Ribat

Sana davacıların haberi ulaştı mı? Mabet’in duvarına tırmanıp Davud’un yanına girmişlerdi de, o onlardan korkmuştu. Söyle demişlerdi: “Korkma, birbirinin hakkına tecavüz etmiş iki davacı (sana geldi); aramızda adaletle hükmet, adaletten ayrılma, bizi doğru yola çıkar.”

 

Bu kardeşimin doksan dokuz dişi koyunu, benim de bir tek dişi koyunum vardır; O’nu da bana ver dedi ve tartışmada beni yendi.

Davud: “And olsun ki, senin dişi koyununu kendi dişi koyunlarına katmak istemekle sana haksızlıkta bulunmuştur. Doğrusu ortakçıların çoğu birbirlerinin haklarına tecavüz ederler. İnanıp yararlı iş işleyenler bunun dışındadır ki, sayıları da ne kadar azdır!” demişti. Davud, kendisini denediğimizi sanmıştı da, Rabbinden mağfiret dileyerek rükûa eğilip secdeye kapanmış, tövbe etmiş Allah'a yönelmişti.

Böylece onu bağışlamıştık. Katımızda onun yakınlığı ve güzel bir geleceği vardır. (Sâd, 38/21-25)

Ayetlerden çıkan dersleri şöyle özetleyebiliriz:

Peygamberler de imtihana tabidirler. Onlar da sınandılar ve onlar sınavlarını başarıyla verdiler. Biz de sınanıyoruz, bize de düşen sınavımızı başarıyla verebilmektir.

Her insanın sınav sorusu farklı farklıdır, sınav zamanını, sınav yerini ve sınavın sorularını Yüce Allah belirler. Bu sebeple, neden beni bu zamanda, şu mekânda, bu sorularla sınadın gibi anlamsız sorularla sınav sahibini sorgulamak yerine; tabi tutulduğumuz sınavın hakkını verip başarmaya gayret etmeliyiz. Unutmayalım ki nerede, ne zaman ve hangi sorularla olursa olsun, her insan gücü nispetinde sınanmaktadır. Zira Yüce Yaratıcı, hiç kimseye gücünün yetmeyeceği şeyleri yüklemez.

Emrine dağlar ve kuşlar verilen, hikmet, iktidar, güzel ses ve hakkı batıldan ayırt etme, adaletle hükmetme ve sözü yerli yerince kullanma melekesi gibi pek çok nimete sahip olan Hz. Davûd peygamber de sınandı, onun sınav sorularından biri de şuydu:

Hz. Davûd, davalara bakar ve davalılar hakkında hüküm verirdi. Bir gün huzuruna iki davalı geldi. Bunlar, duvardan tırmanarak alışık olmayan bir şekille Davûd Peygamber’in huzuruna girdiler. Davûd Peygamber, bunların ani huzuruna girişleri karşısında biraz tedirgin oldu, 99 koyuna sahip olan zengin bir adamın, ortağının bir tek koyununa göz diktiğini düşündü ve buna göre zenginin aleyhine bir karar verdi.

O, tek koyunu olan adama acıdığından, iki davacıyı da dinlemeden karar vermiş, sonra da karar vermede aceleci davrandığını ve verdiği kararın isabetli olmadığını fark edince tövbe edip secdelere kapanmıştı. Aslında onun yaptığı, evlayı terk kabilinden bir zelle idi. O, asla zalimce bir karar vermemiş, göz göre göre her hangi bir haksızlık yapmamıştı. Ama o, buna rağmen tövbeye yönelip secdelere kapanmıştır. Zaten tövbe istiğfar etmek için ille de günahın sadır olması gerekmez. Nitekim Peygamberimiz, günlük olarak okuduğu pek çok duada onlarca kere tövbe istiğfarda bulunmuştur.

Davûd peygamberin sınandığı bu konu ile ilgili serdedilen ve onun seçkinliğine leke getiren haberlerin İsrailiyat kökenli uydurma senaryolar olduğunu belirtmeliyiz. Biz peygamberliğe yaraşmayan bu senaryoları burada zikretmeyeceğiz. Zira bu konuda Hz. Ali’nin uyarsı oldukça manidardır: Her kim Davud olayını kıssacıların rivayetleriyle anlatırsa ona yüz altmış değnek vururum!

Biz de ayetlerin zahirinden anladığımız, verdiğimiz bu mana ile yetineceğiz. Zaten Kur’an kıssalarında önemli olan, olayların ayrıntılarına muttali olmak değil, anlatılan kıssalardan alacağımız dersleri alabilmektir.

Buna göre büyük olsun küçük olsun kendinden günah, hata sadır olan herkes tövbeye sığınıp secdelere kapanmalı ki bağışlansın.

Öte yandan makamı, konumu ne olursa olsun her insan, yanılıp hata yapabileceğini unutmamalıdır. Özellikle bulundukları konum itibarıyla başkalarının sorumluluklarını da üzerlerine alan yetkili kişiler, hata yapmamak için çok daha dikkatli olmalıdırlar. Çünkü onların hata yapmaları, toplumda büyük yaraların açılmasına sebep olabilmektedir.

İnsanlar arasında karar verme, hükmetme konumunda olan kimseler, asla adaletten ayrılmamalıdırlar. Bunun için acele etmeden tarafları iyice dinlemeli, olayları tahkik etmeli, hiçbir baskı ve etki altında kalmamalı; herhangi bir dünyevî beklenti içerisinde olmadan yahut herhangi bir korku ve endişeye kapılmadan adaletle hükmünü vermelidir.

Ayette doğrusu ortakçıların çoğu birbirlerinin haklarına tecavüz ederler buyrularak ortaklık yapanların çoğu zaman birbirlerinin hakkını çiğnediği vurgulanarak ortakların bu konuda dikkatli olmaları istenmiştir. Yoksa bu ifade, ortaklık yapmayı yasaklamamakta ve onu çirkin görmemektedir. Nitekim ayetin devamında inanıp yararlı iş işleyenler bunun dışındadır ki sayıları da ne kadar azdır denilerek iman ve salih amel adamı olan ortaklar övülmüştür. Peygamberimiz de birbirlerine hıyanet etmedikleri sürece iki ortağın üçüncülerinin Yüce Allah olduğunu, Yüce Allah’ın yardım elinin onların üzerinde olduğunu (Ebû Davûd, Buyu’, 26)belirterek hem ortakçılığa teşvik etmiş, hem de ortakların birbirlerinin haklarına riayet göstermede hassas olmalarını istemiştir.

Zaten Elmalılı merhum ayette geçen huletâ kelimesinin yalnızca ortaklar olarak anlamanın, eksik bir anlama olacağını; onun daha geniş manasıyla bir arada yaşayan kardeşler, arkadaşlar, yoldaşlar olduğunu ve birbirlerinin haklarını gözetmelerinin gerekli olduğunu belirtmiştir. Nitekim ayette davacının, davalı için bu kardeşim demesi de bunu göstermektedir. Bu ifade ortaklık yapan kimselerin birbirlerini kardeş görmelerinin gereğine de işaret etmektedir.

Secdenin akabinde, Davûd Peygamber’in Allah’ın yakın ve gözde kullarından olduğu bir kez daha teyit edilerek, Allah için secdenin kulu Yüce Allah’a yaklaştıran ve O’nun katında gözde makamlar kazandıran bir duruş olduğuna işaret edilmiştir. O halde O’na yakın olabilmek ve O’nun razı olduğu kulların arasına girebilmek için secdelilerden olmak gerekmektedir.

Bu ayet, tilavet secdesinde rükû yapmanın secde yerine geçeceğine delildir. Zira ayetteRabbinden mağfiret dileyerek rükûa eğilip secdeye kapanmış, tövbe etmiş Allah'a yönelmiştibuyrulmuştur.

Kasım 2011 - Sesli Dinlemek İçin Tıklayınız.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile