Hutbe

Sıcak ve yakıcı bir Haziran günü. Allah’ın Rasülü Hz. Muhammed son anlarını yaşıyor. Ağır ve ateşli bir hastalığın içerisinde ‘Başım, başım!’ diye iniliyor. Yanında bulunan sevgili eşi Hz. Safiye, inleyen peygamberine ve kocasına bakıp şöyle diyor: “Ah keşke ya Rasülallah, sizin değil de benim başım ağrısaydı, sizdeki hastalık bende olsaydı!”

Namaz, müminin şiarı ve dinin direğidir.. Namaz, müminle mümin olmayan arasındaki en önemli ayıraçtır.. Namaz, kulun Rabbe olan bağlılığının göstergesidir.. Bunca nimetlerine karşılık, Yüce Yaratıcıya teşekkür ifadesidir.. O’na sunulmuş bir dilekçedir.. O’na takdim edilmiş bir hediye paketidir.. Namaz, bizi Yüce Rabbimize yaklaştıran ve Yüce Allah’ın yardımın hak etmemizi sağlayan en önemli vesiledir.. Namaz, peygamberimizin gözünün nurudur.

Sorunun cevabına geçmeden önce, büyükler olarak namaz ibadetini ne kadar layıkıyla kılıyoruz, sorusuna cevap vermemiz gerekir. Vakitleri Allah ve Peygamberi tarafından belirlenmiş olan ve kulların Yüce Yaratıcıya teşekkür ifadesi ve kulluk borcu olan namazı, ne kadar vakitlerine riayet ederek kılıyoruz? Onu ne kadar severek, isteyerek ve içselleştirerek kılıyoruz? Keyfimiz yetince, sıkışınca, yaşlanınca, bazı özel zamanlarda mı kılıyoruz, yoksa bizden istenen vakitlerde, her zaman mı kılıyoruz?

Aziz Müminler! Çocuk, insanın gönül meyvesidir, göz aydınlığıdır. Çocuk, insan neslinin devam etmesini sağlayan ve ölümlü insanın ölümsüzleşme tutkusunu kısmen gerçekleştiren şeydir. Çocuk fitnedir, yani sınav aracıdır. Nice insan için çocuk, dünya ve ahirette cennet vesilesi olur. Nice insan için ise çocuk, derttir, tasadır, pişmanlık ve nedamettir. Tarihte çocukları sayesinde hidayete eren salih insanlar vardır; yine çocukları sebebiyle yoldan çıkan, günaha düşen insanlar vardır. İyi çocukları sebebiyle hayırla anılan kimseler vardır; kötü çocukları nedeniyle arkalarından beddua edilen insanlar vardır.

"Muhakkak ki Allah, adaleti, iyilik yapmayı ve yakınlara bakmayı emreder; hayasızlığı, fenalığı ve taşkınlığı yasaklar.İyice dinleyip tutasınız diye size öğüt verir."[1]

"Adalet güzel bir şeydir, ama o idarecilerde çok daha güzeldir."[2]

Muhterem Müslümanlar!

Allah kelamı Kur'an-ı Kerim,  güçlü bir toplumu oluşturmak ve bir toplum nizamı kurmak için gelmiştir. Yeni bir dünya inşa etmek ve adil bir sistemi hakim kılmak için gelmiştir.Bu Kur'an evrensel bir insanlık davası olarak gelmiş ırk, cins ve kabile taassubundan uzak beynelmilel bir ideal olarak ortaya çıkmıştır. Bu dava da yegane bağ akide bağıdır, kavmiyet bağınn, taassubn yerini inanç almıştır.

Bunun için İslam cemiyetlerin ve cemaatlerin birliğini sağlayan prensipler getirmiş, fertlerin ve toplumların güvenliğini garanti altına alan bir sistem kurmuştur.

Bir adalet esası getirmiş ki, her ferdin, her toplumun ve her milletin karşılıklı muamelerinde değişmez ölçü olarak yerini almış, istek ve heveslere göre yön değiştirmemiş, sevgi ve nefretlere ayak uydurmamış, akrabalık ve yakınlık bağlarına göre ayarlanmamış, zengin fakir ayırımı yapmamış, kuvvetli ve zayıf farkını nazarı itibara almamıştır. Hepsini ve her şeyi tek bir ölçüye göre ölçmüş ve değerlendirmiş, her şey için bir tek mizan tanıyarak bu yolda azimle ilerlemiştir.

Yüce Kitabımız Kur'an, işte okuduğum tek bir ayetinde İslam nizamının, İslam toplumunun temellerini veciz bir biçimde sıralamıştır. İbni Mesud'un tabiriyle bütün hayır ve şerrin içerisinde bulundğu bu bir tek ayetle bunu özetlemiştir.

Sahabiden Osman b. Mazun'un kalbine imanı kökleştiren bu ayette şöyle buyurulmuştur: "Muhakkak ki Allah, adaleti, iyilik yapmayı ve yakınlara bakmayı emreder; hayasızlığı, fenalığı ve taşkınlığı yasaklar.İyice dinleyip tutasınız diye size öğüt verir."

Rasulullah bu ayeti azılı İslam düşmanı Velid b. Muğire'ye okuyunca; Velid "Ey kardeşimin oğlu tekrar bir kere daha okur musun bu ayeti?" demiş, Peygamberimiz tekrar okuyunca o azılı Allah düşmanı şöyle demekten kendini alamamıştır:

"Vallahi bu ayette ayrı bir tat ve güzellik var. Onun kökeni yaprak, dalları ise meyve vericidir. Vallahi bu ayet insan sözü olamaz."

Aziz Müslümanlar!

Büyük devlet adamı Ömer b. Abdülazizi'in emri ile her cuma hutbeden sonra okunan bu ayet bu kadar veciz, azametli ve celalli bir ayeti kerimedir. İslam nizamının temeli onunla atılmıştır da onun için her hafta, herekese okunur. Önemli olan ise bu ayeti sadace okumakla kalmayıp onu gereği gibi anlamak ve davranışlarımıza ne kadar yansıdığına bakmak ve her cuma kendimizi bu ayetin belirlediği esaslara göre test etmektir.

Ayeti Kerime de Cenabı Hak üç şeyi yapmamızı emrederken, üç şeyden de sakındırıyor kullarını. O'nun  bu ayetle emrettiği şeyler, adalet,ihsan ve yakınlara bakmaktır.

Adalet : Her şeyi yerli yerince koymak, haksızlık ve zulmü terketmektir.

Adalet nizamı alem, kelime-i şehadet ve tevhiddir. Adalet Allaha eş koşmamak, bütün putları Kalbden, yaşayıştan atmaktır.

İbnül Arabi'ye göre adalet üç yerde olur:

1-Kul ile Rabbi arasında olan adalet: Bu, Allah'ın hak ve isteklerini, nefsin isteklerine tercih etmekle olur. Allah'ın rızasını nefsin arzularının önüne geçirmekle, yasaklananlardan kaçınmak, emrolunanlara sarılmakla olur.

2-Kul ile kendi nefsi arasında olan adalet: Nefsi helaka  götüren şeylerden sakınmak, tamahkarlıktan uzak olmak, her halükarda kanaat sahibi olmaktır.

3-Kul ile halk arasında olan adalet: Nasihat etmek, az-çok her hususta hiyaneti terk etmek, insanlara insafla muamele etmek, açık olsun-gizli olsun söz ve fiiliyle insanlarakötülük etmemek ve insanlardan gelen belalara zillete düşmemek kaydıyla sabr etmektir.

İhsan: Her şeyi en güzel yapmak, kafesteki küçücük kuştan, evdeki kediye varıncaya kadar herkese iyilik etmek, farzları yerine getirmek ve Allah'ı görüyormuş gibi ibadet etmektir.

Yakınlara  yardımda bulunmak,  yani sıla-ı Rahim'de bulunmak.

Ayetle yasaklanan üç şey: de şunlardır:

Fuhş: Her sözle ve fiille olan kötü şey ve zina anlamındadır. Müslüman bunların hepsinden sakınmalıdır.

Münker: Şeriatın yasakladığı, insan aklının ve tabiatının hoş karşılamadığı her şey münkerdir. Münkerin içine bütün çeşitleriyle her türlü günah, rezalet ve alçaklık girer.

Bağy: Kibir, zulüm, kin, taşkınlık, hak ve adaleti çiğnemektir.

İşte İsla toplumu bütün bunlarla kurulur.İnsanı hılafet makamına yükselten şeriat nizamı bu saydıklarımızla gerçekleşir. O halde şu mübarek saatte okunan bu ayette bizden istenen ve istenmeyen şeyler konusunda nefsimizi bir sorgulayalım. Bunlardan yapmamız gerekip de yapmadıklarımızı en kısa zamanda yapmaya; sakınmamız gerekip te kaçınmadıklarımızdan da kurtulmaya gayret edelim. Unutmayalım ki, tarih boyunca müslümanlar bu prensiplerle güçlü toplumlar, güçlü devletler ve unutulmaz medeniyetler kurmuşlardır. İnsanlık altıh çağlarını bu esaslarla yaşamıştır.

Dünya ve ahirette güzel sonuç, Allah'tan sakınanlarındır!

ANCAK MÜMİNLER KARDEŞTİR

 "Şüphesiz müminler birbiri ile kardeştirler; öyle ise dargın olan kardeşlerinizin arasını düzeltin; Allah'tan sakının ki O size acısın."1

"Kul kardeşine yardım ettiği sürece Allah da kulunun yardımcısıdır."2

Allahın Kulları!

Bayramlar kardeşlik bağlarımızı kuvvetledirmeye, kardeşlerimizle kaynaşıp tanışmaya, onların dertleriyle dertlenmeye vesile olan günlerdir.

İslam kardeşliği temeli dine dayanan bir kardeşliktir. İslama göre din bağı tüm bağların üzerindedir. Ne kan, ne ırk, ne toprak, ne menfeat bağları din bağının önüne geçemez.

İslam kardeşliği coğrafi sınır tanımaz. Yani kardeşlerimiz ne sadece tanıdıklarımızdır, ne sadece ırkdaşlarımız, ne de sadece belirli yerlerde yaşayanlardır. Kardeşlerimiz İslam'ı din, Kur'an-ı rehber, Hz. Muhammed'i Peygamber olarak kabul etmiş dünyanın her yerindeki müminlerdir.

İslam kardeşliği dışında tüm kardeşlikler geçici, fani ve sınırlıdır. İslam kardeşliği ise baki olup cennette bile devam edecektir.

İslam kardeşliğinde, iki müslüman arasında ufak tefek tatsızlıklar olabilir, ama kalıcı ve devamlı düşmanlıklara asla yer yoktur. Müslüman üç günden fazla müslüman kardeşine küserse haram işlemiş olur. Kendisiyle savaşanlar için Hz. Ali "Onlar bize silah çeken kardeşlerimizdir" buyurarak İslam kardeşliğinin sınırlarını çizmiştir. Buna göre dini değiştirdiğini açıklamadığı sürece, müslümanım diyen herkes bu kardeşlik sınırları içerisindedir.

 Peygamberimiz @ Kabeyi tavaf ederken şöyle buyurarak müslümanın Allah katındaki değerini vurgulamıştır: "Ey Kabe, sen ne hoşsun, senin kokun ne güzeldir! Sen ne yücesin, ne kadar da heybetlisin! Ama canımı kudret elinde tutan Allah'a yemin ederim ki, bir müminin dokunulmazlığı ise, Allah katında senden daha büyüktür. Onun kanının ve malının dokunulmazlığı vardır. Onun için hakkında ancak iyi şeyler düşünmek vardır."[3]   

Aziz Müslümanlar!

Kardeşlerimiz bizden kardeşlik bekliyor. Etrafımızda kurtarılmayı bekleyen, elinden tutulması gereken, yardım edilmesi gereken nice kardeşlerimiz var. Peygamberimiz @ "Zalim de olsa, mazlum da olsa kardeşine yardım et. Eğer zalimse, onu zulmünden vazgeçir; mazlumsa ona yardımcı ol"4 buyurarak kardeşliğin gereğini açıklamıştır. Buna göre sen günah işleyen, yahut işlemek isteyen bir müslümanın şeytanına ve nefsine karşı, kardeşine  yardım ederek, onu isyandan alıkoyacaksın. Onu şaytana terketmeyeceksin, azgın nefsiyle başbaşa bırakmayacaksın.

Değerli Müminler!

İslam kardeşliği zulüm, kan, menfaat adına bir araya gelmek değil; İslam'ı yaşama ve hakim kılma adına bir araya gelmekdir.

Bir adam Ebu hureyre'ye "ey boya hırsızı" diye sataşınca o şöyle cevab verir:

"Allah'ım eğer bu adam doğru söylüyorsa beni affet. Yalan söylüyorsa onu affet."

İslam kardeşliğinde Allah için sevmek vardır. Allah için yardımlaşmak vardır. Fedakârlık vardır. Affetme ve hoş görü vardır. Karşılıklı güven vardır. Hataları tatlılıkla düzeltme ve uyarma vardır. İkar edene teşekkür etmek vardır. Onda karşılıklı güven vardır. Kendi nefsi için istediğini kardeşi için de istemek vardır. Yeri gelince kardeşini, kendi nefsinin önüne geçirmek vardır. Kardeşlerinden birine yapılan haksızlık ve zulmü kendine yapılmış bilip topyekün ona karşı koyma vardır. Yokluğunda kardeşine hayır duada bulunmak ve hep hüsnü zanda bulunmak vardır.

"Size oruçtan, sadakadan, namazdan daha üstün bir şey  öğreteyim mi?

O şey iki kişinin arasını düzeltmektir. İki kişinin arasını açmak dini traş etmek, onu kökünden kazımaktır."

Kardeşlerine karşı sorumluluklarını yerine getirmeyenler ancak cahillerdir. Cahiliye davası güdenlerdir. Öyleyse Allah'ın kulları, kardeş olun. Kardeşlerinizi sevin, onlarala dayanışma içerisinde olun. Selamlaşmayı ihmal etmeyin.

Gerçek İslam kardeşliğini yaşatanlara müjdeler  olsun!

BELA VE MUSİBETLER BİRER UYARIDIRLAR

 "Andolsun sizi biraz korku, biraz açlık ve mallardan, canlardan, ürünlerden biraz eksiltmekle deneriz, sabredenlere müjdele."1

"Bir yerde faiz ve zina yaygınlaşırsa, o yer ahalisi Allah'ın azabını kendi başlarına musallat etmiş olurlar."2

"Bu ümmet değişik isimlerle şarabı, alışveriş diye faizi, hediye diye rüşveti helal sayıp zekatı ticarete alet ettikleri zaman helak olurlar."3

Muhterem Müslümanlar!

İmtihan için şu geçici dünyaya gönderilen insanoğluna bazen kolay sorular sorulurken, bazen de sorulan sorular zor ve çetin olmaktadır. Cenabı Hak, kimi zaman insanı korku ve açlık ile imtihan etmekte, kimi zaman da  felaketlerle denemektedir. Bazen Mevla sel felaketleri gönderir, bazen şöyle hafif bir sallayıverir ve olan olur o anlarda. Nitekim tarih boyunca bir çok kavimler, medeniyetler gelmişler ve sonunda yok olup gitmişlerdir. Cenab-ı Hak ibret olsun diye onların kalıntılarını geride bırakmıştır. Akıl sahipleri ibret alsın, kalb gözü açık olanlar ders alsınlar diye. Bu konuda Kur'an-ı Kerimde şöyle buyrulur:

 "De ki: 'Yer yüzünde gezip dolaşın, sonra da, yalanlayanların sonunun nasıl olduğuna bir bakın'."4

 "Bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bakın."5

 "De ki: 'Yeryüzünde gezin, suçluların sonunun nasıl olduğuna bir bakın'."6

Bu gün müslümanlar olarak bir çok tarihi yerler, eşyalar gördük, fakat belki de hiç birisine ibret nazarıyla bakamadık. Bizim eski eserleri seyredişimiz tıpkı, inançsız bir turistin baktığı gibi oldu. Hep maddesine baktık, manasına inemedik. Vay be, ne de güzel yapmışlar, nasıl yaptılar ki, dedik ama yapanların sonunun ne olduğunu hiç düşünemedik.

Müslümanlar! Hani yeryüzüne hükmedenler, büyüklük taslayanlar?! Yığın yığın mal toplayanlar?! Hani nerede firavunlar, nemrutlar!? Nerede Efes harabelerinin sahipleri?! Nereye gitti müzelerde gördüğümüz sert mermer taşından heykeller, arslanlar, yapanlar!? Büyük orduların, şatafatlı sarayların, güzelim bağ ve bağçelerin sahipleri hani neredeler?

Evet şimdi onların hepsi toprakların altındadırlar. Ve onlar yaptıklarının hesabını verecekleri güne doğru adım adım yaklaşıyorlar.

Onun için aziz kardeşlerim;

Meydana gelen tüm hadiselerin bizim için bir alarm zili olduğunu, birer uyarıcı olduğunu unutmayalım. Trafik kazalarından tutunda, en büyük depremlere varıncaya kadar kadar tüm bela ve musibetlerin boşuna olmadığını idrak edelim ve şu ayete kulak verelim:

"Ey insanlar! Rabbinizden sakının; doğrusu kıyamet gününün sarsıntısı büyük şeydir."7

İşte bu dünyadakiler hep o büyük zelzele gününün bir hatırlatışıdır. Yüce Rabbimiz her şeylere kadir olduğunu belirtmek, kıyameti hatırlatmak ve insanlara ibret olsun diye bir iki saniyelik bir deprem ile birçok insanı helak ediveriyor. Kudret O'nun parmaklarının arasındadır. Dilediğini yapan O'dur. İnanan kişi O'ndan gelen her şeye razı olur. En büyük felakette gelse itarazsız kabul eder. Ama onlardan ders alır.

"Onlara bir musibet geldiğinde: 'Biz Allah'ınız ve elbette O'na döneceğiz' derler."8

Şairin deyişiyle:

"Hoştur bana Senden gelen

Ya gonca gül, yahut diken

Yahut hlat, veyahut kefen

Lütfunda hoş, kahrında hoş,

Narında hoş, nurunda hoş."

Şimdi de şu hadise kulak verelim:

"Bu toplum, şarabı üzüm suyu, faizi alışveriş, rüşveti hediye gibi kabul ettiği ve zekatı ticaret vesilesi yaptıkları zaman, günah artırdıklarından dolayı Allah onları helak eder."

Cenab-ı Hak da şöyle buyrur:

"Rabbiniz: 'Şükrederseniz and olsun ki, size karşılığını artıracağım; nankörlük ederseniz bilin ki azabım pek çetindir' diye bildirmişti."9

Ya Rab bu ayet ve hadisler karşısında, bu günahlar içinde boğulurken Sana karşı milletçek kulluk yapamadığımızı itiraf ediyor ve şu an Hz. Musa @'ın günahkar kavmi için dediği gibi diyoruz:

"Onları şiddetli bir zelzele, sarsıntı tuttuğu zaman dedi ki:
Ya Rab! Eğer dileseydin, onları da beni de daha evvel helak ederdin.İçimizdeki bir takım beyinsizlerin işlediği günah yüzünden bizi de helak edermisin Allah'ım.
 Bu, Senin imtihanından başka bir şey değildir, bununla dilediğini saptırır, dilediğini doğru yola iletirsin; bizim dostumuz Sensin; bizi bağışla, bize merhamet et. Sen bağışlayanların en iyisisin."10

 İFTİRACILIK İNKARCILARIN ÖZELLİĞİDİR

"Yalan uyduranlar ancak Allah'ın ayetlerine inanmayanlardır. Yalancılar işte onlardır."1

"Yalan imanın karşıtıdır. Yalanın en kötüsü ise iftiradır." "Keffareti olmayan günahlardan biri de mümine iftira atmaktır"2

Muhterem müslümanlar,

Vahyle beslenen İslam toplumunu temelden sarsan hastalıklardan birisi de iftiradır.

Bir çeşit yalan olan iftira çeşitli şekillerde kendini gösteirir:

Bunlardan biri, Allah Teâlaya iftira atmak ki, tüm kötülüklerin ve iftiraların kaynağı budur. Bu husustaki şu ayetlere kulak verelim:

"Diliniz yalana alışmış olduğu için, 'Şu haram, bu helaldir' demeyin, zira Allah'a karşı yalan uydurmuş olursunuz. Allah'a karşı yalan uyduranlar ise, saadete şüphesiz erişemezler. Az bir geçim ama ardından can yakıcı bir azap onlaradır."3

Allah'ın helal kıldığını haram, haram kıldığını helal sayanlar...Onun hükümlerini beğenmeyip, kendileri hüküm koyanlar. Günahları helal görüp yaygınlaştıranlar. Dinde olmayan bir şeyi dindenmiş gibi gösterenler. Nefislerinin istediklerini Allah'a Rasülüne söyletmeye kalkanlar. İşte bunlar Allah'a iftira atanlardır.

Süfyan b. Uyeyne'nin dediği gibi bütün bidat sahipleri de Allah'a ve O'nun dinine iftira atanlardır.

Malik b. Enes şöyle der:

"Hiç bir bidat sahibi yoktur ki, yaşının üstünde bir zillet bulmuş olmasın."4

İftiranın diğer bir çeşidi de peygambere karşı yapılanıdır.

Ayetlerde (Yunus 38, Hud 35) haber verildiği üzere Kur'an-ı Peygamber uydurdu, çöl bedevisinin kanunları diyenler Peygamberlere iftira atanlardır.

İftiranın başka bir çeşidi müminlere ve diğer insanlara karşı olanlardır.

 "İffetli, habersiz, mümin kadınlara zina isnat edenler dünya ve ahirette lanetlenmişlerdir. Kendi dilleri, elleri ve ayakları, yapmış olduklarına şahitlik ettikleri gün onlar büyük azaba uğrayacaklardır."5

 "İnanan erkek ve kadınları, yapmadıkları bir şeyden ötürü incitenler, şüphesiz iftira etmiş ve apaçık bir günah yüklenmiş olurlar."6

Müminlerle uğraşanlar. Onları fitneci ilan edenler. İnsanlara zulmederek zalimlere şikayet edenler, jurnal edenlerin, müminlere iftiraedenlerin dünya ve ahiretteki cezaları işte budur!

Sad b. Ebi Vakkas Kufe valisi iken kendisini Usame b. Katade Hz. Ömer'e:

"Sad askerle birlikte çıkmaz. Ganimetleri eşit olarak dağıtmaz. Anlaşmalarda adaletle hüküm vermez" diye şikayet eder, yani ona iftira atar. Hz.Sad ona şöyle bir dua eder:

"Ya Rab, senin bu kulun yalancı olup, riya ve gösteriş yapmışsa ömrünü uzun eyle, fakrını bol eyle, ve onu fitneye marur eyle."

Sonunda o adam kaşları gözlerinin üstüne düşüp ihtiyar oluncaya kadar yaşadı. Zaruret çekti. Kadınlara metfunolup yolda genç kızlara takılıp rusvay olurdu. Halini soranlara ise: "Beni, Sad'ın duası tuttu" derdi. Değerli müslümanlar, iftiranın her çeşidinden kaçınıp Allah'ın lanetinden ve  Peygamber okçusu Sad'ın bedduasından kendimizi kurtaralım.

Bilelim ki iftiradan tevbe şu üç şeyle olur:

1-Terketmeye azmetmek

2-İftira ettiği kimseyle helalaşmak

3-Evvelce bu iftirayı kimlerin yanında söylemişse onların yanında yalan söylediğini itiraf etmek.7

O halde ey müminler doğrularla beraber olun, hep doğruda kalın.


[1] 16 Nahl 90.

[2] Aclunî, Ke_fü'l-Hafa, II, 75.

 Kaynaklar: Kurtubî, Tefsîr, X, 165-168; Elmal_l_, Tefsîr, V, 3118-3120; Seyyid Kutup, Tefsîr, IX, 234-237.

1 49 Hucurat 10.

2 Mutasar _bn-i Kesîr, III, 363. 

[3] Mutasar _bn-i Kesîr, III, 363. 

4 Münavî, Feyzü'l-Kadir, III, 59.

1 2 Bakara 155.

2 Münavî, Feyzu'l-Kadir, I, 400.

4 6 Enam 11.

5 7 Araf 86.

6  27 Neml 69.

7  22 Hacc 1.

8  2 Bakara 156.

9  14 _brahim 7.

10 7 Araf 155.

1 16 Nahl 105.

2  Tarikat-_ Muhammediyye, 305.

3  16 Nahl 116-117.

4  Hasan Basri Çantay, Meal, I, 240.

5  24 Nur 23-24.

6 33 Ahzab 58.

7 T. Muhammediyye, 308.