Ribat

Önceki yazılarımızda insanlık aile ile başlamış, aile ile devam etmekte ve cennette de aile devam edecektir, demiştik. Aile yuvası kurulurken başa kadar sürme, aynı yastıkta kocama, ahirette de beraber olma, hayat arkadaşı-ahiret yoldaşı olma adına dünya evine girilir. Elbette kendini bilen insanlar kısa zaman sonra boşanmak için evlilik yapmazlar. Bunun için geçici nikâh demek olan muta nikâhı dinimizde yasak kılınmıştır. Ne var ki bazen işler planlandığı gibi gitmeyebilir. İnsanın olduğu yerde problemler vardır. Güle oynaya başlayan beraberlikler, beklenmedik zamanlarda sonlanabilir.

 

Bu sonlandırma ölümle olabilir, anlaşmazlık sonucu boşanma ile olabilir. Her iki durumda da taraflar için çok önemli sorumluluklar söz konusudur. Şimdi bunları açıklamaya çalışalım:

1. Ölümle olan ayrılık: Mutluluğa birlikte adım atan çiftlerin, aynı anda ölmeleri nadir ihtimaller içerisindedir. Genellikle kaderin tecellisi olarak ikili birlinin acısını görür. Arzu edilmese de her insan kendisi için takdir edilmiş ömrü yaşar ve vade dolduğunda çeker gider. Geride gerçekleştirilememiş nice planlar, tüketilememiş mallar, evlat iyâller bırakır gider. Aile yuvası, ölüm sebebiyle sonlandığında, geride kalanlar ahirete gönderdiklerini dua ve hayırla yâd etmeli, ölümü metanetle karşılamalı, ölenin hatıratına halel getirecek ve onun yakınlarını üzecek davranışlarından kaçınılmalıdır. Hukukî olarak da ölenin geride bıraktığı borçları ödenmeli, vasiyetleri yerine getirilmeli, malları da usulüne uygun şekilde varislerine pay edilmelidir.

2. Boşanma ile olan ayrılık: İslam, boşanmayı istemez, ona sıcak bakmaz. Zira Allah’ın en sevmediği helal, boşamadır. (Ebû Dâvûd, “Talâk”, 3; İbn Mâce, “Talâk”, 1) Yeryüzünde bir boşanma gerçekleştiğinde Mele-i Alâ titrer. Ama problemlerle boğuşmak hayatın cilvesidir. İnsan bu mücadelede bazen pes edebilir ve istenmeyen sonuçlarla karşı karşıya kalabilir. Artık yuvanın devamının sürdürülmesi imkânsız hale geldiğinde, taraflar için hayat çekilmez olduğunda boşanma bir çıkış yoludur. Çünkü tarafların istemediği ve onları mutlu etmeyeceği anlaşılan bir beraberliğin zorla sürdürülmesi taraflara zarar vermeye başladığı durumlarda boşanma bir çıkış yoludur. Bazı durumlarda boşanma bir rahatlatma sebebi olabilir. Tıpkı onulmaz hastalıkların cerrahî müdahalelerle hatta bazen bazı organ parçalarının alınmasıyla sonuçlandığı gibi. İşte bu gibi istenmeyen durumlarda İslam, tarafların önüne talâk seçeneğini sunar. Ancak bu seçenek, tarafların ölçüsüzce ve şuursuzca her zaman başvuracakları bir seçenek değildir ve asla tarafların keyfine bırakılmamıştır.

Yüce Dinimiz, boşama yetkisini erkeğe vererek ona çok ağır bir sorumluluk yüklemiştir. Zira erkek kadına göre daha soğukkanlıdır. Karşılaştığı olaylara daha soğukkanlı bir şekilde yaklaşabilir. Kadın anneliğe göre dizayn edildiğinden, erkeğe göre daha duygusaldır ve çok çabuk karar verebilir. Bu asla, erkeğin kadından üstünlüğü yahut kadının erkekten aşağılığı anlamına gelmez. Çünkü tarih boyunca nice kadın, takva yarışında pek çok erkeğin önüne geçmiş, Allah katında büyük payeler kazanmıştır.

Boşama yetkisi, temelde erkeğe verilmiştir, ancak bu boşamanın erkeğin iki dudağı arasında olduğu anlamına gelmez. Erkek bu yetkiyi kötüye kullanarak canı çektiğinde, üften püften meseleleri bahane ederek bu yetkisini kullanmaya kalkamaz. Bugün bazı erkekler, bu yetkiyi kötüye kullanıyorlarsa, bu İslam’ın değil, o bilinçsiz ve sorumsuz erkeklerin sorunudur. Bugün, kadın boşamayı sıradan bir iş olarak gören, şart olsun, üçten dokuza şart olsun gibi İslam’dan kaynaklanmayan, belki geleneğin ürettiği cümleleri dillerine pelesenk etmiş erkekler vardır. Karısından uzakta, sözgelimi işyerinde alışveriş yaparken bu cümleleri kullanan, nikâhı üzerine yemin etmeyi marifet sayan erkekler vardır. Bu gibi durumlarda fıkhî sonuçlar ayrı bir konudur, ancak bunlar tasvip edilebilir şeyler değildir.

Nikâh kıyılırken yahut kıyıldıktan sonra kadın da isterse, boşama yetkisini alabilir. Buna tefvîz-ı talâk denir. Ancak bu hanımlara tavsiye edilmez. Çünkü kadın, fıtratının gereği basit meseleleri gerekçe göstererek bu yetkisini kullanmaya kalkıp, yuvayı yoktan sebeplerle sonlandırabilir. Oysa aile yuvasının yıkılması, yalnızca karı kocayı ilgilendiren bir olay değildir. Çocuklar başta olmak üzere, akraba olan pek çok insanı ilgilendiren, onları üzen ve onların birbirlerine düşman olmalarına sebep olan bir durumdur. Boşamaya sebep olanlar tüm bu veballeri düşünmek zorundadırlar.

Üçüncü olarak boşama yetkisi hâkime verilmiştir. Kocanın hanımına zulmetmesi, ailesini ihmal etmesi, kocanın kaybolması, uzun süre kendisinden haber alınamaması, uzun süreli hapis cezasına çarptırılması, onların bakımını üstlenmemesi, bütün bunlara rağmen karısını boşamaya da yanaşmaması gibi sebeplerle yetkili hâkim devreye girerek kadını boşayabilir. Görüldüğü gibi boşama sadece kocanın yetkisinde olan bir husus değildir. Bu konuda yetkili başka kimseler de olabilir.

İslam boşama konusunu da bu yetkiyi elinde bulunduranların inisiyatifine bırakmamıştır. Bu konuda çok ciddî önlemler almıştır. Kur’an’da boşama ile ilgili pek çok ayet olduğu gibi, müstakil bir Talâk suresi vardır. Konu ile ilgili ayetler ve peygamberimizin uygulamalarından çıkan sonuca göre, boşamanın kuralları vardır. Erkeğin bir çırpıda karısını boşaması, fıkhî sonuç olarak boşamanın gerçekleşmesine sebep olsa bile bu, dinin tasvip etmediği bir şeydir. Bunun için kuralsız ve sorumsuz boşamalara talak-ı bidî yani bidat boşama denmiştir. Kuralına uygun boşama ise talak-ı sünnî yani sünnete uygun boşama olarak isimlendirilmiştir. Buna göre kuralına uygun boşama şu şekilde olmalıdır: Kadın temizlik süresi içerisinde önce bir talakla boşanır. Daha sonra karı koca beraber olmadan ikinci temizlik süresince yine bir talakla boşanır, yine birlikte olmadan üçüncü temizlik süresinde bir talakla boşanırsa boşama gerçekleşmiş olur. Bu usulün dışındaki boşamalar, İslam’ın tasvip etmediği bidî boşamalardır. Karı koca şiddetli geçimsizlik vukuunda isterlerse karşılıklı rıza ile anlaşmalı olarak boşanabilirler (muhâlaa).

Her şeyden önce boşama için meşru bir gerekçe olmalıdır. Tarafların aralarında yaşadıkları her problem, tartışma boşama sebebi olamaz. Zira hayat problemlerle baş etme mücadelesidir. Peygamber aileleri içerisinde bile bir kısım problemler olmuştur. Önemli olan bu problemlerin usulüne uygun bir şekilde çözme gayret ve çabası içerisinde olmaktır. İşte tam bu noktada Nisâ suresinin şu ayetleri devreye girer:

Allah'ın kimini kimine üstün kılmasından ötürü ve erkeklerin, mallarından sarf etmelerinden dolayı erkekler kadınlar üzerine yetkindirler. İyi kadınlar, gönülden boyun eğenler ve Allah'ın korunmasını emrettiğini, kocasının bulunmadığı zaman da koruyanlardır. Serkeşlik etmelerinden endişelendiğiniz kadınlara öğüt verin, yataklarında onları yalnız bırakın, nihayet dövün. Size itaat ediyorlarsa aleyhlerine yol aramayın. Doğrusu Allah Yüce’dir, büyüktür.

Karı kocanın arasının açılmasından endişelenirseniz, erkeğin ailesinden bir hakem ve kadının ailesinden bir hakem gönderin; bunlar düzeltmek isterlerse, Allah onların aralarını buldurur. Doğrusu Allah her şeyi bilen ve haberdar olandır. (Nisâ, 4/34-35)

Eğer kadın, kocasının serkeşliğinden veya aldırışsızlığından endişe ederse, aralarında anlaşmaya çalışmalarında kendilerine bir engel yoktur. Anlaşmak daha hayırlıdır. Nefisler kıskançlığa meyyaldir. Eğer iyi davranır ve haksızlıktan yakınırsanız bilin ki, Allah işlediklerinizden şüphesiz haberdardır. (Nisâ, 4/128)

Ayetlerde öncelikle şu hususlar dikkatimizi çekmektedir:

1. Aile reisliği erkeğe verilmiştir. Bu erkek için büyük bir sorumluluktur. Koca bu görevini layığı ile yerine getirmeye gayret etmeli, hanımı da ona bu konuda yardımcı olmalıdır. Zira yönetimde başarı da başarısızlık da karı kocanın ortaklaşa gerçekleştirecekleri bir husustur.

2. Ayet, ifadesiyle kadınları saliha olmaya yönlendirmektedir. Kur’an kadınlarının çoğu, Yüce Allah’ın bu övgüsünü mazhar olmaya çalışır. Kadının itaatkâr olması, meşru-hayır ve hak olan konulardadır; bu asla kocasına kul olması anlamına gelmez. Çünkü itaat hayır ve haktadır. Allah’a isyan konusunda hiç kimseye itaat edilmez.

3. Ailede serkeşlik hem kadından hem de erkekten kaynaklanabilir. Meşru taleplerinde kadının kocasına isyan etmesi, onunla aynı evde kalmak istememesi, eşini ihmal etmesi gibi geçimsizlik sebebi olan şeyler serkeşlik (nüşûz) olarak tanımlanmıştır.

4. Kadından kaynaklanan bir problem zuhur ettiğinde ilk aşamada öğüt-mev’iza devreye girer. Kur’an’ın nasihat kuralı, en uygun zamanda, en güzel şekilde ve ikna edici bir tarzda nasihat etmektir. Erkekten kaynaklanan bir geçimsizlik söz konusu olduğunda da bu yola başvurulur.

5. Öğüt aşamasından sonuç alınamazsa yatakta yalnız bırakma/küsüşme aşaması devreye girer. Bu aynı evi, hatta aynı odayı paylaşan eşlerin birbirlerine mesafeli davranmalarıdır.

6. Bu aşamadan da sonuç alınmazsa cezayi müeyyide ile terbiye etme aşamasına sıra gelir. Bu aşama asla kadına şiddete geçit vermez. Yuvanın kurtulmasına katkı sağlayacaksa sınırlı bir şekilde bu yola başvurulabilir. Bu ceza misvakla, yaralama ve iz bırakmadan yapılması gereken sembolik bir uygulamadır. İlerde çok daha ağır sonuçlar doğuracak şekilde yuvanın yıkılmaktan kurtulması söz konusu ise bu yol denenir. Ve bu aşama, bundan önceki aşamalarda yola gelmeyen çok az sayıda kadın için gündeme gelebilir.

7. Son aşamada ise hakeme götürme vardır. Bunda yuvanın kurtulması için iki taraftan ehil bilirkişilere mesele götürülür, onların kararları doğrultusunda hareket edilir.

8. Ayetlerde Yüce Allah’ın büyüklüğü, her şeyi bütün yönleriyle bilen ve her şeyden haberdar oluşu özellikle vurgulanarak taraflara davranışlarında dikkatli olmaları hatırlatılmaktadır. Kadın ve erkek bu aşamalarda Yüce Allah’ı hesaba katarak hareket etmelidirler.

9. Bu aşamalarda sıra son derece önemlidir ve hedef yuvanın kurtulması olmalıdır. Talak, bütün bu aşamalardan sonra başvurulabilecek bir çıkış yoludur. Yoksa bugün bazılarının yaptığı gibi ne dayak ve ne de talak geçimsizlik söz konusu olduğunda ilk başvurulacak bir yol değildir.

Boşama gerçekleştiğinde, şu hususlara özellikle riayet edilmelidir:

Boşanma öncesinde olduğu gibi boşanma sonrasında da taraflar birbirlerinin din kardeşidirler. Bunun için din kardeşliği hukukunu ihlal etmemelidirler. Bu ise birbirlerine husumet ve kin duymamakla, birbirlerini affetmekle gerçekleşecektir. Evliliğin ilk günlerinde ve sonrasında birlikte yaşadıkları güzel günlerin hatırına bunu yapmalıdırlar. Boşanmadan sonra da çocukların birbirlerine akrabalık ve din kardeşliği yükümlülüklerini yerine getirmeleri ve sonuçta İslam toplumlunun mutluluğu için bu kaçınılmazdır.

Taraflar boşama dolayısıyla asla birbirlerini mağdur etmemelidirler. Ne erkek, boşadığı eşinin mehrini ve iddeti müddetince nafakasını kesmeye kalkmalı; ne de kadın eski kocasına hak etmediği mağduriyetleri yaşatmaya çalışmalıdır.

Boşamadan sonra da taraflar birbirlerinin sıhrî akraba olduklarını unutmamalıdırlar. Karı kocalık sona erse bile sözgelimi onlar çocuklarının annesi ve babası, torunlarının dedesi ve ninesidirler.

Taraflar birbirlerinin sırlarını ifşa etmemeli, birbirlerinin hatalarını seslendirerek onların gıybetini yapmamalıdırlar.

Nisan 2013 - Sesli Dinlemek İçin Tıklayınız.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile