En Mubarek Olanlara Yemin Olsun Ki,
HESAP GÜNÜ VAR!
وَالطُّورِ وَكِتَابٍ مَسْطُورٍ فِي رَقٍّ مَنْشُورٍ وَالْبَيْتِ الْمَعْمُورِ
وَالسَّقْفِ الْمَرْفُوعِ وَالْبَحْرِ الْمَسْجُورِ إِنَّ عَذَابَ رَبِّكَ لَوَاقِعٌ مَا لَهُ مِنْ دَافِعٍ
Tur’a, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap’a, Mamûr Eve, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak da yoktur.
Doğrudan Dağa, Kitaba, Mabede, Semaya, Denize yemin edilerek söze başlanıyor. Ya da bütün bu sayılanların Rabbine, yemin edilerek söze giriliyor. Hz. Musa peygamberin Tûr Dağı, Miracda Hz. Muhammed’in urûc ettiği yüce semalar, Hz. Yunus’un atıldığı deryalar şahitlik ediyor. Peygamberlerin getirdiği kitaplar ve ibadet edilen mabedler de bu şahitliğe katılıyorlar.
Dağ, Tûr dağı. Özellikle Hz. Musa’nın hayatında çok özel yeri olan mübarek bir dağ. Hz. Musa peygambere peygamberlik görevi orada verilmiş, Yüce Allah onunla orada aracısız olarak konuşmuş, daha sonra Hz. Musa orada kırk günlük manevî kamp sürecini tamamlamış. Mübarek mi mübarek, muazzam mı muazzam bir dağ. Dağların efendisi. Dünya ve ahiret bereketleri bu dağa, bu dağ vasıtasıyla insanlığa yansımış.
Dağlar sular, hayvanlar, bitkiler, madenler ve benzeri pek çok maddî zenginliği içerisinde barındırdığı gibi; manevî pek çok füyuzatın, fütuhatın da menbaı/mekanı olan yerlerdir. Pek çok peygamberin hayatında dağların çok özel yeri vardır. Hz. Âdem’in hayatında Arafat Dağı, Hz. Nûh’un hayatında Cûdî Dağı, Hz. Musa’nın hayatında Tûr Dağı, Hz. İsa’nın hayatında Zeytun Dağı, Hz. Peygamberin hayatında Nûr Dağı, Sevr Dağı, Uhud Dağı gibi. Dinginlik, huzur oradadır. Dağlar, yeryüzünün denge unsuru, ağırlıklarıyla yeri sakin kılan ağırlık merkezleri, yerin kazıklarıdır.
Kitab. Yayılmış ince deri üzerine satır satır yazılmış ilahî arşiv Levh-i Mahfûz kitabı. Dünya ve ahiret hayatının bütün programı o kutlu kitapta ince ince yazılıp muhafaza edilmektedir. Yahut kulların amellerinin kaydedildiği Amel Defterleri. Zira yeminin cevabında belirtilen hesap gününde amel defterleri açılacak ve herkes ona göre ya cennetlik olacak ya da azaba duçar olacaktır. Kitabı azametli kılan içirişindeki muhtevadır. Ancak burada üzerine yemin edilen kitabın ince deri üzerine satır satır yazıların yazılmış olması da ona özel olup ona ayrı bir hususiyet kazandırmaktadır.
Veya Rabbin katından indirilmiş olan hayat düsturu ilahî kitaplar: Tevrat veya Kur’ân. Son peygambere hitap eden ayetlerde gelmesi bu kitabın Kur’ân olma ihtimalini yükseltiyor. Zira Tevrat, levhalar halinde indi; Kur’ân ise tertemiz sayfalardan indi ve apaçık sayfalara yazıldı. Buna göre dağların efendisi Tûr’a, kitapların efendisi Kur’ân’a yemin edilmiş oldu. Ardından da evlerin efendisine yemin edildi:
Beyt-i Ma’mûr, dünyadaki Beyt-i Haram’ın semadaki naziri/izdüşümü. Meleklerin, kesintisiz olarak tavaf ettikleri kutsal mabed. Günde yetmiş bin meleğin ibadet ettiği mübarek mabed. Orası, meleklerin ibadetiyle mamurdur. Zira mabed, ibadetle mamur olur, ibadetten yoksun olan yer mamûr mabed değildir.
Beyt-i Mamûr’dan kasıt müminin kalbi de olabilir. Çünkü müminin kalbi, Yüce Rabbe iman ve O’nun sevgisiyle mamurdur. Allah ve ahiret inancı da bu kalpte mahfuzdur.
Yine bu ifadeden kasıt genel olarak içerisindeki insanlarla abâd olan evler de olabilir. Evler, insan hayatında önemli mekanlardır. Evler, insanları maddi manevî pek çok şeyden koruyan, onların sırlarını saklayan, dinlenip sükûn buldukları yerlerdir. İnsanlar, olması kesin olan o hesap gününde yaşadıkları evlerde yapıp ettiklerinden sorgulanacaklar ve ona göre de ya cenneti yahut azabı boylayacaklardır.
Sakf-i Merfu’, yükseltişmiş tavan sema yahut Arş’tır. Yüce Yaratıcının erişilmez kudretinin en büyük ve en açık göstergelerinden biri olan gökyüzü. Yüceliği, genişliği, pürüzsüz görüntüsü, duruşu, rengi, sayısız gök cisimleri, pırıltısı, yağdırdığı bereketleriyle bir büyük ayet. Meleklerin mekânı, rahmet yağışlarının kaynağı, ruhların ve sâlih amellerin yükseldiği kutlu mekan.
Bahr-i mesrur, kaynayan deniz. Semaların üstünde olan, Arşı üstünde tutan mahiyetini kavrayamayacağımız deniz. Yahut yeryüzü denizi. Yarılmasıyla Musa peygamberin kurtulduğu, Firavun ve avanesinin boğularak helak olduğu deniz.
Mescûr, dopdolu anlamına da gelir. Buna göre hayatın kaynağı suyla ve envai çeşit bitki-hayvan varlıklarla dopdolu olan deniz, demek olur. Tutuşturulmuş manasını esas alırsak, suyu çekilip kıyamet gününde fokur fokur kaynatılacak olan denize yemin edilmiş olur. Yine bu kelime sınırında tutulmuş anlamına da gelir. Buna göre mana, Yüce Allah’ın kudretiyle sınırlarında tutulmuş, sınırlarını aşmayan-taşmayan denize and olsun, şeklinde olur. Hangi mana alınırsa alınsın hepsinde Yüce Yaratıcının sonsuz kudretine işaret vardır. Bütün bunları yapmaya kâdir olan, hesap gününe de kâdirdir.
Bütün bu sayılanları gerçekleştiren kıyameti, öldükten sonra dirilişi, hesap gününü ve bunun sonucunda cennet ve cehennemi, nimet ve azabı da gerçekleştirecek güçtedir. Bütün bunların gerçekleşmesini engelleyecek, erteleyecek, zamanını değiştirecek hiçbir güç yoktur. En yüksek dağlara da sığınsanız, yüce göklere de çıksanız, deryalara da dalsanız hesap günü sizi bulur, azaba layıksanız o da size erişir! Ondan kaçış yoktur.
Yemin eden: Yüce Allah. Aslında O’nun söylediği her şey hakikatin kendisidir. O, yeminsiz de söylese doğruyu söyler. Buna rağmen onlar yalanladılar, Yüce Allah da yemin ederek onlara cevap verdi. Yeminleriyle insanlığın dikkatini hem kendisiyle yemin ettiği şeylere çekti, hem de üzerine yemin ettiği hakikate çekti. Çünkü bu hakikat çoğu insanın gaflet ettiği, umursamadığı gerçekti. Onun için güçlü yeminlerle, onlar uyarıldılar.
Kendisiyle Yemin Edilen: Pek çok hakikate şahitlik eden Tûr dağı, hakikatleri içinde taşıyan Kitap, Mabedlerin şahı, Sema ve Derya Yüce Yaratıcının erişilmez kudretini haykırıp duruyorlar. Bu sayılanları görün, bunlar üzerinde düşünün, bunlardaki ilahî kudretin yansımalarını fark edin ve bunların lisan-ı hâl ile söylemek istediklerini dinleyin.
Üzerine Yemin Edilen: Değişmeyen hakikat, dünya hayatı sonlu, ahiret mutlaka gelecek. Hesaplar görülecek, iyiler cennette ağırlanacak, kötüler de azaba duçar olacak. Bu değişmez gerçeği kimse değiştiremeyecek ve engelleyemeyecek. O halde hakikatin gerçekliğini tartışmayı ve onda şüphe etmeyi bırakın da kendinizi o güne hazırlayın ve azaba uğramaktan korunun.
Alâka: Kendisiyle yemin edilen bu mübarek şeyler hep bu değişmeyen hakikati haykırmışlardır. Tûr Dağında Hz. Musa’ya indirilen vahiy bu dağ gibi açık gerçeği haykırmış, İlahî Kitaplar hep bu gerçeği tekrarlamış, yer ve göklerdeki mabedlerde ibadet eden insan ve melekler bu gerçeği haykırmışlar. Bir kudret abidesi olan sema, dalgalanıp duran deryalar bağırlarında taşıdıkları sayısız varlıklarla durmadan Yüce Yaratıcının buna kadir olduğunu söyleyip duruyorlar. İnsan dağdan, kitaptan, mabedden, semadan ve deryadan dersini almalı ve kendini hesap gününe hazırlamalıdır. Nitekim Cübeyr Mutim, Bedir esirleriyle ilgili Peygamberimizle görüşmek üzere Medine’ye gelir. Efendimiz o sırada akşam namazı kıldırmakta ve namazda Tûr suresini okumaktadır. Cübeyr, bir kenara ilişir ve okunanları dinler. Surenin başında yer alan muhteşem yeminlerden sonra gelen Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak da yoktur ayetlerini işitince azap korkusuyla sarsılır Müslüman olur ve şöyle der: Sandım ki, ben daha yerimden kalkmadan azap geliverecek! Bu hadise ayetlerin ne kadar canlı olarak o kıyamet sahnesini tasvir ettiğini, Rasulullahın da ayetleri nasıl etkili bir biçimde okuduğunu gösterir.
