Dönüşlü Semâya ve Yarılan Yere Andolsun! Kur’ân Gerçek Sözdür!

وَالسَّمَاءِ ذَاتِ الرَّجْعِ وَالْأَرْضِ ذَاتِ الصَّدْعِ إِنَّهُ لَقَوْلٌ فَصْلٌ وَمَا هُوَ بِالْهَزْلِ

Dönüşümlü göğe ve yarılan yeryüzüne and olsun ki! Doğrusu bu Kur’ân kesin bir sözdür. O, eğlence için değildir.

Semânın dönüşlü/döndürümlü oluşu, gece gündüz gök cisimlerinin orada hareket etmeleri, tekrar tekrar yağmur ve diğer yağışların yağması sebebiyledir. Semâdaki sürekli tekrarlayan her hareketlilik pek çok şeyin ortaya çıkmasına sebep olmaktadır. Yani gök cisimlerinin hiçbir hareketi boşuna ve anlamsız değildir. Güneş-ay ve yıldızların doğup batması, gece gündüzün tekrar tekrar olması, yağmurların tekrar tekrar yağması hep canlıların hayrınadır. Yine semadan inen melekler kulların amellerini yerden alıp göklere çıkarırlar. Bu ifadenin evrenin genleşmesinin uzaya, semaya yansımasına yahut uzaydaki zamanın farklı akışına işaret etmesi de mümkündür.

Yine bu ifade, yeryüzünden buharlaşan suların yağış olarak tekrar yeryüzüne dönüşüne de işaret etmektedir. İnsanın söz ve eylemleri de öyledir. Yerden göğe, Yüce Yaratıcıya yükselir; sonra ilahî rahmet ve nusret olarak yeryüzüne insana döner. Semadan arza ilahî rahmet, arzdan semaya dua ve ibadetlerle bu dönüşüm kesintisiz sürer. Zaten rahmet yağışlarının gelmesi de insanların sâlih amellerine bağlıdır. Rabbinizden bağışlanma dileyin; doğrusu O, çok bağışlayandır. Size gökten bol bol yağmur indirsin. Sizi, mallar ve oğullarla desteklesin; sizin için bahçeler var etsin, ırmaklar akıtsın. Eğer kasabaların halkı inanmış ve Bize karşı gelmekten sakınmış olsalardı, onlara göğün ve yerin bolluklarını verirdik.

Yerin yarılması da onun içerisindeki tohumları yeşertmesi, enva i çeşit meyve-sebzeleri, suları ve madenleri ortaya çıkarmasıdır. Taneyi ve çekirdeği yaran şüphesiz Allah’tır; ölüyü çıkarır. İşte Allah budur, nasıl yüz çevirirsiniz? Tanyerini ağartan, geceyi dinlenme zamanı, güneş ve ayı vakit ölçüsü kılandır. Bu, Güçlü olanın, Bilen’in nizamıdır.Deprem ve benzeri yeryüzü hareketleri sebebiyle arzda meydana gelen çatlamalar da yerin bağrından pek çok maden ve su kaynaklarının ortaya çıkmasına zemin hazırlamaktadır. Aslında insanların kendi ihmâl ve tedbirsizlikleri sebebiyle istemedikleri depremler, pek çok hayrın habercisidirler. Yarılmasıyla yeryüzünde suların çıkması, vadilerin ve yolların oluşması gerçekleşir, yerin bağrından enva i çeşit bitki ortaya çıkar. İnsan ölünce de yine yerde açılan/yarılan bir kabir çukuruna girecektir. Diriliş günü de yer yarılacak içerisindeki tüm ölüler diriltilip ayağa kalkacaktır. Ayet bütün bunlara işaret etmektedir. Sad’ kelimesinde çekicilik manası da vardır. Bu, hem fizikî olarak yer çekimi kanuna işaret eder, hem de yerin canlılar için hazırlanmış bir cazibe merkezi olduğunu ifade eder.

Gök ve yer bir baba ve anne gibi, birbirini tamamlar ve varlıkların hayatlarını sürdürmelerini sağlarlar. Semâdan yağmurlar yeryüzüne iner, yerden bitkiler biter. Ne ekildi de bitmedi, yer nankörlük etmedi, semâ yeryüzüne cimri davranmadı. Ey insan, sana da vahiy indi, rahmet yağmurları üzerine yağdı. Bu yağan rahmetle sende de hayırlar neşet etmeli. Vahyin keskin delilleri senin de taşlaşmış kalbini yumuşatmalı, kalbe atılan tohumlar çimlenip yeşermeli, oradan iman ve sâlih amellerin neşet etmesine imkân sağlamalı. Yer gök, birbiriyle uyumlu ve dengeli olarak, durmadan dinlenmeden çalışırken, sana durmak yahut uyumsuz işlerle düzeni, dengeyi bozmak yakışmaz. Gökyüzü yağmur bulutlarıyla, yeryüzü enva i çeşit nebatat, maden ve su kaynaklarıyla dopdolu. O halde gökten inen yağışlar, yerden göğe şükran ifadesi olarak uzanan nebatatla karşılık buluyorsa, inen o rahmet yağmurlarına otlar-ağaçlar karşılık veriyorsa; Yücelerden sana inen vahiy de senden sadır olacak sâlih amel, dua ve niyazlarla karşılık bulmalıdır. Kuru yer, kuru ağaçlar bile yağan yağmurlara duyarsız ve kayıtsız kalmazken, bir insan olarak senin inen vahye duyarsız ve kayıtsız kalman yakışır mı? Ne gökteki hareketlilik ve ne de yerdeki hareketlilik anlamsız ve gayesizdir. O halde sendeki hareketlilik te hep hayırla, hep iyilik ve güzellikle anlamlı hale gelsin. Şairin dediği gibi:

‘Leyse li’l insâni illâ mâ seâ’ derken Hüdâ,

Anlamam hiç meskeneten sen ne beklersin daha.

Davran artık kârbânın arkasında durma koş!

Mahv olursun bir dakikan geçse hatta böyle boş.

…

Yer çalışsın, gök çalışsın, sen sıkılmazsan otur!

Bunların hakkında bilmem bir bahanen var mı? Dur!

Masivâ bir şey midir, boş durmuyor Hâlik bile:

Bak tecelli eyliyor bin şe’n-i gûnâgûn (çeşit çeşit iş) ile.

Ey, bütün dünya ve mafîhâ (içindekiler) ayaktayken, yatan!

Leş misin, davranmıyorsun? Bari Allah’tan utan!

Ve yeminin cevabı Kur’ân’ın hakkı batıldan ayırt eden kesin bir söz oluşu şeklinde geliyor. Evet, Allah kelamı Kur’ân da Yüce Yaratıcının erişilmez kudretini haykıran hikmetler deryasıdır. Gökyüzünün aydınlık ve rahmet yağışlarını sunduğu gibi Kur’ân’da hikmet incilerini sunar. Gece gündüz, yağmur damlalarının damla damla yağdığı gibi, Kur’ân’da ayet ayet inmekte. Gökyüzünden yeryüzüne yansıyan güneş, ay ve yıldızların ışığıyla nasıl karanlıklar dağılıyorsa; Kur’ân nuruyla da cahili karanlıklar son bulmaktadır. Yine yeryüzü çatlayıp yarılmasıyla içerisindeki nimetleri canlılara nasıl sunuyorsa; Kur’ân da içerisindeki sayısız hikmetleri kullara sunmaktadır. Nasıl ki semadan gelen ışığa ve rahmet yağmurlarına insanın gözünü ve elini açması gerekiyorsa; Kur’ân nurlarına da beynini, gönlünü açması gerekir. Bunun için öncekilerin ve sonrakilerin ilmini isteyen Kur’ân’ı eşelesin, harmanlasın buyrulmuştur. Kuran’ı durup düşünmüyorlar mı? Eğer o Allah’tan başkasından gelseydi, onda çok aykırılıklar bulurlardı. Bunlar Kur’ân’ı derinlemesine düşünmezler mı? Yoksa kalpleri kilitli midir? Gökleri, gördüğünüz gibi, direksiz yükselten, sonra arşa hükmeden herbiri belli bir süreye kadar hareket edecek olan güneş ve ay’ı buyruğu altına alan, işleri yürüten, ayetleri uzun uzun açıklayan Allah’tır; ola ki Rabbinize kavuşacağınıza kesin olarak inanırsınız. Gökten yere kadar, olan bütün işleri Allah düzenler, sonra, işler sizin hesabınıza göre bin yıl kadar tutan bir gün içinde O’na yükselir.

Yerin gökyüzüne ihtiyacı olduğundan daha çok insanın rehbere ihtiyacı vardır. İnsan doğru yolu bulmak ve o yolda kalmak için, hakkı batıldan ayırt etmek için Furkânı kendisine düstur edinmelidir. Zira Kur’ân’a tutunan doğru yolu bilmiş olur, Kur’ân ile konuşan hakkı söylemiş, Kur’ân’a göre yaşayan faydalı bir insan olur.

Evren de insan da oyun ve eğlence olsun diye yaratılmadılar. Kur’ân da oyun ve eğlence olsun diye inmedi. Onun her cümlesi, her ayeti, her hükmü ciddi birer hakikattir. İnsan da ciddi olmalı, ciddiyetle Kur’ân’a sarılmalı ve hakikatin adamı olarak yoluna devam etmelidir.

Ayetlerden de anlayacağımız üzere Kur’ân asla uydurulmuş bir söz değildir. O, şeytan sözü değildir. O bir kâhin yahut şâir sözü de değildir. O bir deli saçması yahut cinlenmiş mecnun bir kişinin sözü de değildir. Eskilerin masalları da değildir. Kur’ân, her şeyi bilen, her söylediğinde ve eylediğinde sayısız hikmet olan, erişilmez güç ve kudret sahibi, yerlerin ve göklerin yaratıcısı âlemlerin Rabbi olan Yüce Allah katından inmiş ilahî kelamdır. Onu elimize alırken, onu okurken, onu anlarken, onun hakkında konuşurken, onun gereklerini yerine getirirken bu ciddiyet içerisinde olmalı, onu herhangi bir insanın sözü, söylemi olarak görmekten kaçınmalıyız.

Yemin eden: Yüce Allah.

Kendisiyle Yemin Edilen: Dönüşlü gökyüzü ve yarılıp çatlayan yeryüzü.

Üzerine Yemin Edilen: Kur’ân’ın hak ve kesin gerçek oluşu, onun asla eğlence ve şaka olmayışı.

Alâka: Gök ve yer, yaratılış gayeleri doğrultusunda planlı ve düzenli bir şekilde sürekli hareket ederek işin ciddiyetini ortaya koymaktadırlar. Gökler ve yeriyle tüm evrenin hizmetine sunulduğu insan da bu varlıklardan daha ciddi olarak, daha planlı ve daha düzenli olarak yaratılış gayesi doğrultusunda hareket etmelidir. Bu ise, insanın hayat düsturu Kur’ân’ı ciddiye almasıyla mümkün olacaktır. Buna göre her insan, Kur’ân’ı öncelemeli, tüm söylem ve eylemlerinde onu merkeze almalıdır. Kur’ân’sız bir hayat plansız, düzensiz ve faydasız olacaktır. Ve insan gök ve yer ayetleri üzerinde derinlemesine düşünüp araştırma yaptığı gibi; Kur’ân’ın ayetleri üzerinde de durup derinlemesine düşünmeli ve onlardaki hikmetleri görmeli, hükümleriyle amel etmelidir.

Bu içeriği sosyal medyada paylaşın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir