Ribat

Kur’an ayetleri, İslam ümmetinin yeryüzünde adaleti sağlayacak yeryüzünün denge toplumu ve onun asıl sahipleri olduğunu belirtir. Bu ayetler, Müslümanlara sorumluluklarını bildirir ve bu bilincin içerisinde olmalarını ister.

 

Böylece sizi insanlara şahit ve örnek olmanız için tam ortada bulunan bir ümmet kıldık.(2/143)

Siz, insanlar için ortaya çıkarılan, doğruluğu emreden, fenalıktan alıkoyan, Allah'a inanan hayırlı bir ümmetsiniz. (3/110)

And olsun ki, Tevrat'tan sonra Zebur'da da yeryüzüne ancak iyi kullarımın mirasçı olduğunu yazmıştık. (21/105)

Bu ümmetin temel görevlerinden biri de Dünyanın gidişatına müdahil olmaktır. Bu olanlara seyirci olmak yahut yeryüzünün tümüne egemen olup Müslümanlardan başkasına hayat hakkı tanımamak demek değildir. Aksine gidişatı belirlemek, dünyada adaleti hâkim kılmak ve bunun için gayret sarf etmektir. Bu ise gündemi yakından takip edip onu belirlemekle mümkün olacaktır.

Mekke döneminin ilk yılları, Müslümanların sayıca az ve güçsüz olduğu bir dönemdir. Onların sayısı beş yüzü bile bulmamaktaydı. Müşriklerin baskısı altında bulunan müminlerin karınlarını doyuracak imkânları dahi yoktu. Böyle bir ortamda Mekke’ye bir hayli uzak olan bir yerde İran ve Bizans devletleri arasında büyük bir savaş oluyordu. Kur’an, indirdiği ayetleriyle bu savaştan bahsetti ve müminlerin de bu savaşla ilgilenmelerini istedi.

Elif, Lam, Mim. Rumlar en yakın bir yerde yenildiler. Onlar bu yenilgilerinden bir kaç yıl sonra galip geleceklerdir. İş, eninde sonunda Allah'a aittir. İşte o gün, inananlar, istediğine yardım eden Allah'ın yardımına sevineceklerdir. O güçlüdür, merhametlidir. Bu, Allah'ın vaadidir; Allah verdiği sözden caymaz, fakat insanların çoğu bilmezler. (30/1-6)

İslam Tarihi kaynaklarımızın verdiği bilgilere göre, İslamiyet’in ilk yıllarında başlayan ve uzun bir süre devam eden İran-Bizans savaşlarını Mekke’de müminler ve müşrikler yakından izlemekteydiler. İranlılar 605 yılından itibaren Bizans’ın stratejik kalelerini bir bir ele geçirip Anadolu’yu boydan boya işgal etmişler ve İstanbul’u kuşatma altına almışlardı. 620’ye kadar süren yenilgileri Mekke müşriklerini sevinçlere gark ediyordu, onlar bu savaşı propaganda malzemesi olarak kullanıyor ve şöyle diyorlardı:

Ateşperest Farslar bizim kardeşlerimizdir, Rumlar da sizin gibi Kitap ehli olup kardeşleriniz sayılır. İranlıların Bizanslıları tepelediği gibi, biz de size galip geleceğiz!

Bu müşrik propagandası, zaten işkence ve ağır baskılar altında inleyen Müslümanların moralini iyice bozuyordu. Bunun üzerine Rûm Suresi’nin ilk ayetleri indi. Ayetler inince Hz. Ebubekir, şamatacı müşriklere Allah gözlerinizi aydınlatmayacak, Rumlar birkaç yıl içerisinde toparlanıp İranlıları yenecekler dedi. Bu sözler karşısında Übey b. Ka’b, yalan söylüyorsun, bu dediğin mümkün değil, zaman belirle bahse tutuşalım dedi. Durumu Peygamberimize bildiren Ebubekir, Übey ile 9 sene müddet tayin edip yüz devesine bahse girdiler.

Übey, Uhud savaşında Peygamberimizden aldığı mızrak darbesiyle yaralanıp, bahis süresi dolmadan öldü. Daha sonra Hudeybiye anlaşmasının yürürlükte olduğu yıllarda Bizanslıların İranlılara karşı zafer kazandıkları haberi geldi. 622 senesinde durum Bizanslıların lehine döndü. Bunun üzerine Hz. Ebubekir, bahiste şart koşulan yüz deveyi Übey’in varislerinden aldı, Peygamberimizin işaretiyle develeri fakirlere dağıttı. (Tecrid Tercemesi, XI, 147-148)

Kur’an’ın bir sureye (Rûm) adını verdiği ve ilk ayetlerinde ele aldığı bu olayla ilgili olarak şunları söyleyebiliriz:

1. Müminler, sayıları ve güçleri ne olursa olsun, dünyadaki gelişmeleri yakından izlemekle yükümlüdürler.

2. Müminlerin küçülen dünyada/yanıbaşlarında olan bitenlere karşı ilgisiz ve kayıtsız kalmaları doğru değildir.

3. Müslüman, yeryüzünün herhangi bir yerinde devam eden herhangi bir zulümden sorumlu olduğunu bilmeli ve buna son verebilmek için yapılması gerekeni yapmalı, hiç olmazsa dua/beddua ile sürece ilgisiz kalmadığını göstermelidir.

4. Yeryüzü bütünüyle Yüce Allah’ındır. Yüce Allah, tüm yeryüzünü salih kullarına varis kılmıştır.

5. Allah’ın yeryüzünü/arzı salih kullarına varis kılmasının iki anlamı vardır: İlki Yüce Rabbimiz, cennet arzını Müslümanlara varis kılmıştır. Şu ayette buna işaret edilmiştir:Cennetlikler «Bize verdiği sözde duran ve bizi bu yere varis kılan Allah'a hamdolsun. Cennette istediğimiz yerde oturabiliriz. Yararlı iş işleyenlerin ecri ne güzelmiş» derler.(39/74) İkinci mana ise, Yüce Allah dünya arzını salih kullarına vermiş, onları orada yöneticiler kılmıştır. Nitekim şu ayet de bunu destekler: Allah, içinizden inanıp yararlı iş işleyenlere, onlardan öncekileri halef kıldığı gibi, onları da yeryüzüne halef kılacağına, onlar için beğendiği dini temelli yerleştireceğine, korkularını güvene çevireceğine dair söz vermiştir.(24/55)

6. Müminler, bu sahipliliklerini yeryüzünde adalet ve hakkaniyet ölçülerinin egemen olması için çalışmakla yerine getirebileceklerdir.

7. Yeryüzünde seçilmiş hayırlı ümmet, denge toplumu, tanık toplum olmak; yeryüzü gündemini belirlemekle mümkün olacaktır.

8. Gündemi belirleyen Seçkin Ümmet olmak kuru bir iddia değildir. Ümmetin bireyi olan her Müslüman, Seçkin Ümmeti oluşturabilmek için çaba sarf etmeli, kendini çok yönlü yetiştirmeli ve her alanda donanımlı insanların yetişmesi için katkıda bulunmalıdır.

9. Gündemi ve gidişatı belirlemek, yeryüzünde Müslüman olmayanlara hayat hakkı tanımamak anlamına gelmez. Aksine bütün din saliklerinin haklarının korunması anlamınadır. Ancak bu, Müslümanlara zarar vermemeli, hak dinin insanlara ulaşmasını engellememelidir.

10.  Bahse tutuşmak bir çeşit kumar olduğundan daha sonra yasaklanmıştır.

Ağustos 2012 - Sesli Dinlemek İçin Tıklayınız.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile