Âyet: Firavun’un Ölümlü Bedeni
Senden sonrakilere bir ibret teşkil etmesi için bugün sadece senin cesedini çıkarıp (sahile) atacağız, dedik. Doğrusu insanların çoğu ayetlerimizden habersizdir. (10 Yunus 92)
Yüce Allah, Firavun’a variyet ve hükümranlık vermişti. Yüce Allah’ın verdiği hükümranlık O’nun yolunda kullanılırsa sahibi için kazanç olurdu. Zira tüm bu verilenler sınav sebebi idi. Ancak Firavun, kendisine verilenlerle şımardı, büyüklendi ve Yüce Allah’ı inkâr etti, kendisinin ilah-rab olduğunu iddia ve ilan etti. Firavun ise tamamen yalanladı ve isyan etti. Sonra olanca çabasını göstererek sırtını döndü. Derhal adamlarını topladı ve bağırdı: ‘Ben sizin en yüce rabbinizim!’ dedi. Firavun: «Ey ileri gelenler! Sizin benden başka bir tanrınız olduğunu bilmiyorum. Firavun: Benden başkasını tanrı edinirsen, and olsun ki seni zindanlara atarım, dedi.
Firavun’un bu taşkınlığına rağmen Yüce Rabbimiz, onu hemen helak etmedi, ona fırsatlar verdi. İki kardeş peygamber Hz. Musa ve Hz. Harun’u ona uyarıcı olarak gönderdi. Hz. Musa’nın eliyle Firavun pek çok mucizeye şahit oldu. Ne var ki gördükleri onun inkâr ve taşkınlığını artırdı. Hz. Musa ve beraberindeki İsrailoğullarına ağır baskı ve işkence uyguladı. Nihayet Musa aleyhisselam Firavun’un yurdunu terk etmek üzere yollara düştü. Firavun elinin altındaki köleleştirdiği insanları kaybetmemek üzere onların peşine düştü ve onları Kızıldeniz’e kadar ordusuyla takip etti.
Yüce Allah denizi Musa peygambere yol eyledi. Hz. Musa peygamber beraberindeki inananlarla birlikte o yoldan ilerleyip karşıya geçti. Bunu gören Firavun da onların peşinden denize daldı ve askerleriyle beraber deryada boğulup kahroldu. Firavun’a, boğulacağını anlayınca yaptığı tevbe kâr etmedi, inandım demesi de ona fayda vermedi. O, küfür ve inkârı üzerine ölüp gitti. Yüce Allah, onun boğulan cesedini suyun yüzüne çıkarıp ayet kıldı. Bu hem firavun’un tanrılığına inananlar için, hem İsrailoğulları için, hem de sonrakiler için bir ayet, bir ibret ve kalıcı bir ders oldu: Senden sonrakilere bir ibret teşkil etmesi için bugün sadece senin cesedini çıkarıp (sahile) atacağız, dedik. Doğrusu insanların çoğu ayetlerimizden habersizdir.
Ayetin tefsirinde Mevdudî şunları söyler:
Hatta bugün bile, Firavun’un cesedinin yüzerken bulunduğu yer, bölge sakinlerince gösterilir. Bu yer Sina Yarımadası’nın batı kıyısındadır ve şimdi Cebel-i Firavun (Firavun Dağı) olarak bilinir. Bu dağın yakınında da, Hammam-ı Firavun (Firavun Hamamı) denen sıcak bir kaplıca vardır ki, Firavun’un cesedinin bulunduğu söylenen Ebu Zenime’den birkaç mil mesafededir. Eğer boğulan Firavun, Hazreti Musa’nın (a.s) kendisine gönderildiğinde Mısır’ı yöneten Minfetah ise, mumyalanmış cesedi hala Kahire müzesinde sergilenmektedir. Sir Grafton E. Smith Firavun’un mumyasından bandajları kaldırdığında cesedi üzerinde bir tuz tabakası bulunmuştu ki, bu onun denizde boğulduğunun apacık delilidir.
Evet, Firavun’un boğulmasından sonra cesedinin su yüzüne çıkması, onu tanrı olduğu iddiasını çürütmüştür. Zira suda boğulup ölen bir fâni asla tanrı olamazdı. Onun cesedi, su içerisinde kaybolup gitseydi geride kalanlar onun ölmediğini, ortadan kaybolduğunu düşünebilirlerdi. Nitekim Firavun suyun içerisinde kaybolunca bazıları onun ölmediğini düşünüyorlardı ki bir anda ceset cansız bir halde suyun üzerine çıkıvermişti. Onun için onu cesedinin su yüzüne çıkması o dönemde yaşayanlar için uyarıcı bir ayet oldu. Bu aynı zamanda İsrailoğulları için de uyarıcı bir ayet oldu. Çünkü Firavun’un sonu ibretlikti. Onca yıl gözlerinde büyüttükleri, korktukları, çekindikleri Firavun, her fani gibi ölümü tatmış ve helak olmuştu.
Firavun’un suyun üstüne çıkıp, sonradan mumyalanarak kalması sonrakiler için de bir ders ve ibret oldu. Dünyanın Firavunlara kalmadığı, tanrılık davasına kalkan kibirlilerin nasıl helak olduklarına bir kez daha tanıklık edilmiş oldu. Firavunların övünüp güvendikleri avanesi, askerleri, maddî gücü onu helak olmaktan kurtaramamıştı. Demek ki bir ölümlünün, variyetine, saltanatına güvenerek tanrılık iddiasında bulunmasıyla o tanrı olamazdı. Böyle bir saçmalığa inananlar, yanıldıklarını anlamalıydı. Ayetteki sonrakiler ifadesi, hem Hz. Musa döneminde yaşayan insanları içerisine alır, hem de ondan asırlar sonrası gelecekleri içine alır. Dolayısıyla Firavun’un cesedi o günkü insanlara gösterilmiş olması da, daha sonra gelecek olanlara gösterilmiş olması da mümkündür. Ancak bugün Mısır ve İngiltere müzelerinde olan mumyalı cesetlerin Musa aleyhisselam dönemindeki Firavun’a ait olup olmadığı tartışmalıdır.
Firavun’un sahile atılan yalnızca çıplak bedeni idi. Onun ne tahtı kalmıştı, ne süslü elbiseleri, ne hazineleri ve ne de orduları. Kibir, inkâr ve zulmün esaretinde kalmış olan ruhu bedenini terk etmiş, ceset ruhsuz bir şekilde kalakalmıştı. Hem de bir başına. Yanında ne ona akıl veren Belam, Hâmanlar vardı, ne mâlî destekte bulunan Kârûnlar vardı ve ne de onu tanrı gören kulları, köleleri vardı. Firavun tek başınaydı ve Yüce Rabbin huzurunda hesabı da tek başına verecekti. Onun bu terk edilmişliği herkes için kalıcı bir ibret ve dersti. Firavun’un hilesi elbette boşa gidecekti. Kötü azap Firavun’un adamlarını sardı. Onlar, sabah akşam ateşe sunulurlar. Kıyamet çattığı gün, «Firavun’un adamlarını azabın en ağırına sokun» denir. Firavun, kıyamet gününde milletine öncülük eder, onları cehenneme götürür. Gittikleri yer ne kötü yerdir!
Bütün bu yaşanmış gerçeğe rağmen hala bazı insanlar sahip oldukları dünyalıklara güvenerek Firavunlaşıyorsa, bazı nefisler azgınlaşıyorsa yahut Firavunlara kul köle oluyorsa bütün bunlar, Firavun’un başına gelenlerden ibret alınmadığının göstergesidir. Onun için ayetin sonu, Doğrusu insanların çoğu ayetlerimizden habersizdir şeklinde gelmiştir. Bu ayetlerden gafil olmamak için Firavun’u taşkınlığa sevk eden sebepleri, onun azgınlıklarını, Allah’ın peygamberine ve ayetlerine karşı nasıl taşkınlık yaptığını ve sonunun nasıl hazin olduğunu derinlemesine düşünmek gerekir. Ayetlerden ders alabilmek için onları okumak ve anlamak yetmez, onların mesajlarından nasiplenmek lazımdır. Onun için sürekli tekrarlıyoruz, tarih bilgilenmek için değil, ibret almak için okunmalıdır. O halde nefislerimizi Firavunlaşmaktan, nefeslerimizi Firavunlara hizmet etmekten kurtaralım. Yalnızca Yüce Allah’a kul olalım ve hayat koşturmacasında Musaların safında yerimizi alalım.
