Hikmetli Kur’ân’a Yemin Olsun! Kur’ân Aşkına!
Yâ, Sîn. Hikmetli Kur’ân’a and olsun ki, sen doğru yol üzere gönderilmiş peygamberlerdensin.
Sâd. Öğüt veren Kur’ân’a and olsun ki, inkâr edenler gurur ve ayrılık içindedirler.
Kâf, şanlı Kur’ân’a and olsun. Kâfirler, aralarından bir uyarıcının gelmesine şaştılar da: «Bu şaşılacak bir şey; olduğumuz ve toprak olduğumuz zaman dirilecek miyiz? Bu, ihtimali olmayan bir dönüştür» dediler.
Her üç ayette de Kur’ân’a yemin ediliyor. Hece harfleriyle başlayan surelerde Kur’ân’a yemin edilerek Kur’ân’ın, Yâ, Sîn; Sâd, Kaf gibi harflerden oluştuğuna dikkat çekiliyor. Bazı sure başlarında yer alan bu harflerin yemin ifade eden harfler olduğu da söylenmiş, bu harflerin o surelerin isimleri olduğunu söyleyenler de olmuş, bu konuda başka şeyler söyleyenler de olmuştur.
Evet, Kur’ân, bu harflerden oluşmuş hikmetli, öğüt veren, şanlı bir kitaptır. Bu harfler, onun Allah kelamı olduğunda şüphe eden insanların elinde de bulunmaktaydı. İçlerinde ünlü edîpler, şâirler, hatîpler de vardı. Onlar bu harfleri kullanarak kelime ve cümleler kurarak konuşup yazabiliyorlardı. Ama onların söyledikleri ve yazdıkları sözler nazım eşsizliği ve muhteva zenginliği bakımından asla Kur’ân’ın seviyesine ulaşamıyordu.
Kur’ân, bu harflerle başlayan yeminleriyle onlara meydan okumaktadır: Şayet bu harflerden oluşan bu hikmetli şanlı Kur’ân’ın Allah kelamı olduğunda şüphe ediyorsanız, aynı harfleri kullanarak siz de bir benzerini, hatta on suresinin bir benzerini, hatta bir suresinin benzerini getirin de görelim! Kur’ân’ın bu meydan okumasına hiçbir kimse cevap verememiştir. Kur’ân’ın indiği dönemde de cevap verememişler, sonra da cevap verememişler, kıyamete kadar da cevap veremeyeceklerdir. Çünkü bu harfler ilahî kalıba dökülmekle eşsiz bir metin ve zengin muhtevalı bir kitap oluşmuştur. Zira Kur’ân hem gönüllere, hem beyinlere hitap eden; insanın hem dünya hem ahiret saadetini hedefleyen; her alanda onun hayatını aydınlatan; eskimeyen pörsümeyen, tazeliğini her dâim koruyan bir kelamdı. İşte onun çağlar boyu meydan okuyan ayetleri:
De ki: «İnsanlar ve cinler, birbirine yardımcı olarak bu Kuran’ın bir benzerini ortaya koymak için bir araya gelseler, and olsun ki, yine de benzerini ortaya koyamazlar.»
Senin için: Onu uydurdu, diyorlar, öyle mi? De ki: Öyleyse onun surelerine benzer uydurma on sure meydana getirin, iddianızda samimi iseniz, Allah’tan başka çağırabileceklerinizi de çağırın.
Bu Kuran, Allah’tandır, başkası tarafından uydurulmuş değildir. Ancak kendinden öncekini doğrular ve O Kitap’ı açıklar. Âlemlerin Rabbinden geldiğinden şüphe yoktur. Senin için, Onu uydurdu mu? diyorlar. De ki: Onun surelerine benzer bir sure meydana getirin, iddianızda samimi iseniz, Allah’tan başka çağırabileceklerinizi de çağırın.
Kulumuza indirdiğimiz Kuran’dan şüphe ediyorsanız, siz de onun benzeri bir sure meydana getirin; eğer doğru sözlü iseniz, Allah’tan başka, güvendiklerinizi de yardıma çağırın.
Kur’ân’da 70 yerde Kur’ân kelimesi geçer. Bu Kur’ân’ın okunan ve okunması gereken kitap olduğuna vurgu içindir. Peygamberimize Kur’ân vahyi oku emriyle gelmiş, ona peygamberlik görevi bu emirle verilmiş, Vahiy meleği onun peygamberlik dönemi boyunca ona ayetleri okumuş, o da her vesileyle Kur’ân okumuştur. Namaz ibadetinin temel rukünlerinden biri kıraattir ki bu ancak Kur’ân okumakla yerine getirilebilir. Müminler için de Kur’ân, öncelikli olarak her zaman okunması gereken bir kitaptır.
Yâ, Sîn. Hikmetli Kur’ân’a and olsun… Yukarıda söylediklerimiz yanında Yâsîn ifadesinin peygamberimizin isimlerinden biri olduğu da söylenmiş, ey insan anlamına geldiği de söylenmiştir. Konumuz olan bu ayette Hakîm Kur’ân’a yemin edilerek onun hikmetli, muhkem, hüküm koyan olduğuna işaret edilmiştir. Evet, Kur’ân hikmet hazinesidir. Onun nazmı, manası muhkemdir, ona batıl karışmaz, onun günü geçmez, geçerlilik süresi bitmez. O, insanlık için pek çok alanda, bir kısım hükümler koymak için gelmiştir. Onun emir yasak, helal haram şeklindeki hükümleri; insanlığın dünya ve ahirette yararına olan, bağlayıcı ilahî yasalardır. Kur’ân’a tutunan ve onunla amel eden kimse hikmet ehli olur. Onunla hükmeden kimse, adaletle karar vermiş olur.
Müşrikler Kur’ân’ın Allah kelamı olduğunu inkâr ediyorlardı. Yüce Allah ise Kur’ân üzerine yemin ederek onu tazim etti, hak kelam olduğuna ve insanlık için çok önemli olduğuna dikkat çekti. Müşrikler kırk yıl Emîn Muhammed dedikleri kişiyi yalanlıyorlardı. Yüce Allah onlara yeminle, O’nun asla yalan söylemediğini, insanlar yalan söylemeyen bir kimsenin Yüce Allah adına yalan söylemesinin imkânsızlığını ortaya koydu.
Yüce Rabbimiz, Kur’ân üzerine yemin ederek Hz. Muhammed aleyhisselamın gönderilmiş peygamberlerden olduğuna yemin etti. Böylece hem Kur’ân’ı hem peygamberi yalanlayanlara cevap vermiş oldu. Öte yandan Peygamberimiz, Kur’ân ile peygamber oldu, Peygamberliği Kur’ân ayetleriyle başladı ve peygamberliği süresince de Kur’ân ayetleri inmeye devam etti. Bu şekilde kendisiyle yemin edilenle, üzerine yemin edilen arasında sık bir bağ kuruldu. Bu da Kur’ân’ın hikmetlerinden biri oldu. Hz. Peygamberin peygamberliği, hikmetli Kur’ân ile bir kez daha ispat edilmiş oldu.
Sâd. Öğüt veren Kur’ân’a and olsun… Sâd kelimesinin amelini Kur’ân ile karşılaştır yahut Kur’ân ile çağır yahut da Allah doğru söyledi anlamına geldiği de söylenmiştir. Bu harfin diğer hece harfleri gibi olduğu da söylenmiştir. Kur’ân şeref ve şan sahibi bir kitaptır. Onda size öğüt vardır, zikirler vardır, o apaçık beyandır. Sizin şerefiniz de ondadır. Nitekim bir ayette bu husus şöyle ifade edilmiştir: And olsun ki, size şerefiniz ve öğüt veren bir Kitap indirdik; akletmiyor musunuz? Şan şeref sahibi Kur’ân’ın üzerine yemin edilerek, kâfirlerin kibir, gurur, ayrılık ve düşmanlık içerisinde oldukları gerçeğine dikkat çekildi. Yeminin cevabının surenin 64.ayeti olduğu da söylenmiştir ki söz konusu ayet şöyledir: İşte cehennemliklerin bu şekilde tartışması gerçektir. Bu Kur’ân insanlığa şan, şeref, izzet kazandırmak ve onları tevhid üzere birleştirmek için gelmişti. Ancak inkârcılar, onu inkâr ederek kendi kurtuluş reçetelerini reddetmiş oldular. Böylece kendilerine zarar vermiş oldular.
Kâf, şanlı Kur’ân’a and olsun…Kâf, Kur’ân’ın ismi, yeryüzünü kuşatan Kâf dağı olarak anlaşılmıştır. Buna göre Yüce Rabbimiz, hem dağa hem de Kur’ân-ı Mecîd üzerine yemin etmiştir. Bunlardan ilki insanlığın mahiyetini bilemeyeceği bir dağdır. Kur’ân’ın geldiği Levh-i Mahfûz da insanın kavrayamayacağı bir şeydir. Her ikisi de Yüce Yaratıcının eşsiz ve erişilmez kudretine delalet eder. Bu harfin dur anlamına geldiği di söylenmiştir. Buna göre Kur’ân, üzerinde durulması ve dikkatle okunup anlaşılması gereken bir kitaptır.
Bu yeminle inkârcıların kararsızlık ve tutarsızlık içerisinde olduğuna (5. Ayet), Yüce Allah’ın insanın iç dünyasını çok iyi bildiğine (16. Ayet), O’nun göklerin ve yerin yaratıcısı olduğuna (38. Ayet) dikkat çekilmiştir. İnsan yüce Kur’ân’a inanıp onunla amel etse şaşkınlık, sapkınlık ve kararsızlık içerisinde olmayacaktı, iç dünyasını vesveselerin istilasına teslim etmeyecekti ve göklerin ve yerin Yaratıcısına teslim olup huzur bulacak, kurtuluşa erecekti. Bu şekilde yeminle üzerine yemin edilen arasında irtibat kurulmuş oldu.
Özetleyecek olursak, Yüce Rabbimiz Hakîm, şan şeref sahibi Kerîm Kitabı Kur’ân üzerine yemin ederek insanlığın dikkatini bir kez daha Kitabının üzerine çekmiş ve bu büyük yeminlerden sonra da insanlığın gaflet ettiği olaylara vurgu yapmıştır. Bize düşen bir kez daha yemin edenin Yüce Allah olduğunu hatırlamak, üzerine yemin ettiği Kur’ân’ın önemini kavramak ve O’nun çağrısına icabet etmektir.
