Ribat

Kur’an, Arapçadır ve Arap dilinin kurallarına uygun olarak inmiştir. Biz onu, anlayasınız diye, Arapça bir Kuran olarak indirdik. (Yusuf, 12/2) Böylece Biz Kuran'ı Arapça bir hüküm ve hikmet olarak indirdik. (Ra’d, 13/37) O, eğriliği olmayan, Arapça bir Kuran'dır. Belki sakınırlar. (Zümer, 39/28)

 

Arapça kurallara göre kelimeler müzekker ve müennes/eril ve dişi olarak iki grupta toplanırlar. Kelimelerin müzekker yahut müennes oluşu, her zaman cinsiyet bildirmez. Sözgelimi Yüce Allah için ve melekler için eril zamirler kullanılmıştır. Bu onlar için cinsiyet ifade etmez.

 Arapçada kapı ve ay manasına gelen bâb ve kamer kelimeleri müzekker, pencere ve güneş demek olan nâfize ve şems kelimeleri müennestir. Dolayısıyla Arap dilinde kelimelerin eril yahut dişi olmaları tek başına bir üstünlük veya aşağılık sebebi değildir. Nitekim verdiğimiz örneklerde kapı ile pencere arasında bir üstünlük söz konusu değildir. Güneşin aydan daha büyük olduğu herkesçe bilinen bir gerçektir, buna rağmen güneş için dişi bir kelime seçilmiş, ay için de eril bir kelime kullanılmıştır.

Yine Arapça kurallara göre müzekker ve müennes kelimeler bir cümlede kullanılacaksa önce müzekker kelimeler, sonra müennes kelimeler zikredilir. Bu, dildeki kuralın gereğidir.

Ancak zaman zaman önemine vurgu yapmak için bazen bu sıralama bozulur. Dikkat çekmek için bazen müennes önce gelir, bazen müzekker önce gelir. Okuyucunun hikmetli Kur’an’ın hikmetlerini görebilmesi için onu çok dikkatli okuması gerekir. Şöyle ki:

Pek çok ayette yukardaki kaide gereği önce müzekker kelimeler sonra müennes kelimeler zikredilir. Şu örneklerde olduğu gibi:

Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridir; iyiyi emreder kötülükten alıkorlar; namaz kılarlar, zekât verirler, Allah'a ve peygamberine itaat ederler. İşte Allah bunlara rahmet edecektir. Allah şüphesiz güçlüdür, hâkimdir.

Allah mümin erkeklere ve mümin kadınlara, temelli kalacakları, içlerinden ırmaklar akan cennetler, Adn cennetlerinde hoş meskenler vaat etmiştir. Allah'ın hoşnut olması en büyük şeydir. İşte büyük kurtuluş budur. (Tevbe, 9/71-72)

Allah, inanan erkek ve kadınları, içinde temelli kalacakları, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyar, onların kötülüklerini örter. Allah katında büyük kurtuluş işte budur. (Fetih, 48/5)

Doğrusu erkek ve kadın Müslümanlar, erkek ve kadın müminler, boyun eğen erkekler ve kadınlar; doğru sözlü erkekler ve kadınlar, sabırlı erkekler ve kadınlar, gönülden bağlanan erkekler ve kadınlar, sadaka veren erkekler ve kadınlar, oruç tutan erkekler ve kadınlar, iffetlerini koruyan erkekler ve kadınlar, Allah'ı çok anan erkekler ve kadınlar, işte Allah bunların hepsine mağfiret ve büyük ecir hazırlamıştır. (Ahzab, 33/35)

Görüldüğü üzere bu örneklerde, kaideye uygun olarak müzekker kelimeler, müennes kelimelerden önce anılmıştır.

Bazen bu sıralama çeşitli hikmete binaen yine kaideye uygun olarak gelir. Sözgelimi, Nûr Suresi’nde önce müminlere seslenilerek onlardan gözlerini harama bakmaktan sakınmaları istenir. Ardından da kadınlardan aynı şey istenir. Burada erkeklerin önce zikredilmesi, karşıt cinse bakma konusunda erkeklerin daha zayıf olmaları, bakarak tatmin konusunda erkeklerin kadınlardan daha etkin olmaları, göz zinasına düşme tehlikesinin erkeklerde daha fazla olması sebebiyledir. İlgili ayetler şöyledir:

Mümin erkeklere söyle: Gözlerini bakılması yasak olandan çevirsinler, iffetlerini, korusunlar.

Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini bakılması yasak olandan çevirsinler, iffetlerini korusunlar. (Nûr, 24/30-31)

Yine hırsızlara verilecek ceza anlatılırken önce hırsızlık yapan erkek, ardından hırsızlık yapan kadın zikredilir. Çünkü ceza gerektirecek hırsızlık daha çok erkeklerin yaptığı bir iştir. Kadınlar genellikle evin içerisinde, hakları oldukları şeylerden ufak tefek şeyler çalarlar. Ev dışında kadınları hırsızlığa hazırlayan, onları bu işe sevk eden ve onları organize eden genellikle erkeklerdir. Bu yüzden hırsızlık yapan erkekler önce anılmıştır.

Erkek hırsız ve kadın hırsızın, yaptıklarından ötürü Allah tarafından ibret verici bir ceza olarak, ellerini kesin. Allah güçlüdür, Hakim'dir. (Mâide, 5/38)

Zina cezasını beyan eden ayette ise kadın zânîler, erkeklerden önce anılmıştır. Çünkü zina konusunda kadın erkekten daha aktiftir. Zira kadın cazibe merkezidir, kadın istemezse erkek tek başına zinaya tevessül edemez.

Zina eden kadın ve erkeğin her birine yüzer değnek vurun. Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah'ın dini konuşunda o ikisine acımayın. Onların ceza görmesine, inananlardan bir topluluk da şahit olsun. (Nûr, 24/ 2)

Aynı surede hemen sonra gelen ayette ise, zinakârlar arasında nikâh söz konusu edildiğinde erkek, kadından önce zikredilmiştir. Zira nikâh konusunda erkek yetkilidir.

Zina eden erkek, ancak zina eden veya putperest bir kadınla evlenebilir. Zina eden kadınla da, ancak zina eden veya putperest olan bir erkek evlenebilir. Bu, müminlere yasak edilmiştir. (Nûr, 24/ 3)

Elbette bu öncelik ve sonralık kadın olsun erkek olsun tarafları sorumluluktan kurtarmaz. İnsan olarak herkes yapıp ettiklerinden sorumludur. Hiç kimse de bir diğerinin günah yükünü çekecek değildir. Günahlar, kadın için de günahtır erkek için de. Sözgelimi zinaya bulaşmak erkek için de fuhuştur, haramdır, kadın için de. Toplumun erkek yaparsa erkek adam yapabilir, benzer günahı kadın yaparsa, fuhuştur anlayışı dinî temeli olmayan çarpık ve sakat bir yaklaşımdır.

Ne var ki Kur’an ayetlerinden anlaşıldığı üzere önce erkek, ardından kadın yaratılmıştır. Bu, tek başına erkeğin kadından üstün olduğu anlamına gelmez. Aileyi oluşturan karı kocanın karşılıklı olarak birbirlerine karşı sorumlulukları vardır. İslam, ne tek başına erkeğe sorumluluk yükler, ne de kadına sorumluluk yükler.

Görüldüğü üzere her söylediğinde ve her eylediğinde sayısız hikmet olan Yüce Allah’ın Hakîm Kitabının her ayetinde, ayetlerinin dizininde, kelimelerinde ve hatta harflerinde sayısız hikmetler vardır. Hiçbir şey rastgele ve sıradan değildir. Bu hikmetler saymakla bitmez. Onlardan bizim anlayabildiklerimiz vardır, ilk bakışta görüp anlayamadıklarımız vardır. Ama O’na ait olan ne bir söylem, ne de bir eylem asla hikmetsiz değildir. Önemli olan onları dikkatle okuyabilmek ve bu hikmetleri ortaya koyabilmektir.

Bunun için O’nun ayetleri üzerinde ince ince, uzun soluklu, derinlemesine düşünmek zorundayız. Düşünmenin teakkul, teemmül, tedebbür, tefekkür versiyonlarını yerine getirmeliyiz. Bir de çok dua etmeliyiz Rabbimize: Allahım bizi dinde anlayış sahibi kıl ve bize hikmeti öğret diye. Şunu da iyi bilmeliyiz ki Yüce Allah, hayır dilediği kimselere hikmetini bahşeder. O’nun hayır diledikleri ise, O’nun ölçülerine göre yaşayıp hikmete layık olan hayır adamlarıdır.

O, hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse şüphesiz ona çokça hayır verilmiştir. Bundan ancak akıl sahipleri ibret alır. (Bakara, 2/269)

Demek ki hikmete erebilmek için onu hak etmek gerekir. Bu ise hikmeti dilemek, hikmet yolcusu olmak, o yolda kararlılıkla çaba ve gayret sarf etmekle mümkün olacaktır.

Sesli Dinlemek İçin Tıklayınız.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile