Konuşan-ağlayan Gökler ve Yer

فَمَا بَكَتْ عَلَيْهِمْ السَّمَاءُ وَالْأَرْضُ وَمَا كَانُوا مُنظَرِينَ

Gök ve yer, onlar için gözyaşı dökmedi, onlar erteye bırakılmamışlardı.

Mesel çeşitlerinden biri de çoğunlukla hayvanlar olmak üzere, insanlar dışındaki diğer varlıkların konuşturularak yapılan anlatımlardır. Dilimizde hayvanların konuşturulması fabl, diğer varlıkların konuşturulması yoluyla yapılan anlatımlar intâk olarak isimlendirilir. Her iki anlatım türünde de diğer varlıkların insana benzetilmesi söz konusudur. Kur’ân-ı Kerîm’de bu çeşit anlatımlar da vardır. Bu temsilî anlatımlarla konu, daha tesirli bir şekilde sunulmakta ve mesaj zihinlere kazınmaktadır. Birkaç örnek verecek olursak:

Sonra, duman halinde bulunan göğe yöneldi, ona ve yeryüzüne: «İsteyerek veya istemeyerek buyruğuma gelin» dedi. İkisi de : «İsteyerek geldik» dediler.

İşte o gün, yer, Rabbinin ona vahyetmesiyle kendi haberlerini anlatır.

Rahman’a çocuk isnat etmelerinden ötürü neredeyse gökler paralanacak, yer yarılacak, dağlar göçecekti.

Sonunda oraya varınca, kulakları, gözleri ve derileri, yaptıkları hakkında onların aleyhinde şahitlik ederler. Derilerine: «Aleyhimize niçin şahitlik ettiniz?» derler. «Bizi, her şeyi konuşturan Allah konuşturdu. Sizi önce yaratan O’dur ve O’na döndürülüyorsunuz» cevabını verirler.

O gün cehenneme: «Doldun mu?» deriz, o: «Daha var mı?» der.

Ayetlerde dünya ve ahirette göklerin ve yerin, insan organlarının ve cehennemin konuşturulduklarına tanık olmaktayız.

Kur’ân, göklerin ve yerin boşuna, anlamsız yaratılmadığını özellikle vurgular. Buna göre her şey gibi gökler ve yer de yerli yerince yaratılmış, bâtıl ve boş işlerden değil hayır ve hakkın hizmetinde kullanılsın diye yaratılmış ve insanlığa emanet edilmiştir:

Biz gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri oyun olsun diye yaratmadık. Eğlenme dileseydik, bunu yapacak olsaydık, şanımıza uygun şekilde yapardık; ama yapmayız. Biz gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları oyun olsun diye yaratmadık. Biz onları, ancak ve ancak gerektiği gibi yarattık, ama insanların çoğu bilmezler. Göğü, yeri ve ikisinin arasında bulunanları boşuna yaratmadık. Bunun boşuna olduğu, inkâr edenlerin sanısıdır. Vay ateşe uğrayacak inkarcıların haline!

Doğrusu Biz, sorumluluğu/emaneti göklere, yere, dağlara sunmuşuzdur da onlar bunu yüklenmekten çekinmişler ve ondan korkup titremişlerdir. Pek zalim ve çok cahil olan insan ise onu yüklenmiştir.

Bu ayetlerde var olan hiçbir şeyin boşuna, anlamsız ve gayesiz yaratılmadığı belirtilmiş; göklerin, yerin ve dağların duyguları olan varlıklar olduğu tasvir edilmiştir.

Konumuz olan ayetinde de Yüce Rabbimiz, helak edildikten sonra Firavun ve avanesinin ardından göklerin ve yerin ağlayıp matem tutmadıklarını haber vermektedir. Gök ve yer, onlar için gözyaşı dökmedi… Araplar kendilerinden ileri gelen birilerinin vefat etmesi halinde: “Onun için gök ve yer ağladı” derlerdi. Ayetteki bu anlatım, temsil yoluyla çarpıcı bir anlatımdır. Onlar helak oldular. Fakat musibetleri kimseye ağır gelmedi ve kimse yoklukları dolayısıyla bir boşluk hissetmedi. Yani semada ve arzda bulunan melekler onlar için ağlamadı. Onların ardından üzülmek şöyle dursun, tüm varlıklar onların helak olmalarına sevindiler bile.

Allah Rasülü şöyle buyurmuştur: Her bir müminin mutlaka semada iki kapısı vardır. Birisinden onun rızkı iner, birisinden de onun sözleri ve amelleri girer. Öldü mü bu iki kapı onun yokluğunu hisseder ve onun için ağlarlar. Bu sözlerinin ardından Hz. Peygamber, Yüce Allah’ın: “Gök ve yer ağlamadı onlar için” buyruğunu okudu. Yani onlar yeryüzünde sâlih bir amel işlemediler ki, bundan dolayı yer onlar için ağlasın, onlardan semaya da sâlih bir amelleri yükselmedi ki, artık böyle bir şey kesilmiş olduğu için ağlasın. O mümin için yerde namaz kıldığı yer, semada da amelinin yükseldiği yer ağlar.

Ayetteki gök ve yerin ağlaması canlı varlıkların ağlaması gibi anlaşılmıştır. Yerin ve göğün ağlamasının, etraflarının kızarması olduğu da söylenmiştir. Yerin ve göğün ağlaması, üzüntü ve kedere delalet eden bir alametin onda görülmesidir de denmiştir.

Bu açıklamaları yaptıktan sonra Kurtubî konuyu şöyle bağlar: Birinci görüş, yani yer ve göğün ağlaması yorumu daha kuvvetli görülmektedir. Çünkü bu hususta imkânsız görülecek bir taraf yoktur. Gökler ve yer tesbih ettiğine, duyup konuştuğuna göre bu husustaki ayet ve varid olmuş habere göre de ağlarlar.

Elmalılı’nın dediği gibi ayette alaycı bir anlatım vardır. Şöyle ki onlar kendilerini öyle büyük sayıyorlardı, ölecek olsalar kendilerine dünyaların ağlaması gerekir, yoklukları hissedilir, matemler tutulur. Oysa hiç de öyle olmadı, tam aksine bütün âlemler, onların gidişine sevindi, bayram etti.

Çünkü onlar inkâr ve zulümleriyle hem kendilerine hem başkalarına zarar verdiler. Şairin dediği gibi: Ne kendi etti rahat ne âlem buldu huzur, Yıkılıp gitti cihandan dayansın ehli kubur! O halde sen ey insan öyle bir hayat yaşa ki senden sonra insanlık senin yokluğunu hissetsin, seni arasın ve seni hep hayırla ansın. Yâdında mı doğduğun anlar/Sen ağlar idin gülerdi âlem. Öyle bir ömür sür ki mevtin olsun sana hande, halka matem!/ Hatırlar mısın, sen doğduğunda ağlıyordun ve etrafındaki herkes gülüyordu. Şimdi sen öyle bir hayat sür ki, sen öldüğünde sen, bu dünyadan gülerek ayrılıp giderken varsın ardından herkes ağlasın!

Bugün bizim için kesin bilinen husus melek, cin ve insanların dilinin olmasıdır. Ayetlerde, hayvanların da konuştuğuna dair işaretler vardır. Hz. Süleyman’ın kıssasında Hüdhüd kuşu ve karıncanın konuşması gibi. Bilimsel veriler bitki ve cansız dediğimiz cemadatın da dilinin olabileceğini söylemektedir. Ayette de belirtildiği üzere her şeyi konuşturan Yüce Allah, onları da neden konuşturmasın! En doğrusunu O bilir!

Gelen haberlere göre insanın üzerinde yaşadığı mekân onun yaptıklarının şahididir. Kendisine verilen günler de öyle. Kullandığı eşyalar ve tükettiği her şey de onun yaptıklarına şahittir. Bu şahitlikleri onların konuşması/konuşturulması şeklinde gerçekleşecektir.

Çarpıcı Anlatımın İbretlik Dersi:

İnsan, şu sınav dünyasında geçici bir süre kalıp asıl ve kalıcı yurt Ahirete intikal edecek, bu dünyada yaptıklarından hesap günü sorgulanıp ya cennete gidecek, ya da cehenneme atılacaktır. Önemli olan, giderken geride hoş bir seda bırakabilmektir. İlahî ölçüleri kendilerine şiar edinmeyen Firavun ve benzerleri kötü bir iz bırakarak gittiler ve geride onları hayırla anan hiç kimse kalmamıştır. Onların üzerinde yaşadıkları yerler, onlara emanet olarak verilen zamanlar, kullandıkları eşyalar, tükettikleri şeyler hep onların aleyhine şahitlik yapacaktır.

İlahî ölçülere göre yaşayanlar ise artlarında iyi izler ve güzel namlar bırakıp gidenlerdir. Onların yaşadıkları zaman ve mekanlar, onların kullandıkları eşyalar ve tükettikleri her şey onların lehine şahitlik yapacaktır.

O halde aleyhimize değil, lehimize şahitlik yapacak dostlarımızı çoğaltalım. Bize verilen hiçbir şeyi aleyhimize olacak şekilde yanlış yerlerde hoyratça kullanmayalım.

Bu içeriği sosyal medyada paylaşın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir