Kuşluk Vaktine ve Geceye Andolsun!

RABBİN SENİ NE TERK ETTİ NE DE SANA KIZDI!

وَالضُّحَى وَاللَّيْلِ إِذَا سَجَى مَا وَدَّعَكَ رَبُّكَ وَمَا قَلَى

وَلَلْآخِرَةُ خَيْرٌ لَكَ مِنْ الْأُولَى وَلَسَوْفَ يُعْطِيكَ رَبُّكَ فَتَرْضَى

Kuşluk vaktine and olsun! Kararıp sükuna erdiği zaman geceye and olsun ki!

Rabbin seni ne bıraktı ve ne de sana darıldı.

Doğrusu ahiret senin için dünyadan daha hayırlıdır.

Rabbin şüphesiz sana verecek ve sen de hoşnut olacaksın.

Allah Rasülü, peygamberlikle görevlendirilmiş, kendisine vahiy gelmeye başlamıştı. Hikmet ve imtihanın gereği olarak bir ara vahiy kesilmişti. Bu süre kaynaklarda 3, 12, 15, 25 veya 40 gün olarak belirtilmiştir.Yüce Allah bu vesileyle, vahyi dilediği zaman dilediği kimselere indirme yetkisinin tamamen kendisine ait olduğunu hatırlatmak istemişti. Bu şekilde müminler vahyi özleyecekler, kesintiden sonra onun kıymetini daha iyi bir şekilde anlayıp ona sımsıkı sarılacaklardı. Çünkü vahyin ne zaman ve ne şekilde, hangi muhteva ile ineceğine Yüce Allah karar verirdi: Allah bir insanla ancak vahiy suretiyle veya perde arkasından konuşur, yahut bir elçi gönderir; izniyle, dilediğini vahyeder. Doğrusu O yücedir, hüküm ve hikmet sahibidir. Melekler ve Cebrail o gecede Rablerinin izniyle her türlü iş için inerler. Allah’ın izni olmadan hiçbir peygamber bir ayet getiremez. Her şeyin vakti ve süresi yazılıdır. Bir defasında Peygamberimiz vahiy meleği Cebrail’e, Bizi daha sık ziyaret etmekten seni alıkoyan nedir diye sormuştu da o şöyle cevap vermişti: Biz ancak Rabbinin buyruğu ile ineriz, geçmişimizi geleceğimizi ve ikisinin arasındakileri bilmek O’na mahsustur. Rabbin unutkan değildir.

Vahyin kesildiği bu süreye fetret-i vahiy denmiştir. Elbette kısa bir sürede olsa vahyin gelmeyişi, Hz. Peygamberi mahzun etmişti. Zira vahiyle aydınlanan hayatı, sanki yeniden karanlığa bürünmüştü. İşte tam da bu fetret-i vahiy karanlığından sonra bu sure geldi. Hem de aydınlığa yemin ederek geldi. Surede hem aydınlığa yemin edildi hem karanlığa. Hem kuşluğun apaydınlık vaktine dikkat çekildi, hem de gecenin dinginlik anına. Karanlık vahyin kesildiği süre, aydınlık ise vahiyle yeniden aydınlanan süre idi.

Kuşluk vaktine and olsun! Kuşluk vakti aydınlığı, fecrin alaca karanlığının tamamen sona erdiği ve her yerin gün yüzüne çıktığı apaydınlık bir dönemdir. Kuşluk vaktinin ardında upuzun bir gün aydınlığı vardır. Artık karanlıklar son bulmuş, sonrası vahiy güneşinin ışığında hep aydınlık olacaktı.

Kararıp sükuna erdiği zaman geceye and olsun ki! Aydınlığın kıymetinin bilinmesi için gece karanlığına da ihtiyaç vardır. Zira eşya zıddı ile bilinir. Aydınlık karanlık, gündüz gece, sabah akşam, tek çift, erkek dişi, iyi kötü, artı eksi, hayat ölüm vb pek çok şeyin varlığı ve kıymeti zıddıyla anlaşılır.

Vahiy ve nübüvvet nuruyla cahiliye karanlıkları son bulmuştur. Tıpkı doğan güneşle birlikte, gece karanlıklarının son bulması gibi. Bunlardan biri akledilen, diğeri hissedilen iki durumdur. Yüce Yaratıcı, rahmetiyle kullarını sürekli karanlıklarda bırakmaz, karanlık gecelerin ardından güneşleri doğdurur; cahili karanlıkların ardından da peygamberleri gönderir vahyini indirir. De ki: Söyler misiniz? Eğer Allah, üzerinize geceyi kıyamete kadar uzatsaydı, Allah’tan başka hangi tanrı size bir ışık getirebilir? Söylenenleri dinleyip ders almaz mısınız?

Yüce Allah, kullarını peygambersiz; peygamberlerini de vahiysiz bırakmaz. Tıpkı kâinatı güneşsiz, güneşi de zıyasız bırakmadığı gibi.

