Rabbime And Olsun Ki! Diriliş ve Hesap Var!
Yüce Rabbimiz, çoğu insanın inkâr ettiği, imkânsız gördüğü öldükten sonra dirilme ve hesaba çekilme konusuna dikkat çekmek, inkârcıları imana davet etmek, inananların da imanına iman katmak için kendi zatına yemin ediyor.
O gerçek midir, diye senden sorarlar. De ki: «Evet, Rabbim hakkı için o gerçektir, siz Allah’ı aciz bırakamazsınız.»
İnkâr edenler: «Kıyamet bize gelmeyecektir» dediler. De ki: «Hayır, öyle değil; görülmeyeni bilen Rabbime and olsun ki, o saat size muhakkak gelecektir.
İnkâr edenler, tekrar dirilmeyeceklerini ileri sürerler. De ki: «Evet; Rabbime and olsun ki, şüphesiz diriltileceksiniz ve sonra, yaptıklarınız size bildirilecektir. Bu, Allah’a kolaydır.»
Rabbine and olsun ki Biz onları mutlaka uydukları şeytanlarla beraber haşredeceğiz. Sonra cehennemin yanında diz çöktürerek hazır bulunduracağız.
Ahiret gününe iman, Allah’a imandan hemen sonra gelen en temel esaslardandır. Onun için ona din günü denmiştir. Hatta bazı ayetlerde ahireti yalanlamanın dini yalanlamak olduğu belirtilerek ahiret din olarak görülmüştür. Onun içindir de Yüce Rabbimiz, mâliki yevmiddîn/din gününün sahibidir. Müşrikler diriliş gününe ihtimal vermiyorlar, hesaba çekilmeyi ve azabı imkânsız görüyorlar, alay ve inkâr ederek onun gerçek olup olmadığını soruyorlardı. Müşriklerin bu inkârcı tavırları karşısında yeminli ifadeler geliyor. Böylece bu konun ciddî bir konu olduğu, aklen ve dinen inkâr edilemez bir gerçek olduğu vurgulanıyor. İlk ayette geçen, î-ve rabbî ifadesi Evet vallahi anlamına bir yemin ifadesidir. Evet öyledir/öyle olsun anlamına Türkçe kullanılan Eyvallah sözü de aynı ifadedir.
Tarih boyunca insanların en fazla inkâr ettikleri, şüphe duydukları konu, öldükten sonra diriliş ve ahiret âlemi olmuştur. İşte bu konuda Yüce Rabbimiz tüm şüpheleri ortadan kaldıracak açıklamalar yapıyor. Gerçeği söyleyen, doğrudan başka bir şey söylemeyen âlemlerin Rabbi. O, bizim için bir şeyi, bir kez bile söylese yeterlidir. O’nun söylemesi, söylenenin önemini anlatmaya kâfidir. Ama O, bunları bir de yeminle söylüyor. Artık bundan sonra insanın zerre kadar şüphe duymaması gereklidir. Bu inancını da o diriliş gününe hazırlık yaparak ispat etmesi lazımdır.
Geçmişte de peygamberler bu gerçeği tekrar ettiler, son peygamber de tekrar tekrar bu gerçeği dile getirdi. Ayetler, bir kez daha ona bu gerçeği söylemesini emrediyor. Elbette Son Peygamber, Rabbinin emrine uydu ve gerçeği tüm netliği ile haykırdı. Şimdi bu görevi yerine getirme sırası, bu ayetleri okuyan bizlerde. Biz de aynı netlikle haykırmalıyız ki, elbette diriliş hak ve gerçektir. Karşımızda inanmayanlar ve şüphe içerisinde olanlar varsa Rabbimiz adına yemin ederek söylemeliyiz.
Ayetlerde Rabbe yemin edilerek diriliş ve hesap gününün gerçekliğine dikkat çekiliyor. Böylece öldükten sonra diriltmeye kâdir yegane güç olduğu da hatırlatılmış oluyor. Evet, yoktan var eden Yüce Rabbimiz, öldükten sonra tekrar diriltmeye, iyileri ödüllendirmeye, kötüleri cezalandırmaya da kâdirdir. Hiç kimse O’nun bu va’dini gerçekleştirmesine engel olamaz ve O’nun va’dinden kaçıp kurtulamaz.
Doğuların ve batıların Rabbine andolsun ki! Allah her şeye kâdirdir!
Doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki, onların yerine daha iyilerini getirmeye bizim gücümüz yeter ve kimse de önümüze geçemez. Üksimü/yemin ederim kalıbıyla yalnızca bir yerde Rabbe yemin ediliyor. Üksimu kalıbıyla yemin edilen diğer yedi yerde Yüce Rabbimizin dışındaki varlıklara yemin ediliyor.
Doğusu ile batısı ile her yer ve üzerindeki her şey Yüce Rabbindir. O, tüm her yerde dilediğini yapmaya güç yetirendir. O her şeyin Rabbi, sahibi, yaratıcısı ve yöneticisidir. Dilediğini yapmaya muktedirdir. O, hiç kimseye muhtaç ve mecbur değildir. Her şey O’nun dilemesiyle var olur yahut yok olur. O, dilediğini, dilediği zamanda ve dilediği şekilde var etmeye de yok etmeye de kâdirdir. Tarih boyunca bu böyle sürüp gelmiş, bundan sonra da böyle devam edecektir. Dolayısıyla hiç kimse kendini vaz geçilmez görmemelidir. Yüce Allah isterse, kendilerini vaz geçilmez görenleri de yok eder, onların yerine onlardan daha iyisini de getirir.
Kur’ân ayetlerinde doğu ve batının Rabbi, iki doğu ve iki batının Rabbi ifadeleri kullanıldığı gibi, burada olduğu gibi doğuların ve batıların Rabbi ifadesi de kullanılmıştır.
Musa: «Eğer akledebilen kimselerseniz bilin ki O, doğunun, batının ve ikisinin arasında bulananların Rabbidir» dedi. O, doğunun ve batının Rabbidir; O’ndan başka tanrı yoktur. Öyleyse O’nu vekil tut.
O, iki doğunun Rabbidir, iki batının Rabbidir.
Hor görülüp ezilenleri, bereketlendirdiğimiz yerin doğularına ve batılarına mirasçı kıldık. O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi, doğuların da Rabbidir.
Yeryüzünde doğu ve batı güneşin ufuktaki hareketleriyle belirlenmektedir. Bir yerde duran bir kişi için, durduğu anda bir doğu, bir de batı vardır. Öte yandan güneş dünyanın herhangi bir yerinde batarken, oranın mukabili olan bir başka yerde doğmaktadır. Bu bakış açısıyla bir gün içerisinde güneşin iki doğuşu iki de batışı olmaktadır. Mevsimlere göre güneşin ufukta doğup battığı farklı noktalar dikkate alındığında bu durumda birçok doğu ve birçok batıdan söz edilebilecektedir. Yine kâinatta güneşten başka doğup batan gök cisimleri vardır. Buna göre her bir gök cisminin doğuş ve batış noktaları düşünüldüğünde pek çok doğu ve batının olduğu anlaşılacaktır. Kur’ân, geniş bakış açısıyla bunların her birine işaret ederek farklı ifadelerle konuya dikkatlerimizi çekmiştir. İnsan bütün bunları düşünerek Yüce Rabbin erişilmez kudretini bir kez daha anlamaya çalışmalıdır.
Şu iki ayette Peygamberimize hitaben yine Rabbe yemin ederek gelmiştir. Bunlardan ilkinde Allah Rasülünün teşrî’/hükmetme yetkisine dikkat çekilmiş, ikincisinde ise insanların ve özellikle müminlerin imanlarının gereğini yerine getirip getirmediklerinden hesaba çekileceğine dikkat çekilmiştir:
Rab’ine and olsun ki! Sorgulanacaksınız!
Hayır; Rab’ine and olsun ki, aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem tayin edip, sonra senin verdiğin hükmü içlerinde bir sıkıntı duymadan tamamen kabul etmedikçe inanmış olmazlar.
Rabbine and olsun ki hepsini, yaptıklarından sorumlu tutacağız.
Hz. Peygamberi bu göreve layık gören ve ona bu yetkiyi veren Yüce Rabbimizdir. Ayete göre Tam bir teslimiyetle Allah ve Rasülünün hükmüne tabi olmak müminliğin gereğidir.
Yaptıklarından asla sorgulanmayacak olan, insanları sorgulayacak olan da O’dur.
O halde bu ayetlerin ışığında Rabbimizin çağrısına kulak vermeli, gerçekleşmesinde hiç şüphe olmayan diriliş ve sorgulanma gününe imanımızı, ahiret bilinciyle yaşayarak ve o güne hazırlanarak ortaya koymalıyız. Unutmayalım ki Yüce Rabbimiz, kendi zatına yemin ederek bu gerçekleri söyleyerek konunun önemine dikkatlerimizi çekmektedir.
