İki Peygamber Hanımından Çarpıcı İki Örnek

İki Peygamberin Münafık Eşleri!

Ameli geri bırakan kimseyi nesebi ileri götürmez!

ضَرَبَ اللَّهُ مَثَلًا لِلَّذِينَ كَفَرُوا اِمْرَأَةَ نُوحٍ وَاِمْرَأَةَ لُوطٍ كَانَتَا تَحْتَ عَبْدَيْنِ مِنْ عِبَادِنَا صَالِحَيْنِ فَخَانَتَاهُمَا فَلَمْ يُغْنِيَا عَنْهُمَا مِنْ اللَّهِ شَيْئًا وَقِيلَ ادْخُلَا النَّارَ مَعَ الدَّاخِلِينَ

Allah, inkâr edenlere, Nûh’un karısıyla Lût’un karısını misal gösterir: Onlar, kullarımızdan iki iyi kulun nikahı altında iken onlara karşı hainlik edip inkarlarını gizlemişlerdi de iki peygamber Allah’tan gelen azabı onlardan savamamışlardı. O iki kadına: Cehenneme girenlerle beraber siz de girin, dendi.

Ayette Yüce Allah misali kafirler için verdiğini söylemektedir. Ama bu misalden ders alacak olanlar öncelikle müminlerdir. Zira bu ayetleri ilk önce okuyacak olanlar onlardır. Şöyle ki: Hz. Nûh ve Hz. Lût, iki peygamber. Onların taht-ı nikahında bulunan iki kadın var, onlar kocalarına inanmıyorlar, inanmış gibi davranıyorlar, davalarında onlara ihanet ediyorlar. Onların peygamber hanımı olmaları, onlara bir fayda sağlamıyor. Sonuçta onlar helak olanlardan ve kaybedenlerden oluyorlar. Onlar helak Nûh tufanında ve Lût kavminin helakiyle birlikte helak olarak hem bu dünyada cezalandırılıyorlar hem ahirette onları korkunç cehennem azabı beklemektedir. Zira onlar, yanı başlarında olan peygamber kocalarının kıymetini bilememişler, onların öncülüğünde hidayete erememişlerdi.

O iki hâin kadının isimleri Kur’ân’da geçmez, zira anılmaya değer değildir onlar. Hem Kur’ân, mesajı tüm herkese şamil olsun diye çoğu zaman isimler üzerinde durmaz. Zaten kültürde kadınların isimleri çok fazla zikredilmez. Bu yüzden Kur’ân-ı Kerimde kadınlar hakkında pek çok ayet olduğu halde, çeşitli hikmetlere mebni olarak yalnızca Hz. Meryem’in ismi açıkça geçer. İlk insan Hz. Âdem ve eşi, Hz. İbrahim’in eşleri, Aziz’in karısı, İmran’ın karısı, Peygamberimizin eşleri ile ilgili Kur’ân’da pek çok ayet vardır, ama bu ayetlerde bu hanımların ismi zikredilmez. Şimdi Nûh ve Lût peygamberin eşleriyle ilgili şu ayetleri okuyalım:

Nûh: «Rabbim! Beni yalanlamalarına karşılık bana yardım et» dedi. Bunun üzerine ona söyle vahyettik: «Nezaretimiz altında, sana bildirdiğimiz gibi gemiyi yap; buyruğumuz gelip tandırdan sular kaynayınca her cinsten birer çifti ve aleyhine hüküm verilmiş olanın dışında kalan çoluk çocuğunu alıp gemiye bindir. Haksızlık yapanlar için Bana baş vurma, çünkü onlar suda boğulacaklardır.»

Buyruğumuz gelip tandırdan sular kaynamaya başlayınca, «Her cinsten birer çifti ve aleyhine hüküm verilmiş olanın dışında kalan çoluk çocuğunu ve inananları gemiye bindir» dedik. Pek az kimse onunla beraber inanmıştı.

Ayetlerde aleyhine hüküm verilmiş olan kimse Hz. Nûh’un inanmayan karısı Vâhile ve oğlu Kenan’dır. Ne peygamber karısı olmak Vâhile’yi ne de peygamber oğlu olmak Kenan’ı helak ve azaptan kurtarmıştı! Vâhile, tıpkı kavmi gibi Hz. Nûh peygambere mecnun diyenlerdendi. Ona iman edenleri, inanmayanlara bildiriyordu. Yoksa bu kadınların ayette bahsedilen hainlikleri namus konusunda kocalarına ihanet değildi. Çünkü iffetsiz bir kadınla peygamberin evli olması mümkün değildir. Zira şu ayetler bu konuyu net bir şekilde açıklar: Kötü kadınlar, kötü erkeklere, kötü erkekler kötü kadınlara yakışırlar. İyi kadınlar, iyi erkeklere, iyi erkekler de iyi kadınlara yakışırlar. Zina eden erkek, ancak zina eden veya putperest bir kadınla evlenebilir. Zina eden kadınla da ancak zina eden veya putperest olan bir erkek evlenebilir. Bu, müminlere yasak edilmiştir. Onların ihanetleri dindeki hainlikleriydi. Onlar şirk koşuyorlar yahut münafıklık yapıyorlar, müşriklerle işbirliği yapıyorlar, kocalarının sırlarını ifşa ediyorlardı. Gece ve gündüz iki peygamberle beraber bulunuyorlardı. Onlarla beraber yiyor, yatıyor ve en geniş anlamıyla birlikte yaşıyorlardı. Ama iman üzere onlarla uyuşmamış, onların peygamberliklerini doğrulamamışlar ve bu sebeple inanma konusunda onlara ihanet etmişlerdi. Yüce Allah, onların inanmayacaklarını ezelî ilmiyle önceden bildiği için onları helak olacaklar listesine yazmıştı. Sonuçta peygamberin hanımı olmak onlara hiçbir şey kazandırmamıştı. Oysa iyilerle beraber olmak kişiye pek çok kazandırmalıydı. Tabi ki o kişi, o iyilerin iyiliklerinden nasiplenirse kazanır. Aksi takdirde bu birliktelik ona bir şey kazandırmayacaktır.

Hz. Nûh bir baba ve koca olarak aile efradına şefkatle bakacak, onların helak olanlar içerisinde olmalarına üzülecek ve onların kurtuluşu için dua etmek isteyecekti. Ancak Yüce Rabbimiz, bu konuda Haksızlık yapanlar için Bana baş vurma buyurarak onu uyarmıştır. Zira iman etmediği sürece bir kişiye Peygamberin bile dua etmesinin bir faydası olmayacaktır. Nitekim Nûh peygamber, tufanda boğulmak üzere olan oğlu için Rabbim! Oğlum benim ailemden dediğinde Yüce Allah, Ey Nuh! O senin ailenden sayılmaz; çünkü kötü bir iş işlemiştir; öyleyse bilmediğin şeyi Benden isteme. İşte sana öğüt, bilgisizlerden olma, diyerek onu uyarmıştı. Hz. Nûh’un oğluna, sen de inananlarla birlikte gemiye bin ve boğulmaktan kurtul diye seslenmesi, oğlunun münafıklık yaptığını bilmemesi yahut kâfir oğluna son anda iman et kurtul demek istediği şeklinde anlaşılmıştır. Onun bu sözü, baba şefkatiyle söylemiş olabileceği uzak değildir.

Lût Aleyhisselamın karısı ile ilgili olarak da şöyle buyurulur:

Bunun üzerine Lût’u ve taraftarlarını kurtardık; yalnız karısı, geride kalıp helake uğrayanlardan oldu.

Lût’un ailesi bunun dışındadır. Karısı hariç hepsini kurtaracağız. Karısının geride kalanlardan olmasını gerekli bulduk.»

Lût’un karısı Vâ’ıle de kocasına gelen misafirleri kavmin azgınlarına bildiriyor, bunun için evde ateş yakarak bacadan çıkan dumanla onları haberdar ediyordu.

Her iki peygamberin hanımına da kocalarının peygamber olması bir fayda sağlamamış, onları dünyada helakten, ahirette ateşten koruyamamıştı. Zira helak ve cehennemden koruyacak olan akrabalık değil, Allah’a iman ve O’na yapılan taatti. Mekke müşrikleri de alay ederek, nasıl olsa Muhammed bizim kabilemizden, bize şefaat eder bize azap dokunmaz diyorlardı. Yüce Allah, indirdiği bu ayetlerle onları uyarmaktadır. Sizler Hz. İsmail peygamberin soyundan da gelmiş olsanız, Hz. Muhammed’le akraba da olsanız, inanmadığınız sürece bunların size bir faydası olmayacaktır. Nitekim bu konuda Peygamberimiz de şöyle buyurur: “İşi/ameli kendisini geri bırakan kimseyi, soyu ileriye geçirmez.” Yine O, sevgili kızına hitap ederek şöyle diyordu: “Ey Resulullah’ın kızı Fatıma! Sen de kendini Allah’tan satın almaya çalış; zira senin için de bir şey yapamam.” Tebbet suresi, peygamberimizin öz amcası olan Ebu Leheb’in elleri kurusun ayetiyle başlar, inanmadıkları için onun karısıyla beraber cehennemlik olduğunu söyler.

Çarpıcı Misalin İbretlik Dersi

İki peygamberin uzun soluklu tevhid mücadelesinde eşleri onları yalnız bırakmıştı. Bunlardan biri Hz. Nûh’un hanımı, diğeri ise Hz. Lût’un hanımı idi. Onlar, yanı başlarında olan, çok yakından tanıyıp dinledikleri kocalarına inanmamışlardı. O peygamberler de onları zorlamamıştı. Zira dinde zorlama olamazdı, zorlama ile iman da geçerli sayılamazdı.

O iki kadın, peygamber kocalarına inanmadılar, münafıklık yaptılar. Ama yaptıkları yanlarına kalmadı. Kocalarının peygamber olması da onlara bir yarar sağlamadı. Sonuçta dünyada helak oldular, ahirette de cehennemi boyladılar.

İmandan yüz çevirmek, Yüce Yaratıcıya karşı, O’nun fıtratımıza kazıdığı tevhit dinine karşı ihanettir. Hâinler ise dünya da ahirette de iflah olmayacaktır. Doğrusu Allah hainleri sevmez. Doğrusu Allah, hainlerin tuzaklarını başarıya erdirmez.

Demek ki dünya ve ahirette kurtuluşa ermek için Yüce Allah’a samimiyetle inanmak ve O’na yaraşır kulluk yapmak gerekir. İman etmediğimiz sürece, soyumuzun asil olması, çok saygın kimselerin yakını olmamız bize bir fayda sağlamayacaktır. Zaten bütün insanlar Hz. Âdem’in evlatlarıdır. Onlardan iman edip sâlih amel işleyenler kurtuluşa erenlerdir; inanmayanlar ise cehennemliklerdir. O halde soyumuza değil imanımıza ve amelimize güvenmeliyiz. Yüce Rabbimizin huzuruna iman ve sâlih amelle gidip O’nun lütuflarına mazhar olmaya bakmalıyız. Elbette hesap gününde, Yüce Allah’ın izniyle imanlı kişilere, sâlih kişilerin şefaati fayda sağlayacaktır.

Ayetler, bir taraftan sâlih kimselerin yakını olan inkârcıları uyarırken, diğer taraftan da inanmayan yakınlarını sahiplenip koruyup kollayan sâlih kimseleri de uyarmaktadır. O yakınlarınızın iman ve ıslahı için gayret edin. Yoksa onların sizin yakınlarınız olması, bir şey ifade etmeyecektir. Eşleriniz, evlatlarınız başta olmak üzere yakınlarınızın cennetlik olması için çalışın, onların imanlı sâlih kişiler olmasına yardımcı olun. Aksi takdirde bir gün gelecek inananlar inanmayanlardan, cennetlikler cehennemliklerden ayrılacaklardır. Zira o gün Yevmü’l-Fasl/Ayrışma günüdür. Doğrusu hüküm günü/ayrışma günü hepsinin bir arada toplanacağı gündür. O gün, dostun dosta hiçbir faydası olmaz, yardım da görmezler. O hesap gününde melekler şöyle diyecektir: Ey suçlular! Bugün müminlerden ayrılın. O halde ey iman edenler! Kendinizi ve çoluk çocuğunuzu cehennem ateşinden koruyun; onun yakıtı, insanlar ve taşlardır.

Bu içeriği sosyal medyada paylaşın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir