Allah Kerîm-kur’ân Kerîm-rasül Kerîm-mümin Kerîm
Kerîm, sözlükte cömert olmak, iyi ahlaklı, asil, değerli olmak anlamlarına gelir. Kerem, keramet, ekrem, ikrâm, kirâm, mükerrem aynı kökten gelir. Kur’ân’da 48 yerde bu kökten türemiş kelime geçer.
el–Kerîm: İstemeksizin, aracısız ve karşılıksız olarak kullarına bol bol ikram eden; azap ve cezalandırma konusunda ufak tefek kusurları görmezden gelen, lütuf ve ikram kaynağı demektir. Kerem, her türlü iyilik ve güzelliği içine alır. Yüce Allah Kerîm’dir, Ekrem’dir, Zül Celâli ve’l–İkrâm’dır. Ancak, yüce ve ikram sahibi Rabbinin varlığı bakidir. Büyük ve pek keremli olan Rabbinin adı ne yücedir! O, ancak övülmeye ve yüceltilmeye layıktır. O’nu inkâr etmek ve O’na nankörlük etmek keremiyle var olan ve nimetleri içerisinde varlığını sürdüren kullara yakışmaz. O, lütuf ve ihsanı sonsuz olan, her zaman ve her yerde ikram eden, karşılıksız verendir. İnanan kullarına ikram ettiği gibi, günahkâr, inkarcı kullarına da ikrâm eder. Tüm varlıklara bol bol hem de karşılıksız ikrâm eder. O, övgüye layık vasıflara sahip olan, cezalandırmayı gerektiren günahları bağışlayandır. O’nun kerîmliği elbette başka varlıklarla mukayese edilemez. O’nun kerîmliği O’na özeldir, O’na özgüdür. O, cezalandırmaya muktedirken affeder; O, umulanın ve beklenenin ötesinde ikram ve ihsan eder. Hem de karşılıksız ikrâm ve ihsân eder.
Onun kerîm oluşu bir ayette şöyle ifade edilir: “Oku, senin Rabbin Kerem sahibidir.” İlk inen bu ayette O’nun kerem sahibi oluşuna dikkat çekilmiştir. O, kullarına hayat düsturu olan ve hayatın her alanında onlara eşsiz hikmetler sunan kerîm kitabını indirmekle, kerîm sıfatını tecelli ettirmiştir. Evet O, kullarına karşı Ekremdir, O’nun kereminin sonu ve sınırı yoktur, başka hiç kimsenin cömertliği O’nun keremi ile mukayese edilemez.
Yüce Allah, insanı mükemmel bir varlık olarak yaratmakla ona ikram etmiştir. Onun varlığını sürdürebilmesi de ancak O’nun ikramlarıyla mümkündür. İnsanın bunu bilmesi, O’nun nimetlerine nankörlük değil, şükretmesi gerekir. İnsanın aklı ve benzeri organlarla donanımlı oluşu, envai çeşit nimetlerin içerisinde oluşu asla onu aldatmamalıdır. Kendisine ikram edilen nimetleri yerli yerince kullanması, o nimetleri Allah’ın kullarıyla paylaşması gerekir. Nitekim bu konuda Rabbimiz, insanı şöyle uyarır: “Ey insan, Kerîm olan Rabbine karşı seni aldatan nedir?” Demek ki O’nun bunca ikrâmlarına rağmen aldanmak ve nimet sahibine karşı nankörlük yapmak insanın içerisine düşeceği bir kusurdur. Ama insan şu gerçeği hiçbir zaman unutmamalıdır: “Kim nankörlük ederse bilsin ki benim Rabbim zengin ve kerîmdir.” Ayette O’nun Ğanî, yani zengin oluşu ile kerîm oluşu birlikte zikredilmiştir. Zira, kerîm olabilmek, sürekli ve bol bol ikrâm edebilmek için varlıklı olmak gerekir.
Bunun dışında Kur’ân Yüce Rabbin kerîm Arşı, kerîm melek, kerîm elçi, kerîm kitab, kerîm zevc; kerim rızk, kerîm mükafatlar, kerîm makam, kerîm mektup, kerîm sözden bahseder. Bunlardan kerîm Arş, yüce ve güzel taht; kerîm melek, güzelliği bakanları büyüleyen; kerîm zevc, övülmüş, güzel çift- eş; kerîm rızk, nimetleri bol ve devamlı olan cennet yurdu; kerîm mükafat, güzel ödül, cennet; kerîm makam, güzel-şerefli makam; kerîm mektub, mühürlü, güzel muhtevalı, keremli kişinin yazdığı, heybetli, besmeleyle başlayan Süleyman mektubu; kerîm söz, yumuşak-hoş-güzel söz anlamında kullanılmıştır. Aslında bu kullanımların her birinde, müminin hayatına yansıması gereken çok önemli mesajlar vardır. Güzellik, yücelik, bolluk, bereket, şeref, onur gibi sıfatlar müminlerde her zaman olması gereken meziyetlerdir.
Kerîm Kitap Kur’ân:
Yüce Allah’ın son kitabı Kur’an, Kerîm’dir. O, kerîm kitaptır, tüm övülmüş şeyleri içerisinde toplayan kitaptır. Beyân, hikmet, hidayet hep ondadır. O, Kerîm olan Yüce Allah katından gelmiştir. Keremli melekler vasıtasıyla keremli peygambere inmiştir. Onun ayetleri dinleyenlerin gönlüne, kulağına, aklına güzel hikmetler ikrâm eder. Okuyanların gözleri, onun güzelim yazı ve manalarıyla huzur bulur, dinlenir. O, hikmetlerini tüm insanlığa sunan Kitaptır. “Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitapta mevcutken âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kur’ân-ı Kerim’dir.”
Kur’ân’ın bir adı da el-Mükerrem’dir. “O, kutsal kılınmış (mükerreme), yüceltilmiş, arınmış sahifeler üzerindedir.”Evet Kur’ân, kendisine inanan, onu okuyup gerekleriyle amel edenleri keremli eyler, kerîm kılar, keremiyle yüceltir.
Kerîm Peygamber:
Peygamberimizin bir adı da el-Kerîm’dir. Keremi çok, cömert olan, çokça ikram eden, şerefli olan demektir. O kerîmdir, şerefli asil bir aileden gelmektedir; muhteşem ahlak sahibidir, son derece cömerttir. Ayette şöyle buyurulmuştur: “Gerçekten o, keremli bir elçinin sözüdür” O, kendisini bize takdim ederken de “Ben Âdemoğlunun en keremlisiyim” buyurmuştur. Gerçekten de O, peygamber olmadan önce de cömertliğiyle tanınmış bir insanlık sevdalısıdır. O, peygamber olduktan sonra hayatını, mesaisini insanlığın kurtuluşuna adamış bir vakıf insandır. O, kendisine bahşedilen vahyin hikmet hazinelerini insanlıkla paylaşmış, yaşadığı örnek hayatıyla onlara örnek olmuş, hem sözleri, hem fiilleri ve hem de sahip olduklarını onlara ikrâm etmiştir. O tüm bu konularda insanlığa en güzel ve kalıcı örnekler sunmuştur. Onun cömertliği, esen yellerden, yağan yağmurlardan daha fazladır. Şairin dediği gibi: O yağmur bulutlarından daha cömert keremli elçidir. Çünkü yağmur bulutları, yağmurlarını ikram ederken gözyaşı dökerler. Ama Allah’ın Rasülü, severek, isteyerek ve gülerek ikram eden kerem sahibidir!
O kerem sahibi elçiye yaraşır ümmet olmak için, O’nun gibi onurlu, şerefli ve keremli olmak gerekir.
Kerîm Mümin
Kerîm olan Yüce Allah’ın kullarına da keremli olmak yakışır. O, insanın mükerrem bir varlık olarak yaratıldığına dikkat çeker. And olsun ki, biz insanoğullarını şerefli/mükerrem kıldık. Yine Rabbimiz, sizin en keremliniz, en fazla Allah’tan sakınanızdır, buyurarak keremli olmanın yolunu göstermiştir. Mümine düşen bu kerîm oluşunu muhafaza etmek ve buna uygun davranışlarda bulunmaktır. Yalnızca kendini düşünmek, cimrilik mükerrem varlığa yaraşmaz ve onun kerimliği ile bağdaşmaz.
Keremli Rabbin kulu olarak bizler de kerem sahibi olmaya gayret etmeli ve bu şekilde O’nun dünya ve ahiret ikramlarına nail olmaya çalışmalıyız. O’nun kullarına O’nun gibi karşılıksız, başa kakmadan, bol bol ikram etmeli, affedici olmalıyız.
Üzüm ağacına, ağacı, meyvesi, toplaması, yemesi güzel ve bereketli olduğu için ‘kerem’ denmiştir. Gerçekten de üzüm asması, güzelim görünüşü ile de bakanlara ikram eder, hoş gölgesi ile de ikrâm eder, dikensiz ve kolay meyve sunuşu ile de ikrâm eder, bol vitaminli tatlı meyveleriyle de ikrâm eder. Ama asıl kerem sahibi, Kerîm olan Yüce Allah’a layıkıyla kul olan insandır. Keremli olmak bir üzüm çubuğundan çok, Âdemoğluna yakışır.
Müslüman, Kerem sahibi Yüce Allah’ın ahlakı ile ahlaklanmak için, O’nun Kerîm kitabını düstur edinmeli, O’nun keremli Elçisini kendine örnek almalıdır. Keremli kitabın düsturlarıyla beslenmeli, Keremli elçinin güzelliklerini yaşayarak ona benzemeye gayret etmelidir.
İnsanın kerîm sıfatıyla anılabilmesi için, cömertliği ruhuna işlemesi, her zaman cömert olması ve şerefi ile bağdaşmayan her şeyden uzak olmasıyla mümkündür. Arada sırada ikrâm eden insana, kerîm denmez. Kerîm sıfatına sahip olmak için, sürekli ve karşılıksız ikrâm gerekir.
Kur’ân, cennetliklerin ikram edilenler olduğunu söyler. Buna göre cennette ikrâm edilenlerden olabilmek için, dünya hayatında ikrâm edenlerden olmak gerekmektedir. Mümin, sahip olduğu bilgiyi, beceriyi, variyeti Allah’ın kullarına ve tüm varlıklara yerli yerince ikram eden kimsedir. İkrama ermek için ikram sahibi olmak gerekir. Bunun için de Kerîmin ikramlarına ve nasıl ikrâm ettiğine bakmak gerekir.
Şu özlü dua ile son verelim yazımıza: Yâ ekrame’l–ekremîn ekrimnâ/ Ey ikrâm edenlerin en keremlisi, bizlere ikrâm eyle!
