkı diye yola çıkanlar, bitkilerin haklarını kurtarmak için, nice insanın hakkını görmezden gelebilmektedir. Darağacındaki ağaçların kesildiğini görerek ağaçlara mersiye düzenler, darağacında mazlum olarak asılan kimseleri görmezden gelebilmektedirler.

Aynı şekilde ana-baba hakkını sürekli öne çıkaranlar, çocukların haklarına hiç dikkat etmemektedirler. Herkes kendi açısından haklı olabilir, ancak haklı olmak, yeni haksızlıklara kapı aralamamalıdır. Unutmayalım ki Allah’ın dininde her hak sahibine hakkı verilir, hak verilirken, hak mücadelesi yapılırken de asla haksızlığa müsaade edilmez. Kendi hakkını bilen, onu sahiplenen, onu elde etmek için çırpınanlar; karşısındaki varlıkların da haklarının olduğunu görmezden gelmemelidirler.

Bu giriş cümlelerinden sonra ailenin bir ferdi olan çocuk hakları üzerinde durabiliriz.

Her şeyden önce çocuk insandır. İnsan ise kâinatın en şerefli varlığıdır. Kâinatta her şey onun hizmetindedir. Göğü ve yeri ile kâinat ve içindeki tüm her şey, hatta melekler bile onun emrine amadedir. Din de insan için, insanın dünya ve ahirette mutluluğu için gelmiştir.

Çocuk, insan olarak bütün haklara sahiptir, bir de fazlası vardır. Şöyle ki yükümlülük çağına kadar çocuk, yükümlülüğü olmayan, buna karşılık hakkı daha fazla olandır. Zira hukuken ve dinen çocukların yaptığı pek çok kötü şeylerden büyükler sorumludur. Yanısıra Kur’an, güçsüz ve korumasız durumda olan yetim ve kimsesizlerin hakkından özellikle bahseder. Çünkü çoğu insan, korumasız konumda olan bu çocukların haklarını çiğnerler ve onlara haksızlık ederler. Çünkü onların haklarını görüp gözetmesi gereken büyükler, onları gasp etmektedirler. Bu konudaki uyarılardan bir kaçı şöyledir:

“İsrailoğullarından, “Allah'tan başkasına kulluk etmeyin, anne babaya, yakınlara, yetimlere, düşkünlere iyilik edin, insanlarla güzel güzel konuşun, namazı kılın, zekâtı verin” diye söz almıştık. Sonra siz pek azınız müstesna, döndünüz. Sizler zaten döneksiniz.” (Bakara, 2/83)

“İyi olan, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, Kitap'a, peygamberlere inanan, O'nun sevgisiyle, yakınlarına, yetimlere, düşkünlere, yolculara, yoksullara ve köleler uğrunda mal veren, namaz kılan, zekât veren ve ahitleştiklerinde ahitlerine vefa gösterenler, zorda, darda ve savaş alanında sabredenlerdir. İşte onlar doğru olanlardır ve sakınanlar ancak onlardır.” (Bakara, 2/177)

“Sana yetimleri sorarlar, de ki: “Onların işlerini düzeltmek hayırlıdır.” Eğer onlarla bir arada yaşarsanız, artık onlar sizin kardeşlerinizdir.” (Bakara, 2/220)

“Yetimlere mallarını verin. Temizi mundara değişmeyin, onların mallarıyla kendi mallarınızı karıştırarak yemeyin, çünkü bu büyük bir suçtur.” (Nisa, 4/2)

“Yetimlerin mallarını haksız yere yiyenler, karınlarına ancak ateş tıkınmış olurlar, zaten onlar çılgın aleve atılacaklardır.” (Nisa, 4/10)

Durum bu iken büyükler ana baba haklarından, anne babasına karşı yükümlülüklerini yerine getirmeyen çocuklardan çokça bahsederler, ama çocukların haklarından, büyüklerin onlara karşı yükümlülüklerinde pek bahsetmezler. Oysa haklar karşılıklıdır. Anne baba, çocuklarına karşı görevlerini layığı ile yerine getirerek haklarını hak etmelidirler. Bu konuda anne baba, çocuktan öncedir. Çocuğun dünyaya gelmesine onlar sebep olmuşlardır. Dolayısıyla önce anne baba, çocuklarına karşı sorumluluklarını yerine getirmelidirler. Onlara karşı sorumluluklarını yerine getirmeyen ebeveynin, beklediklerini göremediklerinde onlardan sızlanmaya hakları yoktur.

Bu konuda Hz. Ömer döneminde yaşanmış şu olay ibretliktir:

Bir adam, kendisine kötü davrandığı ve hatta dövdüğü için oğlunu Ömer’e şikâyet eder. Koca Ömer, karar vermeden önce şikâyet edilen oğlu dinler. Zanlı çocuk şunları söyler:

- Ey Ömer, anne babanın evladı üzerinde hakkı var da, evladın ana baba üzerinde hakkı yok mu?

- Elbette var.

- Peki, sor bakalım bu adama, evladına karşı yükümlülüklerini yerine getirmiş mi? Ona güzel bir isim vermiş mi, helal rızıkla onu beslemiş mi, onu Allah ve peygamber sevgisi ile yetiştirip Kur’an ve Sünnet bilgisi ile donatmış mı, onu sünnet ettirip vakti gelince onu evlendirmiş mi, ona helalinden miras bırakacak bir birikim yapmış mı?

Adam bunlara olumlu cevap veremeyince, Hz. Ömer, adamı azarlar ve çocuğuna karşı önce baba olmasını, görevlerini yerine getirmesini, sonra da baba hakkından bahsetmesini ister.

Bu olay, hakların karşılıklı olduğunu net bir şekilde ortaya koymaktadır.

Günümüzde çeşitli vesilelerle haklar çokça konuşulmaktadır. Öyle ki en fazla istismar edilen, en çok çiğnenen haklar daha çok gündeme getirilmektedir. Önemli olan ise bu gündeme getirilen hakların uygulamaya geçirilmesidir. Bunun için de dinin yaptırım gücünden yararlanılmalıdır. Allah ve ahiret inancı temeline dayanan din, hiç kimsenin olmadığı, hiçbir yaptırımın olmadığı zamanlarda bile insanı istikamet çizgisinde tutar. Çünkü din, insanların vicdanlarına seslenir, onların duygularını harekete geçirir.

Sonuç olarak diyoruz ki çocuk, insanda fıtrî bir tutkudur, çocuk insanın devamıdır, çocuk gelecektir ve çocuk bir sınav aracıdır. Çocuk masum ve masundur. Dinimiz, ana karnından itibaren çocuğun yaşama hakkını ve insan olarak haklarını hep korumuş, bunun için alınması gereken bütün tedbirleri almıştır. Önemli olan bunların bir bütün olarak uygulamaya konmasıdır.

Çocuk hakları, dinimizin en fazla üzerinde durduğu bir husustur. Çünkü Cenab-ı Hakkın dininde, bütün haklar hakkıyla korunmuş ve hak sahiplerine ulaştırılması için bütün önlemler alınmıştır.

Bu noktada kendi kızları, kendi torunları yanında, ümmetin bütün çocuklarına sevgi, ilgi, değer verme, onura etme, en güzel şekilde geleceğe hazırlama konularında en güzel örnekliği bizlere sunan Peygamberimizi iyi tanımalı, onun bu eşsiz örnekliğinden yararlanmalıyız.

Güçsüz ve sahipsiz pek çok insan gibi, çocukların cinsel, ekonomik, siyasal ve sosyal alalarda istismar edildiği günümüzde hayatında hiçbir çocuğu asla dövmeyen, onları hep seven Peygamberimizin örnekliğine ne kadar muhtacız!

Temmuz  - 2013

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile