Kur’ân Karşısında Esas Duruşumuzu Belirleyen Ayetler
وَإِنَّهُ لَتَنْزِيلُ رَبِّ الْعَالَمِينَ
تَنزِيلَ الْعَزِيزِ الرَّحِيمِ
تَنْزِيلُ الْكِتَابِ مِنْ اللَّهِ الْعَزِيزِ الْحَكِيمِ
َتنزِيلًا مِمَّنْ خَلَقَ الْأَرْضَ وَالسَّمَاوَاتِ الْعُلَا
حم تَنزِيلُ الْكِتَابِ مِنْ اللَّهِ الْعَزِيزِ الْعَلِيمِ
وَإِنَّكَ لَتُلَقَّى الْقُرْآنَ مِنْ لَدُنْ حَكِيمٍ عَلِيمٍ
Şüphesiz Kur’ân âlemlerin Rabbinin indirmesidir.
Bu, merhametli olan Allah’ın indirdiği Kur’ân’dır.
Kitabın indirilmesi, Azîz ve Hakîm olan Allah katındandır.
O, yeri ve yüce gökleri yaratanın katından inen Kitaptır.
Ha, Mim. Kitabın indirilmesi, Azîz ve Alîm olan Allah katındandır.
Şüphesiz, Kur’ân’ı, Hakim ve Alîm olan Allah katından almaktasın.
Pek çok ayetinde Yüce Rabbimiz bize Kur’ân’ı tanıtır. Bu ayetlerde, Hayat Düsturumuz Kur’ân’ın Yüce Allah’ın katından geldiği anlatılırken Rabbimizin farklı isimleri zikredilir. Âlemlerin Rabbini, Azîz ve Rahîm olan, gökleri ve yeri yaratan, Azîz-Hakîm ve Alîm olanın katından inen kitap! Bütün bu anlatımlar bizim Kur’ân’ı elimize alırken, onu okurken, anlarken, onun gereklerini yerine getirirken, onu başkasına anlatırken duruşumuzu belirleyen ayetlerdir. Bu meyanda okuduğumuz her bir ayet bizim, Kur’ân karşısındaki esas duruşumuzu belirleyerek ona karşı sorumluluklarımızı, büyük bir titizlikle yapmamızı bize hatırlatır.
Şöyle ki, O’nun Mushaf’ını elimize aldığımızda, herhangi bir kitabı değil Allah kelamını elimize aldığımızı; onun ayetlerini okurken herhangi bir metni okur gibi değil Allah kelamını okuduğumuzu, onun hakkında konuşurken herhangi birinin sözü değil de Allah’ın sözü hakkında konuştuğumuzu bize söyler. Şöyle bir düşünelim:
Bu Kitap, âlemlerin Rabbi katından inmiştir. Dilediği her şeyi yapan erişilmez güç kuvvet sahibi Azîz olanın katından. Söylediği eylediği her şeyde sayısız hikmet olan ve hükmetme şanından olanın katından. Yeri ve göğü mükemmel bir şekilde yaratan ve yarattığı her şeyi yönetenin katından. Her şeyi bütün ayrıntısıyla bilen Yüce Allah’ın katından inen bir kitap.
O kitap ki yeryüzüne inmeden önce ilahî arşiv Levh-i Mahfuzda hazır ve koruma altındaydı. Ona tertemiz meleklerden başkası dokunamazdı. O, şerefli tertemiz meleklerin eliyle, meleklerin şâhı olan vahiy meleği vasıtasıyla son peygambere inmiş bir kitaptır.
Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap’ta mevcutken âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kur’ân-ı Kerim’dir.
Doğrusu sana vahyedilen bu Kitap, Levhi Mahfuz’da bulunan şanlı bir Kur’ân’dır.
Dikkat et; bu Kur’ân bir öğüttür. Dileyen onu öğüt kabul eder. O, kutsal kılınmış, yüceltilmiş, arınmış sahifeler üzerindedir. İyi ve saygın elçilerin eliyle yazılmıştır.
Bir de Kur’ân’ın inişini anlatırken Yüce Rabbimizin Biz deyişi vardır ki bu Yüce Rabbin azametini ve indirdiği vahyin muhteşemliğini bildirir: Kur’ân’ı sana indiren şüphesiz Biziz Biz. Doğrusu Kitabı Biz indirdik Biz, onun koruyucusu da elbette Biziz Biz. Doğrusu, Biz, Kur’ân’ı kadir gecesinde indirmişizdir. Doğrusu, insanlar arasında Allah’ın sana gösterdiği gibi hükmedesin diye Kitabı sana hak olarak indirdik; hakkı gözet, hainlerden taraf olma.
Şimdi bütün bunları bilen bir insan, o kitabı herhangi bir kitabı eline alır gibi alabilir mi, onu herhangi bir kitabı okur gibi okuyabilir mi, herhangi bir kitap hakkında konuşur gibi onun hakkında konuşabilir mi? Onun için diyoruz ki Kur’ân’ı bize tanıtan bu ayetler, Kur’ân karşısındaki esas duruşumuzu bize hatırlatır. Bu bilinçte olan Müslüman Kur’ân’ın mushafına da saygı duyar, yazısına da saygı duyar, okunuşuna da özen gösterir, onu dinlerken de ilgi ve saygıyla onu dinler.
Zira Kur’ân karşısındaki duruşumuzu bizzat Kur’ân’ın kendisi belirler:
Kuran okuduğun/okuyacağın zaman, kovulmuş şeytandan Allah’a sığın. Ayet, okuduğun zaman eûzü çek emrini vermektedir. Buna göre müfessirler, hem okumaya başlamadan önce, hem de okuyup bitirdikten sonra şeytandan Allah’a sığınmanın gereğine dikkat çekmişlerdir. Okumaya başlarken eûzü çekeceğiz ki, şeytan bizi onu okumaktan alıkoymasın, onu yanlış okumaya ve yanlış anlamaya bizi sevk etmesin. Okuduktan sonra da şeytandan Allah’a sığınacağız ki, o bizim tekrar Kur’ân okuma arzumuzu tüketmesin, okuyup öğrendiklerimizi yaşama ve Kur’ân çizgisinde durmaktan bizi alıkoymasın.
Kur’ân okunduğu zaman ona kulak verin, dinleyin ki merhamet olunasınız. Rahman ve Rahîm olanın merhametine nâil olmak ve merhametli bir kul olabilmek için, susu okunan Kur’ân’ı can kulağı ile dinlemeliyiz. Okurken Yüce Allah ile konuşur gibi okumalı, dinlerken de Yüce Yaratıcıyı dinlercesine dinlemeli. Tabi ki okuyup dinlemekten kasıt onun gereklerini yerine getirmektir. Nitekim ayetler gerçek manada onu okuyup dinleyenlere Kur’ân’ın tesirini şöyle anlatır:
Onlardan geceleri secdeye kapanarak Allah’ın ayetlerini okuyup duranlar vardır…
Ayetlerimize ancak, kendilerine hatırlatıldığı zaman secdeye kapananlar, büyüklük taslamayarak Rablerini överek yüceltenler, bedenlerini yataklardan uzak tutup korkarak ve umarak Rablerine yalvaranlar ve verdiğimiz rızıklardan sarf edenler inanır.
De ki: «Kur’ân’a ister inanın, işten inanmayın, O’ndan önceki bilginlere o okunduğu zaman, yüzleri üzerine secdeye varırlar» ve «Rabbimiz münezzehtir. Rabbimizin sözü şüphesiz yerine gelecektir» derler. Ağlayarak yüz üstü yere kapanırlar; bu, onların gönüllerindeki saygıyı artırır.
Onlar, Rahman’ın ayetleri onlara okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlardı.
O inkârcılar, Kur’ân okunduğu zaman secde etmezler, onun hükümlerine boyun eğmezler.
Mesajlar
Kur’ân Allah kelamıdır. Onu elimize alırken, onu okurken, dinlerken, anlayıp anlatırken, gereklerini yerine getirirken bu bilinçle hareket etmeliyiz.
Kur’ân, herhangi bir insanın, meleğin, peygamberin sözü değildir. O, lafzı ve manasıyla Aziz-Alîm-Hakîm olan Yüce Allah’ın sözüdür. O, erişilmez gücün sahibidir, Kur’ân karşısındaki duruşuna göre kullarını ödüllendirir yahut cezalandırır.
Kur’ân’ı okuyup dinlemekteki asıl amaç, onu doğru bir şekilde anlayıp gereklerini yerine getirmektir.
Kur’ân’lı olmak, Kur’ân ahlakıyla ahlaklanmak dünya ve ahirette bizim rahmete ermemize vesiledir. Zira kitapsızlık, insan için hüsrandır.
Kur’ân’ı okuma, dinleme yeri, zamanı, ortamı ondan istifade etmemize etki eder. Onun için tertemiz bir gönül, önyargısız duru bir zihin, tertemiz bir ağız ile sükunetli yer ve ortamlarda Kur’ân’ı ağır ağır, sindire sindire okumalıyız ki ondan istifademiz çok olsun.
