Dünyadaki Sınavın İki Başkahramanı: Erkek ve Kadın

İki K meselesi. Kader ve kadın konusu, ilk dönemden itibaren ümmeti meşgul etmeye devam etmektedir. Bu, asla İslam’ın bu iki konudaki açıklamalarının yahut bu iki konuya dair getirdiği ilkelerin yetersizliğinden değildir. Aksine konuların Kur’ân ve Sünnet bütünlüğü içerisinde doğru bir şekilde anlaşılıp sağlıklı bir biçimde hayata geçirilmemesindendir.

Bir kere şu öncelikle bilinmelidir ki insan/beşer, erkek ve kadınla birlikte insandır. Nitekim ilk insan yaratılmış, hemen akabinde eşi yaratılmış, insanlığın hayatı erkek ve kadınla birlikte başlamıştır. İlk insan eşiyle birlikte bir müddet cennete yerleştirilmiş, daha sonra birlikte yasak çiğnenmiş, birlikte dünyaya indirilmiş, birlikte tevbeye sığınılmış, birlikte affedilmiş ve insanlığın nesli kadın-erkek birlikteliği ile devam etmiştir. Dünyadaki sınav insan olarak kadın ve erkek birlikte gerçekleşecektir. Bu anlamda İslam’a muhatap olma bakımından erkek ve kadın birdir. İki cinsin, fizikî bazı yönlerinin ve hayat sürecindeki bir kısım rollerinin farklı olması onların dine muhatap olma yahut sorumlu olmalarına engel olmamıştır.

Tarih boyunca insanın hidayete ermesi, hidayette kalmasında yahut sapması ve saptırmasında erkeğin rolü kadar kadının da rolü olmuştur. Kadından peygamber olup olmayacağı tartışılsa, bazı ilim adamlarımızca bunun caiz olduğu söylenip bazı kadınların peygamber olabileceği söylenmiş olsa da Kur’ân’da isimleri geçen peygamberler, erkeklerdendir. Kaldı ki Kur’ân insanlığa gönderilmiş yüz binden fazla peygamberden yalnızca yirmi beşinin ismini anar. Ancak insanlık tarihinde doğru yolu gösteren ve tevhid mücadelesinde önemli yeri olan erkek kahramanların yanında kadın kahramanlar da az değildir. Şöyle ki:

İlk insan Hz. Âdem’in hemen yanıbaşında duran eşi Hz. Havva… Melek misafirlerin hizmetinde bulunan ve onların müjdelerine tanıklık eden Hz. İbrahim’in eşi Hz. Sâra… Tanrılık davasına kalkan zalim Firavun’un sarayında yaşamasına rağmen tevhide inanan ve Rabbinin rızasına ve cennete talip olan, cennetlik hanımefendilerin arasında sayılan Hz. Âsiye… Karnındaki çocuğunu Yüce Allah’a adayan ve bu adağını çocuğu dünyaya geldikten sonra yerine getiren Imran’ın karısı… Ana karnında Yüce Yaratıcıya adanan ve adandığı gibi mabette ibadet ve taatin içerisinde bir gül gibi yetişen ve adını Kur’ân’a yazdıran ve otuz dört kere ismi ayetlerde geçen Hz. Meryem… İstişareye önem veren, dirayetli yöneticiliği ve tanık olduğu hakikate teslim oluşuyla ayetlere konu olmuş Sebe’ Kraliçesi Belkıs… Ve Peygamberimizle beraber Allah’ın dininin anlaşılması ve yaşanmasına katkı sağlayan Annelerimiz… Bunlar Kur’ân’ın ayetlerine konu olan hanımlardan bir kısmı…

Bunların yanında peygamber kocalarına rağmen nifak ve şirk hareketinin içerisinde yer alan Hz. Nuh ve Hz. Lût’un hanımları… İslam’a düşmanlıkta kocasından geri kalmayan Ebu Leheb’in karısı gibi kadınlar da Kur’ân ayetlerine konu olmuş ve âleme ibret olarak sözkonusu edilmiştir.

İslam, kadının kişiliği ile toplumda yer almasını ısrarla istemiştir. Bunun için Son Peygambere ilk inanan kişi bir kadındır. Kimse sana inanmazsa ben inanırım diyen Hz. Hatice. Mekke’de ilk İslam şehidi de bir kadındır. Hz. Sümeyye. Mekke devrinin inanlar içerisinde de çile çekenler içerisinde pek çok kadın yerini almıştır. Hicret yolunda da erkeklerin yanında kadınlar da vardır. Peygamberimizin Medine Mescidinin bir kapısının adı hala Bâbü’n-Nisâ/Kadınlar Kapısıdır. Zira Saadet Çağının hanımları, o kapıdan girerek Mescidde kendilerine ayrılmış yerde yerlerini alırlar, hem ibadet ederler, hem de gerçekleri Peygamberin ağzından bizzat dinleyerek, sorularına bizzat cevap isteyerek dinlerini öğrenmeye çalışırlardı.

Hükümlerle dolu uzun bir Kur’ân suresinin adı Nisa/Kadınlar suresidir. Yine bir Kur’ân suresinin adı Mücâdile/Tartışan Kadın suresidir. Bu sureye ilerleyen yaşına rağmen, geleneği sorgulayarak dinini öğrenmek için Rasüle ve Yüce Rabbe iltica eden, bu konuda ısrar da eden bir kadın isim olmuştur. Surenin ilk ayeti şöyledir: “Kocası hakkında seninle tartışan ve Allah’a şikayette bulunan kadının sözünü Allah işitmiştir..” (58 Mücadele 1)

Mesaj Yüklü Eşsiz Örnekler:

Kaynaklarımız Peygamberimizle tartışan eşlerinden de bahseder: Peygamberimizin eşlerinden Ümmü Seleme, evinde bir gün saçlarını taratırken Hz. Peygamber’in mescidden “Ey İnsanlar” diye seslendiğini duymuş ve saçını taramakta olan kadına “Bırak sonra tararsın” demişti. Kadın, “O erkekleri çağırıyor, kadınları değil” deyince de ona “Ben de insanım, biz insan değil miyiz?” diyerek Peygamberi dinlemeye çıkmıştır.

Yine Ümmü Seleme annemiz, Peygamberimize şöyle bir soru yöneltmiştir: “Ey Allah’ın peygamberi! Yüce Allah’ın hicret konusunda kadınları andığını duymayacak mıyım?”

Onun bu sorusu üzerine Yüce Allah şu ayeti indirmiştir: “Sizden erkek olsun kadın olsun, hiç birinizin çalışmasını boşa çıkarmayacağım. Zaten siz birbirinizdensiniz..”

Ensar hanımlarından Ümmü Umare, yahut Esma bint Umeys Peygamberimize gelip şöyle demiştir: “Bakıyorum da her şey erkeklere, kadınların hiçbir konuda esameleri okunmuyor?”

Onun bu sorusu üzerine şu ayet inmiştir: “Müslüman erkekler ve Müslüman hanımlar.. İmanlı erkekler ve imanlı hanımlar..İtaatkar erkekler ve itaatkar hanımlar.. Doğru dürüst erkekler ve doğru dürüst hanımlar.. Allah, onlar için mağfiret ve büyük bir mükafat hazırlamıştır.”

Ümmü Amir (Fükeyhe veya Esma) bint Yezid, Hz. Peygambere gelerek şunları söylemiştir: “Anam babam sana feda olsun ey Allah’ın peygamberi! Allah, seni kadın erkek herkese peygamber olarak gönderdi. Biz kadınlar da sana ve Rabbine iman ettik. Bizler, evlerimizin temeli olup erkeklerin şehvetlerini tatmin ederiz, çocuklarını taşırız. Bizler evlerde kapalı kaldık. Siz erkekler ise cemaate çıkar, Cuma kılar, hasta ziyaret eder, cenazeye katılır, tekrar tekrar hac yapar, cihad edersiniz. Bu yüzden siz bizden faziletlisiniz. Biz ise, siz bu işleri yaparken mallarınızı korur, elbiselerinizi diker, çocuklarınızı terbiye ederiz. Ecir ve hayırda biz de size ortak mıyız?” Kadının bu sözleri üzerine Peygamberimiz arkadaşlarına şöyle dedi: “Dini konusunda bundan daha güzel problemini ortaya koyan bir kadın gördünüz mü?”

Eşleri, Peygamberimizin yanında rahatlıkla fikirlerini söyleyebilir ve hatta onunla tartışabilirlerdi. Hudeybiyye anlaşmasının yapıldığı sene, ağaç altında Rıdvan Biati yapılınca Hz. Peygamber, “Ağacın altında bana biat edenler, İnşallah cehenneme girmez” buyurmuştu. Orada bulunan Hafsa Annemiz şöyle karşılık vermişti: “Evet, girer ey Allah’ın Rasülü!” Peygamberimiz onu azarlayınca, o şu ayeti okuyarak cevap vermişti: “İçinizden cehenneme uğramayacak yoktur. Bu, Rabbin için kesinleşmiş bir sözdür.” Bunun üzerine Peygamberimiz bir sonraki ayeti okuyarak ona cevap vermiştir: “Sonra Biz, Allah’tan sakınanları kurtarırız, zalimleri de diz üstü çökmüş olarak orada bırakırız.” Bu olay hem eşi Hz. Hafsa’nın geniş Kur’ân kültürüne ve hem de fikirlerini rahatlıkla peygambere söyleyip onunla tartışabildiğine tanıklık etmektedir.

Aynı bağlamdaki bu örnekler, ilk dönem kadınlarının Kur’ân ayetleri ile her türlü soruyu Peygambere rahatlıkla sorabildiklerini ortaya koymaktadır. Adı geçen hanımların sorusu üzerine, bu ayetlerin inmiş olması ise, Yüce Allah’ın onlara verdiği değeri net bir biçimde göstermektedir.

Şu örnek olay da kadının dinini öğrenme konusundaki gayretini, dirayetini ve teslimiyetini göstermektedir: Sahabenin önde gelenlerinden biri olan Abdullah b. Mesud’a Ümmü Yakub diye bilinen bir kadın gelir ve aralarında şu konuşma geçer:

“Senin dövme yaptırmaktan, saç/peruk taktırmaktan, kaş kirpik aldırmaktan kadınları men ettiğini duydum. Senin bu konuda, Allah’ın kitabından bir dayanağın var mı?”

“Evet, bu konuda hem Kur’ân’a hem de sünnete dayanıyorum.”

“Vallahi ben, mushafın her yerini okuyup inceledim, ama onda senin dediğin yasağı görmedim!?”

“Peki sen şu ayeti görmedin mi: “Peygamber size ne getirdiyse onu alın, o sizi neden sakındırdıysa ondan sakının?”

“Evet, onu gördüm.”

“Ben, Hz. Peygamberin bu sayılanları yasakladığını bizzat kendisinden işittim.”

“İyi ama, senin ailenden de bunları yapanlar var!?”

“O zaman buyu evime gir, bak bakalım böyle bir şey var mı?”

Kadın eve girip baktı ve “hayır böyle bir şey görmedim” dedi.

Bunu üzerine Abdullah şöyle dedi: “Sen Allah’ın seçkin kulu Hz. Şuayb’in şu sözünü bilmez misin? ‘Ben size yasakladığım şeyi, kendim işleyerek sizinle ters düşmem.’“

Bu diyalogdan şu sonuçları çıkarabiliriz:

Kadının, kadın oluşu dinini öğrenmekten ve bir din otoritesiyle tartışmaktan alıkoymamıştır.

Kadın, İbn Mesud’a doğrudan sorusunu sorup onunla tartışabilecek medenî bir cesârete sahiptir.

İbn Mesud gibi, seçkin bir sahabî, bir kadına sorusunu sorma ve görüşlerini rahatlıkla söyleme imkânı tanıyor ve onu ikna edinceye kadar meseleye açıklık getiriyor.

Kadın, Kur’ân’ı baştan sona okuyup incelemiş ve bu konuda kendisine güvenen bir kimsedir.

Kadın, kendisine verilen fetvanın dinî dayanaklarını soruyor ve sorguluyor. İbn Mesud dediyse, tamamdır demiyor.

İbn Mesud’un verdiği fetva ile kendi ailesinin amel edip etmemesini sorguluyor.

Hz. Ömer’in hutbe okuduğu bir esnada bir kadının sözünü kesip müdahale etmiş okuduğu ayetle ona karşı çıkmış, buna karşılık Ömer şöyle demiştir: “Kadın doğru söyledi, Ömer yanıldı. Ey Ömer, tüm insanlar senden daha anlayışlı!” Bu olayda şunlar dikkatimizi çekmektedir:

Halife Ömer’in meclisinde kadınlar da bulunmaktaydı.

Kadınlar, meclisteki konuşmalara müdahil olup görüşlerini anlatabiliyorlardı.

Kadın, görüşünü ayete dayandırıyor.

Hz. Ömer, kadını dinliyor ve hatasını anlayıp fikrinden vazgeçiyor.

Şu tarihi örnek de İslam kadınlarının Kur’ân’ı anlama ve ona vakıf olma konusundaki geldikleri yeri anlatma bakımından oldukça ilginçtir. Ömer b. Abdilaziz’in Rakka valisi Meymun b. Mihran’ın hizmetçisi olan kadın, bir gün sofraya sıcak bir çorba getirir. Misafirlerin de hazır olduğu sofrada ayağı kayar ve çorba Meymun‘un üzerine dökülür. Kızgınlık içerisindeki efendisine, kadın şöyle der:

“Efendim, lütfen Yüce Allah’ın şu ayetini uygula: “O takva sahipleri, öfkelerini yutanlardır..”

Vali, tamam öfkemi yuttum, der. Kadın, efendim devamındaki “insanların kusurlarını affederler” kısmı ile de amel et, der.

Vali, tamam seni affettim, der. Kadın, iyi ama Yüce Allah, ayetin sonunda “Allah, iyilik ihsan sahiplerini sever” buyuruyor, deyince Meymun şöyle cevap verir:

“Tamam, sana ihsan ediyorum ve Allah için sen özgürsün!”

Bu olaydan çıkan dersleri şöyle özetleyebiliriz:

Olayda hizmetçi bir kızın Kur’ân ayetlerine vukûfiyeti ilk dikkatimizi çeken şeylerdendir. Kadın, paniğe kapılmadan sebep olduğu olaya ayetler ışığında bakıp onu değerlendirebiliyor.

Efendisi ve misafirlerinin yanında suçlu durumda olan, bir hizmetçi çok rahat bir şekilde derdini anlatabiliyor.

Üzerine kaynar çorba dökülen efendi, hizmetçisine özgürce kendini ifade edebilme imkânı tanıyor.

Efendi, kendisine okunan ayetlerin gereğini hemen yerine getiriyor. Hem de hizmetçisinin hatırlatmasıyla.

Özetleyecek olursak hayat dini İslam, hayatın bütün alanlarını kuşatan ve bu alanlarla ilgili sorunlara çözüm getiren bir ilkeler bütünüdür. Bir mekanizma, kendi parçalarıyla bir bütünlük içerisinde işletilirse randımanlı çalışacaktır. Tıpkı bunun gibi İslam da bir bütün olarak doğru olarak anlaşılırsa, daha da önemlisi bir bütün olarak uygulanırsa hiç kimsenin mağdur olması sözkonusu olmayacaktır. Sözgelimi ailede taraflar sorumluluklarını gereği gibi yerine getirirlerse, herkes hakkını alacak ve bu durumda taraflardan hiç biri diğerine karşı haksızlık yapmayacak, hiçbir kadına ve hiçbir çocuğa asla bir fiske vurmayan Peygamberin örnek ve önderliğinde Nisâ suresi 34. Ayet problemsiz anlaşılacaktır.

Yine İslam ekonomisinin bütün parçalarıyla işletildiği, mehir, iaşe, ibate, nafaka gibi sorumlulukların yerine getirildiği bir toplumda miras paylaşımındaki ikili birli paylaşım asla sorun olmayacaktır.

İnsani bir değer olan giyinmenin ilk insan ve eşiyle beraber başladığı bilindiğinde, tesettürün kadın erkek her insana farz olan bir erdem olduğu anlaşıldığında kadının giysisi sorun olarak algılanmayacaktır.

Kadın ve erkeğin hayatın baş mimarları olarak anlaşıldığı zaman, taraflar meşru ve makul ve insanî sorumluluklarını yerine getirdiklerinde, sosyal hayatta kadının da önemli rolünün olduğu kavranıldığında, insan yetiştirmenin bir sanat, anne ve baba olmanın da insana dünya ve ahirette kendilerine değer kazandıran bir meziyet olduğu anlaşıldığında kadının çalışıp çalışmama tartışması son bulacaktır.

Cinsler birbirlerini biri olmadan diğerinin tam olamayacağı, bir bütünü tamamlayan iki parça olarak gördüklerinde, istikamette ilerleme yarışında her iki cinsin de aynı hedeflere doğru koşmasının gereğini anladıklarında, Yüce Yaratıcının katında takvalı olanın en üstün olduğunu fark ettiklerinde ayrımcılık, aşağılama, dışlama, ötekileştirme gibi şeyler söz konusu bile olmayacaktır.

Bu içeriği sosyal medyada paylaşın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir