İnsanın Yüce Yaratıcıya Küstahça Darb-ı Mesel Getirişi!

أَوَلَمْ يَرَ الْإِنسَانُ أَنَّا خَلَقْنَاهُ مِنْ نُطْفَةٍ فَإِذَا هُوَ خَصِيمٌ مُبِينٌ

وَضَرَبَ لَنَا مَثَلًا وَنَسِيَ خَلْقَهُ قَالَ مَنْ يُحْيِ الْعِظَامَ وَهِيَ رَمِيمٌ

قُلْ يُحْيِيهَا الَّذِي أَنشَأَهَا أَوَّلَ مَرَّةٍ وَهُوَ بِكُلِّ خَلْقٍ عَلِيمٌ

İnsan kendisini bir nutfeden yarattığımızı görmez mı ki hemen apaçık bir hasım kesilir ve kendi yaratılışını unutur da: «Çürümüş kemikleri kim diriltecek» diyerek, Bize misal vermeye kalkar? De ki: Onları ilk defa yaratan diriltecektir. O, her türlü yaratmayı bilendir.

Hayat Kitabımızda pek çok ayet diriliş ve hesap gününün hak olduğuna vurgu yapar, bu konu ile ilgili hayatın içerisinden ikna edici delil ve pek çok çarpıcı misal getirilir. Çünkü öldükten sonra diriliş konusu gaybî bir konudur. İnanan insan, gaybî konularda, gaybı bilen Yüce Allah ve O’nun Rasülünün verdiği bilgilerle yetinir. Zira bu konuları kavramada akıl tek başına yeterli değildir. Bunun için insanlık tarihi boyunca her peygamber, doğru Allah inancından hemen sonra insanları Ahirete imana çağırmıştır. Bütün bunlara rağmen çoğu insan ahiret gününü ya tamamen inkâr etmiş, ya da ahiretle ilgili şüphe ve tereddütlerden kendini kurtaramamıştır. Yüce Yaratıcımız ise hiçbir kulundan vazgeçmeyerek, farklı eğilimlere sahip insanlara farklı alanlardan deliller getirmeye, onların ikna olması için, konu etrafında derinlikli düşünmeye davet etmiştir. Aslında kalp gözüyle düşünen, dinleyen ve anlamak isteyen insan için hayatın içerisinde pek çok delil vardır.

Bir kere kâinatta var olan her şey Yüce Allah’ın erişilmez kudretini haykırır durur. Bütün bunları yapmaya kâdir olan, geleceğe dair söylediği her şeyi gerçekleştirmeye de kâdirdir. Hiç yoktan var eden, var olanı öldükten sonra diriltmeye de kâdirdir.

Bu delillerin başında insanın kendi yaratılışı gelir, ardından var olan insanın varlığını sürdürebilmesi için mecbur olduğu varlık âleminin yaratılmış olması ve varlıklar dünyasında sürekli meydana gelen hadiseler gelir. Bunların hepsi Yüce Allah’ın olmazları olduran kudretine delildir.

Ayette güya insanın, Yüce Yaratıcıya karşı darb-ı mesel getirişi anlatılıyor. Hem de bir hasım olarak. Rabbine düşmanca baş kaldırarak. Gerçeği öğrenme niyet ve isteği olmadan bir hasım olarak hadsizce konuşuyor. Kendisinin herhangi bir delili olmadan, sadece inkâr ediyor, dirilişi imkânsız görüyor. Hasımca konuşma ile hakikate erişilemez ki! O hasım kişi, çürümüş kemikler kim can verecek diye soruyor, Oysa o kemikler daha önce de et ve kemik olarak canlı idiler. Onlara o zaman can veren, diriliş gününde neden can veremesin!

Halbuki ölmüş bir kimsenin çürüyüp toprağa dönüşmüş kemik parçalarını getirip gösterinceye kadar, yaşayan insanın yaratılışı üzerinde düşünmesi, darb-ı meseli ondan sonra getirmesi gerekirdi. İnsan, kendisini yoktan var eden ve onu eşsiz bir şekilde çoğaltıp yaşatan Yüce Yaratıcının erişilmez kudretini fark etseydi, böyle bir misal getir(e)mezdi. Şöyle kâinatın yaratılışına bir baksaydı böyle bir itirazı ol(a)mazdı. Nitekim pek çok ayet, insanın yaratılışına dikkat çeker:

Onlar, üstlerindeki göğü nasıl yapmışız, süslemişizdir bir bakmazlar mı? Onda hiçbir çatlak da yoktur. Allah’a yönelen her kula öğüt ve bir belge olarak yeryüzünü yaydık, oraya sabit dağlar yerleştirdik, orada her güzel türden yetiştirdik. Gökten bereketli bir su indirdik, kullara rızık olmak üzere onunla bahçeler, biçilecek taneli ekinler, küme küme tomurcukları olan boylu hurma ağaçları yetiştirdik. O su ile ölü yeri dirilttik. İşte insanların diriltilmesi de böyledir.

Yeryüzünde dolaşın; Allah’ın yaratmaya nasıl başladığını bir görün. İşte Allah, aynı şekilde ahiret yaratmasını da yapacaktır. Doğrusu Allah her şeye kâdirdir.

Ey insanlar! Öldükten sonra tekrar dirilmekten şüphede iseniz bilin ki, ne olduğunuzu size açıklamak için, Biz sizi topraktan sonra nutfeden, sonra spermden, sonra da yapısı belli belirsiz bir çiğnem etten yaratmışızdır. Dilediğimizi belli bir süreye kadar rahimlerde tutarız; sonra sizi çocuk olarak çıkartırız, böylece yetişip erginlik çağına varırsınız. Kiminiz öldürülür, kiminiz de ömrünün en rezil zamanına ulaştırılır ki, bilirken bir şey bilmez olur. Yeryüzünü görürsün ki kupkurudur; fakat Biz, ona su indirdiğimiz zaman harekete geçer, kabarır, her güzel bitkiden çift çift yetiştirir. Bunlar, yalnız Allah’ın gerçek olduğunu, ölüleri dirilttiğini, gücünün her şeye yettiğini, şüphe götürmeyen kıyamet saatinin geleceğini, Allah’ın kabirlerde olanı dirilteceğini gösterir.

Allah sizi topraktan, sonra nutfeden yaratmış, sonra da sizi çiftler halinde var etmiştir. Dişinin gebe kalması ve doğurması, ancak O’nun bilgisiyledir. Ömrü uzun olanın çok yaşaması ve ömürlerin azalması şüphesiz Kitaptadır. Doğrusu bu Allah’a kolaydır.

Bütün bu ve benzeri ayetler yaratılış gerçeğindeki Yüce Yaratıcının sonsuz kudretini hatırlatır. İnsanın kendi yaratılışı başta olmak üzere kâinatı yoktan var eden güç, öldükten sonra insanı tekrar diriltmeye de kâdirdir. Yüce Yaratıcı için yoktan var etmek de zor değildir, vardan tekrar yaratmak da zor değildir. İnsan bütün bu anlatılan ayetler üzerinde derinlemesine düşünürse, Yüce Allah’ın sonsuz kudret sahibi olduğunu anlar ve buna inanır. Sonuçta O, tekrar dirilteceğini söylüyorsa bunda da şüphe etmeden iman eder ve kendisini o diriliş gününe hazırlamaya gayret eder.

İnsanın varlık âlemindeki sonsuz kudreti görmezden gelerek Yüce Yaratıcıya darb-ı mesel getirmesi açık bir baş kaldırı ve hadsizliktir.

Mekke müşrikleri, inkâr, şirk ve zulümleri sebebiyle ahirete inanmak istemiyorlardı. Zira onlar, hesap vermekten korkuyorlardı. Onlar tek dünyalı kişilerdi. Tüm her şeylerini bu dünya için yapıyorlar, bu dünyada ne elde ederlerse onu kazanım sayıyorlardı. Ahireti, yeniden dirilişi, hesap gününü düşünmek bile istemiyorlardı. İşte onlardan biri, Übey b. Halef’ti. Übey dirilişi inkâr ediyor ve bu konuyla alay etmek için kabirden aldığı, çürümüş kemikleri elinde ufalayarak peygambere gösteriyor ve bu çürümüş kemikleri, çürüyüp toprağa karıştıktan sonra kim diriltebilir, kimin buna gücü yeter diyordu. Hz. Peygamber de onun bu hadsiz sorusuna cevap olarak şöyle diyordu: Evet, Allah Teâlâ seni öldürür, sonra diriltir, sonra da cehenneme sürükler… Yüce Allah, o inkârcı müşriki doğrudan muhatap almıyor, peygamberine seslenerek, söyle ona ve onun gibi düşünenlere, diye cevap veriyordu.

Oysa o inkârcı, birazcık düşünseydi, çevresinde olup bitenlere bir baksaydı, kendi var oluşunu inceleseydi, toprağa düşen bir tohumun, çürüdükten sonra yeniden çimlenip yeşerdiğini görseydi bu inkâr bataklığı içerisinde kalmazdı. Farklı bitkilere ait bir avuç toprak yere saçılır, üzeri örtülür, belli bir süre toprak altında kalan tohumlar çimlenir, çatlar ve toprak üstünde yeşermeye başlar. Atılan tohumun çürüyüp toprağa karışması ardından bu gerçekleşir. Aynı toprağa aynı zamanda atılsa da aynı suyla beslense de her tohum danesi, diğeri ile karışmadan kendine özgü bitki olarak yeşerir. Taneyi ve çekirdeği yaran şüphesiz Allah’tır; ölüyü çıkarır. İşte Allah budur, nasıl yüz çevirirsiniz? Bunun gibi, insan öldükten sonra çürüyüp toprağa karışsa, topraktaki parçaları dünyanın dört bir yanına dağılsa, başka eşyalara dönüşse Yüce Yaratıcı onu tekrar diriltmeye kâdirdir. Zira O, her türlü yaratmayı bilendir.

İnsanın dirilişi inkâr edişi ve bu konuda kabir toprağından delil getirişi başka bir ayette de şöyle anlatılır:

Sana nasıl misaller verdiklerine bir bak! Bu yüzden sapmışlardır, artık bir yol da bulamamaktadırlar. Biz kemik ve ufalanmış toprak olduğumuz zaman, yeniden mutlaka dirilecek miyiz, derler. De ki: İster taş veya demir ya da kalbinizde büyüttüğünüz başka bir yaratık olun, yine de dirileceksiniz.

Bizi tekrar kim diriltir, derler; de ki: Sizi ilk defa yaratan.

Sana başlarını sallayarak: Ne zamandır bu, derler. De ki: Yakında olması mümkündür. Sizi çağırdığı gün, O’na hamdederek davetine uyarsınız ve kabirlerinizde pek az bir müddet kaldığınızı sanırsınız.

İnsanın Yüce Allah’a başkaldırışı ve O’na darb-ı mesel getirişi. Mezar toprağından aldığı çürümüş kemikleri gösterip bunları kim diriltecek diye sorması… İlk olarak yoktan var edilişini unutarak küstahça soru sorması! Yâsîn suresi ayetinde inkârcı insan doğrudan Yüce Allah’a kabir toprağını delil getiriyordu, bu ayette ise Peygamberine delil getiriyor. Yüce Allah’a karşı sorsa da, Peygambere karşı sorsa da aslında her ikisi de Yüce Allah’a başkaldırıdır. Çünkü elçisine başkaldırı, onu gönderen Rabbine başkaldırıdır.

Yüce Yaratıcının bu hadsiz soruya cevabı ise nettir: İnsan, kemiklerini bir araya toplayamayız mı sanıyor? Evet, Biz onu, parmak uçlarına varıncaya kadar bütün incelikleriyle yeniden yapmaya kadiriz. Kemikler, insanı ayakta tutan iskeleti, temel dayanaklarıdır. Onları diriltmeye kâdir olduğumuz gibi, insanın en hassas noktaları olan ve vücudunun bitiş noktaları olan parmak uçlarını bile yeniden diriltmeye kâdiriz.

Her insanın kendine özgü olan parmak uçlarını bile birbirine karıştırmadan yeniden bir araya getirmeye kâdiriz. Hiçbir insanın parmak izleri, diğerine benzemiyor ve son yüzyılda tespit edilen bu gerçekle bugün insanlar birbirinden ayrılabiliyor. Kur’ân, asırlar önce bu gerçeğe işaret ediyor.

Evet O’dur insanı yoktan var eden, atasını topraktan yaratıp sonra koyduğu ilahî yasa ile bir damla sudan yaratan. Onu öldükten sonra hesaba çekmek üzere diriltecek olan da O’dur.

And olsun ki, insanı süzme çamurdan yarattık. Sonra onu nutfe halinde sağlam bir yere yerleştirdik. Sonra nutfeyi sperme çevirdik, kan pıhtısını bir çiğnemlik et yaptık, bir çiğnemlik etten kemikler yarattık, kemiklere de et giydirdik. Sonra onu başka bir yaratık yaptık: Yaratanların en güzeli olan Allah ne uludur! Sizler, bütün bunlardan sonra olursunuz. Şüphesiz kıyamet günü tekrar diriltilirsiniz.

Bir kudsî hadiste de Rabbimiz şöyle buyurur: Yüce Allah şöyle buyurdu : Âdemoğlu beni yalanladı, hâlbuki beni yalanlamak ona yakışmazdı. Bazısı da bana sövdü, hâlbuki bana sövmek ona yakışmazdı. Âdemoğlunun beni yalanlamasına gelince, beni ilk defa yarattığı gibi, Allah beni öldükten sonra tekrar yaratamaz, sözüdür. Hâlbuki ilk yaratma, benim üzerime ikinci defa yaratmaktan daha kolaydır. Âdemoğlunun bana sövmesine gelince: Allah bir çocuk edindi sözüdür. Hâlbuki ben el-Ehad’ım, es-Samed’im, doğurmadım ve doğurulmadım ve hiçbir kimse benim eşim benzerim değildir.

Aynı hammadden yaratılan bir insanın her bir organının farklı özellikte olması, kalbi hissederken, beyninin düşünüyor, kulağının işitiyor, gözünün görüyor, dilinin konuşuyor olması O’nun sonsuz kudretinin delilleri iken, insan yeniden dirilişi nasıl imkansız sayabilir!

Çarpıcı Misalin İbretlik Dersi

O halde ey insan, seni yoktan var eden Yüce Rabbine karşı hadsizliği bırak, yoktan var edilişini düşün ve Rabbinin yeniden diriliş sözüne inan. Kendini O’nun huzurunda hesaba çekileceğin güne hazırla. Rabbinin gerçekleri, densiz bir kısım insanın yok saymasıyla örtülemez. Kâinatta sürekli yenilenen her doğum, her yeşeriş, her uykudan uyanış diriliş gününün hak ve gerçek olduğunu haykırıp durmaktadır.

Derler ki: «Biz eski halimize mi döndürüleceğiz? Ufalanmış kemik olduğumuz zaman mı? O takdirde bu zararına bir dönüştür.» Doğrusu bir tek çığlık yetecektir. Hepsi hemen bir düzlüğe dökülecektir. Bir şeyi dilediği zaman, O’nun buyruğu sadece, o şeye «Ol» demektir hemen olur. Bizim buyruğumuz bir göz kırpması gibi anidir. Sonra sizi kabirlerinizden bir çağırmaya görsün, hemen çıkıverirsiniz. O halde, kıl u kâle, hakikatler etrafında şek ve şüphe etmeyi bırakalım, o ana hazır olalım. Unutmayalım ki hasmane bir biçimde bu inkâr sözlerini söyleyenler akıllarını kullanmayan, kendilerine hayrı olmayan kâfirlerdir. Akl-i selim sahibi nice insan ise dirilişin gerçek olduğunu hep haykırmışlardır.

Bu içeriği sosyal medyada paylaşın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir