Ribat

İçinizde lütuf ve servet sahibi olanlar, yakınlarına, düşkünlere ve Allah yolunda hicret edenlere, vermemek için yemin etmesinler, affetsinler, geçsinler. Allah'ın sizi bağışlamasından hoşlanmaz mısınız? Allah bağışlayandır, merhametli olandır. (Nûr, 24/22)

 

Bu ayetler, hicretten sonra altıncı yılda gerçekleşen Mustalikoğulları Gazvesi’nden sonra indi. Sefer dönüşü münafıklar, Peygamberimizin sevgili eşi, Hz. Ebubekir’in kızı Aişe annemize iftira ettiler. Bu iftira furyasına Müslümanlardan bazıları da katıldılar. Onlardan biri de Hz. Ebubekir’in kendisine yardım ettiği Mistah isimli sahabî idi. Ebubekir, Mistah ve ailesinin geçimini üstlenmişti. İftiraya karıştığı için, Hz. Aişe’nin hizmetinde bulunan Mistah’ın annesi bile oğluna kızıyordu. İslam Tarihinde İfk Hadisesi diye bilinen bu iftira furyası, hem Hz. Peygamber’in, hem de davanın ikinci adamı olan Hz. Ebubekir’in aile hayatına saldırıydı.

Hz. Ebubekir, bu olaydan sonra Mistah’a yardım etmeyeceğine dair yemin etti. Bunun üzerine bu ayetler indi. Ayetin inişinden sonra Hz. Ebubekir, gözyaşları içerisinde, Yüce Allah’ınsizi bağışlamasından hoşlanmaz mısınız? sorusuna istemez olur muyuz Ya Rab, elbette isterizdiyerek karşılık verdi ve yeniden Mistah’a yardım etmeye devam etti. Hem de öncekinden daha fazla yardım etmeye devam etti. Bu ayetin inişinden sonra diğer Müslümanlar da iftira olayına karışan Müslümanlara yardım etmeye koyuldular. Zaten bu konuda Nebevî yönlendirme de vardı:

"Eğer bir kimse, bir şey için yemin eder ve sonra da daha iyi bir yol bulur ve ona girerse, onun daha iyi yola girmesi yeminini bozmasına keffarettir.”

İlk Müslümanlar, işte böyle zoru sınavlardan geçerek inşa oldular, böyle kemale erdiler ve sonunda sergiledikleri hayatla kıyamete kadar insanlığa örnek olacak saadet çağının kutlu insanları oldular.

Bu olaydan çıkaracağımız dersleri şöyle özetleyebiliriz:

Ayet, çoğul kalıpla geldi, Ebubekir şahsında tüm insanlığa seslenildi ve onun şahsında tüm insanlık eğitildi. Ayette herhangi bir isim zikredilmedi. Bu, mesajın tüm zamanlara ve tüm herkese şamil olması içindir. Çünkü Kur’an, isimlerden çok icraatlarla ilgilenir.

Olayda yanlış yapan Mistah idi, asıl onun bağışlanma isteği içerisinde olması gerekirdi. Zira O, Hz. Peygamberin temiz ehline dil uzatanların arasına karışmıştı. Ama ayet, Ebubekir gibi fazilet sahibi olanlara, bağışlanmak istemez misiniz diye seslendi.

Bu olayda Ebubekir’in herhangi bir günahı, kusuru gözükmüyor. Sadece kızına iftira olayına karıştığı için bir kimseye yaptığı yardımı keseceğini söylüyor. Bu da oldukça insanî bir tepki gibi duruyor. Ne var ki İslam toplumunun çekirdeğini oluşturan kimseler, her insanın yaptığını yapamazlardı. Onlar bilmeliydiler ki iyiliğe iyiliği herkes yapardı, önemli olan kötülüğe iyilik yapabilmekti. Ebubekir’den istenen de buydu. Elbette bu zordu, ama önemli ve gerekli olan da zoru başarmaktı. Zira iyilerin yaptığı iyilikler, en iyilerin katında sıradan şeyler hatta kötü şeyler/Hasenâtü’l-ebrâr seyyiâtü’l-ahyâr gibi dururdu. Çünkü onlar hep iyinin, her zaman en iyinin adamıydılar. Öyle olmalıydılar, onlara yakışan da buydu.

Hem iyileri, kötüler yönetmemeli, yönlendirmemeliydi. Onlar, kötülerin dolduruşuna gelemez, onların güdümüne giremezlerdi. Onlar, hep Hakk’ın adamları olarak iyiliklerin yönlendirdiği kişiler olmalıydılar. Başkalarının yaptıkları kötülükler, onları asla iyiliklerden vazgeçirmemeliydi. Zira onların hocaları, örnekleri asla kötüler olamazdı.

Çünkü Allah’ın Rasûlü, onlardan kişilikli müminler olmalarını istemişti. Kişilikli olmak için, her zaman ve her şartta iyilerin safında yer almak gerekti. Bunun için de güçlü bir iradeye sahip olmak, duygusallığa kapılmamak gerekliydi. Nitekim Peygamberimiz öyle buyurmuştu:

“Sakın immea olmayın. İmmea olursanız sonunda şöyle demeye başlarsınız: İnsanlar iyi olursa, biz de iyilik yaparız. Onlar, zulmederse, biz de zulmederiz. Ama siz şunu özünüze yerleştiriniz: İnsanlar iyilik yaparsa, siz de iyilik yapın. Onlar kötülük yaparlarsa, siz asla zulmetmeyin.”  (Tirmizî, “Birr”, 62)

Karşı tarafın Allah yolunda hicret edenler olduğu hatırlatılarak, günaha karışmış olsalar bile iyi taraflarının olduğu, bu iyi tarafları göz önünde bulundurularak affedilmeleri gerektiği hatırlatıldı.

Hz. Ebubekir, yine sıddıklığını gösterdi, Allah’ın uyarısını doğrudan kendi üzerine aldı ve hemen teslim oldu. Elbette kolay değildi bu. Hiç suçsuz yere kızına iftira edenlerin arasına karışan bir kimseyi affetmek. Ama affetmek, Yüce Allah’ın ahlakı idi. Affedilmek için, affetmek gerekti. Ebubekir de öyle yaptı ve affetti, karşı tarafın günahından geçti, hoş gördü, sanki o yanlışı hiç yapmamış gibi ona yardım etmeye devam etti. Sonunda kazananlar onlar oldu.

Şimdi bu ayetleri bizler de okuyoruz. Ayetler, bizlere de iniyor. Basit dünyevî sebepler yüzünden mümin kardeşlerini kıran, üzen, dışlayan, hatta zarar veren, öldüren bizler. Hani Kur’an evrenseldi. Hani Kur’an’ın belli olay yahut belli kişiler için inmiş olan ayetleri herkesi bağlardı? Neden bizler, bu ayetleri tarihî bir olayı okur gibi okuyor ve ayetin mesajını tarihin derinliklerinde bırakıyoruz? Neden bizler Kur’an’ın, kardeşlerimizi bağışlama emrine boyun eğmiyoruz? Unutmayalım ki, Ebubekirlere seslenen ve onları yeniden inşa eden ayetler bizlere de sesleniyor ve bizleri de yeniden inşa etmek için ter ü taze duruyor.

Ey akıl sahipleri ibret almaz mısınız?

“Rabbimiz! Bizi ve bizden önce inanmış olan kardeşlerimizi bağışla; kalbimizde müminlere karşı kin bırakma; Rabbimiz! Şüphesiz Sen şefkatlisin, merhametlisin.” (Haşr, 59/10)

Bir tarafta namazlarımızda Ey Rabbimiz! Beni, anamı babamı ve müminleri bağışladuasını okuyacağız. Diğer taraftan, namazda bağışlanma dilediğimiz kardeşlerimizle, namaz dışında didişmeye, onlara küs durmaya, onları öteki görmeye devam edeceğiz öyle mi? Müslümanlar, kardeşleriniz sizden kardeşlik bekliyor unutmayın! Kardeşliği kardeşlerinize çok görmeyin! Unutmayın ki İslam kardeşliği, müminlere özgüdür. Çünkü o karşılıksızdır, Allah içindir.

Mayıs 2012

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile