Rahman’a Kız Çocuğu İsnat Eden Müşriğin Misali

وَجَعَلُوا لَهُ مِنْ عِبَادِهِ جُزْءًا إِنَّ الْإِنسَانَ لَكَفُورٌ مُبِينٌ

أَمْ اتَّخَذَ مِمَّا يَخْلُقُ بَنَاتٍ وَأَصْفَاكُمْ بِالْبَنِينَ

وَإِذَا بُشِّرَ أَحَدُهُمْ بِمَا ضَرَبَ لِلرَّحْمَانِ مَثَلًا ظَلَّ وَجْهُهُ مُسْوَدًّا وَهُوَ كَظِيمٌ

أَوَمَنْ يُنَشَّأُ فِي الْحِلْيَةِ وَهُوَ فِي الْخِصَامِ غَيْرُ مُبِينٍ

İnkârcılar O’na çocuk isnat ettiler. İnsan gerçekten apaçık nankördür.

Demek O yarattıkları arasından kızları kendisine alıp da oğulları size verdi öyle mi?

Ama Rahman olan Allah’a isnat ettiği kız evlat kendilerinden birine müjdelenince, o kimsenin içi gayzla dolarak/öfkeyle yutkunarak yüzü simsiyah kesilir.

Yoksa onlar, süs ve ziynet içerisinde yetiştirilip de mücadelede erkek gibi kendisini savunmaya açık olmayan kızları mı O’na isnat ediyorlar?

Müşrikler ikilem içerisindeydiler. Hem Allah’a inandıklarını söylüyorlar, hem gökleri yeri yaratan Allah’tır diyorlar, işlerine başlarken bismikallahümme/Allahım senin adınla diyorlar, zor bir durumla kaldıklarında çaresizlik içerisinde yetiş Allahım diyorlar… Hem de O bir Allah’a bir kısım varlıkları eş koşuyorlardı. O’na kız ve erkek çocuklar isnat ediyorlardı. Özellikle Mekke Müşrikleri, Allah’a eş koştukları putlarına dişi isimler veriyorlardı. Tanrıça anlamına Lât, Azîze anlamına Uzzâ, Mennân/çokça nimet veren anlamına Menât diyorlardı. Melekleri Allah’ın kızları olarak niteliyorlardı. Bu sakat ve çarpık anlayışın aksine ne Yüce Allah’ın bir parçası, bazı insanların cesetlerine girmişti. Ne de O’nun bir oğlu yahut kızı vardı. Yani hiçbir varlık O’nun bir parçası değildir.

Yüce Allah’ın yetkilerini bazı varlıklara vermekle de onlar ilah olmazlar. Yaratılan her varlığın acziyeti, eksiği, başkasına muhtaçlığı vardır. Yaratıcı için ise bunlar söz konusu olamaz. Yaratılan, asla yaratıcı olamaz. Gerçek ilah göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin yaratıcısı olan Yüce Allah’tır.

Son ayet, kadınlar için altın gümüş takılar takıp süslenmenin, ipek giysiler giymenin caiz olduğuna da işaret etmektedir. Nitekim Peygamberimiz, ümmetimin kadınlarına altın ve ipek helal, erkeklerine ise haram kılınmıştır buyurmuştur.

Bunlar sizin ve babalarınızın taktığı adlardan başka bir şey değildir. Allah onları destekleyen bir delil indirmemiştir. Onlar sadece zanna ve canlarının istediğine uymaktadırlar. Oysa onlara Rablerinden and olsun ki doğruluk rehberi gelmiştir.

Dolayısıyla o taptığınız putlar, sizin ellerinizle yontup kutsadığınız şeylerdir. Onlar asla tanrı olamazlar. Onların şefaatleri yahut sizi tanrıya yakınlaştırmaları da söz konusu olmaz. Zira bir heykele aziz demekle o aziz olmaz, ona ilahlık payesi vermekle o ilah olmaz, yüksek bir yere dikmekle/asmakla o izzetli olmaz.

Doğrusu ahirete inanmayanlar, meleklere «Dişi» adını takarlar. Oysa onların bu hususta bir bilgileri yoktur, sadece sanıya uyarlar. Sanı ise şüphesiz gerçeği ifade etmez.

Rabbiniz oğulları size ayırdı, seçti de kendisi için kız olarak melekleri edindi öyle mi? Doğrusu siz büyük söz söylüyorsunuz.

Onlar beğendikleri erkek çocukları kendilerine; kızları da Allah’a isnat ediyorlar. O bundan münezzehtir.

Aralarından birine bir kızı olduğu müjdelendiği zaman içi gamla dolarak yüzü simsiyah kesilir.

Kendisine verilen kötü müjde yüzünden, halktan gizlenmeye çalışır; onu utana utana tutsun mu, yoksa toprağa mı gömsün? Ne kötü hükmediyorlar!

Ahirete inanmayanlar kötülük misalidirler. En üstün misali ise Allah verir. O güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.

“Allah bir çocuk edindi” dediler. O, bundan uzaktır. O her bakımdan sınırsız zengindir. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey onundur. Bu konuda elinizde hiçbir delil de yoktur. Allah’a karşı bilmediğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz?

Allah’a benzerler koşmaya kalkmayın. Şüphesiz Allah bilir, siz bilmezsiniz.

Ayetler bir taraftan şirk mantığının tutarsızlığını ortaya koyarken, öte yandan cahiliye döneminde kız çocuklarının hor hakir görüldüğünü hatırlatarak bu yaklaşımın da yanlış olduğuna dikkatlerimizi çekiyor. Cahiliyye insanı, kız çocuk sahibi olmayı istemez, kız çocuğunu aile bütçesine katkı sağlamayan, savaşmasını bilmeyen, savaşta esir düşmesi halinde ailesine âr olacak biri olarak görürdü. Dünyaya kız çocuğu getiren anne baba, ondan kurtulmak için çareler arar, hatta onu diri diri toprağa gömmekten çekinmezdi. İslam bütün bu çarpık ve sakat anlayışları ortadan kaldırmış, kulluk yarışında kadın ve erkeği bir tutmuştur.

İnsanın neslinin devamını sağlamada insanlara kız yahut erkek çocuk veren Yüce Allah’tır. Bir çiftin kız yahut erkek evladının olmasında onların doğrudan bir tesiri yoktur. Allah sizi topraktan, sonra nutfeden yaratmış, sonra da sizi çiftler halinde var etmiştir. Dişinin gebe kalması ve doğurması, ancak O’nun bilgisiyledir. Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’ındır. Dilediğini yaratır, dilediğine kız çocuk, dilediğine de erkek çocuk verir. Yahut hem kız hem erkek çocuk verir, dilediğini de kısır kılar. O, bilendir, her şeye güç yetirendir.

Müşrikler bir de tutarlar kendilerinin hoşlanmayacakları şeyleri Allah’a isnat ederler. Şöyle ki onlar, kız çocuklarından hoşlanmazlar. Allah’ın kızları var derler; kendileri başkanlıkta ortaklıktan hoşlanmazlar, Allah’a ortak koşarlar. Yine onlar kadınları erkeklerden zayıf görürler, ama erişilmez gücün sahibi Yüce Allah’a kız isnat etmeyi normal görürlerdi. Tabi ki burada Yüce Rabbimiz, bu çarpık müşrik mantığa dikkat çekmekte ve onları içerisinde bulundukları tutarsızlıkları konusunda uyarmaktadır. Yoksa Yüce Allah’a kız çocuğu isnat etmek yahut dişi isimli putları O’na ortak koşmak ile erkek çocuk isnat etme veya eril isimli putları O’na ortak koşma arasında bir fark yoktur. Bunların hepsi Allah’a ortak koşmadır ve hepsi büyük günahtır.

Nitekim ayetlerde Allah’a erkek evlat isnat eden Yahudi ve Hristiyanlar da kınanmaktadırlar:

Yahudiler ve Hıristiyanlar, «Biz Allah’ın oğulları ve sevgilileriyiz» dediler. Öyleyse günahlarınızdan ötürü size niçin azap ediyor? Bilakis siz O’nun yarattığı insanlarsınız» de, Allah dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Göklerin, yerin ve ikisinin arasındakilerin hükümranlığı Allah’ındır. Dönüş O’nadır.

Yahudiler, «Üzeyir Allah’ın oğludur» dediler; Hıristiyanlar, «Mesih Allah’ın oğludur» dediler. Bu, daha önce inkâr edenlerin sözlerine benzeterek ağızlarında geveledikleri sözdür. Allah onları yok etsin! Nasıl da uyduruyorlar.

Oysa kız olsun erkek olsun çocuklar yaratılanlardır, dolayısıyla onlar yaratıcı da olamazlar, yaratıcının bir parçası da. Yine anne baba çocuklara muhtaçtır, çocuklar da anne babalarına muhtaçtırlar. Yüce Yaratıcı ise hiç kimseye muhtaç değildir. O, yaratıklarından herhangi birini kendisine evlat yahut ortak edinmekten münezzehtir. Tüm sübhanallah ifadeleriyle başlayan ayet ve dua cümleleri, Yüce Allah’a yakıştırılmak istenen ayıp, ağman ve kusurlardan uzak tutan/tenzih eden cümlelerdir. Sözgelimi namazın açış duası Sübhâneke duası, namazın ruku’unda tekrarlanan Sübhane Rabbiye’l-Azîm/Büyük Rabbim Seni tenzih eder, şanını yüceltirim; namaz secdelerinde tekrarlanan Sübhane Rabbiye’l-A’lâ/Ulu Rabbim Seni tenzih eder, şanını yüceltirim; günlük kılınan her namazın sonunda otuz üç kere tekrarladığımız Sübhanallah/Allahım Sen ne yücesin ifadeleri sürekli olarak bu bilinci zinde tutma amacına yöneliktir. Zira insan farkında olarak yahut olmadan şirke bulaşabilir.

Yüce Allah, yaratıklarına benzemekten uzaktır, O’nun şanı yücedir. O’na ne kız evlat isnat edilebilir, ne erkek evlat. O hiç kimseye de benzetilemez. O’nun benzeri hiçbir şey yoktur. O, işitendir, görendir.

Çarpıcı Misalin İbretlik Dersi

Yeryüzünün halifesi olarak en güzel bir biçimde yaratılan insan, konuşma, düşünme, anlama ve anladıklarını geliştirme gibi pek çok konuda donanımlı bir varlıktır. Ancak bütün bu özellikler tek başına insana yetmemektedir. Onun için akıllı insanın vahye, vahyin aydınlığında hareket eden peygamberlere ve diğer rehberlere her zaman ihtiyacı olmuştur.

Zira tarih boyunca pek çok çeşitte şirk koşma sapkınlığı, insandan sadır olmuş ve Yüce Yaratıcıya çeşitli şekillerde şirk koşma işi pek çok akıllı (!) insan tarafından kabul görmüştür. Nitekim insanlık tarihi, kitleler halinde Allah’a ortak koşan müşriklerle doludur. Onun için sorumlu bir insan olabilmek için akıllı olmak gerekli ve son derece önemlidir, ancak bu tek başına her zaman yeterli değildir.

Melekler, Yüce Yaratıcının erişilmez Kudretini göstermek için nurdan yarattığı varlıklardır. Hiç itiraz ve isyan etmeden Allah’ın emirlerini yerine getiren melekler de cinsiyet/kadınlık erkeklik yoktur. Dolayısıyla meleklerin Allah’ın evlatları yahut kızları olduğunu iddia etmek, geçek dışı temelsiz bir kuru zandır.

Yeryüzünün halifesi olarak yaratılan insan nesli erkek ve kadından türemiştir. İnsan olma ve sınava tabi tutulma bakımından insan olarak kadın yahut erkek arasında bir fark yoktur. Kız çocuklarını hor hakir görmek, cahiliyenin sakat ve çarpık anlayışlarından biridir.

Hangi çeşidi ile ortaya çıkarsa çıksın şirk, yanlış ve tutarsızdır. Müşrikler de sürekli ikilem ve tutarsızlıklar içerisinde bocalayan kimselerdir. Kullarını şirkin ağına düşmekten koruyan ve şirke düşenleri kurtarmak isteyen Yüce Yaratıcı pek çok ayetinde şirkin bu tutarsızlığına dikkatleri çekmekte, şirke bulaşan beyinleri uyarmakta ve onları salt tevhide davet etmektedir. Tabiki Kur’ân’ın bu çağrısından nasiplenebilmek için akl-i selim ile hareket etmek, çok yönlü olarak derinlemesine düşünmek, ilahî uyarıları gönül kulağıyla dinlemek ve ilahî çağrıya içtenlikle icabet etmek gerekir.

Kâinatın yaratıcısı ve hükümranı olan Yüce Allah tektir, eşi ortağı, benzeri yoktur. Hiçbir varlık O’nun bir parçası yahut oğlu kızı değildir. O, hiç kimseye muhtaç değildir ve hiç kimseye benzemez. Zira Yaratan, yaratılan olamaz, yaratılana benzer de olamaz.

Bu içeriği sosyal medyada paylaşın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir