Nûr Ayeti/kesintisiz Işık Kaynağı
اللَّهُ نُورُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ مَثَلُ نُورِهِ كَمِشْكَاةٍ فِيهَا مِصْبَاحٌ الْمِصْبَاحُ فِي زُجَاجَةٍ الزُّجَاجَةُ كَأَنَّهَا كَوْكَبٌ دُرِّيٌّ يُوقَدُ مِنْ شَجَرَةٍ مُبَارَكَةٍ زَيْتُونِةٍ لَا شَرْقِيَّةٍ وَلَا غَرْبِيَّةٍ يَكَادُ زَيْتُهَا يُضِيءُ وَلَوْ لَمْ تَمْسَسْهُ نَارٌ نُورٌ عَلَى نُورٍ يَهْدِي اللَّهُ لِنُورِهِ مَنْ يَشَاءُ وَيَضْرِبُ اللَّهُ الْأَمْثَالَ لِلنَّاسِ وَاللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
Allah göklerin ve yerin Nur’udur. O’nun nuru, içinde ışık bulunan bir kandil yuvasına benzer. O ışık bir cam içindedir, cam ise, sanki inci gibi parlayan bir yıldızdır; bu ne yalnız doğuda ve ne de yalnız batıda bulunan bereketli zeytin ağacından yakılır. Ateş değmese bile, nerdeyse yağın kendisi aydınlatacak! Nur üstüne nurdur. Allah dilediğini nuruna kavuşturur. Allah insanlara çarpıcı misaller verir. O, her şeyi bilir.
Nûr, Yüce Rabbimizin isimlerinden bir isimdir. en–Nûr: Kendi zatıyla zahir olan, başkalarını nuruyla ortaya çıkaran, onların var olmalarını sağlayan, nur-ışık ve aydınlık kaynağı olan manalarına gelir. Gerçekten de O’dur hak edenleri karanlıklardan aydınlıklara çıkaran. O’dur gökleri ve yeri manen ve madden aydınlatan, ışıtan. Aynı şekilde O’nun bir adı da Işıtan ve aydınlatan anlamında el-Münîr‘dir.
Hayat Düsturumuz Kur’ân’ın bir adı da Nûr’dur. O’nun kitabı da nurdur, Peygamberi de nurdur. Hayat rehberimiz Kur’ân ve ebedî Önderimiz Hz. Peygamberin Nûr olduğuna işaret eden ayetlerden ikisi şöyledir: “Bu peygambere inanan, hürmet eden, yardım eden, onunla gönderilen nura uyanlar yok mu? İşte onlar saadete erenlerdir.” “Doğrusu size Allah’tan bir nur geldi.” Kur’an, eşsiz ve ahenkli lafzıyla, engin ve zengin manasıyla nurdur. O, tüm insanlığın yolunu aydınlatan ve ışığı kıyamete kadar sönmeyecek olan nurdur. O’nun Peygamberi Hz. Muhammed aleyhisselam da hem dünya güzeli fiziği ile, hem insanlığın yolunu aydınlatan önderliğiyle nurdur.
Buna göre aydınlanmak için, cahili karanlıklarından kurtulup aydınlıkta yaşayabilmek için nurun kaynağı Yüce Allah ile irtibatlı olmak, O’nun aydınlatan kitabının aydınlığında ve insanlık için seçip gönderdiği Peygamberinin izinde yol almak gerekmektedir. O’nu unutanlar, O’nun aydınlık kitabına gönül gözlerini kapayanlar ve O’nun peygamberinin nurlu izini terk edenler karanlıkta kalmaya mahkûm olacaklardır.
Bu girişten sonra konumuz olan ayete dönelim. Nûr ayeti diye bilinen bu ayetin tefsirine dair müstakil kitap ve risaleler yazılmış, değişik açılardan ayet incelenmiştir. Biz ayetin kısa tefsiriyle yetineceğiz.
Nûr, nedir? Nur, kendisi görünür olan ve eşyayı görünür kılan şeydir. Nur, bir ışık kaynağından fışkırıp, fizikî âleme düşen/yansıyan parlaklığın adıdır. Nur, bir şeyin görünmesini sağlayan sebeptir. Nur, ışıktan daha kapsamlı bir kavramdır. Nur, baş gözünün görmesinden ziyade, akıl/gönül gözünün algılayıp idrak ettiği şeydir. Allah’ın nur olması, O’nun fiziki dünyada ışık şuası olması anlamına gelmez. Zira bu dünyada gözler O’nun görmekten acizdir. O’nun yaratılan ışık olması da demek değildir. Çünkü O, yaratılanlara benzemekten münezzehtir. O’nun nur oluşu da O’na özgüdür. Bir hadiste şöyle buyrulmuştur: Allah’ın nurdan ve zulmetten yetmiş perdesi vardır. Eğer Allah onları açacak olsa, zâtının kutsiyyeti, gözünün yetiştiği her şeyi yakardı.
O’nun göklerin ve Yerin nuru olması. O, evrende her şeyin var olma, görülme sebebidir. O, ışığın kaynağıdır. Var olan, ışık veren, görünen her şeyin var olma, ışık verme ve görünme sebebi O’dur. Her şey ışığını O’ndan alır, hiçbir şeyin ışığı kendinden değildir. Nur kelimesi bilgi anlamına da gelir. Buna göre O kâinatın nurudur. Çünkü hakikat ve hidayet bilgisi yalnızca O’ndan gelir. O’nun nuruna başvurmadan cahiliye karanlıklarından kurtulup hakikatin aydınlığına ulaşmak mümkün değildir. O, yerde gökte tüm evrende var olan varlıkların yolunu, yönünü gösteren, yaratılış gayeleri doğrultusunda hareket etmelerini sağlayandır. Varlık âlemindeki tüm her şeyi planlayan, yöneten ve uyumlu bir şekilde varlıklarını sürdürmelerini sağlayan O’dur. O yeriyle göğüyle tüm âlemlerin yaratıcısı ve yöneticisidir. Onları istikamette tutandır.
O’nun nur üstüne nur olması. O’nun nuru, kat kat ve sınırsızdır. Son derece saf ve parlaktır. O, kesintisiz ışık kaynağıdır. Gönül gözleri açık olanlar için Yüce Allah’ın hidayet nuru, hidayet delilleri açık, net ve berraktır. Kâinat kitabı ve Yüce Allah’ın indirdiği kitaplardaki ayetler bu delillerle dopdoludur. Görmek isteyenler bunları bulur ve görürler.
Yüce Allah dilediğini nuruna eriştirir. Her şey O’nun kontrolündedir. O, ‘ol’ derse dilediği her şey olur; ‘olma’ derse hiçbir şey olmaz. O’nun izni olmadan bir yaprak bile yere düşmez. Ancak O, neye ol neye olma diyeceğine yalnızca kendisi karar verir. Olmayı hak edenleri oldurur, hak etmeyenleri de oldurmaz ve ondurmaz. O halde kullar, olmak için, onmak için gayret etmelidirler. O’nun ol emriyle olmak ve onmak için çaba sarf etmelidirler. Zira O’nun irşadıyla cennet yoluna giren kimselere O, cennet yolunu kolaylaştırır; cehennem yoluna girenlere de o yolu kolaylaştıracaktır. O, nurunu isteyene verir, görmek isteyene/bunun için gayret edene onun gösterir, hak edene layık olana verir. Konumuz olan Nûr ayetinin O, herşeyi bilir ifadesiyle sona ermesi ne kadar anlamlıdır. Elbette O, kimin neye layık olduğunu, kime ne dileyeceğini en iyi bilendir.
Çarpıcı Misalin İbretlik Dersi
Bu çarpıcı misalde Yüce Allah lambaya, kâinat bir oyuğa benzetilmiştir. Benzetmedeki cam ise Allah’ın kendisini yaratıklarından gizlediği perdedir. İnsan gözü, aradaki karanlıktan dolayı değil, fakat saydam perdede ışıyan her tarafa yayılmış ve her şeyi kapsayıcı Nur’un şiddetinden dolayı O’nu göremez. Mahiyeti gereği sınırlı olan insanın görüş kapasitesi bu Nur’u kuşatamaz, kavrayamaz. “Doğuya da batıya da ait olmayan mübarek bir zeytin ağacından yakılan lamba” ifadesi ise, lambanın kusursuz ışığı ve parlaklığı hakkında bir fikir vermek için kullanılmış bir mecazdır. Eskiden, parlak ışığın kaynağı zeytin yağı lambalarıydı ve bu amaçla kullanılan en üstün yağ, açık ve yüksek bir yerde biten ağaçtan elde edilen yağdı. Benzetmede Allah için lambanın kullanılışı, Allah’ın enerjisini dış bir kaynaktan aldığı anlamına gelmez. Demek istenen, benzetmedeki lambanın sıradan bir lamba olmayıp, tasavvur edilebilecek en parlak lamba olduğudur. Nasıl parlak bir lamba tüm evi aydınlatırsa, Allah da tüm kâinatı aydınlatır. “Yağı kendisine ateş değmemiş de olsa, nerdeyse ışık verecek” ifadesi de en güzel ve en iyi derecede ve hemen yanan yağla beslenen lambanın ışığının parlaklığını vurgulamak içindir. Allah için nur kelimesinin kullanılışı, hiçbir zaman O’nun zatı’nın nur olduğu anlamına gelmez. O, her şeyi bilen, her şeye gücü yeten, her hikmete sahip ve tüm “Nur”a sahip mükemmel varlıktır. Bir kişiye büyük kereminden dolayı “keremli”, üstün çekiciliği ve güzelliğinden dolayı “güzel” dendiği gibi, Nur’un kaynağı olarak mükemmelliğinden dolayı da Allah’a “Nur” denmiştir.
Ayet, bizim bu aklımızla tam olarak kavrayamayacağımız zat-ı ilahiyi, şu varlık âleminde kavrayabileceğimiz çarpıcı bir örnekle anlatıyor. Öyle çarpıcı bir misal ki üzerinde ne kadar düşünülse yeridir. O, düşünüldükçe anlaşılacak, anlamak isteyenlere sırlarını açacaktır.
Ayette Allah’ın hidayet nuru, Hz. Peygamberin nuru, Kur’ân nuru, iman nuru kesintisiz aydınlatan lambanın ışığına benzetilmiştir. Kalbi Kur’ân ve iman nuruyla aydınlanan Müminin her hali nurdur. Nimete erince şükreder, külfetle karşılaşınca sabreder, konuştuğunda hayır söyler, karar verdiğinde âdil olur, onun girdiği-çıktığı yer nurdur, kıyamette varacağı yer de nurdur, onun her hali hayır ve nurdur. Müminin kalbi, ilim gelmeden önce de iman nuruyla aydınlıktır. İlimle o nur artar ve güçlenir. Tıpkı zeytinyağı gibi. O da ateşin nuruyla buluşmadan önce parlaktır, ancak ateşin nuruyla buluştuğunda aydınlığı artar, her yanı ışıtır.
Buna göre hidayet nuru iman adamının kalbine yerleşmelidir. Varlık âlemindeki bitmek tükenmek bilmeyen kesintisiz delillerle beslenmeli, akl-i selimin bulgu ve algılarıyla, meleklerin ilhamlarıyla desteklenmelidir. Nihayet o nurun eseri, müminin söz ve fiillerinde kendini göstermelidir. Daha da önemlisi bu nurun aydınlığı her yerde, her şartta varlığını kesintisiz bir şekilde sürdürmelidir. İman önderlerine düşen de insanlığın bu nurdan nasiplenmesini sağlamak için fedakârca bir koşturma ile her yere bu nur meşalesini götürmektir.
O nurun bulunduğu yerlerden birini bir sonraki ayet şöyle açıklar: (Bu kandil) birtakım evlerdedir ki, Allah (o evlerin) yücelmesine ve içlerinde isminin okunmasına izin vermiştir. Orada sabah akşam O’nu tesbih ederler. O halde nura ermek için Allah’ın evleri mescitlerin yollarını bilmek, mescitlerin adamı olmak, orada tesbih, zikir ve ibadetle beraber olmak, o mübarek yerlerin enerjisiyle dolmak/gıdalanmak gerekir. Onun için yeryüzünün ilk mabedinin ilk insan ve ilk peygamber eliyle inşasından itibaren müminler, yeryüzünün dört bir yanına mescidleri fiziken ve manen yükselterek yücelmenin yollarını aramışlardır. İbn Kesir’in dediği gibi: Fiziki âlemde kandildeki zeytin yağının nuru, ateşin nuruyla birleşince ışık saçar. Tek başına ne ateş ışık saçar ne de zeytin yağı. Tıpkı bunun gibi iman nuruyla Kur’ân nuru birleşince hidayet yolunu aydınlatır. Bu ışığın merkezi ise kişilerde gönül, toplumlarda mabedlerdir. Onun için hadiste beyan edildiği üzere gönlü mescitlere bağlı olanlar, Yüce Allah’ın koruması altında olanlardır.