Rabbin seni ne bıraktı ve ne de sana darıldı. Kısa bir süre de olsa vahiy kesilince Allah Rasülü de mahzun oldu, etrafındaki bazı kendini bilmezler de bunu dillerine doladılar. Rabbi Muhammed’e kızdı, onu terketti gibi fütursuzca laflar ettiler. Bunun üzerine Yüce Allah, Duhâ suresi ayetleriyle ona yeniden seslendi ve müşriklerin iddia ettikleri gibi bir şeyin olmadığını açıkladı. Hz. Peygamber, Rabbini kızdıracak bir şey yapmamıştı ki Rabbi ona kızsın ve onu terketsin. O, Yüce Allah’ın rızasına ermiş, seçkin kulu, sevgili Rasülüydü. Yüce Allah, Rasülünü de vahiysiz, yardımsız bırakmayacaktı; gerçek kullarını da. İnin oradan hepiniz, tarafımdan size bir yol gösteren gelecektir; Benim yoluma uyanlar için artık korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir, dedik. Biz peygamber göndermedikçe hiç kimseye azap etmeyiz. Her kavmin bir yol göstereni vardır. And olsun ki, her ümmete: Allah’a kulluk edin, azdırıcılardan kaçının, diyen peygamber göndermişizdir.

Vahiysizlik, karanlıkta kalmaktır. İnsan vahiysiz kalınca, vahiyle irtibatı olmayan bir hayatın içerisine düşünce elbette üzülmelidir. Vahiyle yaşamak, ışığa yüzünü dönmek ve onun aydınlığında yaşamaktır. Bu Yüce Yaratıcının kulundan razı olduğunun ve onu terk etmediğinin bir göstergesidir.

Doğrusu ahiret senin için dünyadan daha hayırlıdır. Hz. Peygamber için de onun izinde gidenler için de ahiret dünyadan çok daha hayırlı olacaktır. Zira dünya ne kadar izzetli ve nimetli olsa da geçicidir, zorludur, çilelidir. Ahiret nimetleri ise kalıcı ve çilesizdir. Peygamberimiz, kendisine ümmetine dünyada bahşedilecek fetihler gösterilince buna çok sevinmişti, bunun üzerine bu ayet inmiş ve ona Rabbinin ahirette vereceği nimetlerin çok daha hayırlı olduğu bildirilmişti.

Davetin başlarında inen bu ayeti şu şekilde anlamak da mümkündür: Doğrusu senin davanın sonu başlangıcından daha hayırlıdır. Bu, peygamberimize ve onun şahsında ümmetine bahşedilmiş büyük bir müjdedir. Tıpkı şu ayetlerde olduğu gibi: And olsun ki, Tevrat’tan sonra Zebur’da da yeryüzüne ancak iyi kullarımın mirasçı olacağını yazmıştık. Doğrusu bu Kur’ân’da, kulluk eden kimselere/Kur’ân’la yaşarsanız sonunda cennete vasıl olursunuz, diye bildiri vardır. Allah, and olsun ki Ben ve peygamberlerim üstün geleceğiz, diye yazmıştır. Doğrusu Allah kuvvetlidir, güçlüdür. İnkâr edenlere şöyle de: Yenileceksiniz, toplanıp cehenneme sürüleceksiniz orası ne kötü döşektir. And olsun ki, peygamber kullarımıza söz vermişizdir. Onlar şüphesiz yardım göreceklerdir. Bizim ordumuz şüphesiz üstün gelecektir. Biz, memlekette güçsüz sayılanlara iyilikte bulunmak, onları önderler kılmak, onları varis yapmak, memlekete yerleştirmek istiyorduk. İzzet ve şeref Allah’ın, peygamberinin ve inananlarındır, ama ikiyüzlüler bu gerçeği bilmezler. Allah’tan yana olanlardır. İyi bilin ki, saadete erecek olanlar, Allah’tan yana olanlardır.

Davetin ilk yıllarında peygamberimiz ve müminlerin çektiği çile, eziyet ve işkencelerden sonra; Medine’de gelen izzetli ve devletli günler düşünüldüğünde bu müjde daha iyi anlaşılacaktır. Yüce Allah, bu müjdesiyle müminleri parlak yarınlara hazırlamakta ve onlara ümit aşılamaktadır.

Bütün bunlara rağmen ahiret cenneti ve izzeti, dünya nimetlerinden elbette çok daha üstün ve hayırlıdır. Size verilen herhangi bir şey, dünya hayatının bir geçimliği ve süsüdür. Allah katında olan daha iyi ve devamlıdır. Akletmez misiniz? Sizde olanlar tükenir ama, Allah katında olanlar sonsuzdur, tükenmez. Sabredenlere ecirlerini, yaptıklarından daha güzeli ile ödeyeceğiz. Ama sizler dünya hayatını tercih ediyorsunuz. Oysa ahiret daha iyi ve daha bakidir.

Demek ki şu dünya sınavında, imtihanın gereği olarak geçici olarak bazı karanlık günler, gerileme ve duraklamalar olabilir. Müminler, Bedir galibiyetleri yanında Uhud mağlubiyetlerini de tadabilir. Ama tümüyle hüsran ve bütünüyle karanlık hakikat ehli için söz konusu değildir. Onlar, ileri hamle yapmak için geri çekilebilirler, dinlenip güçlenmek ve toparlanmak için duraksayıp mola verebilirler. Ama eninde sonunda dünya ve ahirette kazananlar hep müminler olacaktır. Bunun için müminler bu ayetlerin mesajını kuşanıp yarınlara ümitle bakmalı, yılmadan usanmadan ve durmadan dinlenmeden emin adımlarla yollarına devam etmelidirler.

Rabbin şüphesiz sana verecek ve sen de hoşnut olacaksın. Gerçekten de O, Peygamberine de dünya ve ahiret nimetlerini bahşetmiş; ümmetine de vermiştir. O, Kevser suresinde, geçmiş zaman kipiyle Doğrusu sana pek çok nimeti/kevseri vermişizdir buyurarak verilecek nimetlerin de sanki verilmiş gibi kesin olduğunu beyan etmiştir. Nitekim bu ayetlerin geldiği Mekke dönemi, Peygamberimiz ve ashabı için zorluklarla dopdolu günlerdi. Yüce Allah, onu insanların arasında seçkin kılarak peygamberlik vermiş, onu tüm zamanlara evrensel peygamber yapmış, kıyamete kadar geçerliliği sürecek olan Kur’ân’ı ona indirmiş, onun ümmetini izzetli ve devletli kılmıştır. Ona ahirette Kevseri, şefaati, en yüce şeref ve makamları bahşedecektir. Onun ümmeti de ahirette hem en kalabalık, hem en saygın ümmet olacaktır.

En büyük nimet Kur’ân’dır, onun bize sunduğu İslam’dır. Onu bize getiren hidayet rehberi Hz. Peygamberdir. O halde bu nimetleri fark etmeli, anlamalı, anmalı, anlatmalı, gündeme getirmeli, kıymetini bilmeli, şükrünü eda etmelidir. Onun için sure, o halde Rabbinin nimetini an/anlat emriyle sona ermiştir.

Nitekim kısa süre kesilen vahiyden sonra yeniden başlayan ve peygamberliğinin son günlerine kadar devam eden vahiy aydınlığını haber veren bu surenin inişinde Peygamberimiz, tekbir getirerek bu nimetin ne kadar büyük olduğunu ilan etmiş, bu müjdelerin gelişini kutlamıştır.

Yemin eden: Yüce Allah.

Kendisiyle Yemin Edilen: Apaydınlık kuşluk vakti ve kapkaranlık dingin gece. Elbette Peygamberimizin hayatında gündüz kadar gecenin de ayrı bir yeri vardır. Ona ilk vahiy bir gece karanlığında gelmiş, o bir gece vakti peygamber olmuş, bir gece vakti İsra mucizesini yaşamış. Onun zikir, tefekkür ve teheccüdlü geceleri dopdolu ve nurludur. Onun hayatında gündüzlerin de ayrı bir yeri ve güzelliği vardır. Onun yaşadığı hem geceleri dopdoludur, hem gündüzleri.

Üzerine Yemin Edilen: Allah’ın Rasülünü terk etmediği, ona asla kızmadığı; Allah Rasülünün ve onun şahsında ümmetinin dünya ve ahiret geleceklerinin daha hayırlı, daha parlak olacağı.

Alâka: Karanlık gecelerin ardından aydınlık gündüzler gelecektir. Karanlığın ardından güneşler doğacaktır. Her zorlukla beraber kolaylıklar vardır. Her yokuşun bir inişi vardır. Azim ve kararlılıkla yola devam edilirse zorlu yokuşlardan sonra düze çıkılacaktır. Aslında yaşanılan gece karanlığı, doğacak olan güneşlerin habercisidir. Müslümanların ihmalkarlıkları sebebiyle yaşadıkları sıkıntılı günler de izzetli yarınların müjdesidir. Peygamberimizin haber verdiği gibi: İslam garib olarak başlamış, ilerde yine ilk günleri gibi garib olarak başlayacaktır. Gariblere müjdeler olsun.” Nasıl ki İslam, ilk günler de bir kaç gariban insanla başlamış, ama kısa zamanda cihana yayılmıştır. İslam’ın geleceğinde böyle yenilenmeler olacaktır hep. O halde umutsuz olmaya gerek yok. Yapılacak olan geleceğe hep umutla bakmak ve ona hazırlanmaktır.

Toplumların hayatında da yaşanılan günler, inişli çıkışlıdır. Değerlendirilebilirse gece karanlıkları, duraklamalar; aslında dinlenme, toparlanma ve yenilenme fırsatlarıdır. Önemli olan inancı, ümidi, azim ve tedbiri terk etmemektir. Böylece biz, Allah’ın gerçek müminleri ortaya çıkarması ve içinizden şahitler edinmesi için, bu günleri bazen lehe, bazen de aleyhe döndürüp duruyoruz. Allah, zulmedenleri sevmez.

Bu içeriği sosyal medyada paylaşın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir