İnsanın Asıl ve Asil Görevi: Yeryüzünün İmarı

Kâinat İnsana Emanettir ve İnsanın Asıl Görevi Yeryüzünün İmarıdır – Diyanet Aylık Dergi

Yüce Yaratıcı, Hallâk sıfatının tecellisiyle melekleri ve cinleri yarattı. Varlık âleminde önce yer, sonra gök ve içindekileriyle birlikte kâinat yaratıldı. Ardından yeryüzünün halifesi insan yaratıldı. İnsan yeryüzünde topraktan yaratıldı ve yeryüzünün halifesi kılındı. Yeryüzünü imar görevi de insana verildi.

Aslında yeryüzü dağıyla taşıyla, su ve diğer kaynaklarıyla, nebatat ve hayvanatıyla ma’murdu. Çünkü onu Yaratan Yüce Allah’tı ve O, her şeyi hakkıyla yaratırdı. Biz, gökleri, yeri ve her ikisi arasında bulunanları gereğince yarattık.[1] Şüphesiz Biz her şeyi bir ölçüye göre yaratmışızdır.[2] Ama insanı bekleyen görevler de vardı. Zira diğer var edilenler gibi insan da boşuna yaratılmamıştı. Üstelik insanın görevi daha önemli ve özgündü. Yeryüzünde var olan dengeyi koruma, var olan imarı daha ma’mur hale getirme görevleri insanı bekliyordu. İnsan var olanı koruyacak, araştırıp yeni şeyler bulacak, geliştirip üretecekti. Bunun için peygamberler başta olmak üzere pek çok donanımlı kişi insana öncülük edecekti.

Genel olarak insan Yüce Yaratıcının, ellerimle yarattım, canımdan can kattım dediği seçkin varlıktı. Ama insanların da hepsi bir değildi. Yeryüzü toprağından yaratılması hasebiyle insanlar madenler gibiydi, hepsinin özgül ağırlığı ve katma değeri farklıydı.

Yüce Rabbimiz insanın yeryüzü imar görevini hatırlatırken şöyle buyurur: Allah’a kulluk edin; O’ndan başka tanrınız yoktur; sizi yeryüzünde yaratıp orayı imar etmenizi dileyen O’dur.[3] 

Ayette geçen ista’mera  kelimesi tefsirlerde şöyle açıklanmıştır: Sizi oraya yerleştirdi, orada bir süre yaşamanıza imkan verdi ve sizi orada ummâr/sağlam işler yapanlar kıldı. Size mesken inşa etmek, ağaç dikmek gibi, orada ihtiyaç duyacağınız bayın­dırlık faaliyetlerini yapmanızı emretti…

 Siz yeryüzünü imar görevini, birbirinizden devralarak gerçekleştireceksiniz. Buna göre siz dünyaya geldiğinizde, sizden öncekilerin yaptığının üzerine bir şeyler daha koyacak, yapılan güzel şeyleri koruyacak ve geliştireceksiniz. Yeryüzünü hem dünya hayatınız için hem de ahiret yurdunu kazanmak için kullanacaksınız. Orada size sunulan gizli açık imkanları değerlendirip insanlığın hizmetine sunacaksınız. Zira yeryüzünde her şey insana açıktan sunulmamıştır.

Yeryüzünde akarsular, göller, denizler vardır. Bir de sizin bulup çıkaracağı yer altı/kaynak suları vardır. Yeryüzünden kendiliğinde yetişen Hüda i Nâbit/Allah vergisi bitkiler vardır, bir de sizler ekip/dikip yetiştireceksiniz. Yeryüzünde görünen toprak ve taşlar vardır, bir de sizin bulup çıkaracağınız madenler vardır. Yeryüzünde dağıyla, ovasıyla, çölüyle, ormanıyla, mağarasıyla hazır yapılar vardır, bir de sizin üstüne koyup yeniden yapacağınız yapılar olacaktır.

Bütün bunları gerçekleştirirken bir kısım hata ve kusurlarınız olacaktır. Bunun için de Rabbinize dönüp O’ndan af dileyeceksiniz. Zira size sunulan gizli açık tüm bu nimetlerden sorgulanmak için O’na döndürüleceksiniz. Allah’ın göklerde olanları da yerde olanları da buyruğunuz altına verdiğini, nimetlerini açık ve gizli olarak size bolca ihsan ettiğini görmez misiniz?[4]

Ayetin tefsirinde Zemahşerî ve Râzî tefsirlerinde şu bilgiler yer alır: Yeryüzünü imar etmenin durumu yerine göre vacip, mendup, mubah ve mekruh olur. Pers kralları yeryüzünde su kanalları açıp ağaç dikiyorlardı. Halka zulmetmelerine rağmen, bunlara oldukça uzun süren bir hâkimiyet bahşedilmişti. O dönemin peygamberlerinden biri Allah’a, onların böyle uzun ömürlü olmalarının sebebini sorunca Yüce Allah, “Çünkü onlar benim ülkemi imar etmekteler ve oralarda Benim kullarım yaşamaktadır” diye cevap vermiştir. Mu‘âviye b. Ebû Süfyan, hükümdarlığının sonlarına doğru toprakları ihya etmeye başlamıştı. Birileri bunun sebebini sorunca şöyle dedi: Beni bunu yapmaya sevk eden şairin şu sözleridir: Kendisinden ışık alınamayan; yeryüzünde bıraktığı bir eseri olmayan adam değildir!

Hadimî hazretlerinin şu özlü sözü de bu gerçeği ifade eder: Kamil odur ki koya dünyada bir eser Eseri olmayanın yerinde yeller eser.

Çevre Bilincine Dair Saadet Çağından Örnekler

Medine’de Peygamberimize verdikleri sözde durmayan Nadiroğulları Yahudileri kalelerinde kuşatılmıştı. Kuşatma uzun sürünce hem onların morallerini bozmak hem de stratejik bir kısım sebeplere mebni olarak onlara ait bazı hurma ağaçları kestirilmişti. Bunun üzerine Yahudiler, Muhammed, bir taraftan yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayın diyor, diğer taraftan da  ağaçları kestiriyor, diyorlardı. Bunun üzerine şu ayet indi:

Herhangi bir hurma ağacını kesmeniz, yahut onu kökleri üzerinde bırakmanız hep Allah’ın izniyle ve (O’nun) yoldan çıkanları cezalandırması için olmuştur.[5]

Ayet, insanlığın hayrı için bir kısım ağaçların kesilmesinin bozgunculuk olmadığını açıklamaktadır. Zaten ağaçların dikilip yetiştirilmesi de insanlığın hayrınadır. Yeri ve zamanı gelince kesilmesi de. Tıpkı hayvanların yetiştirilip korunması nasıl gerekli ise, insanlığa zarar verdiklerinde yahut insanların ihtiyacını görmek için onların kesilmesine/öldürülmesine izin verilmesi gibi. İnsanı yaşat buyuran da haksız yere bir insanın öldürülmesi tüm insanlığın öldürülmesi gibidir buyuran da Yüce Allah’tır. Yeryüzünde terör estirip bozgunculuk yaparak suç işleyen yahut müminlere karşı savaşanların öldürülmesini emreden de O’dur.

Ayette geçen kökleri üzerinde ayakta bırakmanız ifadesi, çevre bilincine ve doğal güzelliğin muhafazasına işaret eden edebî bir üslûptür. Elbette geçerli bir sebep yokken ağaçlar için en güzeli ve yakışanı onlara zarar vermemek, onları yetiştirmek ve onlara bir güzel bakmaktır. Ama gerektiğinde yine Yüce Yaratıcının ölçüleri doğrultusunda onlar kesilebilir, yakılabilir. Müslüman Yüce Allah’a, O’nun dinine bağlıdır. O ne derse ona uyar. Bundan dolayı da kınanmaz. O, kınayanların kınamasına aldırış etmez, yaptığının doğru olmasına bakar.

Nitekim bu örnekte bir kısım hurma ağaçlarının kesilip yakılmasını emreden Peygamberimiz, kendi elleriyle beş yüzden fazla hurma ağacını diken, sizden biriniz kıyamet koparken bile olsa elinde bir fidan varsa onu toprakla buluştursun buyuran bir peygamberdir.

O, Mekke’yi harem bölge/bir nevi sit alanı ilan ettiği gibi, Medine’yi de sit alanı ilan etmiş, yeşiline zarar verilmemesini emretmiştir. Bir ağacın yapraklarını dökmek için ağaca sopayla vuran birisine; “Ağaca vurarak, kırıp dökerek değil, sallayarak yapraklarını dök” diyerek ağacı incitmeme uyarısında bulunan rahmet elçisidir. Onun gelişi yalnızca müminler, yahut yalnızca insanlık için değil; tüm âlemler için rahmettir. Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.[6]

Bütün bunlara rağmen bugün insanlık bir çevre sorunu yaşıyor ve bunun sonucundan endişeye kapılıyorsa bunun temelinde onun yeryüzünü imar görevini layıkıyla yapmayışı ve bu konuda Yüce Yaratıcının ölçülerine uymayışı yatmaktadır. Tıpkı Rabbimizin buyurduğu gibi: İnsanların elleriyle işledikleri yüzünden karada ve denizde fesat çıktı. Allah da belki dönerler diye yaptıklarının bir kısmını böylece kendilerine tattırır.[7]

Müfessirler, ayette geçen fesadı şirk, günahların yaygınlaşması, kötü yöneticiler, yağmurların kesilmesi, bereketsizlik, pahalılık, güven problemleri, kuraklık ve ürün azlığı olarak açıklamıştır.[8] Bütün bunlara sebep ise insanların yapıp ettikleri isyan ve günahlardır. Demek ki insanlar kendilerini düzeltirlerse, yanlışlarında ısrar etmezler, isyanlarından vazgeçerlerse bu sayılanlar olmayacaktır. Daha açık ifadeyle şirk ve tuğyandan, günah ve isyandan vazgeçilirse, iman ve sâlih ameller yaygınlaşırsa fesadın yerini âdil yöneticiler, bolluk, bereket ve huzur alacaktır. Unutmayalım ki bir toplum kendi gidişatını değiştirmezse Yüce Allah’ın o toplum üzerindeki ilahî yaptırımları değişmeyecektir. Bir topluluk iyi gidişini değiştirmedikçe Allah’ın da verdiği nimeti değiştirmeyecektir.[9]


[1] Hıcr 15/85, Dühân 44/39, Ahkâf 46/3.

[2] Kamer 54/49.

[3] Hûd 11/61.

[4] Lokmân 31/20,

[5] Haşr 59/5.

[6] Enbiyâ 21/107.

[7] Rûm 30/41.

[8] Mâverdî, İbnü’l-Cevzî, Kurtubî.

[9] Enfâl 8/53, Ra’d 13/11.

Bu içeriği sosyal medyada paylaşın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir