Ribat

Mekke’nin ilk dönemlerinde inen surede Yüce Rabbimiz, kıyamet safhasında göklerin ve yerin düzeninin bozulacağını ve paramparça olacağını anlatarak ilk muhatapları uyarmaktadır. Gökler ve yer yarılıp paramparça oldu, Rabbin hükmüne boyun eğdi de, nankör insan hala titreyip kendisine gelmedi, aklını başına almadı ve Rabbine başkaldırdı.

 

“Akşamın alaca karanlığına and olsun…”

Yüce Rabbimiz, insanların dikkatlerini çekmek için, söylediği hakikatlerin zihinlere iyice yerleşmesi için, uyarılarına kulak verilmesi için yeminler eder. İnsanlar için yalnızca Yüce Allah adına yemin caizken; Rabbimiz kendi zatına yemin ettiği gibi, yarattığı şeyler üzerine de yemin eder. O’nun bu yeminlerinde, üzerine yemin ettiği şeylerin önemine vurgu vardır, yemin ettiği şeyle yemin edilen şeyler arasında sıkı alakalar vardır.

Sözgelimi O, bu secde ayetinden önce akşamın alaca karanlığına, geceye ve gecenin içindekilere, ardından da dolunaya yemin etmektedir. Elbette gecenin insan hayatında ayrı bir yeri vardır. Kâinat ile beraber insan da gecenin dinginliğinde dinlenir, manen ve maddeten kendisini yeni güne hazırlar.

Ardından dolunay şeklindeki aya yemin edilmektedir. Kamerin de insan hayatında ayrı bir yeri vardır. Ayın faydaları saymakla bitmez. Hele dolunay halinde ayın, karanlık gecelerde insanı ferahlatan bir güzelliği vardır.

Karanlık gecenin ardından, dolunay. Karanlık, küfür ve inkârın sembolüdür; aydınlık ise iman ve İslam’ın sembolü. Küfür ve inkâr vahiysizlik sonucu ortaya çıkar; iman ve İslam ise vahiyle kendini gösterir. İşte Kur’an’ın gelişi, cahilî karanlıklarından sonra insanlığın üzerine ayın doğuşu ve aydınlıkla beraber karanlığın son buluşudur.

Ay önce incecik hilal halinde kendini gösterir, sonra gökyüzünde yükselmeye ve her geçen gece büyümeye başlar, nihayet ay dolunay şeklini alır. Ayın dolunay şeklini alması, onun en parlak olduğu, gecenin de en aydınlık olduğu andır. Artık o günler eyyam-ı bîz’dır, aydınlık günlerdir, o geceler mümkün mertebe ibadet ve taatle değerlendirilmelidir.

Kur’an ayetleri de tıpkı incecik hilalin büyümesi gibi, ayet ayet insanlığın üzerine inmeye başladı. Her geçen gün yeni ayetler geldi, insanlığın üzerine doğan ayın ışığı parladı ve insanlığın hayatı apaydınlık oldu. Kur’an ayetlerinin tamamlanması, tıpkı gökyüzündeki ayın dolunaya dönüşüp insanlığı aydınlatması gibidir. Ondördünde ay nasıl en tepede ise, Kur’an ile insanlık da en zirvelere yükselecektir. İnce, yarım olan ay tamamlanmıştır. Kur’an’ın inişi ile Yüce Allah’ın dini ve en büyük nimeti de tamamlanıp kemale ermiştir. Artık insanlığa düşen şükür secdesine kapanmak, Yüce Rabbin bu büyük nimetine karşılık kulluğunu ortaya koymaktır.

“Şüphesiz siz bir durumdan diğerine uğratılacaksınız.”

Gecenin geçirdiği evreler gibi… Gündüzün sona erip ufuktaki kızıllıktan sonra karanlığın başlaması, akşamdan sonra gökyüzünde kırmızılık ve beyazlıklardan sonra ortalığın yavaş yavaş karanlıkla kaplanması… Sonra ayın geçirdiği evreler… Görünmediği birkaç geceden sonra, incecik görünmesi, ufkun en engin yerinde doğup kısa sürede batması… Ardından gelen gecelerde kalınlaşması, yükselmesi ve daha uzun süre gökyüzünde kalması… Nihayet ayın dolunaya dönüp kâmil bir hal alması, hem kendisini ve hem de evreni aydınlatıp ferahlatması… Çıkabildiği en yüksek noktalardan yeryüzüne gülümsemesi ve parıltısıyla daha uzun süre kalması… Sonra tekrar incelip batışa meyletmesi… Tıpkı bunlar gibi insanın hayatında da pek çok ve çeşitli evreler vardır.

Bu hitabın tekil kalıpla Hz. Peygambere yapıldığı söylenmiştir. Buna göre mana şöyle olur: Ey Muhammed, Kur’an’ın vahyi ile sen, hallerden hallere, yüceliklerden yüceliklere geçiyorsun. Daha dün yol bilmezdin, kitap nedir bilmezdin, Yüce Allah’a layığı ile nasıl ibadet ve kulluk edileceğini bilmezdin… Kur’an’a muhatap olmakla bunları öğrendin, dereceler kazandın. Kur’an öncesi, ahlaklı idin; Kur’an ile muhteşem ahlakın sahibi olarak kemale erdin.

Ayette hitabın insanlığa olduğunu düşünürsek mana şöyle olur: Ey insan, yaratılış aşamasında sen hallerden hallere geçtin. Ana karnında sperm ve yumurtadan ete kemiğe büründün, en mükemmel şekli alıp insan olarak dünya geldin. Çocukluk, ergenlik ve gençlik dönemlerinden sonra olgunlaşıp fiziken kemâle erdin. İnsan organizması, sürekli değişim ve dönüşüm halindedir. Hücreler sürekli yenilenmektedir…

Şimdi ise ey insan, Kur’an’a muhatap olarak manen kemâle ermelisin. Bu ise Kur’an’ın çağrılarına uyup iman etmen, onu can kulağı ile dinleyip doğru bir şekilde anlaman ve onun gereklerini yerine getirmenle mümkün olacaktır. Stres ve buhranlardan huzura geçebilmen, korku ve endişeden güvene kavuşabilmen buna bağlıdır. Artık Kur’an ile dönüşmen, Kur’an ile yetişmen ve Kur’an ile gelişmenin zamanı.

Gerçek bu iken “onlara ne oluyor da inanmıyorlar?”  Oysa Kur’an onlara indi, onlar için indi. Onların hayat düsturu olsun diye indi.

Kur’an ile onlara seslenen Yüce Allah’tır. Onlar Kur’an’ı dinlememekle ve ona inanmamakla Rablerine karşı en büyük saygısızlığı yapıyorlar. Hâlbuki Kur’an’da bulunan her şey, dünya ve ahirette onların hayrına ve kurtuluşuna vesile olacak şeyler. Buna rağmen, onu ciddiye almıyorlar, onu dinlemiyorlar, okuyup anlamıyorlar, çağrısına kulak vermiyorlar, üstelik onu yalanlıyorlar. Kur’an’ı susturmaya, sesini kısmaya çalışıyorlar; hükümlerine hayat hakkı tanımamak için çırpınıyorlar!

Onlar, Kuran okunduğu zaman neden secde etmiyorlar? Kur’an’a inanmanın gereği, onu anlamak ve gereklerini yerine getirmektir. Yüce Allah’a boyun eğip, kulluk ve ibadeti O’na tahsis etmek Kur’an’a inanmanın göstergesidir. Kur’an’a imanın en temel göstergesi Allah’a ibadettir, namaz ibadetin başı, secde ise namazın en gözde rüknüdür. Onlar ise bunu yapmıyorlar. Çünkü Kur’an’a inanmıyorlar onlar. Kur’an’ı ciddiye alıp önceliklerinin başına koymayan kimselerden ise Yüce Allah’a kulluk, ibadet ve secde beklenmez elbet.

“Onlara can yakıcı azabı müjdele.”

“Yalnız, inanıp yararlı işler işleyenler hariç, onlara kesintisiz ecir vardır.”

Kur’an karşısında insanlar, iki gruba ayrıldılar. İlk grup inanmayanlar ki münafıklar da bunlara dâhildirler. İkinci grup ise iman edenler ve imanların gereği sâlih amel işleyenlerdir.

Elbette her iki kesim de yaptıklarının sonucuna dünya ve ahirette katlanacaklardır. Nitekim surenin baş taraflarında her iki kesimin hesap günü karşılaşacağı durumlara dikkat çekilmişti: Kitabı/amel defteri sağından verilecekler, amel defteri arkasından ve solundan verilecek olanlar… İnkârcılar için, can yakıcı, elem dolu bir azap vardır. Tam da onlara göre. Hem ruhlarını acıtan, hem de bedenlerini acıtan dehşetli bir azap!

Kur’an’a inanıp, imanlarının gereğini yerine getirenler için ise kesintisiz ecirler vardır. Hem de muhteşem ecirler. Tam da onlara layık! Yaptıklarının kat be kat fazlası ödüller vardır, ilahî ikramlar onları beklemektedir. Akıl ve hayale gelmeyecek güzellikte ikramlar, bitmek tükenmek bilmeyen nimetler onlar içindir.

Yüce Rabbim, onlar Kur’an’ı dinlemiyorlar ve ona inanmıyorlarsa, işte biz Kur’an’ı dinliyor ve ona iman ediyoruz. Onlar, Sana boyun eğip secdeye kapanmıyorlarsa, işte bizler secdeye baş koyuyor, böylece Sana ait olduğumuzu, Senin olduğumuzu, emirlerine amade olduğumuzu gösteriyoruz. Secdelerimizi, ibadetlerimizi ve kulluğumuzu kabul eyle! Artık Kelamına kulak verip ona inanan ve huzurunda Sana baş koyan kulların için hazırladığın, kesintisiz ikramlarını ümit ediyoruz lütfeyle!

Şubat 2012 - Sesli Dinlemek İçin tıklayınız.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile