Evrensel Hikmet ve İzleriyle Hac İbadeti

Hac sözlükte, mutlak olarak niyet etmek, delille galip gelmek, ziyaret etmek anlamlarına gelir. Terim olarak belli zamanlarda belli yeleri ziyaret etmek, Mekke’yi kast eylemektir. Hıristiyanlıkta çarmıh anlamına kullanılan ve Ermenice bir kelime olan haç ile bir alakası yoktur. Hac ibadetini yapana el-Hâc/hacı denir, çoğulu huccâc olarak gelir.

Hac ibadeti temeli Hz. İbrahim peygambere ve hatta Hz. Âdem’e kadar uzanan tarihî bir ibadettir. Zira haccın kalbi sayılan Allah’ın evi Ka’be, Hz. Âdem tarafından yapılan yeryüzünün ilk mabedidir. Daha sonra yıkılan beyit, temelleri üzerine Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail tarafından yeniden yükseltilmiştir. Doğrusu insanlar için ilk kurulan ev, Mekke’de, dünyalar için mübarek ve doğru yol gösteren Ka’be’dir. İbrahim ve İsmail, Ka’be’nin temellerini yükseltiyordu.

Bir surenin de ismi olan Hac Kelimesi Kur’ân’da dokuz kere “el-Hac” ‏‏‏şeklinde, bir ayette “Hıccü’l-Beyt” şeklinde, bir ayette de “el-Hâc” şeklinde geçmiştir. Kullanımlarının tamamında kelimenin marife olması, haccın bilinen bir ibadet olduğuna işaret etmektedir. Buna göre hac, öteden beri uygulana gelen belli bir ibadettir.

Haccın temel üç ruknü ihrama girmek, Ka’be’yi tavaf etmek ve Arafatta vakfeye durmaktır. İslam’ın beş temelinden biri olan hac ibadeti, ömürde bir kere gücü yetenlere farz olan bir ibadettir. Hadislerde bu ibadet, Allah yolunda cihada denk tutulmuştur.

Hem mâlî ve hem de bedenî bir ibadet olan hac, yalnızca bu ibadeti yapanlarla ilgili değil, tüm ümmeti ve hatta insanlığı ilgilendiren bir ibadettir. Şöyle ki, her yıl milyonlarca kişi tarafından ifâ edilen hac ibadeti sosyal ve ekonomik açıdan pek çok insanı doğrudan ve dolaylı olarak ilgilendirir. Her şeyden önce hac vesilesiyle ümmetin birlik ve beraberliği görsel olarak bir kez daha gündeme gelir. Dünyanın pek çok yerinden Ka’be’ye gelen farklı renklerde ve farklı dilleri konuşan ümmetin temsilcileri hacılar, aynı kıbleye yönelerek, tek bir Yaratıcının huzurunda ümmet adına durarak Rablerine bağlılıklarını bildirirler. Özelde ümmetin sorunları, genelde insanlığın sorunları gündeme getirilir ve insanlığın sulh ve selameti için dualar edilir. Yanısıra ümmetin bir gövde gösterisi olarak hacdaki duruş, ümmetin asalet ve heybetini gören İslam düşmanlarının kalplerine korku salar.

Öte yandan hac ibadeti, onu yerine getiren kişinin ruh ve beden dünyasında büyük inkılablara, değişim ve dönüşümlere vesile olur. Bu ibadetle kişi manen dolar, yenilenir ve güçlü bir donanımla memleketine döner. Öyle ki günlük beş vakit namaz mümini bir gün idare eder. Yılda bir ay tutulan Ramazan orucu bir yıl mümini idare eder. Ömürde bir kere yerine getirilen ömürlük hac ibadeti ise, bir ömür mümini idare eder. Nerede bulunursa bulunsun kılması gereken namazla günde beş sefer haccın kalbi olan Ka’be’ye yönelen Müslüman, o manevî dolum merkezi ile irtibatını kesintisiz sürdürür. Tabidir ki bu söylenenlerin gerçekleşebilmesi için haccın bilinçli bir şekilde yapılması ve hac ruhunun bir ömür boyu yaşatılması gerekir. Bir hadiste de haccın asıl amacından saptırılabileceğine şöyle dikkat çekilmiştir: “Ahir zamanda devlet adamları seyahat, zenginler ticaret, fakirler dilenmek, ham sofular da gösteriş için hac yaparlar.”

Mekke’de Peygamberliğin 10. yıllarında inen ve insanlara haccı duyurmasına dair Yüce Allah’ın Hz. İbrahim’e olan hitabını anlatan ayet şöyledir: “İnsanlar arasında haccı ilan et. Gerek yaya olarak, gerekse nice uzak yoldan gelen yorgun develer üzerinde sana gelsinler.”

Hac ile ilgili olarak Medine’de inen ilk ayette şöyle buyurulmuştur: “Sana doğan ayları soruyorlar. De ki, onlar insanlar ve özellikle hac için vakit ölçüleridir.” Hicretin altıncı senesinde Mekke müşrikleriyle yapılan Hudeybiyye anlaşmasından sonra inen ayet ise şöyledir: “Haccı da umreyi de Allah için tamamlayın..” Buna göre diğer bütün ibadetler gibi hac da yalnızca Yüce Allah için yapılır. Hac ibadetinde belli zamanlarda belli mekanların ziyaret edilmesi söz konusu olsa da Bu beytin Rabbine ibadet etsinler ayeti doğrultusunda asıl olan Yaratıcıya ibadettir. Hac yolcusunun dilinden düşürmediği sloganı olan şu telbiye cümleleri hac ibadetinin bir tevhid ilanı olduğunun açık delilidir: Buyur Allahım buyur! Emir ferman Senin Allahım, Senin eşin ortağın yoktur Allahım. Gerçekten layığı ile hamd, nimet ve mülk yalnızca Senindir Allahım! Senin asla eşin ortağın yoktur Allahım!

Bedir savaşından sonra Hicretin 2. yahut 3. yılında inen ve genel olarak haccın farziyyetini açıklayan ayet ise şöyledir: “Yoluna gücü yetenlerin o evi haccetmeleri, Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır..” Hicretin 9. yılında inen ayet ise, mücmel olarak haccın farziyetini bildiren bir önceki ayeti beyan ederek şu şekilde gelmiştir:

“Hac, bilinen aylardır.” Ayette geçen bilinen hac aylar Şevvâl, Zilka’de aylarıyla Zilhıcce aylarıdır. Hac aylarının bu şekilde üç ay olarak belirlenmesi, bu üç ayda hac için ihrama girilebilse bile, bu üç ayda hac yapılabileceği anlamına gelmemektedir. Çünkü uygulamada böyle bir şey söz konusu olmamıştır. Bu konuda aykırı bir görüş de ileri sürülmemiştir. Hac aylarının bu şekilde geniş tutulma esprisi, bu üç ayın dışarıdan Mekke’ye gelenlerin gelip geri dönebilecekleri süre olması ve bu üç ayda hac için ihrama girilebilmesidir. Çünkü genel olarak belirlenen bu hac ayları aşağıdaki ayetlerle belli günlere, sayılı günlere ve sonuçta tek güne indirgenmektedir. Sünnetteki açıklamalar da bu doğrultudadır. Zaten ayet, bilinen aylar diyerek, hac aylarının Kur’ân’ın indiği dönem insanları tarafından bilindiğini belirtiyor ve bu bilineni takrir ediyor. O dönemde insanların hac ibadetini bütünüyle üç aya yaydıklarına dair bir görüş kaynaklarımızda yer almamıştır.

Hicretin dokuzuncu yılında Hz. Ebû Bekir’in hac emiri olarak tayin edilip ve haccın ilk olarak pratiğinin yapıldığı senede hacla ilgili son inen ayette ise, hac günü tek gün olarak net bir şekilde belirlenmiştir: “Bu, büyük hac gününde (Yevme’l-Hacci’l-Ekber) Allah’tan insanlara bir bildiridir.” Hac için insanlar toplandığı için, yahut haccın en temel ruknü Arafatta vakfe, Arafa gününde yapıldığından dolayı o güne ‘büyük hac günü’ denilmiştir. Rivayete göre Peygamberimiz, Veda haccında Zilhıcce’nin 10. günü, bugün günlerden nedir, diye sormuş; ashab, Kurban günüdür, diye cevap vermiş; bunun üzerine şöyle buyurmuştur: “Bugün Hacc-ı Ekber günüdür.” Genel olarak ilim adamları, bugünün hac vakti değil, tek bir günü bildirdiğini, bu günün de “Hac Arafat’tır” hadisine göre Arafe günüdür.

Evet, hac asla turistik bir seyahat değil, Allah için yapılması gereken bir ibadettir. Hac, ibadeti yapan hacının ve yakınlarının üzerinde büyük ve kalıcı tesirleri olan ömürlük bir ibadettir. Bu ibadetle kişi, tevhid tarihinin merkezini ziyaret ederek, manevî dolumla yenilenmiş, arınmış ve donanmış olarak memleketine döner ve bu ruhla hayatını sürdürür. Bunun için hacının, hacdan önceki ve sonraki hayatı farklıdır/farklı olmalıdır. Onun içindir ki hacı olmak kolaydır ancak hacı kalmak ve hacı olarak ölmek zorludur. Önemli olan ise her namazda yöneldiğimiz ve öldüğümüzde ona yönelik olarak defnedileceğimiz vahyin kalbi Mekke’deki tevhidin merkezi olan Ka’be ile irtibatlı bir hayat yaşayabilmektir.

Bu içeriği sosyal medyada paylaşın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir