Ribat

Ailenin iki temel direği kadın-erkek, her şeyden önce insandır. İnsan, hatası sevabıyla, eksik fazlasıyla beşerdir. Yuva kurulurken kadın ve erkek, evet kabul ettim, aldım vardım derken birbirlerini her bakımdan kabul ettiklerini itiraf etmektedirler.

 

Şöyle ki karı koca, bir bütünün parçalarıdır, pek çok konuda birbirlerini tamamlarlar. Dolayısıyla eşler, birbirlerinin parçası olduğunu, mükemmel olmadıklarını, bazı konularda eksikliklerinin olduğunu ve birbirlerini tamamlayacaklarını kabul etmiş oluyorlar.

Bu söylemleriyle onlar birbirlerinin insan olduğunu, zaman zaman hata yapabileceklerini de kabul etmiş oluyorlar.

Kadın ve erkeğin ailedeki yer ve konumunun farklı olduğunu kabul ediyorlar.

Aile yönetiminde, muhtemel sorunların çözümünde birbirlerinin katkı ve yetkilerini kabul ediyorlar.

Bir araya gelmekle, birbirlerini tamamlayacaklarını kabulleniyorlar. Dini yaşamada birbirlerine yardımcı olacaklarını kabul ediyorlar.

Karı koca, bir araya gelmeden birbirlerini kısmen tanımaktadırlar. Bu tanıma yuva kurulduktan sonra da devam eder. Zaman ilerledikçe, günler geçtikçe taraflar birbirlerini daha iyi tanıyacaklar, karşılaştıkları olaylar karşısında birbirlerini keşfedecekler, buna göre de yol haritası çizeceklerdir. Sözgelimi yeni evlenen bir çift, anne ve baba olma konusunda birbirlerini ilk defa tanıyacaktır. Zira ilk defa anne-baba olmaktadırlar. Dolayısıyla, evet kabul ettim cümlesiyle, bütün bu olabilecek şeyleri de baştan kabullenmiş olmaktadırlar.

Ailede, kesin hatlarıyla birbirinden ayrılmamış olsa da kadın ve erkeğin rolleri bellidir. Kadın eş ve anne, erkek ise eş ve babadır. Kur’an ailenin yönetimini prensip olarak erkeğe vermiştir. Erkekler, kadınlar üzerine yetkindirler… (Nisâ, 4/34) Bu yetkinin kocaya verilmesi, aslında kocaya ağır bir sorumluluğun yüklenmesidir. Yönetici olmak, tek başına üstünlük sebebi değildir. Yönetici sorumluluklarını gereği gibi yerine getirirse, bunun karşılığını alır. Sorumluluğunu yerine getirmeyen yöneticiler, Allah ve insanlar nezdinde, yönettiği kimselerden çok daha aşağılık durumlara düşebilirler.

Ailede anne ve eş olmak da ayrı bir önemi haizdir. Kültürümüzde yuvayı dişi kuş yapar sözü boşuna söylenmemiştir. Bu söz, yalnızca kadının aile bütçesinde iktisatlı olması anlamına değildir. Gerçekten de her konuda kadın, akıl ve dirayeti ile ailede etkin görevleri yerine getirebilir. Bunun içindir ki her başarılı erkeğin ardında, mutlaka bir kadın vardır denilmiş, tarihte üst düzey pek çok insanı, aile içerisinde ve aile dışında kadın yönetmiştir.

Ailede İstişarenin Önemi

Ailede erkeğin yetkin olması, aile yönetiminde kadının asla söz sahibi olmayacağı anlamına gelmez. Çünkü yönetim bir sanattır ve bu sanatın icrası, karı kocanın gerçekleştireceği ekip çalışması ile olacaktır. Devlet yönetiminde bile bir yönetici vardır, ama bu bütün kararları o yöneticinin tek başına alması ve uygulaması anlamına gelmez. Yönetici, istişare ile kararları alacak, yine ekibi ile işbirliği içerisinde alınan kararları uygulamaya koyacaktır. Aile yuvasının yönetimi de böyledir. Ailede herkes görüşlerini rahatlıkla beyan edebilmeli, hatta yeri geldiğinde çocukların bile görüşü alınmalıdır. Sözgelimi kız olsun erkek olsun çocukların evliliğinde, onların görüşüne başvurulup onaylarının alınması dinin emridir. İstişare konusunda Kur’an’ın emri açıktır:

Onların işleri aralarında danışma iledir. (Şurâ, 42/38) Onlara mağfiret dile, iş hakkında onlara danış, fakat karar verdin mi Allah'a güven, doğrusu Allah güvenenleri sever. (Âlu Imran, 3/159)

İstişare, görüş sahiplerinin tekliflerinin her zaman kabul edilmesi demek değildir. İstişarede taraflar, özgürce görüşlerini beyan ederler. Görüş sahipleri gerekçelerini açıklarlar. Karşıt görüşte olanları ikna etmeye çalışırlar. Ardından karar verilir. Karar verildikten sonra ise artık tereddüde mahal bırakmadan, alınan karar senin görüşün doğrultusunda oldu, benim görüşüm nazar-ı itibara alınmadı gibi bir zehaba kapılmadan hep birlikte uygulamaya geçilir. Zira istişare neticesinde karar alındığında, alınan karar teklifte bulunan kişinin görüşü olmaktan çıkar, tarafların ortak görüş ve kararı haline gelir. Dolayısıyla taraflar, o kararı sahiplenerek uygulamaya koyarlar. Karar uygulanırken, görülebilecek aksaklıklar da birlikte giderilmeye çalışılır. Yoksa uygulamada herhangi bir aksaklıkla karşılaşıldığında, ben söylemiştim, bu karar benim görüşüm değildi gibi gerekçeler isabetli değildir. Ancak istişarede kararlar verilirken, dinin ölçülerine uygun olmasına dikkat edilir. Yani bir istişare meclisinde, dinin temel ölçülerine aykırı olan bir teklif, sahibi kim olursa olsun reddedilmeye mahkûmdur. Zira dinin temel ilkeleriyle bağdaşmayan görüşlere saygı duyulmaz, onlar istişare konusu bile yapılmaz.

Peygamberimiz, yalnızca aile içi işlerinde değil, aile haricindeki işlerinde bile hanımlarıyla istişare etmiştir. Hudeybiye Barış Anlaşmasının imzalanmasının ardından ashabın, peygamber emri karşısında ağırdan almaları konusunda mübarek eşi Ümmü Seleme ile istişare etmiş, annemizin görüşü doğrultusunda hareket etmiş ve sorun tatlıya bağlanmıştır.

Hilafeti sırasında Hz. Ömer, cephede tutulan asker eşlerinin kocalarından ayrı kalacakları sürenin tespitinde kızı ve peygamberimizin eşi Hafsa annemizle istişare etmiş ve onun görüşü doğrultusunda karar vermiştir. Yine Hz. Ömer, mescide kadınlara verilecek mehri sınırlamak istediğinde orada bulunan bir kadının itirazını dinlemiş ve o itiraz doğrultusunda hareket etmiştir. Örnekleri çoğaltabiliriz.

Yüce Yaratıcıya kulluk yarışında kadın erkek birdir ve sorumludur. Önemli olan bu yarışta tarafların, karşılıklı olarak hak ve sorumluluklarını bilmesi, bu çerçevede hareket etmesi, daha önemlisi ise anlayış, sevgi ve saygıyla birbirlerini tamamlamaya gayret etmesidir. Yuva kurulurken herkesin önünde söylenen evet kabul ettim demenin gereği budur.

Haziran - 2013

Sesli Dinlemek İçin Tıklayınız.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile