Kitap

Allah Kelamı Kur'ân-ı Kerim, son ilahî kitap olup şimdiye kadar olduğu gibi, kıyamete kadar da tüm insanlığa rehber olmaya devam edecektir. İnsana yakışan ise, Yüce Yaratıcının kendisini muhatap kabul ederek indirdiği bu kutsal mesaja gönül kulağını açması ve onun aydınlığında dünya ve Ahiret mutluluğunu elde etmesidir.

Kur’ân’ın ilk muhatabı Hz. Peygamber ve onun ashabıdır. Onlar, Kur’ân’ı anlamak ve ondan layıkıyla istifade edebilmek için ellerinden gelen gayreti göstermişler ve büyük ölçüde ondan yararlanmışlardır. Bu yüzden Kur’ân’ı doğru bir şekilde anlama ve sağlıklı bir şekilde hayata geçirme işi, bizler için bir teori yahut bir ütopya değil, tarihte pek çok örneği olan bir gerçektir. Dolayısıyla o ilk muhatapların Kur'ân'dan ne anladıkları bizim için son derece önemlidir. Bu yüzden biz, Kur'ân ayetlerini anlarken, öncelikli olarak onların Kur'ân'dan ne anladıklarına ve onun gereklerini hayata nasıl geçirdiklerine bakmak zorundayız. Bu yüzden, ayet ve surelerin nüzul ortamlarını, yani onların iniş sebeplerini ve indikleri dönemin şartlarını bilmek son derece önemlidir.

Kur'ân, yirmi üç senelik bir zaman diliminde meydana gelen çeşitli olaylara, yöneltilen çeşitli sorulara ve yaşanılan çeşitli sorunlara göre inmiştir. Tüm Kur'ân ayetlerinin bir iniş sebebi olmasa bile, mutlaka bir iniş ortamı vardır. Yani ayet yahut surenin indiği dönemi ve zamanı tesbit edebilirsek, onun nüzul ortamını da belirlemiş oluruz. Bu ise, ayetin iniş esprisine uygun olarak daha kolay ve daha doğru bir biçimde anlaşılmasına katkıda bulunacaktır.

Kur'ân, İlâhî mesajın bir insan diliyle ifade edilmiş şeklidir. Bu bizim onu rahatlıkla anlayabilmemiz içindir. Kur'ân’ın dili Arapçadır. Arapça ise, çok kapsamlı bir dildir. Yüce Allah'ın çok yönlü ve kapsamlı mesajları, yine çok kapsamlı olan bir dille ifade edilince, Kur'ân'ı anlama işi, belli bir alt yapıya ihtiyaç duyurmaktadır. Aksi takdirde olabilecek yanlış anlamalar, Kur'ân'ı iniş gayesinden uzaklaştıracaktır. Bu yüzden bizler, öncelikle kul olarak Allah kelamını anlamaya çalıştığımızın farkında olmalı ve haddimizi bilmeliyiz. Kur'ân'ın çağına ve diline uzak olduğumuzu gözardı etmeden, ilk dönemden günümüze kadar yapılmış Kur'ân çalışmalarının aydınlığında Kur'ân bilgilerimizi artırmaya gayret etmeliyiz.

Öte yandan biz, bu çağın insanlarıyız. Dolayısıyla Kur'ân'dan aldığımız mesajları günümüze taşımak ve kendi hayatımıza indirmekle yükümlüyüz. Bunu yaparken Hz. Peygamberden günümüze kadar devam ederek gelmiş olan, tüm Kur'ân'ı anlama çabaları ve geçmişin birikimi olan tefsîrlerden yararlanmalıyız. Bu anlamda iyi niyetli olarak yapılan tüm Kur'ân çalışmaları, bir Kur'ân anlama çabası olarak önemlidir ve değerlidir.

Kur'ân cümleleri, çoğu zaman birbirini destekleyen, birden fazla anlamlar ifade edebilmektedir. Bunlardan birini tercih etmenin mümkün olmadığı durumlarda bunların hepsinden yararlanmak en sağlıklı yol olup bunlar Kur’ân tefsiri için bir zenginliktir. Yeterki bu anlamlar birbiriyle çelişen anlamlar olmasın. Bu anlamları sistematik bir biçimde ve gerekçeleriyle açıklayan pek çok dil bilimsel ve anlam bilimsel tefsîr çalışması yapılmıştır. Bunlardan da yararlanmasını bilmeliyiz.

Kur'ân tercüme ve mealleri de bir Kur'ân anlama çabası ürünüdürler. Ancak hiç bir tercüme veya meal Kur'ân'ın kendisi değildir. Dolayısıyla Kur'ân'ın orjinalini bir kenara bırakarak yalnızca tercüme ve meallerden Kur'ân'ı anlama ve yorumlama girişimi, bizi her zaman sağlıklı sonuçlara götürmemektedir. Bunun için Kur'ân tefsirlerinden uzak kalamayız.

Kur'ân, tüm ayet ve sureleriyle kendisini açıklayan, tamamlayan, anlamlarını destekleyen bir bütündür. Bu nedenle Kur'ân sureleri, önce kendi bütünlüğü içerisinde, daha sonra da Kur'ân bütünlüğü içerisinde ele alınarak anlaşılmaya çalışılırsa İlâhî Mesaj parçalanmadan anlaşılmış olur.

İşte biz bu mütevazi çalışmamızda bunların hepsine riayet etmeye çalıştık. Daha önce "Dua ve Sureleriyle Namazın Anlaşılması" adlı çalışmamızda, Namaz Duaları ve Fatiha suresiyle birlikte, Kur'ân'ın sonunda yer alan on sureyi tefsir etmeye çalışmış ve bunu Kur'ân'ı anlamaya yönelik atılmış ilk adım olarak değerlendirmiştik. Bu çalışma ile ise, bu alanda ikinci adımı atmış oluyoruz. Çalışmada pek çok müslümanın ezbere bildiği ve Kur'ân’ın son kısmında yer alan Duha suresinden sonraki kısa sureleri ve çeşitli vesilelerle okunan meşhur aşırlardan bir kaçını anlamaya çalıştık.

Kur'ân-ı Kerîm'de iki "ayn" harfi ile işaretlenen âyetler genellikle on âyettir. Kendi arasında bir anlam bütünlüğü de olan bu pasajların namazda okunduğu zaman, konunun bittiği yerde rukuya varılmasını sağlamak için, ayetlerin sonuna ruku' kelimesinin son harfi olan "ayn" konmuştur. Aşr (onluk) diye de meşhur olan bu âyetlerin bu isimle anılması, sahabenin on âyetlik pasajlarla  Kur'ân'ı anlama geleneğinden kaynaklanmıştır. Zira onlar, kendilerine inen on ayeti alıp iyice öğrenir ve gereğini hayata geçirdikten sonra diğer on ayeti öğrenmeye girişirlerdi.[1] Ne varki, bugün aşr diye pek çok kişinin ezberleyip okuduğu bu âyetler hem okuyanlar hem de dinleyenlerce anlaşılmadan okunup dinlenilmektedir. İşte biz, okunan bu aşırların anlaşılarak okunup dinlenmesine katkıda bulunabilmek için bir kaç örnek verdik. Çeşitli vesilerle bu aşırları okuyup, peşinden onların mealini ve kısa tefsirini yaptığımız zaman, bunun insanların hoşuna gittiğine, onların Kur’ân’ı anlama iştiyaklarını artırdığına bizzat tanık olmuşuzdur.

Bugün lüzumlu lüzumsuz pek çok bilginin içerisinde yüzen her insan için, hiç olmazsa Kur’ân’ın bu kısa sureleriyle tanışmak, çok zor olmasa gerek. Bunları bilmeme ve tanımama konusunda kimsenin mazur sayılamayacağını söyleyelim. Elbette herkes gücü ve seviyesi nisbetinde onlardan bir şeyler anlayacaktır. Yeter ki Kur’ân’ın anlaşılmak ve gereği yerine getirilmek için inmiş bir kitap olduğu bilinsin. Bu kısa sureler ve bu meşhur aşırlar tanındıkça, bunların okunduğu namaz ve hayat daha anlamlı, daha değerli hale gelecektir diye düşünüyoruz.

Biz, bu sureleri, yıllar önce çeşitli arkadaş guruplarıyla ve öğrencilerimizle okumuştuk. Bu çalışmamızda, yılların birikimi olan notlarımızı bir araya getirdik. Önceki çalışmamızda olduğu gibi, Kur’ân’ın anlam zenginliğini ortaya koyabilmek için, bir sure yahut ayet hakkında söylenen açıklamaların hepsini vermeye çalıştık. Sure yahut aşırların bitiminde onlardan çıkarabildiğimiz mesajları "Surenin Lisan-ı Hali/Söylemek istedikleri" başlığı altında maddeler halinde verdik. Çalışmamızı kısa tutabilmek için ayrıntı açıklama ve tartışmalara yer vermemeye gayret ettik. Zira Kur’ân’ın sure ve ayetleri, lafız olarak kısaldıkça, anlam bakımından geniş birer hazine olmaktadırlar.

Çalışmamızda ortaya koyabildiğimiz doğruların Kur'ân'ın kendisine ait olduğunu belirtirken, muhtemel hata ve eksiklerimiz için Yüce Rabbimizin affına sığınır ve çalışmamızın özellikle halkımızın, öğretmen ve öğrencilerimizin Kur'ân'ı anlamasına katkı sağlamasını dileriz.

Ali AKPINAR

 


 

[1] Bkz. Kurtubî, Tefsîr, I, 39-40; İbn Kayyım, Zâdü'l-Meâd, I, 338.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile